Gültekin AVCI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gültekin AVCI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

"Örgütlü sosyalist"in emekçiliği

Her yanımız BDP-PKK ekseninin kımıltılarıyla dolu.
Farklı bir konu yazmak için odaklandığım anda öyle gelişmeler yaşanıyor ki, temas etmeden geçmek mümkün değil.
Hele "ben örgütlü bir sosyalistim" diyen şu "barış güvercini" Sırrı Süreyya...
Çorlu'da katıldığı toplantıyı polislerin kayda almasına bozulmuş efendi.
"Buradaki emekçi emniyet güçlerine bir şey demiyoruz ama emniyet müdürü ve kaymakam bunun hesabını ödeyecek" diye utanmadan tehdit sallıyor.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Özel Harekât sahneye çıkarken-3

Terörle mücadelede en kritik dönemde çekip giden Genelkurmay Başkanı, sorumluluk duygusu taşımadığını da gösterdi.
Kucağımıza onlarca şehit düşerken, yeni krizler üreterek bir darbe de onlar vurmak istedi.
Memleketi ve şehitlerimizi, kendi bürokratik iktidar ve otoriteleri yanında zerre kadar düşünmediklerini gösterdiler.
Ne oldu?
Komuta kademesi şekillendi ve devlet daha demokratik, daha güvenli ve daha sorunsuz bir şekilde yoluna devam ediyor.
Biz terörle mücadelede yeni sivil dönem enstrümanlarına dönelim.
Bu dönemin en önemli özelliği şudur:
Bu zamana kadar sivil otoritenin kontrolü dışındaki TSK tekelinde yürütülen teröristle silahlı mücadele, bundan sonra sivil otoritenin şekillendirdiği güvenlik unsurlarıyla yürütülecek.
Dolayısıyla bundan sonra yaşanabilecek fahiş hatalar ve başarısızlıklar karşısında hükümet birinci derecede muhatap ve sorumlu durumdadır.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Morali bozulan çekilsin!

PKK'nın homojen bir örgüt olmadığı, tıpkı IRA, Almanlar'ın RAF ve İtalyan Kızıl Tugaylar gibi derin unsurlarla iç içe geçtiği gün gibi gerçektir.
İtalyan başbakanlarından Aldo Moro'nun kaçırılışı ve öldürülüşü Kızıl Tugaylar örgütünce şaşkınlıkla karşılanmıştı.
Zira İtalyan askeri istihbarat servisi SID unsurları devredeydi.
Dış yardımlar alsa bile, devlet içi derin unsurlara dayanmayan hiçbir terör örgütünün serpilip boy atması mümkün değildir.
Tablo, PKK'nın çoktan bölündüğünü gösteriyor

11 Temmuz 2011 Pazartesi

PKK, askerleri neden kaçırdı?

PKK, kritik bir süreçte iki asker ve bir sağlık teknisyenini kaçırdı.
Askerlerden biri astsubay başçavuş diğeri uzman çavuş.
Temennimiz odur ki, sağ salim kurtulurlar veya kurtarılırlar.
Lice-Bingöl Karayolu'nda yol kesen teröristlerin, karakteristik infaz şekli olarak öldürmek yerine kaçırmayı tercih etmesi, farklı bir stratejinin sahneleneceğini düşündürüyor bana.
Gözlerimde şu sahneler canlanıyor.
Ahmet Türk, "Savaşın gücünü herkes görecek" diyor.
Öcalan, BDP'ye "Hükümetle uzlaşın ve Meclis'e girin" diyor.
Bundan 2-3 gün sonra PKK yol kesip iki asker ve bir sivili kaçırıp götürüyor.
Öncelikli amaçları öldürüp gözdağı vermek olsaydı, eskiden yaptıkları gibi orada öldürürlerdi.
Ahmet Türk, "Bizim üzerinde durduğumuz, ortak aklı ortaya koyamazsak maalesef bu tür olaylarla her zaman karşı karşıya kalma ihtimali var" diyor.

25 Haziran 2011 Cumartesi

İstanbul'da hâkimler var

Masumiyet karinesine beraat kararı muamelesi yapanlar, asrın davasına kılıç çektiler ve yine kaybettiler.
"Saraydan kız kaçırma" operasyonu fiyaskoyla sonuçlandı.
Adalet duygusu bir kez daha siyasal manipülasyon ve manevraların narından kurtuldu.
Çünkü İstanbul'da savcılar ve hâkimler var.
Gözaltı ve tutukluluk sevdalısı bir talihsiz değilim.
Her daim liberal bir bakışla, devlet karşısında bireyin, yasaklar karşısında özgürlüklerin yanında oldum.
Ama dikkatinizi çekerim ki, özgürlüklerin ve millet iradesinin ırzına geçenlerin yargılandığına ilk kez şahit oluyor bu millet.
"Millet iradesi" kavramının millet iradesini linç etmekten yargılananlar için kullanıldığını daha önce görmüş müydünüz?
Bu zamana kadar "millet iradesi"ni hiçe sayanlar, "parlamento her şey değildir, millet egemenlik hakkını devletin yetkili organları vasıtasıyla kullanır" diyenler, adliyenin eskiden olduğu gibi kendilerine imtiyazlı bir karar vermesini bekliyorlardı.
Cezaevinden çıkarmak istedikleri adamları milletvekili bile yaptılar.
Ama mahkemeler yemedi bu numarayı.
Milletvekili seçilmek, bu tür davalarda dokunulmazlık sağlamadığına göre, normal vatandaş statüsünde yargılama söz konusu olacaktı.
O halde delillerin karartılması riskini ve kuvvetli suç şüphesini siyasiler değil, işin erbabı mahkemeler takdir edecekti.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Osmanlı geri gelir mi?

Newsweek dergisinden Niall Ferguson Batı'yı ikaz ediyor.
Türkiye'nin gücünü göstermesiyle birlikte, yakında yeniden canlanmış bir Osmanlı İmparatorluğu ile karşı karşıya kalınabilirmiş!
Jeopolitik ve jeostratejik konumunu yıllar sonra layıkıyla değerlendirme eksenindeki Türkiye, istikbalinin Doğu-Batı ilgisini dengelemekte olduğunun farkında.
Bağrında hem Doğu'nun hem de Batı'nın rüzgârlarının estiğinin farkında.
Bu aktif stratejik dönüşüm Batı'yı ürkütüyor.
Yiğit düştüğü yerden kalkarmış ya.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Hizbullah'ta savaş alarmı

Sabrı taşan Hizbullah PKK'ya meydan okudu.
Son bir haftadır PKK ve Hizbullah arasındaki gerilim zirvede.
20 sene sonra her iki örgüt arasında yine savaş rüzgârları esiyor.
20 sene önceki gibi gerilimin pimini çeken yine PKK.
Hiç şaşırtıcı değil doğrusu.
YSK'nın iptal kararı sonrasında BDP'li göstericiler Adana ve Yüksekova'da Mustazaf-Der şubelerine molotoflu saldırılar yaptı.
Bu olaylar sırasında derhal olay bölgesinde toplanan eli sopalı Hizbullahçılar'ın dernek yöneticileri tarafından sükûnete davet edilmesi dikkat çekiciydi.
25 Nisan tarihinde bu köşede "Derin KCK'nın Hizbullah oyunu" başlıklı yazımda BDP'lilerin Hizbullah'a olan saldırılarının devam edebileceğini yazmıştım.
Maalesef fitnenin klasik yol haritası beni yanıltmadı.
Ve geçen hafta Yüksekova'da Mustazaf-Der Başkanı Ubeydullah Durna BDP'li göstericilerce öldürüldü.
Hizbullah'ın açıklaması gecikmedi.
Hizbullah Basın Bürosu'ndan yapılan açıklama oldukça sert ve tehdit edici.
BDP'li göstericilerden "ayak takımı bir güruh" ve "beyinsizler" diye bahseden Hizbullah, iki terör örgütü arasında çatışmanın başladığı 90'lı yılları hatırlatıyor PKK'ya.
"...PKK o dönemde içine düştüğü zafer sarhoşluğuyla tüm uyarılarımıza ve her düzeyde ilettiğimiz mesajlarımıza kulak asmadı. O dönemde de şehitler vermemize rağmen, aylarca fiili hiçbir teşebbüste bulunmadan bekledik. Öyle anlaşılıyor ki geçmişini bilmeyen veya unutan, tarihi bilinçten yoksun PKK ve yandaşları içindeki bazı beyinsizler, tarihin tekerrürü için ortam hazırlama yönünde çaba harcamaktadırlar..."
Hizbullah, Yüksekova'da öldürülen Ubeydullah Durna'nın katillerinin PKK tarafından cezalandırılmasını istiyor ve aksi takdirde olacakları şöyle ifade ediyor:
"...Bunu yapmadıkları takdirde, bizim yapma güç ve imkânlarımız vardır. Biz bu olayı tüm yönleriyle deşifre edeceğimiz gibi, bunun neticesinde misillemede bulunma hakkımızı saklı tutuyoruz..."
Açıklama Hizbullah'ın kamuoyunca bilinmeyen bazı bilgileri de deşifre edeceği imajını taşıyor.
Hizbullah, PKK-Hizbullah çatışmasının Kürt halkının aleyhinde olacağının bilincinde olduğunu da açıkça deklare etmesine rağmen bundan sonraki gelişmelerde sorumluluğun Hizbullah'ta aranmamasını istiyor.
Yani ateş sinyalini vermiş durumda.
Böyle muhataralı bir hengâmede en büyük sıkıntıyı bölgedeki Kürt kardeşlerimizin çekeceği çok açık.
Dahası bölgedeki Kürt toplumunda ciddi bir kutuplaşma başlayacak.
Dini hassasiyeti olanların (ki büyük çoğunluk) bu süreçte Hizbullah'a yakın duracağı ve BDP kitlelerine düşman nazarıyla bakacağı bir polarizasyon oluşacak.
Taban sıkıntısı yaşamayan Hizbullah'ın böyle bir çatışma sürecinde kısa sürede serpilmesi hiç zor değil.
Yani Kürtler mevcut siyasal bölünmenin yanında bir de illegal örgütsel tercihle karşı karşıya kalacaklar.
İBDA-C'nin sloganı gibi "Ya bizdensin ya onlardan" anlayışı başlayacak.
Çünkü Hizbullah'ın PKK-BDP ekseni karşısında devlet gibi hukuk ve demokrasi içinde kalma prensibi yok.
90'lı yıllarda olduğu gibi Hizbullah da PKK'nın kullandığı dili kullanacak.
Her iki şiddet lisanı çatışacak.
Yine kan, yine gözyaşı...
Türkiye'ye bakarak "kötü şeyler olacak" diyen BDP'liler, BDP'ye bakarak aynı cümleyi söyleyen Hizbullah'ı görmüyor mu?
Hizbullah tabanına da kendileri çözüm üretmesi gerekmiyor mu?
BDP'liler "gençlerimizi tutamıyoruz" derken şimdi de Hizbullah, BDP'lilere diş bileyen gençlerini artık tutamayacaklarını söylüyor.
Yaşananlar BDP'nin Kürt iradesini temsil etmekten çok uzak olduğunun nişaneleri.
Özgür Kürt vicdanına saygı duyduğunu iddia eden hakikatte ise tüm Kürt kardeşlerimizin iradesini silah zoruyla gasp etmek isteyen PKK-BDP çizgisinin hâlâ kılı kıpırdamıyor.
Samimi bir çözüm peşinde koşan PKK-BDP ekseni, Hizbullah'ı silahlı çatışmaya davet eder mi?
BDP'li göstericilerin yanında bir de onlarla çatışmak üzere Hizbullah gençlerinin sokaklara indiğini düşünebiliyor musunuz?
Güneydoğu'da kıyamet demek bu.