2 Ağustos 2011 Salı

Atatürk beğendi mi?

Yaz sıcağında asma budayan Türk basını, bir yandan okurlarının abazan kesimine hizmet amacıyla güney kıyılarımızda bikinili kız izliyor, bir yandan da bozkır magazinine ballandıra ballandıra dalıyor:
YAŞ toplantısında, tarihte ilk kez, Başbakan masanın ucuna tek başına oturmuş, yeni Genelkurmay Başkanı (şimdilik vekili) sağına geçmiş, Milli Savunma Bakanı da soluna...
İyi, güzel. Olumlu gelişmeler.
Yeni anayasayla Genelkurmay "otonom" olmaktan çıkarılıp bakanlığa bağlanınca, yani protokol yerli yerine oturunca, "Avrupa standartlarına" kavuşunca daha da güzel olacak.
Fakat toplantıdan sonra, 37 derece sıcakta, o güneşin altında Anıtkabir'e çıkmışlar.
Atatürk'ün yüce katına.

Atatürk kalkıp bir yere gidemediği için (örneğin Samsun limanına), ona gidiliyor.
Çelenk bırakıp saygı duruşunda bulunmuşlar. Kara gözlükler takılmış.
Bu törenin en güzel yanı "defter imzalamaktır" tabii. Deftersiz olmaz.
Ankaralılar'a heyecan veren gelişmeleri izleyelim: Anıtkabir'e planlanandan bir saat önce gitmişler. (Vay be! Bunun derin anlamı ne olabilir, acaba Yunan ordusu bu yüzden mi alarma geçti?)... Arslanlı Yol'dan başlayan yürüyüş sırasında bazı komutanların "gergin yüz ifadeleri" dikkat çekmiş, bazıları da yere bakmayı tercih etmişler. ("Anıtkabir buz kesmiş", postalcı basın öyle diyor. İyi ya, serinlemişlerdir.)... Çelenk kırmızıbeyaz karanfillerden oluşuyormuş. (Sarılacivert olacak değildi herhalde, fakat niçin ille de karanfil? Yüce Atatürk'e sunmak için neden daha pahalı ve fiyakalı bir çiçek seçilmiyor?)
Atatürk kalkmış, çiçekleri almış, teşekkür etmiş. Bir daha çelenk getirilmemesini, arzu eden hayırsever devlet yöneticilerinin Türk Eğitim Vakfı'na bağışta bulunmalarını öğütlemiş.
Daha sonra "Misak-ı Milli Kulesi'ne" geçilmiş. (Bu kulenin "Musul Tümseği" ve "Kerkük Çıkıntısı" gibi müştemilatı da var mıdır?)
Başbakan burada deftere birşeyler yazmış. Yazmasa kıyameti koparırlar. Eli mecbur, yazacak.
Atatürk gece kalkıp onları da okumuş olmalı.
Acaba gelişmelerden memnun kalmış mıdır?
"Aferin çocuk, muasır medeniyet seviyesine bir adım daha yaklaştınız" mı demiştir?
Yoksa, "benim kurduğum bürokratik vesayet düzenini yıkıyorsunuz" diye kızmış mıdır?
Bunu en iyi, seçimi kaybedince "Atatürk'ün yüzüne bakamayanlar" bilirler, onlara sormalı. Yere bakıp danışabilirler kendisine.
Biz gene aykırılığımızı yapalım da... Hadi 23 Nisan'ı, 19 Mayıs'ı, 30 Ağustos'u, 29 Ekim'i anladık... Niçin "YAŞ toplantısında bile" Anıtkabir'e çıkılıyor?
Atatürk'ün başka işi yok da, Yüzbaşı Muzaffer'in binbaşılığa terfisiyle, Albay Cengiz'in emekliliğiyle mi uğraşacak? Tayin kararnamelerine paraf mı atacak?
Niçin bürokrasi vara yoğa soluğu Anıtkabir'de alır ikide bir?
Peki, "çaput bağlama" aşamasına ne zaman geçeceksiniz?
Niçin futbol takımı bile maç kazanınca Atatürk'ün elini öpmeye gidiyor da... (Maçtan önce Eyüp Sultan'a, ama kazanınca Anıtkabir'e.) Örneğin sivil bürokrasinin ne günahı var canım?
Diyelim AOÇ yöneticileri şişeleme startı verilince niçin Anıtkabir'e koşmazlar? Atatürk ayrancılığa da büyük önem vermemiş miydi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder