Oktay EKŞİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oktay EKŞİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Bu kadar da olmaz!


SİLAHLI Kuvvetlerimiz bu ağustosa her senekinden farklı girdi. Farklı çıkar mı bilmiyoruz. Ama ortada nerdeyse tüm yüksek komuta kademesini paralize edecek kadar karışık bir durum var. Çünkü ilk defa hükümet -daha doğrusu Başbakan- tayin ve terfilere bu kadar yoğun şekilde müdahale ediyor.

Tamam, “Kim Genelkurmay Başkanı olacak, kim Kara Kuvvetleri Komutanı tayin edilecek?” soruları -en azından ilgililer için- önemli.
Ama ötede “önemli” başka şeyler de var.
Örneğin kaç gündür çeşitli gazetelerde haberler yayınlanıyor. Sadece “haber” değil, PKK’nın 19 Temmuz 2010 günü Çukurca Hantepe mevziine yaptığı baskında 7 askerimizin şehit edilmesinin inanılmaz bir ihmal yüzünden meydana geldiği iddiaları, “kanıt” denilen görüntülerle birlikte kamuoyuna sunuluyor.
İddiaya göre askerlerimizin bulunduğu mevzie baskın yapmak üzere bir PKK birliğinin yaklaştığı, insansız hava aracı denen Heron’lar tarafından merkeze iletilen görüntülerde görülmüş. Batman’daki “Heron İzleme Merkezi” bu bilgiyi yetkili komutanlara iletmiş. Oradan “Her şey kontrolümüz altında” yanıtı alınmış. Ama sonuç olarak hiçbir şey yapılmamış. Yani askerler orada düpedüz sahipsiz, desteksiz bırakılmış.
Bu, 19 Temmuz’un -ister doğru, ister yalan olsun- kamuoyuna yansıyan hikâyesi.
Daha önce de 20 Haziran 2010 Star Gazetesi’nde Önder Aytaç isimli Doçentin bir iddiası yer aldı:
Dediğine göre 150-200 kişilik bir PKK gücünün (anlaşılan haziran başlarında) sınırlarımızdan içeri sızdığı yine Heron’lar tarafından tespit edilmiş. Batman’daki merkezde görev yapan Albay, komutanlarına “Bunları şimdi vurmayacağız da ne zaman vuracağız?” diyerek başvurmuş. Ama sonuç alamamış.
Görüyorsunuz ne kadar ağır suçlamalar bunlar.

6 Ağustos 2010 Cuma

Terfiler mi dediniz?


ARTIK bir haftamızı Balyoz’a, ötekileri Poyrazköy’e; Arınç’a suikast tertibine; Islak imzaya; Kozmik odaya; Örnek anılarına; Ergenekon’un bilmem kaçıncı dalgasına ayırmaya alıştık. Bunlardan bazıları bir haftada bitmezse günlerimizi bir ay, iki ay o konuyla doldurabiliyoruz.

Son haftaki oyuncağımızın adı da “YAŞ” idi.
Kamuoyu olarak Genelkurmay Başkanı kim olacak? Hasan Iğsız Paşa, Kara Kuvvetleri’ne gelecek mi? O oraya gelmezse, kimin önü açılacak? Üç sene sonra Genelkurmay’da kimi göreceğiz sorularıyla günlerdir doluyuz.
Önce bir gerçeği birlikte saptayalım:
Dünyanın hiçbir ülkesinde bir ordunun komutanlarının tayin ve terfiinin bizdeki gibi “en heyecan verici şey” muamelesi gördüğünü sanmıyoruz.
Ne oluyor?
Sanki Silahlı Kuvvetlerimizin bir numaralı komutanını ve onun yakın iş arkadaşlarını değil de ülkemizin başına geçecek imparatoru belirlemeye çalışıyormuş gibiyiz.
Bu gerçek iliklerimize o kadar işlemiş ki, kimin hangi göreve gelebileceği adeta “hanedan” kurallarına bağlanmış gibi.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Propaganda başladı

TBMM’nin 23 Temmuz Cuma gününden itibaren tatile gireceğini dün açıklayan Başbakan onunla kalmadı. Anayasa değişikliği paketinin halkoylamasında “Evet” oyu alması için propaganda kampanyasını da açtı.

Açış da ne açış? “Evet” hatırına gözyaşı deseniz var, duygu sömürüsünün enva-ı (her çeşidi) var.

Başbakan’a sorarsanız 12 Eylül günü yapılacak olan oylamadan “Evet” oyunun galip çıkması, 12 Eylül 1980 tarihli askeri darbeden intikam alınması anlamına gelecektir. Demokrasimize itibar kazandıracaktır. Kısaca tam bir devrim olacaktır.

Anayasa paketinin içindeki maddeler sadece Başbakan Erdoğan’ın saydıklarından ibaret olsa ve bir de saydıkları onun dediği anlama gelseydi, dediklerine katılırdık.

Doğrudur... Hem biz, hem de öteki pek çok yazar da ifade etti ki, bu pakette -acil bir ihtiyaç sayılmasa da- kadınlar için, çocuklar için, kamu kurumlarında çalışan insanlar için “olumlu” hükümler var.

Sadece onlar getirilmiş olsa veya halkoylamasında sadece onlar için sandık başına gidilmiş olsaydı, mesele yoktu. Hepimiz “Evet” der, belki de en büyük uzlaşıyla kabul edilen yeni hükümlere kavuşmuş olurduk.

Oysa Başbakan da biliyor ki, resmin onun tarafından saklanan parçaları var. Örneğin “demokrasimiz” için bu değişikliğin bir devrim niteliğinde önem taşıdığını söylüyor ama gerçek bir demokrasinin “olmazsa olmaz”ı olan “yargı bağımsızlığının” bu değişiklikle yara alıp almadığına değinmiyor.