Rıza ZELYUT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rıza ZELYUT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

3. Selim’den Tayyip Erdoğan’a

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın anası Tenzile Hanımefendi Hakk’a yürüdü. 
Allah rahmet etsin.
Çok iyi biliyorum ki; bütün analarla birlikte şimdi o da cennettedir.
Haberlerdeki görüntülerine bakıyorum da karşımda tam bir Türk anası...
Kıyafeti ile, duruşu ile, sevecen tavrı ile, içtenliği ile...
Lakin, "şunkar bolıp uçtu"
Yani; kuş olup uçtu gitti.
2009 yılında ben de anamı  yitirmiştim.
O zaman sanki kör olduğumu sandım. "Anamı Yitirdim Bulan Olamaz" diye de ağıdımsı bir yazı kaleme aldım. 
Boşuna mı söylüyor rahmetli Zeki Müren:
"Ana başta tac imiş
Her derde ilac imiş
Bir evlat bey olsa da 
Anaya muhtac imiş."
SAĞ İKEN

4 Ekim 2011 Salı

Evet, PKK'yı CHP azdırdı

Başbakan Erdoğan, bazı CHP'li belediyelerin bir Alman vakfı ile bağlantılı olarak PKK'ya maddi destek verdiğini iddia etti.
Yakında şöyle derse şaşırmayın:
- PKK'yı CHP kurdurdu.
- Abdullah Öcalan da aslında gizli CHP'lidir.
- Karakolları basanlar da PKK elbisesi giydirilmiş CHP'lilerdir.
- Zaten bu CHP, bu Cumhuriyet'i kurmasaydı PKK'nın ortaya çıkmasına gerek de olmazdı.

İŞTE CHP'NİN YAPTIKLARI

15 Eylül 2011 Perşembe

Erdoğan-Sarkozy savaşı

Başbakan Erdoğan, halk hareketleri sonucunda yönetimleri değişen Kuzey Afrika'daki Arap ülkelerine geziye çıktı. Bu gezinin iç politik hesaplara dayalı olmadığı da anlaşıldı. Çünkü Başbakan Erdoğan'ın bu gezisi Avrupa Birliği ülkelerini korkutmuş gözüküyor. Fransa Devlet Başkanı Sarkozy, Türkiye'nin önünü kesmek için hemen harekete geçti ve yanına İngiltere Başbakanı David Cameron'u alarak Libya'daki geçici yönetimi ziyarete gitti.
Anlaşılıyor ki Sarkozy, Türkiye'nin sadece Ortadoğu'da değil Kuzey Afrika'da da belirleyici ülke konumuna gelmesinden korkuyor.

SAKIZ ÇİĞNEYECEK

16 Ağustos 2011 Salı

Asr-ı Saadet bitiyor mu?



Sizin için sıradan bir haber olabilir ama ben gözlerime inanamadım. Haber şöyle idi: 'Hükümet yerli malı kullanma kararı aldı. Sanayi Bakanı Nihat Ergün; 'Pahalı bile olsa yerli malı kullanacağız.' diyerek bu değişikliği açıkladı. Ve bizim gazeteler de birden bire bu politikaya destek çıktı.
Ayıp değil mi beyler?
Küreselleşme gibi bu modern dönemde; tek seçenek olan liberal ekonomik sistemde, 'Yerli malı kullan!' sloganı ayıp değil mi?
Utanmasanız, size faşist denilmesinden korkmasınız şöyle haykıracaksınız:
'Yerli malı, Türk'ün malı
Herkes onu kullanmalı.'
O yüzden soruyorum ya:
-Ne oluyor; Asr-ı AKP hitama mı eriyor?

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Ekonomik bunalımı savaşla kapatacaklar

İnsanın insanı sömürmesine dayanan kapitalist sistem; ikide bir krize giriyor.
Bu kaçınılmaz. Çünkü; alttaki insanların kanını emerek yaşamaya çalışan kapitalistler; bu çarpık sistemi sürekli taşıyamıyorlar.
İşte böyle sıkışık durumlarda onları kurtaran tek çıkış yolu da savaş oluyor.
Bu işin teorisini; ekonomistler çok iyi biliyor.
Cumhuriyet'ten Ergin Yıldızoğlu da geçen gün bu gerçeği bir kez daha vurguladı. Onun tespitleri kadar; Amerikalı uzmanların söyledikleri de ilginçti.
Sayın Yıldızoğlu'nun naklettiklerine bakar mısınız?

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Önce Suriye sonra Türkiye

Suriye'de bir iç çatışma yaşanıyor. Bu ülkedeki olayları izleyenlerin büyük bölümü; Beşşar Esat yönetimini suçluyor.
Hükümetin; halkın üzerine tanklarla gittiği; masum sivilleri katlettiği yazılıyor, söyleniyor.
Ama bir de bu işin öbür yüzü var:
Suriye yollarını kesen, karakollara ve asker kışlalarına saldıran elleri silahlı çeteler hiç konuşulmuyor.
ABD, İngiltere, Almanya, Fransa Beşşar Esat yönetimini suçluyor.
Batılı devletlerden hiçbirisi; ülkenin yasal hükümetine savaş açan Suriyeli teröristleri gündeme getirmiyor.
Hatta bu terör grupları; "sıradan insanlar" gibi gösteriliyor. Bizim hükümet de mezhep gayretiyle Suriye’ye yükleniyor.
Esat yönetimine karşı silahlı mü

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Ramazan orucu ne zaman geldi?

Müslüman dünyasında 1387 yıldır Ramazan orucu tutuluyor. Bu gece de yeni bir Ramazan orucuna kalkılacak.
Bütün Müslümanlara hayırlı olsun.
Öncelikle belirtelim ki Ramazan orucu; Müslümanlığın ilk başlarında yoktu. Ancak ve Ancak, Hz. Muhammet Medine'de yerleşik hale geldikten sonra; artık kendi din anlayışını Yahudilik'teki ve Hıristiyanlıktaki oruç ibadetlerinden ayırmak için Ramazan'ı devreye soktu. Ve İslam'ın sünni kolunda Ramazan orucu, zamanla imanın şartlarından birisi olarak kabul edildi.

HER DİNDE VAR

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Sarkisyan abiniz ne dedi kızlar?

Türk basınında birilerinin desteği ile köşe yazarı olmuş bazı kadınlar var.
Avrupa'yı savunmak bunların işidir.
Amerika'yı cilalalamak temel vazifeleridir.
Ermenileri övüp Türkleri kötülemek de bu kadınlara verilmiş bir görevdir.
Elbette ki Kürtçülük yapmak; terörü barış hareketi gibi göstermek bunların her gün üç öğün yedikleri yemektir.
Herkesin bildiği konularda, herkesin bildiği şeyleri üstün fikir imal ediyorlarmış gibi yazarlar da yazarlar. Bu hizmetlerine karşılık da iyi hayat sürerler.
- - -
Lakin Serj Sarkisyan abileri bunları açmaza düşürdü.
Bu adam Ermeni öğrencilere hitap ederken 'Yukarı Karabağ'ı biz aldık, Ağrı'yı da siz alın!' buyuruyor.
Bunu diyen Ermenistan Cumhurbaşkanı...
Peki Türk Cumhurbaşkanı çıkıp da bizim öğrencilere şöyle deseydi: 'Bu Ermeniler; Azerileri katlederek Karabağ'ı işgal ettiler. Sizin göreviniz Karabağ'ı kurtarmaktır, Azeri kardeşlerimize yardım etmektir.'
O kadınlar; televizyonlara çıkıp cırtlak sesleriyle 'Türkiye'de ırkçılık aldı başını gidiyor. Nefret suçu işleniyor.' diye haykırırlardı.
Şimdi susuyor o kadınlar... Serj abilerine ne diyebilirler ki?

17 Temmuz 2011 Pazar

ABD isterse terör bitirilir

Terör konusunda geldiğimiz nokta şunu gösteriyor: PKK terör örgütünün nasıl bitirileceği yolunda hazırlanan o malum raporlar; özü itibariyle PKK'nın güçlendirilmesine hizmet etmiştir.
Çünkü; bu raporlarda dolaylı biçimde PKK haklı gösterilmiş; Türkiye Cumhuriyeti suçlanmış; sivil irade orduya karşı kışkırtılmış; çözüm önerisi olarak da PKK'nın isteklerini kabul etmek dayatılmıştır
Halbuki küresel anlamda terörle mücadele eden Birleşik Amerika; bizim çokbilmiş raporcularımızın görüşlerini hiçbir yerde ciddiye almamaktadır.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Zahit Akman bile şimdilik masumdur


Zahit Akman'ı Kanal 7'den hatırlıyorum.
Pek bilinmeyen bir isimdi.
Şimdi çok ünlü.
AKP ile birlikte yıldızı parlamıştı.
Öyle ki Başbakan Erdoğan’ın en gözde adamları arasındaydı.
Bu gözdeliği yüzünden Başbakan onu 2005 yılında RTÜK gibi çok önemli bir kurumun başına bile getirdi.
2007 yılında Zahit Akman 2. kez RTÜK Başkanı yapıldı.
Şimdi ise adalete hesap veriyor.
- - -

26 Haziran 2011 Pazar

En büyük milliyetçi Fethullah Hoca


Türkiye'deki en önemli milliyetçi kuruluş; MHP gibi görünse bile bu biraz aldatıcıdır. Çünkü; MHP; siyasal milliyetçidir. Halbuki kültür milliyetçiliği; modern devletleri oluşturan ana damardır. İşte o kültürü yeniden yaratan ve taşıyan güç de dildir.  
Bugün Avrupa havzasında var olan modern devletler ile Birleşik Amerika; belli bir dili temel alarak kurulmuş devletlerdir. Çünkü dil; bir milletin bütün manevi değerlerini geçmişten geleceğe aktararak toplumu bir arada tutar. Fransa,  Almanya, İngiltere, İspanya, İtalya gibi büyük devletleri; bu milletlerin dilleri yaratmıştır. Fransa, 6 etnik dili tek dil haline getirerek devletleşebilmiştir. 
Millet olmak, milli varlığı sürdürmek o milletin dilini kuvvetlendirmekle mümkündür. 
TÜRKÇE MÜCAHİDİ

25 Haziran 2011 Cumartesi

Muhteşem Süleyman da mahkemeye el koymuştu


Seçimler bitti; Türkiye rahatlar derken ortalık daha da gerildi. Çünkü; sandıktan çıkan halk iradesine; mahkemeler el koydular.  Özel yetkili mahkemeler; halkın oyu ile seçilen üç  vekilin görev yapmasına engel olacak bir karara imza attı. Prof. Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Engin Alan'ı  tutuklu bıraktı.
Bu isimleri, seçim sürecinde AKP Lideri ve Başbakan Sayın Erdoğan çete üyesi gibi göstermiş; bunları aday yapan CHP'ye ve MHP'ye de demediğini bırakmamıştı. Sonuçta; mahkemelerden bu hususta çıkan karar ile devleti yöneten kişinin düşünceleri aynı noktada buluşmuş oldu.
Şimdi konuşulan şudur: Acaba bu mahkemeler; Başbakan'dan gelen işarete göre mi karar verdiler?
Ne yazık ki Osmanlı zamanından beri bizde; devlet başkanlarının mahkemelere ya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak el attıkları bilinen bir gerçektir.
Şunu belirtelim ki Osmanlı Devleti zamanında geçerli olan şeriat mahkemeleri de bağımsız idiler.  Padişahlar bile bu sisteme karışamazlardı. Ama eğer iş devleti ilgilendirir hale gelmişse; o zaman Topkapı Sarayı'ndaki yüce irade yasaları çiğneyerek mahkemeye yön verebiliyordu. Bu durumu gösteren çok ilginç bir yargılama olmuştur. İşte onu; size; 'Osmanlıda Karşı Düşünce ve İdam Edilenler' adlı kitabımızdan aktarıyoruz.

İSA MUHAMMET'TEN ÜSTÜN DİYEN BİR MOLLA

23 Haziran 2011 Perşembe

Milli irade ayaklar altında


Taa seçim öncesinden başlamak üzere Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ile PKK’nın siyasal kanadı BDP arasında sanki bir işbirliği var.
-Nereden çıkarıyorsun; demeyin...
Çünkü bu YSK, aldığı kararlarla; BDP'nin giderek güçlenmesine hizmet ediyor.
Hatırlayınız: Önce bazı BDP'li bağımsızın adaylığını kabul etmedi.
Bunu fırsat bilen terör örgütü, milislerine emir verdi. Bunlar İstanbul'u yakarak hem hükümeti korkuttular hem de YSK’ya tükürdüğünü yalattılar. Böylece; PKK terör örgütü; moral kazandı; yandaş kazandı.
Bu tavrıyla YSK artık hukuksal bir yüksek kurum olmaktan çıktı; çok açık bir siyasal örgüte dönüştü. Kararlarını siyasi rüzgara göre değiştirebilen bir YSK'nın hukuku temsil edemeyeceği daha o zaman ortaya çıkmıştı bile...

HATİP DİCLE'Yİ TANIMIYORLAR MIYDI?

22 Haziran 2011 Çarşamba

Hey gidi Behiç Kılıç!


Onunla Akşam Gazetesi'nde iken tanışmıştım.
Ben köşe yazarı, o genel yayın müdürü...
Ne yazdığıma, nasıl yazdığıma hiç mi hiç karışmadı.
Lakin birkaç kez özel iş istedi.
Bunlardan en önemlisini daha önce de çok özet olarak aktarmıştım.
12 Mart 1995'teki Gazi katliamını sanki önceden koklamıştı:
Odasına girdiğimde ortada bulunmayan birilerine bağıra bağıra küfrediyordu.
Hem de ana avrat... Şaşırdığımı anlayınca birden yumuşadı ve  dedi ki:
-Gel kardeşim, otur şöyle... Duydun mu olayı?
-Neyi?
-Gazi Mahallesi iyice karışmış...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Suriye'den sonrası



Geçen haftanın en ilginç haberi hiç kuşkusuz ki Hollwood'un güzel yıldızı Angelina Jolie'nin Türkiye'ye gelmesiydi. Bu melek; Hatay'da Türk Kızılayı'nın kurduğu geçici çadırkentte konaklayan Suriyelileri ziyaret etti.
Amerikan  devleti; sinema üzerinden dünya kamuoyunu etkilemeye ve yönlendirmeye çalışıyor. Sadece Angelina değil, ABD'li yakışıklı oyuncular da Afrika'da veya uzakdoğuda boy gösteriyorlar.
Bütün bu çabalarda rol alan oyuncuların kötü niyetli olduklarını söyleyemem. Bunları CIA ajanı gibi görmek de doğru değil. Ama; Amerikan sanatçılarının çoğu; kendilerini Amerikan devletinin ulusal hedefleri doğrultusunda kullandırıyor. Bu kullanma süreci de Angelina örneğinde olduğu üzere Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında yürütülüyor.
ABD'den şüphelenen dünya kamuoyu da BM şapkasını görünce; daha alıcı hale geliyor.

SINIRIN ÖTESİ
Angelina ile ona yön veren ABD siyaseti; dünyaya; sınırın Türkiye tarafını gösteriyor. Öbür taraftan ise; doğruluğu kuşkulu, hele hele nedenleri hiç doğru sunulmayan haberler veriliyor.
Doğrudur; Suriye  kaynamaktadır.
Ama Suriye'deki olaylar Mısır'daki gibi değildir.
Suriye'de, halkın içine girmiş; onların bir parçası gibi görünen güçlü terörist gruplar vardır.
Gelen haberlere göre; bunların elindeki silahlar; Suriye polisinin (jandarmasının) elindeki silahlardan daha modern ve etkilidir.
Ve bu silahlı gruplar; yüzlerce güvenlik görevlisini öldürmüştür.
Suriye hükümeti; bu olayları bastırmak için uğraşmayı bırakıp da siyasal reformlarla uğraşacak zaman da bulamamaktadır.
Ve Suriye'yi karıştıran güçlerin arkasında, Müslüman Kardeşler'in de aralarında olduğu bir takım şeriatçı örgütler bulunmaktadır.
Bunlar; devleti yöneten Şii kökenli Esad ailesini devirmeyi birinci amaç edinmişlerdir.
Yani; Suriye'deki olayların arkasında daha çok mezhep katılığı bulunmaktadır.

TÜRKİYE'NİN TUTUMU
Suriye'deki olayların, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ele alınması gerektiğini herkes kabul etmelidir.
Bu süreç; Ortadoğu devletlerinin kapalı kapılarını kırmak ve büyük kapitalizmi buraya sokmak amacıyla planlandı.
Kapitalin önündeki ulusal sınırların parçalanması hedefinde Türkiye de vardır.
Ama; Türkiye; kapılarını uluslararası sermayeye açarak bu baskıyı hafifletmesini bilmiştir.
Bölgede; artık yaşaması olanaksız hale gelmiş diktatörlüklere karşı tavır takınmak da ABD'nin bilinen politalarından birisidir.
Amerika; yeni oluşacak sistemde kendisine sempati duyan bir kamuoyu yaratma peşindedir. O yüzden de ayaklanmacılara mümkün olduğunca destek verir gibi gözükmektedir.
- - -
Türkiye bu ortamda; kendi sınırları içinde benzer olayların meydana gelmesini engellemeye çalışacaktır.
Bu konuda  var olan en önemli tehlike de Kürtçü/Kürdistancı kadronun yarattığı eylemlerdir.
Özellikle Güneydoğu bölgemiz; bu kadronun at koşturduğu bir alan haline getirilmiştir.
Başbakan Erdoğan; bu ekibin bölücü tehditleri ve istekleri karşısında, seçim öncesinde 'Türkiye'yi ameliyat ettirmem!' diyerek ciddi bir duruş sergilemiştir. Suriye'ye verilen uzun süreli destek de bu tür ayaklanmalara karşı AKP hükümetinin duyduğu kaygıyı gösteriyor  gibi...
Bu yaklaşım, doğrudur.
Türkiye; neye mal olursa olsun; Suriye'nin ameliyat edilmesini engellemelidir.
Her sokağa çıkanın, devleti ele geçirdiği bir sürecin Türkiye'de nasıl bir yankı yapacağı bilinmiyor.
Burada bir tehlikenin olduğunu  sanıyorum ki Türk hükümeti de görüyordur.

18 Haziran 2011 Cumartesi

Neresidir bu Kürdistan?


Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kürdistan isminin sansür edildiğini ileri süren BDP'liler yine olay çıkartmışlar.
Önce çok önemli bir gerçeğin altını çizelim:
Bugünkü Türkiye-İran sınır boylarında, Kürt adıyla anılan bir kavim var olmuştur. Bunları yok saymak veya Türklerin bir kolu gibi görmek; yanlıştır.
Değişik aşiretlerden oluşan; tamamen göçebe yaşayan, tarihi kaynaklarda oldukça vahşi gösterilen bu kavmin ağırlığının olduğu bölgeye de Kürdistan denilmiştir.
Kürdistan terimi; bugünkü BDP'lilerin göstermek istediği gibi siyasi bir terim değildir; coğrafi bir terimdir.
Çünkü; Kürtler; bu tampon bölgede bir siyasal güç olarak ortaya çıkamamışlar; iki tarafa bağlı bir hayat sürmüşlerdir.

KÜRDOLOGLAR NE DİYOR?
Üstüne üstlük de bu Kürdistan terimi yeni kullanılan bir terimdir ve ortaya çıkışı da Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun son zamanlarına denk düşer. Ünlü Kürdolog Minorsky, Kürtler isimli uzun makalesinde; 'Selçuklular devrinden evvel Kürdistan tabiri bilinmemekteydi.' dedikten sonra bu bölgeyi şöyle tanımlıyor: 'Geniş manada merkezi Kürdistan'a tekabül eden al-Zavzan (zozan Kürtçede yaz otlağı demektir) tabiri müphem bir mahiyet arz etmektedir. Mukaddei, Zavzan'ı, Cezirat İbn Omar'ın bir nahiyesi olarak olarak telakki etmektedir.' 
Minorski ile aynı dönemde İran'da Rus diplomatı olarak çalışan Bazil Nikitin de  Kürdistan kavramını Selçuklular döneminde ortaya çıkmış bir olgu olarak kabul etmektedir.
Nikitin, Kürdistan'ı tanımlamak için, 'Kürdün tam dağlı olduğu yolundaki köklü ilkeden hareket etmek'   gerektiğini vurgularken; Kürt terimi ve hatta Kürdistan ile 'dağlı yaşam biçimini' eş hale getirmiştir.  Şu tespitler bu Kürt yanlısı Rus diplomatındır:
'Kürdistan; siyasal sınırlarla çevrilmiş ve bu sınırlar içinde tümüyle homojen olmasa bile hiç değilse çoğunluğu aynı etnik kökenden gelen bir halkın yaşadığı bağımsız bir devletin adı değildir. Esasen bu ad ancak 12. yüzyılda son büyük Selçuklu Sultanı Sancar zamanında ortaya çıkar.  Bu sultan tarafından kurulan ve merkezi, Hemedan'ın kuzeybatısındaki Bahar kalesi olan Kürdistan eyaleti, Zagros sıradağlarının doğusunda, Hemedan, Dinavar ve Kermanşahan vilayetlerini; batıdan ise Şehrizur ve Sincar vilayetlerini kapsıyordu. 12. Yüzyıla kadar bu bölgeler sadece Cibalül Cezire (ya da Diyarbekir?) adları altında tanınıyordu.'

MEKTUPTA DENİLEN NEYDİ?
Osmanlı belgelerinde de Kürdistan'ın bugünkü Güneydoğu Anadolu bölgesi ile ilgili olarak kullanılmadığı bilinmektedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1526 yılında Fransa Kralı 1. François'ya yazdığı o meşhur mektuptan da anlaşılıyor ki Diyarbakır ile Kürdistan denilen bölgenin ilgisi yoktur. İşte özetle o mektup:
'Ben ki... Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Karaman'ın ve Rum'un ve Vilayet-i Dulkadiriyye'nin ve Diyarbekir'in ve Kürdistan'ın ve Azerbaycan'ın ve Acem'in ve Şam'ın ve Haleb'in ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin... nice diyarların sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han'ım'
Mektuptaki diziliş önemli bir gerçeği gösteriyor: Adana-Diyarbakır-Kürdistan-Azarbeycan... Bu dizilişteki Kürdistan da Doğu Anadolu'da, Azerbaycan'ın güneyini işaret etmektedir.
Büyük Britanya'nın Irak Valisi Sir Arnold Wilson'ın Kürdistan tanımı da bu belirsizliği açıkça göstermektedir: 'Kürdistan terimi, genel anlamda coğrafi bir ehemmiyeti olmayan, müphem (belirsiz) bir terimdir. Bugün, Suriye, Türk ve Irak sınırlarının kesiştiği bölgelerdeki büyük dağlar arasında uzanan vadilerde yaşayan Kürtlerin, ait oldukları aşiret dışında pek fazla birlik ya da bağlılık duygusu yoktur.'.
Görüldüğü üzere; tarihsel Kürdistan ile bugünkü Kürtlerin yoğunlaştığı alanlar da aynı değildir.   Bunun sebebi de göçebe olan Kürt boylarının zaman içinde Kuzey Irak hattına doğru yayılmış olmalarıdır.
İkincisi de bu terim siyasal bir yapıyı değil coğrafi bölgeyi göstermektedir. Yani, Kürdistan teriminin devlet ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

DİYARBAKIR'DA AZINLIK İDİLER
Bugünkü Dıyarbakır'da ve Güneydoğu bölgesinde Kürtler hiçbir zaman çoğunlukta olmadılar. Buraların yönetimi hiçbir zaman Kürtlerin eline de geçmedi. İran ve Doğu Anadolu; İslam öncesi dönemden başlamak üzere Türklerin akınlarına uğradı. Son olarak gelen Oğuzlarla; bölge, Büyük Selçuklu Devleti'nin egemenliğine girdi. Sonra Anadolu Selçukluları; sonra Karakoyunlular, sonra Akkoyunlular, sonra Safeviler ve Osmanlılar Doğu bölgelerinin egemeni oldular. Kürdolog Minorsky bu dönemleri şöyle anlatıyor:
'Moğollardan sonra rekabet halinde olan Türkmen sülaleleri, nüfuzlarını Kürdistan üzerine yaydılar.  Hala pek az bilinen bu devir,  Kürtler için büyük ehemmiyeti haiz olmuştur.  Karakoyunlu ve Akkoyunlu Sülaleleri, Kürdistan'ın içine kadar nüfuz ettiler; Kürt kabilelerini siyasi ve dini mücadelelere sürüklediler ve büyük ölçüde nüfus hareketlerine sebebiyet verdiler. (...) Esas merkezleri Diyarbekir olan Akkoyunlular (Bayındır sülalesi) büyük Kürt hanedanlarını ortadan kaldırmak siyasetini ısrarla takip ettiler. (...) Uzun Hasan'ın kumandanları Sufi Halil ve Arabşah; Hakkari'yi zaptettiler. (...) Cezire tamamen Akkoyunluların hakimiyeti altına geçti ve buraya Çalabı Bey vali tayin edildi.'
Akkoyunlu Türk Devleti'nden sonra İran tarafına egemen olan Kızılbaş Türkmenlerin Safevi devleti de bölgede Kızılbaş Türkmenleri öne çıkartan tutum içine girdi.

ÇALDIRAN'DAN BUGÜNE
İran'da 1501 yılında devlet kuran Şah İsmail; Anadolu'dan gelen Kızılbaş Türkmenlere dayanmıştı. Osmanlı Devleti; İran'daki rakip devleti alt edebilmek için bölgedeki Kürt aşiretlerden yararlanmak yolunu tuttu.  Bitlisli Molla İdris'in örgütlediği Kürt aşiret reisleri Osmanlı Devleti ile işbirliğine gittiler. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim; Kürtlerin Kızılbaşlara kılıç çalması karşısında onlara bazı haklar verdi. Kürt tarihçilerden M. Emin Zeki, bu anlaşmanın maddelerini şöyle sıralıyor:
1-Kürt emirliklerine özerklik verilecek.
2-Yönetim babadan oğula geçecek.
3-Kürtler savaşa yardımcı olacaklar.
4-Türkler Kürtleri dış saldırılara karşı koruyacaklar.
5-Kürtler de gerekli vergiyi verecekler.
İşte bu anlaşma ile Osmanlı Devleti içinde bir derebeylik sistemi kurulmuş oldu. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde ağa-şeyh baskısı yaratıldı. Bu yapı günümüze kadar da geldi.
Ne yazık ki Osmanlı Devleti'ne paralı askerlik yapan Kürt aşiretleri bölgede yaman bir zulüm yarattılar. Muhteşem Süleyman'ın oğlu Sarı Selim; Kürt beylerine yazdığı mektupta; 'Atalarınızın yaptığı üzere siz de Kızılbaş'a kılıç çalmak için hazırlanın!'  diyordu.
Bu Kürt-Osmanlı işbirliği; 2. Abdülhamit'in iktidarında yeniden zulme dönüştü.  Sultan Hamid; kendisini 'Kürtlerin Babası' ilan ederek 1890'larda Kürt derebeylerinden Hamidiye alayları oluşturdu.  Güya Ermenilere karşı kurulan bu çapulcu alayları; bölgedeki Alevi boylarını da basıp yağmaladılar; direnenleri katlettiler.
Ve geldik bugüne.
Hangi Kürtten söz ediyorsunuz ve hangi Kürdistan'ı anlatıyorsunuz siz?
KAYNAK: Buradaki bilgilerin ayrıntısı; DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RIZA GERÇEĞİ isimli kitabımızda bulunmaktadır.

16 Haziran 2011 Perşembe

Terörü besleyen, devlettir


Türkiye'nin güneydoğusu; ayağımıza bir pranga oldu kaldı.
Kolay değil; uluslararası desteği olan terör hareketi; şehirlere kadar indi. Halkın bir bölümünü de milisleştirdi. Öyle ki bunlar ülkeyi tehdit eder hale geldiler. Devletin karşısına; ülkeyi Mısır'a, Tunus'a çevirme tehdidiyle çıkıyorlar. Halbuki Türkiye'deki olgu, etnik teröre dayalı... Yani bir azınlığın yıllardır yürüttüğü silahlı hareketin ürünü. Ne olursa olsun genelleşme olanağı yok.
***
Bu terörün beslendiği iki ana kaynak var:
Birincisi etnik milliyetçilik; yani Kürtçülük...
Diğeri de bölgedeki feodal yapı...
Feodalizmin yansıması olan ağa-şeyh düzeni, alttan alta etnik milliyetçiliği besliyor.
Türkiye'deki genel siyaset de bölgedeki ağa-molla-şeyh düzenini ayakta tutuyor.  Yani; ülkemizde, bu kesime bütçeden kaynak aktaran bir sistem var. Terörle mücadele adına, bölgenin feodallarına aktarılan muazzam paraları hatırlayın...
Yani; Türkiye Cumhuriyeti; yok etmek için yüz milyarlarca dolar harcadığı terörü, aslında bu yolla finanse ediyor.
Karşımızdakiler; iş yapma deneyimi, birikimi olan burjuvalar değil; Ortadoğu'nun din istismarcısı derebeyleridir. Bunlara aktarılan kaynak da o gerici sistemi yeniden üretmektedir.
Önce bunun görülmesi gerekiyor...
***
CHP bu gerçekliği flu biçimde bile olsa görmüş; Üçüncü Yol dediği ekonomik-sosyal-kültürel değişime dayalı bir formül açıklamıştır.
Amma; kamuoyundaki etnikçilerin yoğun baskısı ile bu doğru formül geliştirilemedi.
Halbuki CHP açık biçimde ağa-şeyh takımına, onların kontrol ettiği düzene meydan okumalı idi.
Açık bir dille, kesinlikle; bölgedeki bu feodal zulme son verileceği söylenmeli idi. Bu zalim düzenin en büyük mağduru olan bölgedeki kadınlarımız da birinci olarak dost kuvvet kabul edilmeliydi.
Ne olduysa, milletvekili listelerine bu durum hiç yansımadı.
Hatta; öyle ki CHP adayları feodal düzenin temsilcileri gibi gözüktüler.
Denilebilir ki CHP sivil ve ilerici adaylar gösterse de sonuç değişmezdi.
Ama konu o değil. Konu; bu partinin vereceği genel mesaj idi. O mesajın verilmesi geciktirilmiştir ki bu bir kayıptır.
Hem CHP açısından hem de Türkiye açısından...
***
Ya AKP ne yaptı?
CHP'nin yapması gerekeni o yaptı.
Herkesi hayrete bırakan bir taktikle bölgenin feodalları  ikinci plana atıldı.
Hatta Başbakan Erdoğan,  "Ben ağaları sevmem!" bile   dedi.
O bölgeye Batı'dan aday bile yolladı.
Bunun AKP'ye pahalıya patlayacağı sanılıyordu. 
Hiç de öyle olmadı.
Türkiye ile entegrasyondan yana olan bölge adayları seçimleri kazandılar.
***
İşte burada bir umut var.
Demek ki, bizim Kürt kökenli vatandaşlarımız; feodalizme karşıdırlar.
Yani üzerlerindeki çağ dışı baskıya karşı çıkmaya hazırdırlar.
Yeter ki uygun şartlar sağlansın.
***
Bölge halkı etnik ağalık yapan PKK'lılara ve bunların siyasal uzantılarına da karşı çıkabilir.
Yeter ki onlara güvence verilebilsin.
Bu yüzden devlet; terörle mücadeleyi; o feodal sistemle mücadele olarak görmek zorundadır.
AKP, CHP, MHP el ele vererek bölgenin yapısını hızla değiştirecek bir planı devreye sokmalıdırlar.
Bizim çocuklarımız öleceğine feodalların düzeni ölsün.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Yeni anayasadan murat ne?



Seçimi büyük farkla kazanan AKP; millete vereceği en önemli şeyin yeni anayasa olduğunu söylüyor.
CHP de yeni anayasa diyor.
BDP zaten bunu istiyor.
Ben de yeni anayasa istiyorum.
Lakin... İstek aynı da niyet çok farklı...

İŞTE O MADDELER
AKP ile BDP; yeni anayasa deyince; 7 Kasım 1982'de kabul edilen anayasadaki 'değiştirilemez' denilen maddeleri değiştirmeyi  hedef alıyor.
Peki o değiştirilemeyen üç maddede neler var?
Önce o 3 maddeyi görelim:
Madde 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Madde 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı 'İstiklal Marşı'dır.
Başkenti Ankara'dır.
- - -
Peki bu maddelerle ne alıp veremedikleri var?
- Atatürk var.
- Milliyetçilik var.
- Laiklik var.
- Devletin ülke ve millet olarak bölünemeyeceği, var.
- Dilinin Türkçe olması var.
- Bayrağın; ay-yıldızlı albayrak olması var.
Bütün bunlarda dışa vuran gerçek; bu devletin Türk devleti olduğu gerçeğidir.  Bu algıyı ortadan kaldırmak için anayasa değiştirilmek isteniyor.
Peki derdi nedir bu istekte olanların?
-Ayrılıkçı Kürtlere hareket alanı yaratmak...
Kimse işin içine demokrasiyi, barışı sokmasın. Bu iki kavramın ayrılıkçı örgüt ve siyasetçiler tarafından nasıl acımasızca kullanıldığını görmekteyiz.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine ölümüne saldıran bir ekip 'bağımsızlar' adı altına TBMM'ye girmiş bulunuyor.

ERDOĞAN'IN SÖZÜ
Türkiye'nin sorunlarını 'etnik' (kabilesel) bakış açısıyla yorumlayan ve çözmeye çalışan aydın takımının; aslında ırkçılığı yeniden ürettiğini hep yazdım. Güneydoğu sorununu bu bakış açısıyla ele almak; oradaki etnik yangını daha da körüklemek olarak geri döndü. İnceleyini yakın geçmişi; bu gerçeği siz de görürsünüz.
Başbakan Erdoğan; bu genel seçimlere kadar soruna etnik gözlükle baktı. Bunun yarattığı yıkımı tekrarlamaya gerek yok.
Amma Sayın Erdoğan genel seçimler öncesinde etnik kimlik peşinde koşan BDP'ye ve onun yandaşlarına açıkça tavır takındı.
Tek millet, tek devlet, tek bayrak; dedi.
Bu sözler; millete verilmiş sözlerdir.
'Türkiye'yi ameliyat ettirmeyiz!' dedi.
Bu söz ile ilk üç maddenin değiştirilmesi yan yana gelemez.
Ben Sayın Erdoğan'ın son sözlerinin gerçek niyetini yansıttığına inanmak istiyorum.

ANAYASA ELBETTE DEĞİŞMELİ
Türkiye'nin daha özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ben de biliyorum ve bunu da şiddetle istiyorum.
Benim istediğim anayasada neler olmalı:
- Düşünce ve inanç hürriyeti asla cezalandırılmamalı.
- Basın özgürlüğü daha açık bir garantiye alınmalı.
- Toplumun barışçı sivil gösterilerine engel olunmamalı.
- Kadınlara daha özgür bir dünya kurulmalı.
- Çalışanların sendikalaşması önündeki engeller kaldırılmalı.
- Üniversiteler özgürleştirilmeli.
- Seçim barajı ilk anda yüzde 5 'e düşürülmeli.
- Sosyal devlet olgusu somut şartlara bağlanmalı.
- Yargı üzerindeki hükümet kontrolü kesinlikle ortadan kaldırılmalı.
- Siyaset yapmayı engelleyen yasaklar kaldırılmalı.
Bunlar gibi başka konular da gündeme getirilerek insanların daha özgür bir dünyada yaşaması sağlanabilir. Böyle değişiklik taleplerine CHP de evet diyecektir. Bu yüzden; BDP'ye muhtaç kalınmayan yeni bir anayasa toplumsal barışı daha rahat kuracakatır.

Rahat dur Sayın Baykal!



Ayıptır 1,
Ayıptır 2,
Ayıptır 3.
- - -
CHP'lilerin size saygısı vardır.
Benim de...
Amma bu yaptığınız olmuyor...
Ayıptır; 4.
- - -
Sayın Baykal, CHP'nin genel başkanlığından sizi zorla mı indirdiler?
Kendiniz istifa etmediniz mi?
İstifa etmeniz de gerekmiyor muydu?
Öyleyse bu mağduriyet havası neden?
Ayıptır, 5.
- - -
İşareti vermişsiniz...
Kurultay için imza toplanıyor...
Ayıptır 6.
- - -
Siz olsaydınız ne yapacaktınız?
Daha mı başarılı olacaktınız?
2002'den 2007'ye kadar oyları yüzde kaç artırdınız?
Hesap yapın ve 2011 ile kıyaslayın.
Öyle konuşun.
Ayıptır 7.
- - -
2002: CHP yüzde 19.38
2007: CHP yüzde 20.84
Sağladığınız artış, beş yılda yüzde bir buçuk.
Ama çok başarılıymış gibi gibi konuşuyorsunuz
Ayıptır 8.
- - -
Siz ki yıllarca partinin başındaydınız...
Parti genel başkanı olarak yaşlandınız.
Kaç seçime girdiniz çıktınız?
Bu parti size kaç seçim avansı verdi, hiç saydınız mı?
Ayıptır 9.
- - -
Bir de demezler mi ki:
-Baykal'ın zamanında CHP'nin oyları yüzde 28-29 idi.
Dilin kemiği yok.
Veya: Bozacının şahidi şıracı.
İstersen yüzde 40 da diyebilirsin...
Gürsel Tekin misali; at gitsin...
Ayıptır 10.
- - -
Kılıçdaroğlu genel başkan olalı geçti sadece bir yıl.
İlk seçimden sonra onun boğazına sarılıyorsunuz.
Kendinize gösterilen hoşgörünün onda birisini ona çok görüyorsunuz.
Ayıptır 11.
- - -
Bu CHP emeğe saygılı insanların partisi değil mi?
Hiç değilse Kılıçdaroğlu'nun emeğine saygı duyun.
Ayıptır 12.
- - -
Hata yapmamış mıdır?
Elbette bizim de eleştirdiğimiz işler olmuştur.
Dün yazdık bazılarını: Parti Meclisi, yardımcıları, hele hele örgütü teslim ettiği isimler... Milletvekili listesi...  Projelerin düşük profili...  BDP ile aynı safta gösterilmeye sert tepki vermemesi...  Laiklikten kaçınması...
Say sayabildiğin kadar.
Amma alttan alta hakkında neler söylemediler?
Ne Kürtlüğü kaldı ne Aleviliği...
Birileri de dua ettiler; başarısız olsun diye.
Üstüne üstlük ayağının tozuyla seçime girmiştir.
Halkta genel bir sempati yaratmıştır.
Başarılıdır...
Çünkü devlete karşı ( Erdoğan'ın kullandığı devlet) mücadele etmiştir.
Başarıyı mağlubiyet gibi göstermek...
Ayıptır 13.
- - -
Sayın Baykal!
Ne diyor Heraklitos:
Bir kez çimdiğiniz suda bir daha çimemezsiniz.
Çünkü ırmakları geri akıtamazsınız.
Tarihe karşı mücadele boştur.
Ve ayıptır 14...
- - -
Ey CHP'liler!
Oyuna gelmeyin!
Seçimde bir sıçrama yapan CHP'nin önü açıktır.
Kılıçdaroğlu sevilen bir siyasetçidir.
Zamanla ona bağlanan insan sayısı daha da artacaktır.
Ve çıraklık dönemini de geride bırakmıştır.
Partiyi önümüzdeki dönemde uçurabilecek bir insanı harcamaya kalkışmak...
Ayıptır ki ne ayıptır 15.
- - -
Sorum tekraren şudur:
-Baykal olsaydı daha mı başarılı olacaktı?
-Milletin aklıyla dalga mı geçiyorsun arkadaş?
Ayıptır; son...

13 Haziran 2011 Pazartesi

CHP'nin eksikleri neydi?


Doğrudur; CHP'nin oy oranında ve milletvekili sayısında beklenti biraz daha yüksekti.
Olabilir miydi?
Elbette!
Neden olmadı peki?

ÖRGÜT YOKTU

Daha önce de işaret ettim amma CHP Lideri Kılıçdaroğlu dikkate almadı.
Son seçime CHP örgütsüz girdi. Sayın Kılıçdaroğlu, örgütü Gürsel Tekin'e bıraktı. Amma Gürsel Tekin'in amacı; genel seçimi kazanmak değil; 2013'teki belediye seçimlerinde başkan adayı olarak kendi adamlarını göstertmekti.
Ve birinci hedefi de İstanbul idi. Bu yüzden İstanbul örgütünü hallaç pamuğu gibi attı. İl Başkanlığı'na hiçbir etkisi olmayan; siyasetten habersiz, işadamları çevresiyle bağlantı kuramayan birisini oturttu. 2013'te; onun ağzından Genel Başkan Kılıçdaroğlu'na yeni belediye başkanlarının isimlerini söyletecekti.
Büyük miting öncesinde koskoca İstanbul'da bir afiş bile asamayan bir il başkanlığı ile alınan bu netice bile başarıdır.
Alınan oylar; sadece Kemal Kılıçdaroğlu'nun estirdiği rüzgardan geldi.
Milletvekili listelerinin de toplumda tam karşılığının bulunmaması; oyları  geriletti.
'Anketler doğru çıkarsa siyaseti bırakırım!' diyen Gürsel Tekin'e CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nun bu sözünü hatırlatması ve onun yerine derhal gerçek bir CHP'liyi getirmesi gerekiyor.

PROJELER DÜŞÜK PROFİLLİYDİ
CHP'nin ve AKP'nin seçim vaatlerini/projelerini karşılaştırdığımızda; CHP'ninkiler daha alt seviyede kalıyordu. Bunda alt katmanlara hitap etme çabasının etkisi vardı. Ama görüyoruz ki Başbakan Erdoğan'ın, 'Çılgın' denilen projeleri oy getirmiştir. Halk; kendi hayat seviyesini yukarılara taşıyacak yalan duymaya bayılıyor.
İkincisi de; CHP'de oluşturulan projelerin; akademik seviyede kalması ve bu projelerden seçmeni etkileyecek sonuçlar çıkartılmamasıdır.
CHP; Eğitim  projesini bile oy getirecek biçimde sunamadı. Her şeyi sınav skandalına odaklayarak eleştiri düzeyinde kaldı. Halbuki insanlar, 'Bana ne vereceksin?' diyor.

KÜRT İŞİ

CHP'ye kurulan tuzaklardan birisi; bu partiyi; Kürt sorunu denilen ve terörle özdeş hale gelen problemin bir parçası haline getirmek idi.
AKP'nin ve BDP'nin aynı iklimde yetiştiğini unutan bazı CHP'liler; Kılıçdaroğlu'nu bu problemden yana iteklediler.
Halbuki en başında ortaya konulan 'Üçüncü Yol' modeli doğru idi. Soruna; ekonomik-sosyal-kültürel açıdan bakıp etnik yaklaşımdan uzak durmak gerekiyordu.  AKP Lideri; 'Kürt sorunu bitmiştir.' derken CHP'nin bu işe sahip çıkıyormuş gibi görüntülenmesi; CHP için kötü oldu. Başbakan Erdoğan; hiç olmadığı haldi; CHP ile BDP'yi el ele göstererek önemli vuruşlar yaptı; hatta 'Apo'yu asmak'tan söz etti. BDP'ye şiddetle saldırdı.
Böylece; tek millet, tek devlet, tek bayrak sloganının samimi olduğunu gösterdi.
Bunun sonucunda da özellikle Orta Anadolu'da oy oranlarını anormal biçimde artırdı.  CHP'yi gidebilecek yurtsever oylarını kendi sandığına attı. Ve bu yolla MHP'nin yükselmesini de önledi.
Ve gördük ki: Kılıçdaroğlu'nun onca iyi niyetine; samimi mesajlarına karşın; Kürtler CHP'ye oy vermiyorlar. Yakın zamanlarda da kimse bu kesimden oy beklemesin. Oranın oyları bölücülere ve dinci kesime gider. Bölgenin tarihi budur...
- - -
CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nun  cumhuriyet ve laiklik konusunda sessiz kalması da eleştirilere neden oldu. Böyle duyarlılığı olan bazı insanların küserek sandığa gitmediğini biliyoruz. Ayrıca; AKP Lideri; CHP'yi yerden yere vururken, CHP Lideri'nin,  onun yanlışlarını birkaç cümleyle ortaya koyması; cumhuriyetin yarattığı yüksek değerleri ve kurumları ona ve halka hatırlatması gerekiyordu. Böylece; 'Yeni CHP' sözünün yarattığı rahatsızlığı da gidermiş olurdu.
- - -
Bunca eleştirimize karşın; seçimin başarılı bir lideri olarak Sayın Kılıçdaroğlu'nu da kutluyorum. Çünkü; bir yıllık bir süre içinde; bu kadar yüksek bir performans göstermek alkışı hak ediyor.
Kendisi şunu bilmelidir: Bu partide; güç onun elindedir. Diğer isimler sadece ayrıntıdır.
Partiyi; güven duyulan ve toplumda karşılığı olan isimlerle yeniden yaratmak da onun önündeki en acil görevdir...