24 Ağustos 2011 Çarşamba

Kaddafi: ‘Türkleri sevmem...


MEHMET Barlas, Kaddafi ile ilk konuşan gazetecilerden biridir.
Belki de ilki...
Pazartesi gecesi Bodrum’da “kadim dostlar” buluşmuştuk.
O keyifli anlatımından alıntılar yansıtayım:
1970’lerin başıydı.
O zaman çalışmakta olduğum Cumhuriyet’in sahibi Nadir Nadi (merhum) beni çağırdı.
“Libya’ya gideceksin, Kaddafi’yle röportaj yapacaksın” dedi.
İdareden 800 dolar verdirtti.
Bu arada Ortadoğu’dan iki liderle daha konuşmak görevini de ekledi 800 dolarlık harcırahımın içine.
O iki liderle konuşmak hiç zor olmadı.
Kaddafi’ye gelince sonu gelmez beklentiler ve boş çıkan randevularla günler geçiyordu.
Bana -gerçekleşmese de- randevu sağlayan müsteşar ile tercümeleri yapması için anlaşmıştık.
Ama...

Daha ilk randevuda -bembeyaz bir yüzle- “ben gelmiyorum. Kaddafi’yle aranızda tercümanlık yapamam” diyerek yan çizdi.
Sordum:
“Neden?”
Müsteşarın ağzı kurumuştu. Korkudan olmalı.
Kısık bir sesle “bir kelimemi beğenmez ya da yüzümden hoşlanmaz çeker tabancasını vurur” dedi.
..................................
800 dolar artık suyunu çekmek üzereyken sonunda genel sekreterinin odasında Kaddafi içeri dalıvermiş. Mehmet Barlas’a konuşmuş.
Sorular zaten hazır.
İlk soru:
“Türkler için hisleriniz nedir?”
Cevap:
“Sevmem. Laikliği seçtiniz.”
Konuşma başladığı gibi Kaddafi’nin “Türkiye’ye olumsuz bakışını yansıtan” cevaplarıyla sürmüş.
Daha sonraları ilişkiler ısındı.
Türkiye’nin “dış müteahhitlik” süreci Libya’da başladı.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Türk Hava Kuvvetleri’nin -döviz sıkıntısı nedeniyle eksikleri- Libya’nın zengin savunma depolarından karşılandı.

DİKTATÖRLER ZALİMDİR
YUKARIDAKİ anı Kaddafi’nin “kıyıcılığına” örneklerden biridir.
40 yılı aşkın süre Libya’yı “dehşet psikolojisiyle” yönetmiştir.
Düşünün ki ona röportaj sırasında tercüme yapacak müsteşar düzeyine yükselmiş bir diplomatına bile ölüm korkusu veriyor.
Yüreğine “bir kelimemi hatta yüzümü beğenmezse çekip tabancayı beni vurur” dehşetini salıyor.
Buna benzer bir sahneye Bağdat’ta ben de tanık olmuştum.
Birinci Körfez Savaşı öncesiydi.
Irak’ın sonradan idam edilen diktatörü Saddam Hüseyin tarafından kabul edilen bir grup gazeteci arasındaydım.
Salondaki büyük koltukta Saddam oturuyordu.
İki yanında “yay” düzeninde sıralanan iskemlelerde komutanları ve hepsi de askeri üniformalar içinde olan bakanları sıralanmıştı.
Bakanlar ve komutanlar kollarını çapraz yapmış, sağ elleriyle sol, sol elleriyle de sağ omuzlarını sıkı sıkıya kavramışlardı.
Başlarını sağ yana yıkmışlardı.
Çok garip bir görüntüydü.
Saddam’ın sarayından ayrıldıktan sonra “kollar omuzlara çapraz kafalar sağ omuza yıkılmış” oturmanın anlamını öğrenmiştim.
“Hayatım sana feda, dilersen koparırsın bu kafayı” demekmiş.

DİLERSEN VUR BOYNUMU
BİR de hinliği var bu oturuş düzeninin.
Kollar çapraz, eller omuza kenetliyken hiçbiri silah çekip, Saddam’a suikast yapamazmış.
Gerçi biz “huzura (!)” çıkarılmadan hepimiz sıkı sıkıya aranmıştık.
Kameralara, fotoğraf makinelerine hatta tükenmez uçlu kalemlerimize ve rozetlerimize bile el konulmuştu.
Aynı titiz arama hiç kuşkusuz bakanlarına, komutanlarına da yapılıyor olmalıydı ama Saddam gene de işi sağlama alıyordu anlaşılan.
Öğrendiğime göre dünyada siyasi liderlere yapılan bütün suikastların görüntülerini defalarca izler, en küçük ayrıntıyı bile tespit edermiş.
Turgut Özal’a, Kartal Demirağ’ın tabancayla suikast girişimini de yüzlerce kez izlemiş.
Yani...
“Paranoya” kertesinde korkak ve müthiş kan dökücü...
Diktatörlerin temel özelliğidir bunlar.
Sıra dağlar gibi “megalomani” hastalığını da ekleyiniz.
Diktatörler kimseye güvenmezler.
Kara bir boşluğun ortasındadırlar.
Ve...
Bütün bunlara karşın kaçınılmaz sondan kurtulamazlar.
Devrilmek kaderleridir.
Ölüm ise şans...
Çok azı bu “zelil” durumu taşımanın ölümden daha ağır olduğunu görebilir.
Yaşamını kendi noktalar.
Şu satırlar yazılırken Kaddafi’nin nerede olduğu hâlâ bilinmiyordu.
Trablus’un bazı kenar semtlerinde hâlâ tek tük direnişlerde umut ışığı buluyor muydu, bilmiyoruz.
Ancak...
O koymasa bile “nokta” gözümüzün önünde.
Çağımız diktatörlerini ardı ardına deviren rüzgâr Suriye’ye doğru kuvvetlenerek esiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder