01/07/2011
Parti yönetimi, koca CHP'nin bir 'Ergenekon kumpası'nın basit bir aleti haline dönüştüğünü gözler önüne saçıyor.
Bir ülke düşünün, demokrasinin konsolidasyonu yönünde en anlamlı seçimini yapmış olsun, seçime yüzde 87 oranında katılım sağlasın ve seçmenlerin yüzde 95’inin parlamentoda temsilini mümkün kılan bir sonuç elde etsin ve krize yuvarlansın, parlamento açıldığı gün, sanki açılmamış bir görüntü versin.
Türkiye bu.
Böyle bir manzarada krizi aşmanın yolu, normal olarak, tüm tarafların birbirleriyle diyalog kurması, konuşması ve krizi aşmak için müzakere etmeleri değil midir?
Bir ülke demokrasi ise böyle yapılır.
Türkiye’de ‘konuşma’ sıkıntısı yok. Ama konuşma, diyalog değil; kırıcı polemikler halinde. Kriz böylece katmerleniyor.
Cengiz ÇANDAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cengiz ÇANDAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Temmuz 2011 Cuma
29 Haziran 2011 Çarşamba
Çözüm yeri Hakkâri değil, Diyarbakır
29/06/2011
Hakkâri yerine 11 milletvekili çıkaran Diyarbakır'ın 11 milletvekili istifa etsin, ara seçim için. Var mısınız?
Sen yakın tarihin en başarılı seçimini gerçekleştir, yüzde 87’lik bir katılım olsun, seçmenin yüzde 95’i parlamentoya yansımış olsun ve TBMM’yi tarihinde görülmemiş bir açılışla yüz yüze bırak.
Bu, bir “kriz” halidir.
Böyle açılan, daha doğrusu “doğuştan sakat” duruma düşmüş bir parlamento, yasama görevini yerine getirebilir mi? Bu parlamento, anayasa yapabilir mi?
Hakkâri yerine 11 milletvekili çıkaran Diyarbakır'ın 11 milletvekili istifa etsin, ara seçim için. Var mısınız?
Sen yakın tarihin en başarılı seçimini gerçekleştir, yüzde 87’lik bir katılım olsun, seçmenin yüzde 95’i parlamentoya yansımış olsun ve TBMM’yi tarihinde görülmemiş bir açılışla yüz yüze bırak.
Bu, bir “kriz” halidir.
Böyle açılan, daha doğrusu “doğuştan sakat” duruma düşmüş bir parlamento, yasama görevini yerine getirebilir mi? Bu parlamento, anayasa yapabilir mi?
23 Haziran 2011 Perşembe
Krizi aşmanın adresi BDP değil Ak Parti
YSK'nın kararları ve iktidar partisinin bu kararlara karşı 'hareketsiz' halinin, ülkede neye yol açacağını görmek çok mu zordur?
12 Haziran günü tüm dünyaya parmak ısırtan bir seçim geçirdi Türkiye ve bu seçimlerin iki galip çıkarttığında neredeyse herkes ittifak etti: Ak Parti ve BDP.
Aradan topu topu 11 gün geçti ve daha TBMM açılmadan, seçim sonuçları 23 Haziran günü iptal edilmiş oldu.
Diyarbakır’da toplanan BDP destekli seçilmiş bağımsızlar, Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin YSK kararı ve KCK davası tutuklusu seçilmiş beş arkadaşlarının milletvekilliğinin engellenmesi üzerine TBMM’ye katılmama kararı aldılar.
YSK’nın Hatip Dicle kararının ‘kaosa davetiye çıkartmak’ olduğunu düşünen ve belirten çok kişi oldu. Bağımsızların –şuna BDP diyelim- Meclis’e katılmama ihtimali üzerine önüne gelen ‘sağduyu’ çağrısı yaptı.
Ama sonuç olarak BDP’liler, DTK’nın (Demokratik Toplum Kongresi) bir gün önceki tavsiye kararına uyarak TBMM’ye gelmeme kararını aldılar.
Ne yapmalıyız şimdi?
Aradan topu topu 11 gün geçti ve daha TBMM açılmadan, seçim sonuçları 23 Haziran günü iptal edilmiş oldu.
Diyarbakır’da toplanan BDP destekli seçilmiş bağımsızlar, Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin YSK kararı ve KCK davası tutuklusu seçilmiş beş arkadaşlarının milletvekilliğinin engellenmesi üzerine TBMM’ye katılmama kararı aldılar.
YSK’nın Hatip Dicle kararının ‘kaosa davetiye çıkartmak’ olduğunu düşünen ve belirten çok kişi oldu. Bağımsızların –şuna BDP diyelim- Meclis’e katılmama ihtimali üzerine önüne gelen ‘sağduyu’ çağrısı yaptı.
Ama sonuç olarak BDP’liler, DTK’nın (Demokratik Toplum Kongresi) bir gün önceki tavsiye kararına uyarak TBMM’ye gelmeme kararını aldılar.
Ne yapmalıyız şimdi?
7 Ağustos 2010 Cumartesi
'Sivil otoriteye itaat' zamanı
Ankara’da Genelkurmay Karargâhı, Başbakanlık, Çankaya üçgeni arasında Silahlı Kuvvetler’in üst kademesine yapılacak atamalara ilişkin trafik sürerken, yazı yazmak riskli. Gelişmelerin gerisinde kalma ihtimali yüksek. Bununla birlikte, ‘esası kaçırmamak’ söz konusu ise, kimin nereye atanacağı ya da atanmayacağını şimdilik bir yana bırakmakta ve olan-bitenin anlamı üzerinde durmakta yarar var.
Askeri hiyerarşi, ‘sivil otorite’ye itaat etmek zorundadır. Başbakan’ın kim olduğu, hangi partinin iktidarda bulunduğu bu anlamda önemli değildir. Konu, ilkeseldir. Askeri hiyerarşi, ‘teamül’e göre değil, hukuka göre ve yürütmenin tercihine göre yeniden şekillenmek zorundadır. Silahlı Kuvvetler, darbe dönemlerinin ardından edindiği, Türkiye’nin ‘özerk-bağımsız kurumu’ olmaktan çıkmak zorundadır. Nokta!
***
Askeri hiyerarşi, ‘sivil otorite’ye itaat etmek zorundadır. Başbakan’ın kim olduğu, hangi partinin iktidarda bulunduğu bu anlamda önemli değildir. Konu, ilkeseldir. Askeri hiyerarşi, ‘teamül’e göre değil, hukuka göre ve yürütmenin tercihine göre yeniden şekillenmek zorundadır. Silahlı Kuvvetler, darbe dönemlerinin ardından edindiği, Türkiye’nin ‘özerk-bağımsız kurumu’ olmaktan çıkmak zorundadır. Nokta!
***
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)