"Güçlü ordu güçlü millet" diyorlar. Doğrudur. Ama bir şartla: Ordu kayıtsız-şartsız milletin ve dolayısıyla millet tarafından seçilmiş idarecilerin emrinde olacak!
Sivil otoriteye itaat etmekte zorlanan Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanları emekliliklerini istemekle çok iyi ettiler.
Artık yeni Türkiye'nin yeni ordusunu görmek istiyoruz. Askeri vesayet düzenini geride bırakan yeni Türkiye ile uyumlu komutanlar görmek istiyoruz.
Hakan ALBAYRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakan ALBAYRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Temmuz 2011 Cuma
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Kan manyakları!
Barış ve Demokrasi Partisi seçimlerde büyük bir başarı kazandı. Seçildikleri halde Meclis'e giremeyecek olan birkaç BDP'li milletvekili var, fakat zamanla onların da Meclis'e girebilecekleri / girmeleri gerektiği yönünde yaygın bir kanaat oluştu ve iktidar partisi de bu kanaati paylaşıyor. Daha önemlisi; yeni bir anayasanın, sivil bir anayasanın, Kürtleri de tatmin edecek bir anayasanın acil gerekliliği artık genel kabul görüyor. Öte yandan, uzun tutukluluk sürelerinin kabul edilemezliği konusunda da bir mutabakat -dolayısıyla bütün KCK'lı tutukluların salıverilmesi için bir perspektif- mevcut.
27 Haziran 2011 Pazartesi
Ahmedinejad ve Nasrallah'a Açık Mektup
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
İran Cumhurbaşkanı Muhterem Mahmud Ahmedinejad,
Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Muhterem Hasan Nasrallah,
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
İran Cumhurbaşkanı Muhterem Mahmud Ahmedinejad,
Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Muhterem Hasan Nasrallah,
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
3 Mayıs 2011 Salı
Üsame Bin Ladin ve "dünyanın en tehlikeli terör örgütü"
Afganistan'da, Pakistan'da her gün masum sivilleri öldürüyorlar. Öldürüyorlar ve doğru dürüst bir özür bile dilemiyorlar. "Terörle mücadelede olur böyle şeyler" havasındalar. Irak'ta belki 1 milyon masum sivilin kanına girdiler, adeta soykırım yaptılar. Onu da "terörle mücadele"nin hatırı için sineye çekmemizi bekliyorlar.
Bu katliam süreci Üsame Bin Ladin'e mal edilen 11 Eylül saldırıları üzerine başlamıştı, fakat Batılı emperyalistler o saldırılardan önce de İslam dünyasında böyle terör estiriyorlardı. Canları çektikçe Irak'ı bombalıyor, çoluk-çocuğu havaya uçuruyor, amansız ambargolarıyla da masum Iraklıları katlediyorlardı. Öte yandan, İsrail vasıtasıyla Filistinlilere ve Lübnanlılara kan kusturuyorlardı. Durmadan Müslümanlara zulmediyor, İslam topraklarında durmadan bozgunculuk yapıyor, ama zalim ve bozguncu sıfatlarını daima Müslümanlara yükleyip "Biz ıslah edicileriz" diyorlardı.
Üsame Bin Ladin'in "El Kaide"si işte bu akıl almaz arsızlığa, bu akıl almaz müstekbirliğe, bu akıl almaz caniliğe bir cevap olarak doğdu. Bu cevabın makul olan tarafları var, makul olmayan tarafları var. Makul olmayan taraflarından bir tanesi, emperyalizmle mücadelede sivillerin de öldürülmesine -en azından Amerikalı sivillerin öldürülmesine- cevaz verilmesi yahut sivillerin taammüden öldürüldüğü bazı eylemlerin -mesela New York'taki İkiz Kuleler'e saldırıların- hoşgörülmesi.
El-Kaide tam olarak nedir, kimlerdir, nerede başlar ve nerede biter, Üsame Bin Ladin El-Kaide'nin ne kadarını kontrol ediyordu, hangi eylemlerin sorumluluğu Üsame Bin Ladin'e aitti veya değildi, bunlar çok tartışma götürür. Fakat 'genel geçer' Üsame Bin Ladin ve El-Kaide imajının Müslümanlar tarafından ciddi bir tahlil ve eleştiri süzgecinden geçirilmesi gerektiği muhakkak. Son zamanlarda bunu bizzat Üsame Bin Ladin ve yakın çevresinin de yaptığını duyuyor, umutlanıyorduk. (Üsame Bin Ladin'in iki yardımcısı, Zevahiri ve Atiyetullah, yakın zaman önce "Sivillerin kanı dökülemez" yolunda açıklamalar yaptı ve El-Kaide'ye mal edilen tekfirciliği de reddetti.)
Mezkûr imaj, Ümmet-i Muhammed'in çözmesi gereken bir meseleyi ifade ediyor. Mutedil Müslümanlar elbette "Kafirler ne kadar zulmederlerse etsinler biz onlarla mücadelede fıkıh çerçevesinin dışına çıkamayız" diyecek, düşmanla mücadelede haddin aşılmasına karşı çıkacaklardır. "Terörle mücadele" yahut "özgürlük ve demokrasi" uğruna yüzbinlerce masum sivili gözünü bile kırpmadan öldürebilen ve dünya kamuoyunun bunu makul karşılamasını isteyen ABD ise, El-Kaide yahut başka bir örgütün emperyalizmle mücadelede sivillerin de kanına girmesini kınama hakkına sahip değildir.
Yeryüzünde mütemadiyen fesat çıkaran ve masum sivilleri kitleler halinde öldürüp duran ABD'nin, kendini maşeri vicdanın temsilcisi ve adaletin kılıcı gibi takdim ederek, Üsame Bin Ladin'i 'yargılamasını' ve 'infaz etmesini' içimize sindirebilmemiz mümkün değil, mümkün olmamalı.
Üsame Bin Ladin'in ABD tarafından Pakistan'da öldürüldüğü haberi üzerine bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Dünyanın en tehlikeli ve en sofistike terör örgütünün başının bu şekilde ele geçirilmiş olması herkese ibret vesilesidir" demiş... ABD değil, İsrail değil, El-Kaide mi dünyanın en tehlikeli terör örgütü?
ABD Başkanı Barack Obama, "Adalet yerini buldu" demiş... İslam dünyasında katliam üstüne katliam yapan, sonra bu katliamlara verilen cevapları bahane ederek daha büyük katliamlar yapan ABD'nin yöneticileri -Obama dahil- mahkûm edilip cezaları infaz edilmedikçe, ne adaleti?
Bu kahpe düzenin çarkına tüküreyim (Ah bir tükürebilsem)!
***
Üsame Bin Ladin gerçekten öldürüldü mü, bilmiyorum.
Öldürüldüyse, Allah Teala ecrini arttırsın ve taksiratını affeylesin.
Bu katliam süreci Üsame Bin Ladin'e mal edilen 11 Eylül saldırıları üzerine başlamıştı, fakat Batılı emperyalistler o saldırılardan önce de İslam dünyasında böyle terör estiriyorlardı. Canları çektikçe Irak'ı bombalıyor, çoluk-çocuğu havaya uçuruyor, amansız ambargolarıyla da masum Iraklıları katlediyorlardı. Öte yandan, İsrail vasıtasıyla Filistinlilere ve Lübnanlılara kan kusturuyorlardı. Durmadan Müslümanlara zulmediyor, İslam topraklarında durmadan bozgunculuk yapıyor, ama zalim ve bozguncu sıfatlarını daima Müslümanlara yükleyip "Biz ıslah edicileriz" diyorlardı.
Üsame Bin Ladin'in "El Kaide"si işte bu akıl almaz arsızlığa, bu akıl almaz müstekbirliğe, bu akıl almaz caniliğe bir cevap olarak doğdu. Bu cevabın makul olan tarafları var, makul olmayan tarafları var. Makul olmayan taraflarından bir tanesi, emperyalizmle mücadelede sivillerin de öldürülmesine -en azından Amerikalı sivillerin öldürülmesine- cevaz verilmesi yahut sivillerin taammüden öldürüldüğü bazı eylemlerin -mesela New York'taki İkiz Kuleler'e saldırıların- hoşgörülmesi.
El-Kaide tam olarak nedir, kimlerdir, nerede başlar ve nerede biter, Üsame Bin Ladin El-Kaide'nin ne kadarını kontrol ediyordu, hangi eylemlerin sorumluluğu Üsame Bin Ladin'e aitti veya değildi, bunlar çok tartışma götürür. Fakat 'genel geçer' Üsame Bin Ladin ve El-Kaide imajının Müslümanlar tarafından ciddi bir tahlil ve eleştiri süzgecinden geçirilmesi gerektiği muhakkak. Son zamanlarda bunu bizzat Üsame Bin Ladin ve yakın çevresinin de yaptığını duyuyor, umutlanıyorduk. (Üsame Bin Ladin'in iki yardımcısı, Zevahiri ve Atiyetullah, yakın zaman önce "Sivillerin kanı dökülemez" yolunda açıklamalar yaptı ve El-Kaide'ye mal edilen tekfirciliği de reddetti.)
Mezkûr imaj, Ümmet-i Muhammed'in çözmesi gereken bir meseleyi ifade ediyor. Mutedil Müslümanlar elbette "Kafirler ne kadar zulmederlerse etsinler biz onlarla mücadelede fıkıh çerçevesinin dışına çıkamayız" diyecek, düşmanla mücadelede haddin aşılmasına karşı çıkacaklardır. "Terörle mücadele" yahut "özgürlük ve demokrasi" uğruna yüzbinlerce masum sivili gözünü bile kırpmadan öldürebilen ve dünya kamuoyunun bunu makul karşılamasını isteyen ABD ise, El-Kaide yahut başka bir örgütün emperyalizmle mücadelede sivillerin de kanına girmesini kınama hakkına sahip değildir.
Yeryüzünde mütemadiyen fesat çıkaran ve masum sivilleri kitleler halinde öldürüp duran ABD'nin, kendini maşeri vicdanın temsilcisi ve adaletin kılıcı gibi takdim ederek, Üsame Bin Ladin'i 'yargılamasını' ve 'infaz etmesini' içimize sindirebilmemiz mümkün değil, mümkün olmamalı.
Üsame Bin Ladin'in ABD tarafından Pakistan'da öldürüldüğü haberi üzerine bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Dünyanın en tehlikeli ve en sofistike terör örgütünün başının bu şekilde ele geçirilmiş olması herkese ibret vesilesidir" demiş... ABD değil, İsrail değil, El-Kaide mi dünyanın en tehlikeli terör örgütü?
ABD Başkanı Barack Obama, "Adalet yerini buldu" demiş... İslam dünyasında katliam üstüne katliam yapan, sonra bu katliamlara verilen cevapları bahane ederek daha büyük katliamlar yapan ABD'nin yöneticileri -Obama dahil- mahkûm edilip cezaları infaz edilmedikçe, ne adaleti?
Bu kahpe düzenin çarkına tüküreyim (Ah bir tükürebilsem)!
***
Üsame Bin Ladin gerçekten öldürüldü mü, bilmiyorum.
Öldürüldüyse, Allah Teala ecrini arttırsın ve taksiratını affeylesin.
23 Şubat 2011 Çarşamba
Alayına isyan!
Muammer Kaddafi'nin oğullarından Seyfulislam, rejimin 'akil adam'ı sayılıyordu. Sağduyunun sesi olarak görülüyordu. Doğru dürüst bir anayasa, hukuk devleti, toplumsal uzlaşma, demokrasi istiyordu güya. Libya'nın ufkunda doğan güneş pozlarındaydı. Diktatörlük tünelinin ucundaki ışık... "Seyfulislam Kaddafi televizyonda halka hitap edecek" dediklerinde şöyle düşünmüştüm: Tepkilerin odağındaki Muammer Kaddafi, 'sağduyu timsali' oğlunu konuşturarak halkın gazını almaya çalışacak; Seyfulislam Kaddafi rejim adına özeleştiri yapıp katliamlar için özür dileyecek ve Libya'da yeni bir günün müjdesini verecek. Ama ne gezerı 'Sağduyunun sesi' öyle bir saçmaladı ki, Libya yönetiminin kendi iç dinamikleriyle ıslah edilebileceğine dair son ümit de tükendi. Uyuşturucu alıp askere saldıranlar varmış, tanklar sarhoşların eline geçiyormuş, bunlar hep Mısırlıların ve Tunusluların işleriymiş, onun için İtalyanlara ve Türklere direnmek gerekiyormuş, nitekim Libya ordusu son neferimne ve son mermisine kadar savaşarak Muammer Kaddafi'yi savunmaya (Dikkat buyurun, Libya'yı değil Kaddafi'yi savunmaya) azimliymiş... Tam bir psikopatlık manifestosu! Kaddafi'lerin akil adamı buysa, gerisinin manyaklığını varın siz hesap edin. Ve Libyalıların bu manyaklardan neler çektiğini. Seyfulislam yeterince saçmalamamış gibi, dün de Muammer Kaddafi konuştu televizyonda. "Ben ki İtalyan Başbakanı'na Ömer Muhtar'ın torununun elini öptürmüşüm" filan dedi. Önünde diz çökmeleri için savaş uçaklarıyla bombalattığı Libyalıların gözünün içine baka baka, onların şerefinden başka bir şey düşünmediğini söyledi. Utanmadan, sıkılmadan. El-Cezire'de Libyalı bir doktor konuşuyor: "1984'te beni hiçbir gerekçe göstermeden tutukladılar ve tam 18 yıl 4 ay boyunca –mahkemeye filan çıkarmadan- hapsettiler. Gördüğüm işkencelerin haddi hesabı yok, ama ben gene ucuz kurtuldum. Kaldığım hapishanede işkenceyi protesto eden 1200 tutuklu katledildi... Muammer Kaddafi ve oğulları insan değil. Onlar ayrı bir yaratık türü. Hiçbir insani duyguları yok." Libya'daki ayaklanma işte bu "yaratık türü"ne karşı insanlık haysiyet ve şerefinin ayaklanmasıdır. İslam fıtratının da gereğidir. Arap dünyasının altını-üstüne getiren bütün ayaklanmalar öyle. "Diktatörlük şirktir" diyen Cevdet Said'in kulakları çınlasın; ilahlık tasladıkları için insanlıktan çıkan ve hayvandan da aşağı bir seviyeye inen mahlukların saltanatlarına "La İlahe İllallah" diye haykırarak meydan okuyor insanlar. Öyle haykırmayanların bilinçaltında bile o fıtrat yatıyor. Kula kulluğu kabul edemeyiş, içine sindiremeyiş... Arapların bu devrimlerine diğer Müslüman halkların devrimleri de katılacak inşaallah. Ve bu devrimlerden bazıları bir sürekliğine istikrarsızlık, kargaşa, sefalet getirse de, sürecin sonu esenliktir inşaallah. İslam dünyasının asırlardır görmediği, tatmadığı bir esenlik. Bazı arkadaşlar "Bu devrimlerle gelen demokrasilerin İslami yönetimlere yol açacağı ne malumı" diye sorarak heyecan ve ümidimi gölgelemeye çalışıyorlar. Nafile. Özgürlüklerine kavuşan Müslüman halklar bana göre yanlış tercihlerde bulunsalar bile bu devrimleri kutlamaya devam edeceğim. Gaspedilen tercih hakkı geri alındığı için şükredeceğim. Tercih hakkı ve imkânının olduğu yerde, özgür iradenin olduğu yerde daima ümit de olacaktır.
28 Ağustos 2010 Cumartesi
"Ama Fethullah Gülen'e bir şey dememiştin..."
"İsrail'den izin almadan Gazze'ye yardım götürmenin otoriteye başkaldırı anlamına geldiğini söyleyen Fethullah Gülen'e tepki göstermekten imtina etmiştin, ama iftar baskını münasebetiyle Erbakan Hoca'yı eleştirmekten geri durmadın; ne iş?" diye soruldu.
Bu iki mesele arasında irtibat kurmak bana biraz tuhaf geliyor, ama yine de cevap vereyim:
1- Fethullah Gülen Hocaefendi'nin o açıklamasından misafir olarak bulunduğum bir televizyon programında -canlı yayında- haberdar oldum ve sıcağı sıcağına tepki gösterdim: "Biz oraya zaten İsrail'in gayri meşru, gayri ahlaki, aşağılık otoritesini sarsmaya gidiyorduk..." (İlgili video kaydı internette mevcuttur. Dileyenler arayıp bulabilirler.) Fakat konunun 'topyekûn hesaplaşma'ya varan büyük bir fitneye dönüşme temayülü göstermesi -veya bana öyle gelmesi- üzerine, bu köşede, konu hakkında uzun uzun yazmayı tercih etmediğimi, ümmetin maslahatı için bağrımıza taş basıp konuyu kapatmamızda fayda gördüğümü ifade ettim. Bunda, Hocaefendi'nin Mavi Marmara şehitleri için yayınladığı şu taziye mesajı da etkili oldu: "Filistin'de yaşanan bu drama son verebilmek beklentisiyle yola çıkan, uğradıkları müessif saldırıda hayatlarını kaybederek şehit olan insanlarımıza Allah'tan rahmet diler, başta aileleri olmak üzere, milletimize ve bütün insanlığa taziyelerimi bildiririm."
Bu iki mesele arasında irtibat kurmak bana biraz tuhaf geliyor, ama yine de cevap vereyim:
1- Fethullah Gülen Hocaefendi'nin o açıklamasından misafir olarak bulunduğum bir televizyon programında -canlı yayında- haberdar oldum ve sıcağı sıcağına tepki gösterdim: "Biz oraya zaten İsrail'in gayri meşru, gayri ahlaki, aşağılık otoritesini sarsmaya gidiyorduk..." (İlgili video kaydı internette mevcuttur. Dileyenler arayıp bulabilirler.) Fakat konunun 'topyekûn hesaplaşma'ya varan büyük bir fitneye dönüşme temayülü göstermesi -veya bana öyle gelmesi- üzerine, bu köşede, konu hakkında uzun uzun yazmayı tercih etmediğimi, ümmetin maslahatı için bağrımıza taş basıp konuyu kapatmamızda fayda gördüğümü ifade ettim. Bunda, Hocaefendi'nin Mavi Marmara şehitleri için yayınladığı şu taziye mesajı da etkili oldu: "Filistin'de yaşanan bu drama son verebilmek beklentisiyle yola çıkan, uğradıkları müessif saldırıda hayatlarını kaybederek şehit olan insanlarımıza Allah'tan rahmet diler, başta aileleri olmak üzere, milletimize ve bütün insanlığa taziyelerimi bildiririm."
10 Ağustos 2010 Salı
%60.05 EVET
Anayasa değişikliği referandumu sürecinde "evet"çilerle "hayır"cıların üç aşağı beş yukarı aynı oranda gözüktüğünü ortaya koyan (!) anket sonuçlarını hiç ama hiç gerçekçi bulmuyorum. Hayır oylarının evet oylarına galebe çalacağı yönündeki tespitlere (!) zaten gülüp geçiyorum.
2007 seçimlerinde halkın %46.58'i, statükoya kafa tutan, askeri vesayetle hesaplaşmayı vaat eden, sivil anayasa sözü veren Adalet ve Kalkınma Partisi'ni destekledi. Bu kitle, 12 Eylül darbecilerinden kalma anayasanın değiştirilmesine blok halinde evet diyecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasa gerek.
%46.58'e sadece Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi oylarını ilave ettiğinizde bile %50'ye ulaşıyorsunuz. Peki, başka hiç kimse referandumda evet oyu kullanmayacak mı? Olur mu öyle şey?
2007 seçimlerinde halkın %46.58'i, statükoya kafa tutan, askeri vesayetle hesaplaşmayı vaat eden, sivil anayasa sözü veren Adalet ve Kalkınma Partisi'ni destekledi. Bu kitle, 12 Eylül darbecilerinden kalma anayasanın değiştirilmesine blok halinde evet diyecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasa gerek.
%46.58'e sadece Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi oylarını ilave ettiğinizde bile %50'ye ulaşıyorsunuz. Peki, başka hiç kimse referandumda evet oyu kullanmayacak mı? Olur mu öyle şey?
20 Temmuz 2010 Salı
"İslamcılar Kürtler İçin Yürüdü"
halbayrak@yahoo.com
20 Temmuz 2010 Salı
İHH, Mazlum-Der, Özgür-Der, Anadolu Platformu gibi İslami kimlikli sivil toplum kuruluşları Cumartesi günü İstanbul'da harikulade bir BARIŞ ve KARDEŞLİK eylemi düzenlediler.
Binlerce kişi, Türk-Kürt ayrışmasını kışkırtan ve Kürt meselesini içinden çıkılmaz hale getiren çatışmaların durması, silahların susması için Taksim'de Türkçe ve Kürtçe sloganlar atarak yürüdü; "barıiş ve kardeşlik için silahlar susun. Kendin için istediğini kardeşin için de iste" pankartı altında "İnsanız, ümmetiz, biz kardeşiz!", "Müslüman halklar kardeştir!", "Müslüman zulme boyun eğmez!", "Silahlar susun, kirli savaş son bulsun!", "Bıji bıratiya gelan" diye haykırdı, tekbirler getirdi.
20 Temmuz 2010 Salı
İHH, Mazlum-Der, Özgür-Der, Anadolu Platformu gibi İslami kimlikli sivil toplum kuruluşları Cumartesi günü İstanbul'da harikulade bir BARIŞ ve KARDEŞLİK eylemi düzenlediler.
Binlerce kişi, Türk-Kürt ayrışmasını kışkırtan ve Kürt meselesini içinden çıkılmaz hale getiren çatışmaların durması, silahların susması için Taksim'de Türkçe ve Kürtçe sloganlar atarak yürüdü; "barıiş ve kardeşlik için silahlar susun. Kendin için istediğini kardeşin için de iste" pankartı altında "İnsanız, ümmetiz, biz kardeşiz!", "Müslüman halklar kardeştir!", "Müslüman zulme boyun eğmez!", "Silahlar susun, kirli savaş son bulsun!", "Bıji bıratiya gelan" diye haykırdı, tekbirler getirdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)