Ahmet KEKEÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet KEKEÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2011 Salı

Karayılan hangi yazarları seviyor?

12 Ekim 2011 Çarşamba

Hasan Cemal’in Kürtler”in devamı sayılan “Barışa Emanet Olun” kitabını okuyorum. Hemen söyleyeyim, “faydalı” bir kitap.

Zaten Hasan Cemal ne yazsa okurum... “Tank Sesiyle Uyanmak”tan başlayarak, bütün kitaplarını adeta “yuttum...” Hem de çok şey öğrendim ve geleceği bırakılmış çok önemli belgeler olarak kütüphanemin “önemli kitaplar” bölümünde mahfuz tutuyorum

Bu “Kürtler” ve “Türkler” vurgusu her zaman rahatsız etmiştir beni ama Hasan Cemal’in yazdıklarına ilişkin bir rezerv değil bu.

Dayan İsa, tarihe geçebilirsin

11 Ekim 2011 Salı
İsa kim?
Kim olacak? CHP Mersin milletvekili Sayın İsa Gök...

Kendisi “samimi” bir insandır, yarenlik eder gibi konuşur, dilinin ayarı ve mesafesi yoktur, aklına gelen ilk şeyi söyler, delikanlıdır, sözünün nereye gideceğini hesap etmez; her sözü ve davranışıyla Kurtlar Vadisi repliğini hatırlatır.

7 Ekim 2011 Cuma

Bir de bu vardı, değil mi?

7 Ekim 2011 Cuma

KCK soruşturması, Kürt meselesi, CHP’de pırtlayan liderlik sorunu, Soner Yalçın’ın “en seksi erkek” ilan edilmesi, hepsi tamam da, bizim bir de Nobel gündemimiz vardı, değil mi?

Bu yıl ödül, İsveçli şair Tomas Tranströmer’e gitti.

Daha doğrusu ödül, yedinci kez, ata yurdu olan İsveç’te kaldı.

Tomas Tranströmer’i tanımıyorum.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Sizden pislik yapmanızı bekliyoruz

6 Ekim 2011 Perşembe
Diyor ki Osman Can, “Danıştay baskını, AK Parti kapatma davası, Hrant Dink ve Malatya cinayetleri gibi silahların hiçbiri Türkiye’deki sessiz devrimin kendi anayasal düzenini inşa etme yolunu kapatamadı...”

Daha açık konuşmak gerekirse, “yeni anayasa ihtiyacını” ortadan kaldırmak ve girişim sahiplerini caydırmak için, ellerinden gelen her pisliği yaptılar.

Peki, Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in riyasetinde yürüyen “yeni bir anayasa için uzlaşma” çabaları sonuç verecek mi?

15 Eylül 2011 Perşembe

MOSSAD MİT’in neresinde?

16 Eylül 2011 Cuma
Ehud Barak, MİT Müsteşarı Hakan Fidan için, “İran ajanıdır, tehlikeli bir adamdır, ben uyarmış olayım da...” kabilinden bir açıklama yapmıştı.

Sonra da, “bazı önemli sırlar”dan bahsetmişti.

Barak’a göre bu “bazı önemli sırlar” her an İran’ın eline geçebilirdi.

Hemen tahmin ettiniz:

Barak, örtük cümlelerle, üç ülkenin (Amerika, İsrail ve Türkiye) istihbarat örgütleri arasında vakti zamanında “kurulmuş bulunan” ortaklığa, bu ortaklığın önemine işaret ediyordu.

Bence soru şu olmalı:

9 Eylül 2011 Cuma

Bu ülkeden ne istiyorsunuz Kemal Bey?

10 Eylül 2011 Cumartesi
Stratejistler ve terör uzmanları diyor ki, “İktidar ve muhalefet tersleşmesi bu üslupla devam ederse, ne terör sorunu halledilir, ne de İsrail konusunda bir mesafe alınır.”

Ben tercüme edeyim:

Demek istiyorlar ki, “Bu CHP’yle hiçbir sorun çözülmez.”

Bu CHP’yle, geçmişte, hiçbir konuda hiçbir olumlu iyileştirme sağlanamadı çünkü...

Ne demokratikleşmede mesafe alınabildi, ne “asker sorunu” çözülebildi, ne de serbest piyasa uygulamaları hayata geçirilebildi.

Hatırlayalım: “Serbest piyasaya bağlı bir demokratikleşme” tezinin izini sürdüklerini öne sürenler (örneğin Baykal’ın CHP’si), sürekli bir “engelleyici unsur” olarak çıktılar parlamentonun karşısına.

Darbeleri savundular...

Muhtıralara omuz verdiler.

28 Şubat’taki soygunlara göz yumdular.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Silivri’den çıkamıyor ki!

24 Ağustos 2011 Çarşamba
Dikkat ettim, kaç gündür Kemal Bey’in yapıp ettiklerini yazmıyorum.

Daha doğrusu, yazamıyorum.

Çünkü yok...

Kendini yazdırmayan bir siyasetçiyle karşı karşıyayız.

Kendini yazdırmadığı için de, “yok” sayılıyor, “etkisiz eleman” muamelesi görüyor.

Pardon, geçenlerde gündeme gelmişti.

18 Ağustos 2011 Perşembe

İyi mi oldu yani?


19 Ağustos 2011 Cuma

İki kere iki dört: Kazananı olmayan, olmayacak bir savaş bu...

Şiddetle ve terörle sonuç alınamayacağı, “kanla barış tesis edilemeyeceği” görüldüğü, edildiği halde, onaylandığı halde, PKK “terör politikalarından” vazgeçmedi, ayağına kadar gelmiş barış fırsatını değerlendirmedi ve “sürekli savaş” dedi.

Bu örgüt ne istiyor?

Bağımsız bir devlet mi?

Federatif bir Kürdistan mı?

Demokratik bir Türkiye mi?
Dile getirilmekte imtina edilen birtakım haklar mı?

İstenen “haklar”ın, hukukla ilişkisi nedir ve bunlar “devleti” ne tür bir hukuki iyileştirmeye yahut “düzenlemeye” icbar ediyor?

Öcalan’ın durumun iyileştirilmesi, ev hapsi türünden tedbirler mi?

Yeni bir anayasa mı?

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Paşa beni aradı

10 Ağustos 2011 Çarşamba
Nasıl kibar, nasıl anlayışlı, nasıl empatiyle dopdoluydu.

Bir yazımda, isim vermeden, “üçlü” bir görüşmeye katıldığını ima etmişim...

Hangi görüşmeydi, görüşmede kimler vardı, bu görüşmeye katılmış olmak katılımcılara nasıl bir külfet getiriyordu?

Hatırlamıyorum.

Dediler ki, “Hıfzı Çubuklu seni arıyor...”

Eskiden olsa, “Hadi lan... Şimdi bittik işte” derdim. Tırsardım açıkçası.

Eskiden bu tür telefonlara muhatap da olmazdım... Karargâh karargâh dolaşan, Paşalarla muhabbet tesis eden, elinin altında kolayca ulaşabileceği bir Paşa bulunduran, “Emir ve görüşlerinize hazırım” cümlesini çok sık kullanan meslektaşlardan değilim.

5 Ağustos 2011 Cuma

Komutan sopası

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Aziz abi (Aziz Üstel), Kemal Tahir’in kitaplarını yayınlayan yayınevinin (Bilgi Yayınları’nın) yöneticisi olduğu için bilmem kaç kez içeri alınıp falakaya yatırılmış.

Böyledir...

Bugün anlatıldığında “inandırıcı” bulunmayan ve irrasyonel bir iklimin sür reel olayları gibi algılanan olaylar “aynen” yaşanmıştır.

Bu arada...

Kendisinde “ötekini falakaya yıkma hakkı” gören komutanı da acayip keklemişler... Herhalde, rahmetli Kemal Tahir’in “yıkıcı-bölücü” bir rol ifa ettiğini düşünüyordu.

Hani, “Bunlar komünistti. Bunlar satılmıştı. Türkiye’ye komünizmi getirip vatanı satacaklardı” ya... Aziz abi de bu klişenin narına yandı herhalde...

Devlet adına kalkışan komutan bilmiyor ki, Kemal Tahir’i Kemal Tahir yapan, “kerim devlet” fikriyatıdır.

Bilmiyor ki, bölücü-yıkıcı faaliyetlere karşı, hep “bütünlüğümüzü” savunmuştur.

4 Ağustos 2011 Perşembe

İzin ver de sevinelim

4 Ağustos 2011 Perşembe

Hissiyatımı söyleyeyim: Hürriyet gazetesinin, “Yeni Masa Düzeni” başlığıyla, biraz da gizem katarak sunduğu fotoğraf yağlarımı eritti.

Buydu...

Bir fotoğraf (fotoğrafta görülen yeni oturma düzeni), kâmilen demokratikleştiğimiz anlamına gelmiyordu, daha yememiz gereken kırk fırın ekmek vardı, “zihniyetlerin” de değişmesi ve mahut oturma düzenine göre yeniden şekillenmesi gerekiyordu ama yine de olumlu bir “remz”di o fotoğraf...

Sevindim ama zil takıp oynama gereği de duymadım.

Hayır, “Görün bakın, hiç rövanşist değilim, nasıl da olgun bakıyorum” demeye çalışmıyorum.

Hiç olgun değilim...

2 Ağustos 2011 Salı

Hanımefendi hoşlanmamış

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Bu hanımefendi, “fetihçi zihniyete destek çıkmamız beklenmesin” diyerek, zımnen 27 Nisan muhtırasını desteklemiş bulunan hanımefendi.

Biraz sinirli bir hanımefendi...

Ne zaman bir tartışma programına çıksa, arkasından, “Hanım yine çıldırdı” şeklinde yorumlar yaptıran hanımefendi.

İstikbalde kurulmasından korktuğu “sivil vesayet” konusunda bir kamyon laf ederken, “askeri vesayet” konusunda ağzını açmayan, ağzını açsa bile mırın kırın eden hanımefendi.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Beni yanıltan general

2 Ağustos 2011 Salı
Bu yazı biraz tekrar olacak...

Daha doğrusu, “self plagiarism” yapacağım... “Kendimden aşıracağım” yani.

Buyrun:

Henüz 2000’li yılların başı... Harp Akademileri’ndeki ünlü “Yaşar Büyükanıt söylevi”, darbe sever medyamızda ve dar ideolojik çevrelerde büyük yankı yaratmıştı.

Hilmi Özkök’ten sonra Genelkurmay Başkanı olacak bu “delişmen paşa” neler de söylüyordu böyle?

Küresellik olgusuna dümdüz gidiyordu.

Uyum yasalarını eleştiriyor, örtük cümlelerle “AB sürecine” verip veriştiriyordu.

Dahası, iktidar partisine karşı mesafeliydi ve kurduğu her cümlenin içine özenle “irtica” sözcüğünü yerleştiriyordu.

29 Temmuz 2011 Cuma

Kurt gazeteci

30Temmuz 2011 Cumartesi
Niteleme bana ait değil. Bir internet sitesine ait...

Peki, “kurt gazeteci” kim?

Kim olacak? Mehmet Tezkan...

Tezkan’ın “kurtluk” başarısını bilmiyorum. Meslekte kuş kondurup kondurmadığını da bilmiyorum. “Liyakati” ve “değeri” konusunda da bir malumatım yok. Tanıyanlara sorum, “Eh işte... İyi bir yazı işleri elemanıdır. Her eve lazımdır. Böylelerinden çok var Babıali’de” dediler.

Doğrudur.

Ben geldim, sizin için iyi olmadı

29 Temmuz 2011 Cuma
Ben yokken, “sansürün kaldırılışının bilmem kaçıncı yıldönümü kutlamaları” yapılmış.

Hep de benim olmadığım zamanlara denk geliyor bu gülünç orta oyunu.

Konu bayatladı ama yazmazsam çatlarım:

Mesleğimizin “cemiyeti” bir gece düzenlemiş.

Birileri konuşmuş... Mesleğimizin “büyüklerinden” olan birileri...

Demiş ki: “Sansür ve baskı kalkmadı, işte gördüğünüz gibi tüm hızıyla devam ediyor...” Sonra da, Ergenekon soruşturmasına verip veriştirmiş...

Kemal Bey de konuşmuş.

Eksik kalır mı?

14 Temmuz 2011 Perşembe

Bari bu defa kıvırmayın

15 Temmuz 2011 Cuma

Bakın ne oluyor? Artık kendisinden “dürüst siyaset” beklediğimiz kıymetli Kemal Kılıçdaroğlu, “Başbakan’ın adamı” ilan ettiği Hasan Dağcı’yı, cami arazisine rezidans yapmakla suçluyor.

Bunu yaparken, “peşkeş” tadı vermeyi ihmal etmiyor tabii.

İddiayı okuyunca şunu anlıyoruz:

Başbakan, cami için tahsis edilmiş kamu arazisini Hasan Dağcı’ya peşkeş çekmiştir.

Dağcı da tutup, amaç dışı bir inşaata girişerek, “peşkeş”i usulsüzlükle taçlandırmış ve (muhtemelen) tatlı paralar kazanmıştır ya da kazanacaktır.

Dosya siyaseti yapan Kılıçdaroğlu, grup toplantısında, “köy köy dolaşarak Başbakan’ı şikayet edeceğini”, nasıl olur da cami arsasına rezidans yaptırdığını dillendireceğini söyledi.

Dün Hasan Dağcı çıktı konuştu.

12 Temmuz 2011 Salı

Dayak bitti, şimdi iş zamanı

13 Temmuz 2011 Çarşamba
Zaten piyasaların “kriz” olarak algılamadığı “yemin krizi”nden ağır yaralı çıktılar...

Tekrardan dövmenin alemi yok.

Fakat şu kadarcık ta’rize de hakkımız olsun:

Ne yapmış oldunuz? “Şanlı direniş” ayağına kendinizi iyice küçültmek dışında, partiye ne kazandırdınız?

Hiç...

Neyse ki, (Mersin milletvekili İsa Gök’ün deyişiyle) “kuzu kuzu” yemin ettiler de, giderek sıkıcı bir orta oyununa dönüşen bu saçma boykot sona erdi. Böylece, hem “yeni CHP” iddiasını canlı tutmak için süre ve zemin kazandılar, hem de Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını kurtardılar.

Boykotun devamı “eski CHP”ye yontacaktı, hiç de hak etmediği halde Deniz Baykal’ı (ve tabii ki Önder Sav takımını) yeniden tedavüle sokacaktı. Türkiye hayırlısıyla bu vartayı da atlatmış oldu.

Şimdi önümüze bakıyoruz...

Nedir o?

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Biraz da Deniz Feneri’ni yazsana

12 Temmuz 2011 Salı
Ben, galiba, “eski Türkiye”nin yazarıyım.

Bildiğim, tanıdığım, nüfuz edebildiğim konuları yazıyorum.

Ezberle, alışkanlıkla, çoğu zaman da “refleksle” kalkışıyorum.

Hiçbir güç, beni, mesela CHP konusunda ikna edemez.

Saplantılıyım.

Saplantılarımın istinat ettiği olguları ve tarihsel gerçeklikleri hayatımdan, zihnimden, düşünce dünyamdan kovamıyorum.

Her oturuşta, tek parti dönemi siyasası, oklar, okların gölgesinde büyütülmüş entelijansiya, Tan gençliği, “solcuymuş gibi” yapmakta mahir kimi kirli ve derin odaklar, bu odaklarla kurulmuş “siyasal ortaklıklar” geçit resmi yapıyor...

8 Temmuz 2011 Cuma

Krizi İmralı ve Baba çözer

9 Temmuz 2011 Cumartesi
Öcalan istedi, BDP Meclis’e girecek... Murat Belge’nin, “Meğer arkadaşı değilmişim” dediği Sırrı Süreyya Önder de, herhalde, “Bu Meclis’te can güvenliğimiz yok. Bizi vuracaklar... Alın Meclis’inizi başınıza çalın” gibi laflar etmeyecek.

Bu iş böyledir.

Öcalan ister, boykot ederler.

Öcalan ister, boykota son verirler.

Şunu demek istiyorum: BDP’li siyasetçileri PKK ve Öcalan konusunda tavır almaya zorlamanın bir anlamı yok... Bir rasyonalitesi de yok. Seviyorlar önderlerini... “Öndersiz” bir çözüm düşünemiyorlar... “Bölücü başı”, “bebek katili” gibi lafları da rencide edici buluyorlar. Olabilir...

Bir kusurları var yalnız:

30 Haziran 2011 Perşembe

Silivri’yi bırak önce kendini kurtar

Kızmayın ama “adamınız” yaptığı blöfün altında kaldı. Tabir-i amiyane ile, şişti...

Nasıl toparlayacak?

Toparlayamayacak... İktidar partisinin el atmasını bekleyecek... “Hadi gelin yemininizi edin, yaparız bir güzellik” şeklinde bir işaret alırsa, inadını kırıp tıpış tıpış Meclis’e gidecek, “resmi kutsallar” üzerine yeminini edip, geleneksel “Kemal Bey” formatında yoluna devam edecek.

Budur.

Bundan ötesini beklemeyin kendisinden.