18 Ağustos 2011 Perşembe

PKK da peygamber ocağı mı?


Şehit Binbaşı Yavuz Başayar'ın annesi İnayet Başayar "Peygamber ocağında görev yapıyordu.

Şehit oldu Peygamberimiz'in yanına gitti" demiş oğlunun şehadet haberini alınca...

Bunu okuyunca aklıma, oğlu kızı PKK saflarında olan anne babalar geldi.

Hep şöyle deniyor ya:

Bölgede hemen her evden PKK'ya bir katılım olmuştur. Bu da PKK'ya halk desteği sağlıyor.

Acaba nasıl bir kalbi destektir bu?

Mesela şu anda oruç tutan, namaz kılan bir dindar Kürt nasıl bir destek verebilir PKK'ya?

Mesela şöyle bir cümle kurar mı, oğlu dağda çatışmada ölen bir Kürt anne?

-Oğlum, peygamber ocağı olan PKK'da çarpışıyordu, öldü, şehit oldu, Peygamberimiz'in yanına gitti!"



Der mi?

Demez bence.

Çünkü PKK ile ilgili bir "peygamber ocağı" kültürü yoktur. Ölene belki "şehit" denir ama onun da "dini" bir anlamı yoktur.

Onun Peygamberimiz'in yanına gideceği gibi bir inanç da yoktur.

Yoktur çünkü PKK'lı "Mehmetçik" değildir. Yani adını, İslam'ın kutlu Peygamber'ine izafeten almaz. Onun adı, kendilerinin jargonunca "gerilla"dır en çok. Gerilla da, Müslüman kültürün ürünü değildir.

Niye bunları yazıyorum?

Yaşadığımız zihni karmaşanın boyutlarını görmek için.

Bizim askerimizin yanlışları olmuyor mu? Oluyor. "Peygamber ocağı" vasfıyla da "Mehmetçik" vasfıyla da çelişen misyonlar yüklendiği oluyor orduya... Yanlışlar yaptırılıyor.

Ama ona, halkın yüklediği misyon önemli her şeyden önce. O güç, dönüp dolaşıp gelecek o peygamber ocağı misyonuna...

Peki daha en başta, "peygamber ocağı" vasfıyla alakası bulunmayan bir örgüt bu misyona çekilebilir mi?

Oğlu, kızı PKK saflarında bulunan ve içinden örgüte sempati duyan Kürt kardeşim, nihai anlamda nasıl bir silahlı örgüt görüyor PKK kimliğinde?

Bizim ordudaki yanlışlar, "Ordunun gerektiğinde millete rağmen -yani döve döve- milleti yarattığı" anlayışından doğdu. Türkiye, bu yanlış ordu formatını düzeltmek ve bu müesseseyi gerçekten bir "peygamber ocağı" haline getirmek için mücadele veriyor. Ve hiç de kolay bir mücadele değil bu. Maalesef, bu yanlış format yüzünden kurbanlar veriliyor.

Şimdilerde PKK'da da, "Gerekirse döve döve, Kürt ulusunu yaratma" gibi bir misyon gözleniyor ve silahlı güç olarak, bizdeki en yanlış formata oynuyor.

Dindar Kürt insanı, gerilla nedir biliyor mu, Stalinist yapı nedir biliyor mu, Zerdüştlük nedir biliyor mu?

Evlat sevilir. Evladın başına bir şey gelmesi istenmez. Evladın içinde yer aldığı yapıya da sempati duyulur.

Ama iş, artık cinayetlere yönelmişse, evladınız elinde silahla dolaşıyor, ölüyor öldürüyorsa, caminizin imamını, apartmanınızda komşunuz olan güvenlik görevlisini, haraç vermeyen iş adamını katletmeye, kaçırmaya kalkışmışsa hatta önüne çıktığınızda sizi bile tepeleyip geçeceğinden eminseniz, yani bir tür Frankeştayn ürünü kişilik ortaya çıkmışsa, orada bir yanlışlık var demektir.

Sahi, öldüğünde nereye gitmek ister bir Müslüman Kürt?

"Peygamber'e komşu olmak" vardır her müminin gönül dileğinde değil mi?

Orada çocuklarınızla, ailenizle birlikte olmak istersiniz değil mi?

Peki ya PKK bünyesindeki oğlunuz, kızınızın bir "Peygamber komşuluğu" özlemi var mı?

Eminim bu sorularım bir PKK kampında okunsa, kahkaha ile gülerek alay edeceklerdir.

Aslında benim yazımla değil, Kürt anne babalarının gönül dünyası ile alay etmiş olacaklardır.

Çünkü onlara göre anneler babalar, "bilinçlenmemiş" bir dünyanın bakiyeleridir. Yanlış formatla kurumlaşmış bir yapıyı değiştirmek zordur.

"PKK tarafından yaratılmış bir Kürt ulusu"nun bireyi olmak nasıl bir şeydir, hiç düşünülüyor mu bilmem.

Emin olun o, Türkiye'nin yaşadığı acıların bin katı daha büyük acı demektir.

Çünkü Türkiye, her şeye rağmen Osmanlı mirasıyla yaşadı. PKK'nın dünyası ise her şeyin sıfırlandığı ve her şeyin yeniden Stalinist yöntemle formatlandığı bir yapıya yöneliktir.

Onun için uyarmak isterim: İsteyen Peygamber'e komşuluğu seçer, isteyen Öcalan'a komşuluğu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder