20 Ağustos 2011 Cumartesi

Mogadişu cehenneminden bildiriyorum


20 Ağustos 2011 Cumartesi
Uçak, Hint Okyanusu’nun tirşe rengi sularını yalayarak piste doğru alçalıyor...

Pistin çatlamış zemininde otlar bitmiş. Pistin yanı başında kırılmış bir uçak yatıyor.

Uçağımız duruyor. Resmi üniformalı çelimsiz görevliler ite kaka ineceğimiz merdiveni uçağa yaklaştırıyor.

İniyoruz.

***

Mimari planı çok yetersiz bir şantiye hissi veren havaalanına giriyoruz. İçerisi de dış görüntü gibi. Karmakarışık.

Burası bildiğimiz klasik havaalanlarıyla yakından ya da uzaktan ilgisi olan bir yer değil. Pasaport polisinin gişeleri, bilgisayarlar filan yok... Pasaportlar elden toplanıyor. Bize özenli davrandıkları için pasaportları ve valizleri arkamızdan kalacağımız yere göndereceklerini söyleyen birisi ile muhatap oluyoruz.

İnanmadığımızı görünce kimliğini gösteriyor, protokol şefi... Ama bir de kendisinin vali olduğunu söyleyen ama binaya girerken üstü aranan bir başkası daha var...

Neyse ki epey sonra valizler de pasaportlar da kaldığımız yere geliyor.


***

Kalacağımız yer, Somali’nin ‘Büyükelçiler Evi’ denilen devlet konuk evi... Galiba Mogadişu kentindeki tek kalınacak yer.

Zar zor bir oda buluyorlar, iki kişilik. Oral Çalışlar ile buraya yerleşiyoruz. Uzatmamak için tek örnek veriyorum, banyo kapısının kilit dişi dışarıda kalmış, kapı kapanmıyor. Ama neyse ki su, sabun, havlu var. Ama üzerimize çekeceğimiz pikemsi bir şey yok. Buralarda yatağa uzanıp öyle uyuyorlarmış...

***

Kent, yirmi yıldır süren kabilelerin iktidar savaşları yüzünden un ufak olmuş... Kelimenin tam anlamıyla iskelet halinde bir harabe...

Bina gibi yol filan da yok.

Daha korkunç ve allak bullak eden gerçek ise kuraklığın ve iç savaşın dehşetinden başkente ulaşabilen çoğu çocuk ve kadın, kalanı da yaşlı binlerce insanın sığındığı kamplardaki durum...

‘Kimse Yok Mu’ Derneği özverili çabalarıyla kamplarda çare olmaya çalışıyor ama sanki deryada damla gibi...

Ama gene de birkaç bin insana günlük yemek çıkıyor, ortak çeşme ve tuvalet alt yapısı oluşturuluyor.

İnsanın içini kıyan çaresiz gözlerle bakan kadınlar, para isteyerek etrafınızı anında saran çocuklar ve çer çöp ile oluşturulmuş, ağır sefaletin hüküm sürdüğü binlerce çadırımsı barınaktan oluşan insan ambarları.

Doktorları dinlediğinizde, mantardan vücudu yenmiş bebeciklerden koleraya kadar ortaya dökülen sarsıcı durumu öğrenince, o çadırımsı yerlerde yaşamın değil, yaşam benzeri ağır bir çilenin hüküm sürdüğü gerçeği ile tanışıyorsunuz.

***

Bu canım ülke neden bu durumda?

Kesinlikle kuraklıktan değil...

Akılsızlıktan.

Kabilelerin buralara egemen olma savaşı ülkeyi ve halkı bitirmiş...

Böylesine geri bir siyasetin kabile düzeyindeki akıl almaz iktidar dövüşü, hem halkı, hem de ülkeyi mahvetmiş...

Bir cennet, cehenneme dönmüş.

***

O kadınların, o çocukların insanın içini kezzaplayarak eriten bakışları...

Somali, insanı insanlığından utandırıyor...

Ama buranın derdi sadece yardımlarla giderilecek gibi değil, nihayetinde gördüğümüz o korkunç, kahredici tablo, talihsiz Somali’nin kendi reflekslerinin ürettiği bir tablo...

Buna kim kalıcı bir çare olabilir ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder