ABD Savunma bakanı Leon Panetta, gelen tepkiler üzerine savunma sisteminde İsrail’le bilgi paylaşımı olmayacağını söyleyerek Başbakan Erdoğan’ın sözlerini teyit etti.
“Füze kalkanı” adı altında içte ve dışta çok fazla sayıda spekülasyon yapıldı. Hatta Türkiye’ye açıkça düşmanlık yapan Fransa başkanı Sarkozy “Biz kediye kedi deriz” diyerek, Türkiye ile İran’ın arasını açmaya çalıştı. Türkiye’nin resmî açıklamalarının aksine bu projenin İran’a karşı yapıldığını söyleyen Sarkozy, Türk düşmanlığı sayesinde yaklaşan seçimlerden kendine pay çıkarmaya çalışıyor.
Sarkozy’ye bir diyeceğim yok, zira kendi siyaseti ve politikası gereğince bunu yapıyor. Lâkin hükümeti yıpratmak adına yapılan her anlaşmaya ve projeye karşı çıkmak doğru mudur? İyice düşünmek lâzımdır.
*Yeni Asya Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
*Yeni Asya Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ekim 2011 Salı
Facebook’taki erozyon!
Kuveyt’ten Suna Durmaz: “Bildiğiniz gibi teknoloji çift taraflı bir silâhtır. Hayra kullanıldığı zaman hayır, şerre kullanıldığı zaman şer getirir.
Doğrusu, 2 yıldır facebook’a üye olup olmama konusunda düşünüp durdum. Sonra, her gün Risale-i Nur’dan bir vecize koymak, yazılarımı paylaşmak, Arap âleminde olup biten son olayları yorumlamak için bir hizmet ve iletişim aracı düşüncesiyle üye oldum. Üye olunca baktım ki, nice kapalı genç hanımlar poz poz resimlerini koymuşlar. Tek olarak yüz güzelliklerini, şıklıklarını gösterir şekilde adeta bir resim panosu yapmışlar. Çok rahatsız oldum. İlla bir resim gerekiyorsa (ki, hiç gerekli değil) tanıtım amaçlı vesikalık resim yeterlidir diye düşünüyorum. Kadının kaşının gözünün güzelliğini gösteren resimler oraya uygun mudur? Konuyu fıkhî olarak ele alır mısınız?”
Doğrusu, 2 yıldır facebook’a üye olup olmama konusunda düşünüp durdum. Sonra, her gün Risale-i Nur’dan bir vecize koymak, yazılarımı paylaşmak, Arap âleminde olup biten son olayları yorumlamak için bir hizmet ve iletişim aracı düşüncesiyle üye oldum. Üye olunca baktım ki, nice kapalı genç hanımlar poz poz resimlerini koymuşlar. Tek olarak yüz güzelliklerini, şıklıklarını gösterir şekilde adeta bir resim panosu yapmışlar. Çok rahatsız oldum. İlla bir resim gerekiyorsa (ki, hiç gerekli değil) tanıtım amaçlı vesikalık resim yeterlidir diye düşünüyorum. Kadının kaşının gözünün güzelliğini gösteren resimler oraya uygun mudur? Konuyu fıkhî olarak ele alır mısınız?”
9 Ekim 2011 Pazar
Doların ateşi söner mi?
Hafta içinde dolar yeni rekorlara imza attı.İki liraya dayandı. Sadece lira değil, dünya paraları da dolar karşısında değer yitirdi.
Euro/dolar paritesi 1,31’lere indi.
Başta Yunanistan olmak üzere İspanya, İtalya ve Belçika gibi ülkelerin borçlarını ödeyemeyeceklerine yönelik korkular,
Derecelendirme kuruluşu Moody’sin İtalya’nın kredi notunu üç kademe birden indirmesi,
Avro Bölgesi’ndeki borç krizinin bankacılık sektörüne yayılacağına ilişkin endişeler,
Bu bağlamda Belçika-Fransız ortaklığı olan Dexia Bank hakkında çıkan olumsuz haberler,
Küresel ekonominin durgunluğa girmesi halinde emtia ve hisse senedi fiyatlarının düşeceğini hesaplayan yatırımcıların bunları elden çıkararak nakde dönmesi,
ABD Merkez Bankası FED’in parasal genişleme politikasını sürdürmemesi,
Doların rezerv para özelliğini koruması,
Euro/dolar paritesi 1,31’lere indi.
Başta Yunanistan olmak üzere İspanya, İtalya ve Belçika gibi ülkelerin borçlarını ödeyemeyeceklerine yönelik korkular,
Derecelendirme kuruluşu Moody’sin İtalya’nın kredi notunu üç kademe birden indirmesi,
Avro Bölgesi’ndeki borç krizinin bankacılık sektörüne yayılacağına ilişkin endişeler,
Bu bağlamda Belçika-Fransız ortaklığı olan Dexia Bank hakkında çıkan olumsuz haberler,
Küresel ekonominin durgunluğa girmesi halinde emtia ve hisse senedi fiyatlarının düşeceğini hesaplayan yatırımcıların bunları elden çıkararak nakde dönmesi,
ABD Merkez Bankası FED’in parasal genişleme politikasını sürdürmemesi,
Doların rezerv para özelliğini koruması,
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Perdeler kalkıyor!
Batı’da mâneviyatın çığırından çıkmasına, ailenin parçalanmasına, bunalımın her kesimi kuşatmasına karşılık, diğer taraftan da olumlu bir gidişatın var olduğu, insanlık adına sevindirici.
Artık perdeler kalkıyor!
İslâm güneşinin bütün dünyayı ışıklandırmasına ve beşeri nurlandırmasına, özellikle Avrupa’ya yayılmasına mâni olan perdelerin, engellerin bir bir kalktığını görüyoruz. Bediüzzaman, tam bir asır sene önce bunun aklî delillerini, mantıkî belgelerini sunmuştu:
1- Bir kere ecnebîler, cehâlet içinde yüzüyordu.
2- Vahşî idi... Haçlı seferleri ve günümüzdeki işgalleri (Filistin, Irak, Afganistan…) vahşî Batı göstergesi...
Artık perdeler kalkıyor!
İslâm güneşinin bütün dünyayı ışıklandırmasına ve beşeri nurlandırmasına, özellikle Avrupa’ya yayılmasına mâni olan perdelerin, engellerin bir bir kalktığını görüyoruz. Bediüzzaman, tam bir asır sene önce bunun aklî delillerini, mantıkî belgelerini sunmuştu:
1- Bir kere ecnebîler, cehâlet içinde yüzüyordu.
2- Vahşî idi... Haçlı seferleri ve günümüzdeki işgalleri (Filistin, Irak, Afganistan…) vahşî Batı göstergesi...
21 Haziran 2011 Salı
“Libya politikası”nın bilânçosu…
| |||||
Gelinen noktada binlerce sivilin katledildiği ve Türkiye’nin de fiilen operasyona ortak olduğu NATO bombardımanıyla Doğu’daki Bingazi petrol bölgesinin “Kaddafi güçleri”nden temizlendiği iddiasına ve hatta “alternatif hükûmet” kurulmasına rağmen, Libya’da kargaşa devam ediyor. Libya’da 19 Mart’tan bu yana süren çatışmalara ve gittikçe şiddeti arttırılan dış saldırılara rağmen, Kaddafi rejimini bir türlü “devir(e)meyen” NATO güçlerini “Ramazan telâşı”nın sardığı belirtiliyor. Fransız gazetesi Le Figaro’nun dikkat çektiği, İslâm dünyasında hassasiyetin yükseldiği Ramazan ayında bir Müslüman ülkeyi bombalamanın tepkisinden çekinen ecnebiler, önce âcilen Libya’da “işi” bitirmek için operasyonlara hız vermekte. Başta Fransa ve İngiltere olmak üzere NATO şemsiyesi altındaki yabancı güçler, askerî üslerin ve Libya’nın can damarı petrol tesislerinin yanısıra sivil yerleşim merkezlerini bombalamakta. Başkent Trablus’ta yarım saat içinde 20 saldırı düzenlenmekte. Her saldırıda onlarca sivil öldürülmekte, yüzlercesi yaralanmakta… KARGAŞA VE KAOS ARTIYOR… İşin garip tarafı, her defasında NATO uçakları, “yanlışlıkla” muhalif-muvafık sivillere saldırıyor; Trablus’ta mahalleleri veya Bingazi yakınlarında Kaddafi güçlerinden kaçan sivil göç kafilesini bombaladığı ve en son 16 Haziran’da Brega kenti yakınlarında muhalif konvoyunu vurduğu gibi. Ya da güya destek verdiği gece yarısı operasyonlarıyla sivil hedefleri vuruyor! En son Trablus’a yönelik hava saldırısında bir apartmanın hedef alınıp çoğu çocuk ve kadın dokuz kişinin katledildiği, 18’nin yaraladığı gibi… Misrata’da NATO’nun uyarısı üzerine geri çekildiklerini ifâde eden muhalif güçler sözcüsü Muhammed Ali’nin, “Bize ateş hattından geri çekilmemiz söylendi. Ama NATO Libya ordusu yerine bizi bombalıyor. NATO saldırısı hareket alanımızı daraltıyor ve bizi yavaşlatıyor, yeter artık” isyanıyla yakınması, bunun ikrarı… (Vatan, 20.6.2011) Kısacası NATO aylardır “Libya operasyonu”nda hep “yanlışlık”la halka saldırmakta; İngiliz Observer gazetesinin haberine göre, hakkında “savaş suçu işlediği” gerekçesiyle “tutuklama kararı” çıkartılan Kaddafi ise Trablus’ta satranç oynamakta… Ve Türkiye baştan beri bütün “yaptırımlar”a, “ekonomik ambargo”ya ve “askerî operasyon”a resmen katılmakta… MÂNEN VE MADDEN KAYBETTİRDİ Başta, “NATO’nun Libya’da ne işi var!” diye çıkışan, “Libya’ya karşı asla silah doğrultamayız” diyen ve “Libya operasyonunun petrol ve çıkar maksatlı olduğunu” ifâde eden Başbakan Erdoğan’ın, ardından “NATO Libya’ya girmelidir” çarkıyla başlayan süreçte, Beyaz Saray sözcüsünün ikrarıyla evvela “Türkiye, Libya’da ABD’ye hami (koruyucu) güç” yapıldı; peşinden bölgeye gönderdiği savaş gemileri ve denizaltılarla Libyalıları katleden Libya operasyonuna fiilen ortak edildi. Devamında, Ankara Trablus’taki Türkiye Büyükelçiliğini kapattı; “Kaddafi bırakmalı” diyerek Libya’ya karşı Türkiye resmen dış askerî müdahalede cephe ülkesi haline getirildi. NATO’nun Libya’ya yönelik askerî müdahalesi “hava harekâtı üssü” haline getirilen İzmir’deki “NATO üssü”, akabinde NATO’nun “Kara Unsur Komutanlığı” yapıldı. Bu arada Roma ve Abu Dabi’deki Libya Temas Grubu toplantısından Türkiye’nin de Libya’daki muhaliflere yardım etmesi kararı çıktı. Dışişleri, Türkiye’nin Libya’daki isyancılara 100 milyon dolar göndereceğini açıkladı. Türkiye sadece Libya’da ecnebilerin küresel egemenlik ve petrol/çıkar savaşına katılmakla kalmadı; “iç karışıklık sona erinceye kadar “geçici süre”yle getirilen 15 bin Türk işçisi işinden oldu. 700 milyon doları bulan parasını almadı. Keza Türk müteşebbisleri ve şirketlerinin 20 milyar dolara yakın kaybı oldu. 7.2 milyar dolarlık projelendirilen ve henüz başlanmayan iş kaybedildi. Türkiye’nin “Libya bilânçosu” ecnebilere endeksli politikalarla oldukça ağır... | |||||
| 22.06.2011 |
10 Haziran 2011 Cuma
6 Haziran 2011 Pazartesi
Carî açık ve enflasyon ikilemi
Nisan ayında ihracat, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26,5 artarak 11 milyar 898 milyon dolara yükseldi.
Dış konjonktürdeki menfi gelişmelere rağmen başarılı bir performans sergilemiş.
Aynı çizgi sürdürülebilirse yıl sonu hedefi rahatlıkla tutturulabilecek.
İlk dört aylık trend, bu tahmini destekliyor.
İhracat, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22,4 artışla 43 milyar 337 milyon dolara ulaştı.
Dış ticaretin öteki ayağı ithalata gelince...
Sevincimizi kursağımızda bırakıyor.
Nisan ayında ithalat, yüzde 40,2 artarak 20 milyar 950 milyon dolara çıktı.
Dört aylık artış yüzde 44,1.
77 milyar doları geçti.
Dış ticaret açığı, diğer bir ifade ile ithalatla ihracat arasındaki fark, yüzde 86,7 artarak 33 milyar 670 milyon dolar oldu.
Yılın ilk dört ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,3’ten yüzde 56,3’e geriledi.
Bu şu demek:
100 liralık ithalata karşılık ancak 56,3 liralık ihracat yapabiliyoruz.
Böyle devam ederse yıl sonunda dış ticaret açığı 100 milyar doları aşacak.
Ona bağlı olarak carî açık da 80 milyar dolar sınırını zorlayacak.
Carî açık ekonominin yumuşak karnı.
Aklı başında bütün uzmanlar aynı görüşte.
Farklı düşünenler de var tabiî.
Finanse edildiği sürece sıkıntı yaşanmaz diyorlar.
Bir diğer argümanları da şu:
“Carî açığı çoğaltan özel sektör.
Dış borcun önemli bir bölümü bu kesime ait. Ayrıca kamu maliyesi sağlam.
Bütçe açığının ve kamu borcunun millî gelire oranı düşük.
O yüzden endişeye gerek yok.”
Bu mantığı anlamak zor.
Ekonomi kamu ve özel sektörüyle bir bütündür.
Bir kesimde çıkacak arıza ekonominin tamamını etkileyecektir.
Hal böyleyken “Özel sektörden bize ne” denemez.
Her ne kadar hükümet renk vermiyor ise de tehlikenin farkında.
Bazı palyatif tedbirlerle carî açığı düşürme çabası içinde.
Ne var ki kolay değil.
TL değerli, kurlar ucuz olduğu sürece işi zor.
Merkez Bankası iki derede bir arada.
Bir yandan carî açığı kapatacak tedbirlere başvururken bir yandan da dövizin pahalanmasını arzulamıyor.
Çünkü pahalanan döviz, enflasyonu tetikleyebilir.
Mayıs ayı TÜFE’nin bir önceki aya göre yüzde 2,42, yıllık bazda ise yüzde 7,17 gibi beklentilerin üzerinde bir artış göstermesi bu kaygıyı destekliyor.
Korku bu.
Halbuki Merkez Bankası’nın birinci görevi fiyat istikrarını sağlamaktır.
Dolar biraz kıpırdanıp 1,60’ı zorlayınca Merkez Bankası derhal devreye girdi.
Günlük döviz alım miktarını 50 milyon dolardan 40 milyon dolara indirdi.
Rakam küçük.
Piyasaları etkilemez.
Olsun.
Verilmek istenen mesaj önemli:
“Kurların yükselmesine müsaade etmem.”
Enflasyon dizginleniyor...
Ama carî açık artıyor...
Bu ikilemden nasıl çıkılacak?
Her halde seçimden sonra daha radikal tedbirler gündeme gelecektir.
06.06.2011
Dış konjonktürdeki menfi gelişmelere rağmen başarılı bir performans sergilemiş.
Aynı çizgi sürdürülebilirse yıl sonu hedefi rahatlıkla tutturulabilecek.
İlk dört aylık trend, bu tahmini destekliyor.
İhracat, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22,4 artışla 43 milyar 337 milyon dolara ulaştı.
Dış ticaretin öteki ayağı ithalata gelince...
Sevincimizi kursağımızda bırakıyor.
Nisan ayında ithalat, yüzde 40,2 artarak 20 milyar 950 milyon dolara çıktı.
Dört aylık artış yüzde 44,1.
77 milyar doları geçti.
Dış ticaret açığı, diğer bir ifade ile ithalatla ihracat arasındaki fark, yüzde 86,7 artarak 33 milyar 670 milyon dolar oldu.
Yılın ilk dört ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,3’ten yüzde 56,3’e geriledi.
Bu şu demek:
100 liralık ithalata karşılık ancak 56,3 liralık ihracat yapabiliyoruz.
Böyle devam ederse yıl sonunda dış ticaret açığı 100 milyar doları aşacak.
Ona bağlı olarak carî açık da 80 milyar dolar sınırını zorlayacak.
Carî açık ekonominin yumuşak karnı.
Aklı başında bütün uzmanlar aynı görüşte.
Farklı düşünenler de var tabiî.
Finanse edildiği sürece sıkıntı yaşanmaz diyorlar.
Bir diğer argümanları da şu:
“Carî açığı çoğaltan özel sektör.
Dış borcun önemli bir bölümü bu kesime ait. Ayrıca kamu maliyesi sağlam.
Bütçe açığının ve kamu borcunun millî gelire oranı düşük.
O yüzden endişeye gerek yok.”
Bu mantığı anlamak zor.
Ekonomi kamu ve özel sektörüyle bir bütündür.
Bir kesimde çıkacak arıza ekonominin tamamını etkileyecektir.
Hal böyleyken “Özel sektörden bize ne” denemez.
Her ne kadar hükümet renk vermiyor ise de tehlikenin farkında.
Bazı palyatif tedbirlerle carî açığı düşürme çabası içinde.
Ne var ki kolay değil.
TL değerli, kurlar ucuz olduğu sürece işi zor.
Merkez Bankası iki derede bir arada.
Bir yandan carî açığı kapatacak tedbirlere başvururken bir yandan da dövizin pahalanmasını arzulamıyor.
Çünkü pahalanan döviz, enflasyonu tetikleyebilir.
Mayıs ayı TÜFE’nin bir önceki aya göre yüzde 2,42, yıllık bazda ise yüzde 7,17 gibi beklentilerin üzerinde bir artış göstermesi bu kaygıyı destekliyor.
Korku bu.
Halbuki Merkez Bankası’nın birinci görevi fiyat istikrarını sağlamaktır.
Dolar biraz kıpırdanıp 1,60’ı zorlayınca Merkez Bankası derhal devreye girdi.
Günlük döviz alım miktarını 50 milyon dolardan 40 milyon dolara indirdi.
Rakam küçük.
Piyasaları etkilemez.
Olsun.
Verilmek istenen mesaj önemli:
“Kurların yükselmesine müsaade etmem.”
Enflasyon dizginleniyor...
Ama carî açık artıyor...
Bu ikilemden nasıl çıkılacak?
Her halde seçimden sonra daha radikal tedbirler gündeme gelecektir.
06.06.2011
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Yarın son gün
Bu uyarımız;
Vergi ve sigorta primi gibi kamu borcu olanlara.
Vergi incelemesinden korkanları da unutmayalım.
Baştan alalım.
Yıl başından sonra bir kanun yürürlüğe girdi.
Adı uzundu.
“Torba Yasa” diye kısaltıldı..
70’den fazla yasa maddesinde değişiklik öngördüğünden bu ad takıldı.
Biz sadece üç hususa değinmekle yetineceğiz.
İlki kamu borçlarına ilişkin.
31 Aralık 2010 tarihinden önce kesinleşmiş kamu borcu olanlar için bulunmaz bir imkân.
Yarın akşama kadar ilgili merciye başvururlar ise;
Borçları takside bağlanıyor.
36 aya kadar vade tanınıyor.
Birikmiş faizlerin de yaklaşık yüzde 75’i siliniyor.
İkinci husus; ihtilâflı vergi ve cezalara ilişkin düzenlemeler.
Vergi dairesi ile mahkemelik olanlar dâvâlarından vazgeçtikleri takdirde;
İhtilâfın safhasına göre borç asıllarının yüzde 20 ila 50’si kaldırılıyor.
Vergi ziyaı cezasının tamamı siliniyor.
Bu avantajdan yararlanmak için de yarın son gün.
Üçüncüsü; matrah arttırımına ilişkin.
2006-2009 yılları hesaplarının vergi incelemesine tabi tutulmasını istemeyen mükellefler, söz konusu yıllarda bildirdikleri kazançlarını sırasıyla yüzde 30, 25, 20 ve 15 oranında arttırdıkları takdirde hiçbir şekilde incelenmeyecek.
Daha açık ifade ile, matrah arttırımında bulunan mükellefler milyonlarca lira vergi kaçırmış olsalar bile kimse hesap soramayacak.
Geçmişte verdiğimiz bir örneği tekrar hatırlatalım.
Bir şirketin 2009 yılına ilişkin olarak 100 bin lira kazanç bildirdiğini varsayalım.
Bu şirket Torba Yasası’ndan yararlanmak isterse;
Beyan ettiği kazancını yüzde 15 oranında arttırması gerekiyor.
Yani 15 bin TL.
Arttırılan bu tutar üzerinden yüzde 20 oranında vergi hesaplanır.
3.000 TL.
Kanun koyucu asgarî bir sınır getirmiş.
Diyor ki; 2009 yılı için 4 bin 892 liradan daha az ödeme olamaz.
Dolayısıyla 3 bin TL değil 4 bin 892 lira ödenecek.
Kanundan yararlanan mükellefe artık kimse dokunamaz.
Meydana çıkıp, “Vergi kaçırdım” diye itirafta bulunsa dahi nafile.
Kanunun koruması altına girmiştir.
Her iki üç yılda bir bu şemsiye açılır.
Vergi sisteminin perişanlığını sergileyen bu manzara bir türlü düzelmez.
Borcuna sadık olanlar, vergisini düzgün ödeyenler düştükleri duruma üzülür.
Neyse....
Bugün niyetimiz vergi sistemini eleştirmek değil.
Onu her zaman yaparız.
Amacımız çok genel hatlarıyla sizleri bilgilendirmekti.
Esas itibariyle süreyi hatırlattık.
Gerisi size kalmış.
30.05.2011
Vergi ve sigorta primi gibi kamu borcu olanlara.
Vergi incelemesinden korkanları da unutmayalım.
Baştan alalım.
Yıl başından sonra bir kanun yürürlüğe girdi.
Adı uzundu.
“Torba Yasa” diye kısaltıldı..
70’den fazla yasa maddesinde değişiklik öngördüğünden bu ad takıldı.
Biz sadece üç hususa değinmekle yetineceğiz.
İlki kamu borçlarına ilişkin.
31 Aralık 2010 tarihinden önce kesinleşmiş kamu borcu olanlar için bulunmaz bir imkân.
Yarın akşama kadar ilgili merciye başvururlar ise;
Borçları takside bağlanıyor.
36 aya kadar vade tanınıyor.
Birikmiş faizlerin de yaklaşık yüzde 75’i siliniyor.
İkinci husus; ihtilâflı vergi ve cezalara ilişkin düzenlemeler.
Vergi dairesi ile mahkemelik olanlar dâvâlarından vazgeçtikleri takdirde;
İhtilâfın safhasına göre borç asıllarının yüzde 20 ila 50’si kaldırılıyor.
Vergi ziyaı cezasının tamamı siliniyor.
Bu avantajdan yararlanmak için de yarın son gün.
Üçüncüsü; matrah arttırımına ilişkin.
2006-2009 yılları hesaplarının vergi incelemesine tabi tutulmasını istemeyen mükellefler, söz konusu yıllarda bildirdikleri kazançlarını sırasıyla yüzde 30, 25, 20 ve 15 oranında arttırdıkları takdirde hiçbir şekilde incelenmeyecek.
Daha açık ifade ile, matrah arttırımında bulunan mükellefler milyonlarca lira vergi kaçırmış olsalar bile kimse hesap soramayacak.
Geçmişte verdiğimiz bir örneği tekrar hatırlatalım.
Bir şirketin 2009 yılına ilişkin olarak 100 bin lira kazanç bildirdiğini varsayalım.
Bu şirket Torba Yasası’ndan yararlanmak isterse;
Beyan ettiği kazancını yüzde 15 oranında arttırması gerekiyor.
Yani 15 bin TL.
Arttırılan bu tutar üzerinden yüzde 20 oranında vergi hesaplanır.
3.000 TL.
Kanun koyucu asgarî bir sınır getirmiş.
Diyor ki; 2009 yılı için 4 bin 892 liradan daha az ödeme olamaz.
Dolayısıyla 3 bin TL değil 4 bin 892 lira ödenecek.
Kanundan yararlanan mükellefe artık kimse dokunamaz.
Meydana çıkıp, “Vergi kaçırdım” diye itirafta bulunsa dahi nafile.
Kanunun koruması altına girmiştir.
Her iki üç yılda bir bu şemsiye açılır.
Vergi sisteminin perişanlığını sergileyen bu manzara bir türlü düzelmez.
Borcuna sadık olanlar, vergisini düzgün ödeyenler düştükleri duruma üzülür.
Neyse....
Bugün niyetimiz vergi sistemini eleştirmek değil.
Onu her zaman yaparız.
Amacımız çok genel hatlarıyla sizleri bilgilendirmekti.
Esas itibariyle süreyi hatırlattık.
Gerisi size kalmış.
30.05.2011
31 Ağustos 2010 Salı
Faizcilerin eline düşmeyin
Yaşlı çift evliliklerinin kırkıncı yıl dönümünde paraya kıymışlar, Avusturalya’da tatil yapmaya karar vermişlerdi. Uçağın penceresinden saatlerdir okyanusu seyrediyorlardı. Sessizliği pilotun anonsu bozdu: “Sayın yolcularımız! Korkarım size kötü bir haberim var. Motorlarımızdan biri sustu, diğeri de susmak üzere. Acil iniş yapmak zorundayız. Neyse ki altımızda haritada görülmeyen bir ada var ve sahiline inmeye çalışacağız. Bunu başarabilirsek tek sorunumuz bizi bulabilmeleri için duâ etmek olacak.” Uçak başarılı bir iniş yapar, kimsenin burnu kanamaz. Uzun bir rahatlama sessizliğinden sonra adam karısının ellerini tutar, gözlerine endişeyle bakar: “Mona, bu ayki kredi kartı borcunu ödemiş miydin?” “Hayır sevgilim, unutmuşum. Kızdın mı?” Adam endişeyle yine sorar: “Araba kredisinin taksitini ödemiş miydin?” “Özür dilerim canım, onu da ödememiştim.” Yaşlı adam karısına sarılır ve gayet samimî ve yüksek bir ses tonuyla: “Aferin karıcığım, aferin sana!” Karısı şaşkın, korkarak sorar: “İyi misin tatlım?” “Hiç olmadığım kadar. Çünkü, bankacılar bizi kesin bulur!” ««« İslâm’da alış veriş helâl kılınmış, faiz yasaklanmıştır. Kur’ân’ın dilinde “fazlalık” demek olan riba-faiz, “ödünç verilen mal veya para karşılığında şer’an yasak olan kârın, fazlalığın alınmasıdır” şeklinde târif edilir. Faiz, iktisat hayatını allak-bullak eder. Bunun içindir ki, çağdaş Avrupa ekonomileri, faizi “sıfır”lamaya çalışıyor. Bediüzzaman’ın ifâdesiyle faiz, “Sen çalış, ben yiyeyim” felsefesini yaygınlaştırır. Gerek banka, gerekse bankerler vasıtasıyla toplanan küçük tasarruflara, cüz’î bir pay, “faiz” verilse de, onlar tarafından birkaç defa devir yoluyla çalıştırılmakta, başkasının sırtından kat kat kâr elde edilmektedir. Para ile para kazanıldığından sanayi ve yatırımlar durmakta; bu arada, üretim düşmekte, mal pahalanmakta, bunun bedeli de tüketiciye yansıtılarak ödetilmektedir. İşte dehşetli bir zulüm! Faiz, sermayenin tek elde toplanmasına sebep olur ve piyasa, umumun ihtiyaç ve taleplerine göre değil, sermayedarların hırs ve kanaatsizliğine göre teşekkül eder. Hırsın ve kanaatsizliğin sınırı yoktur. Bu da, hem ticarî hayatı, hem de ticârî ahlâkı zedeler.
26 Temmuz 2010 Pazartesi
Neden bu ısrar?
2001 krizinden sonra Türkiye, kurların arz ve talebe göre belirlendiği “dalgalı kur rejimi” ne geçmiştir.
Aşırı dalgalanmaları önlemek için Merkez Bankası, zaman zaman müdahalelerde bulunsa da serbest piyasa şartlarında fiyatın oluşması esastır. Arz talep kuralına uygun olarak döviz bolsa fiyatı düşer, az ise fiyatı artar.
Ülkemiz dalgalı kur'a geçiş ve kur ayarlaması ile iç tüketimin azalması sayesinde ihracatını arttırarak 2001 yılından itibaren dövizdeki dar boğazı aşmıştır.
Küresel konjonktüründe etkisiyle uzun süre döviz sıkıntısı yaşanmamıştır. Halen de sorun yoktur. Bir farkla...
Döviz gelirimiz giderimizi karşılamamaktadır.
2009 yılının ilk 5 aylık döneminde 5 milyar 181 milyon dolar olan cari işlemler hesabı açığı bu yılın aynı döneminde 17 milyar 433 milyon dolara yükseldi.
2010 yılı programında öngörülen açık 18 milyar dolardı. Hedefe 5 ayda varılmış sayılır!
Finansmanı... Borç ve sıcak para. Risk taşıyor. Doğrusu başta ihracat olmak üzere döviz kazandırıcı işlemlerle karşılanmasıdır.
İhracat... Büyümenin lokomotifi. Ne yazık ki tekliyor. Pek çok sebep sıralanabilir. Enerji, istihdam, haberleşme, ulaştırma üzerindeki yükler. Alt yapı yetersizliği. TL’in değerlenmesi. Burda biraz duralım.
TL, 2010 yılının ilk 6 ayında gelişmiş ülke paralarına karşı yüzde 12, gelişen ülke paralarına karşı yüzde 2 değer kazanmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
