Abdurrahim KARAKOÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdurrahim KARAKOÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

Bu Kürtler o Kürtler değilmiş

Ya da şöyle açıklayalım:

PKK’lılarla, PKK sempatizanlarıyla irtibatımız çoktan kesilmişti..


Siyasi yapılanma zannettiğimiz BDP meğer bir başkası değilmiş..


Her iki yapılanmada en az Fransız başkanı Sarkozy kadar, İsrail başkanı Netenyahu kadar Türkiye düşmanı çıktılar..

22 Haziran 2011 Çarşamba

Yemin - ŞİİR

 
Bu yemin bana ait bir yemindir..
İçimden geldiği gibi seslendirdim.. Değerlerimi yükledim yeminime.
Okuduğunuz zaman göreceksiniz.. Mayasında ne laiklik ilkesi var, ne de sistemin dayattığı beşeri ilkeler..
Şu da var ki, bana bu yemin metnini yazdıran ne siyasi despotluk, ne de Abdullah Öcalan kulluğu..
Okuyalım:

22 Şubat 2011 Salı

Orhan Çeker hocaya muhabbetlerimle

 
Bir çift haklı söz ettin, gök kubbe çatladı...
Kadınlı-erkekli bilumum zinasever yaratıklar ellerine geçirirlerse seni yiyecekler hoca...
Dekolte giyenleri eleştirirsen, “Biz zinamızı isteriz” diye yaygara koparan güruh elbette seni telin eder...
Hatta daha da ileri gider...
Kimi yumurta atma şehvetine kapılır...
Kimi senin ismini kullanarak şeriat düşmanlığını tazeler...
Prof. unvanını taşıman bile menfi yönden saldırıları artıracak...
Yani, Şubat ayı bir daha hatırımıza çakılmış kazık olacak...
Defne Joy Foster isimli kadını eleştirdi diye Hıncal Uluç’u lince tabi tutan güruh, elbette göğüslerin, göbeğin, kalçaların açık tutulmasını tercih eder...
Bu devirde ha???
Yani bu devirde genç bir kadının katır gibi erkekle aynı evde yatması eleştirilir mi?
Aynı çerçeveden olarak, dekolte giymenin tacizciye davetiye olduğunu söylemek yenilir yutulur mu?
Amma ben senden yanayım hoca...
Daha doğrusu haklılıktan yanayım...
“Maksadını aşmış” bahanesi uydurmayacağım...
“Öyle demek istememişti” şeklinde çalıya dolanmayı makul bulmam...
Fincancı katırlarını ürkütmemek için sizi suçlu görmem, göstermem...
Siz yerden göğe kadar haklısınız hocam...
Demek istediğim, her halükârda kervan yürür...
Açıklığı, üstsüz, altsız dolaşmayı “çağdaşlık” ambalajına sokup halka satmaya kalkışanların yaygarasına aldırma...
Ben seni savunan tek kişi olsam da savunmaya devam edeceğim...
Hayatı boyunca İslam dinini, Allah’ı hiç hatırına getirmeyenlerin sizi vurmak için bazı manevi güzellikleri istismar etmeleri, kılıç gibi kullanmaları edepsizliktir...
Hatırlıyor musun?
Joy Foster eleştirildiğinde “ölülerin arkasından konuşmayın” diye taraf tutan zihniyet bilmiyor ki “her ölünün” dediği yoktur...
Ulan siz 27 Mayıs tarihinde idam edilen bigünah devlet adamlarının bile arkasından konuşuyorsunuz...
Biz de dinine, ahlakına bağlı, hayası yerinde olan hiç kimse için ne iftira ettik, ne de arkasından ürüdük...
Bir militan kadın yazar utanmadan “dekolte giyenlere saldırın” diyor, edepsizliğini açıkça ifade ediyor...
Beğenmemek, yanlışlığını söylemek başka, “saldırın” demek daha başka...
Anlatamıyoruz!..
Varsın anlamasınlar!..
Aslında hınzır gibi anlıyorlar, fakat işlerine geldiği şekilde yontma kurnazlığındadırlar...
Açıklığı savunanların “tepkisi büyük olmalı” imiş...
Böyle diyor gerdanı boncuklu yazar...
Boş ver be hocam!..
Sen doğruyu dile getirdin... Onun içindir ki seninle beraberim...
“Frikik verme” diye terbiyesizce bir görüşü standartlaştıran toplum bizim toplumumuz değildir...
Gördüğümüz kötülüğü elimizle bertaraf etme gücüne sahip değiliz.
“Kalben buğzetmeyi” imanın zayıf halkası bildiğimizden dolayı sözle, yani dilimizle def etmeye çalışıyoruz...
Ulusalcı/mulusalcı zevat ile farkımız belli olmalı... Aksi halde hiçbir farkımız kalmayacaktır...
Dindar bildiklerine vurmak için araya “Soner Yalçın” çıktısını sokuşturduklarına şahit oluyoruz...
Biliyorsunuz, “Küfür tek millet”tir Orhan hocam!..
Yalnız değilsin...
İşte ben de varım seninle...
Zaten yarım asırdan fazla bir zaman böyleleri ile cedelleştim...
Hani derler ya:
“Şu boydan astıktan sonra ha bir karış, ha bir metre... Ne fark eder?”
“Mert dayanır, namert kaçar...”
Yolun açık, bahtın yaver olsun hocam...
=================
Yağmur yağdı, Yargıtay’ı su bastı
Sele gitti yüzbinlerce dosyalar...
Sele gitti zaman, mekân, gelecek
Söyleyin ki gelsin çaylar, pastalar...

27 Temmuz 2010 Salı

Dert bir değil elvan elvan

 
EVET/HAYIR referandumu gayet şenlikli ve civcivli geçeceğe benziyor.
Kimi Dersim’den vurup Kerbela’dan çıkacağa benziyor...
Kimi, Ergenekon’dan vurup, Ötüken’den çıkacak gibi...
Kimi, Diyarbakır’dan vurup İmralı’dan çıkmanın hesabında...
Yandaş ıvır/zıvır takımları ise kampanyanın tuzu-biberi, turşusu olacak...
Yoldaş medyanın oydaş gevezeleri muhalefet bezirganlarına kalburla su taşımak gibi bir büyük vatan hizmeti yapmaktan geri durmayacak...
Meyhane kabadayısı ağzıyla bas bas bağıran, yırtınan Türk büyükleri(!) yemini billah edecekler:
- Seni kulaklarından tutup Yüce Divan’a götürmezsem bana da askeriye hayranı demesinler...
- Seni ayaklarından asmazsam doğmadık çocuklarımın ölüsünü öpeyim...
- Seni kaçtığın yere kadar, dünya olsun, ahiret olsun kovalamazsam ve yakalayınca bacaklarını ayırmazsam bana da OHALCI demesinler...
- Seni ve senin dostlarını, sevenlerini, et çekme makinesinde kıyma yapıp Kerbela kedilerine yedirmezsem, bana Evlad-ı Resul’luk, Nasreddin Hoca torunluğu, Ahmed-i Yesevi ahfadlığı haram olsun...
- Seni mutlaka ve kesinlikle İmralı adasına kapatıp gün yüzü göstermeyeceğiz... Eski önderimiz, yeni minderimiz bize haram olsun ki göğsünde sinsin ateşi yakacağız...
Daha çok iddialar var bohçalarda...