Hafta içinde dolar yeni rekorlara imza attı.İki liraya dayandı. Sadece lira değil, dünya paraları da dolar karşısında değer yitirdi.
Euro/dolar paritesi 1,31’lere indi.
Başta Yunanistan olmak üzere İspanya, İtalya ve Belçika gibi ülkelerin borçlarını ödeyemeyeceklerine yönelik korkular,
Derecelendirme kuruluşu Moody’sin İtalya’nın kredi notunu üç kademe birden indirmesi,
Avro Bölgesi’ndeki borç krizinin bankacılık sektörüne yayılacağına ilişkin endişeler,
Bu bağlamda Belçika-Fransız ortaklığı olan Dexia Bank hakkında çıkan olumsuz haberler,
Küresel ekonominin durgunluğa girmesi halinde emtia ve hisse senedi fiyatlarının düşeceğini hesaplayan yatırımcıların bunları elden çıkararak nakde dönmesi,
ABD Merkez Bankası FED’in parasal genişleme politikasını sürdürmemesi,
Doların rezerv para özelliğini koruması,
Recep TAŞCI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Recep TAŞCI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2011 Pazar
6 Haziran 2011 Pazartesi
Carî açık ve enflasyon ikilemi
Nisan ayında ihracat, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26,5 artarak 11 milyar 898 milyon dolara yükseldi.
Dış konjonktürdeki menfi gelişmelere rağmen başarılı bir performans sergilemiş.
Aynı çizgi sürdürülebilirse yıl sonu hedefi rahatlıkla tutturulabilecek.
İlk dört aylık trend, bu tahmini destekliyor.
İhracat, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22,4 artışla 43 milyar 337 milyon dolara ulaştı.
Dış ticaretin öteki ayağı ithalata gelince...
Sevincimizi kursağımızda bırakıyor.
Nisan ayında ithalat, yüzde 40,2 artarak 20 milyar 950 milyon dolara çıktı.
Dört aylık artış yüzde 44,1.
77 milyar doları geçti.
Dış ticaret açığı, diğer bir ifade ile ithalatla ihracat arasındaki fark, yüzde 86,7 artarak 33 milyar 670 milyon dolar oldu.
Yılın ilk dört ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,3’ten yüzde 56,3’e geriledi.
Bu şu demek:
100 liralık ithalata karşılık ancak 56,3 liralık ihracat yapabiliyoruz.
Böyle devam ederse yıl sonunda dış ticaret açığı 100 milyar doları aşacak.
Ona bağlı olarak carî açık da 80 milyar dolar sınırını zorlayacak.
Carî açık ekonominin yumuşak karnı.
Aklı başında bütün uzmanlar aynı görüşte.
Farklı düşünenler de var tabiî.
Finanse edildiği sürece sıkıntı yaşanmaz diyorlar.
Bir diğer argümanları da şu:
“Carî açığı çoğaltan özel sektör.
Dış borcun önemli bir bölümü bu kesime ait. Ayrıca kamu maliyesi sağlam.
Bütçe açığının ve kamu borcunun millî gelire oranı düşük.
O yüzden endişeye gerek yok.”
Bu mantığı anlamak zor.
Ekonomi kamu ve özel sektörüyle bir bütündür.
Bir kesimde çıkacak arıza ekonominin tamamını etkileyecektir.
Hal böyleyken “Özel sektörden bize ne” denemez.
Her ne kadar hükümet renk vermiyor ise de tehlikenin farkında.
Bazı palyatif tedbirlerle carî açığı düşürme çabası içinde.
Ne var ki kolay değil.
TL değerli, kurlar ucuz olduğu sürece işi zor.
Merkez Bankası iki derede bir arada.
Bir yandan carî açığı kapatacak tedbirlere başvururken bir yandan da dövizin pahalanmasını arzulamıyor.
Çünkü pahalanan döviz, enflasyonu tetikleyebilir.
Mayıs ayı TÜFE’nin bir önceki aya göre yüzde 2,42, yıllık bazda ise yüzde 7,17 gibi beklentilerin üzerinde bir artış göstermesi bu kaygıyı destekliyor.
Korku bu.
Halbuki Merkez Bankası’nın birinci görevi fiyat istikrarını sağlamaktır.
Dolar biraz kıpırdanıp 1,60’ı zorlayınca Merkez Bankası derhal devreye girdi.
Günlük döviz alım miktarını 50 milyon dolardan 40 milyon dolara indirdi.
Rakam küçük.
Piyasaları etkilemez.
Olsun.
Verilmek istenen mesaj önemli:
“Kurların yükselmesine müsaade etmem.”
Enflasyon dizginleniyor...
Ama carî açık artıyor...
Bu ikilemden nasıl çıkılacak?
Her halde seçimden sonra daha radikal tedbirler gündeme gelecektir.
06.06.2011
Dış konjonktürdeki menfi gelişmelere rağmen başarılı bir performans sergilemiş.
Aynı çizgi sürdürülebilirse yıl sonu hedefi rahatlıkla tutturulabilecek.
İlk dört aylık trend, bu tahmini destekliyor.
İhracat, bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22,4 artışla 43 milyar 337 milyon dolara ulaştı.
Dış ticaretin öteki ayağı ithalata gelince...
Sevincimizi kursağımızda bırakıyor.
Nisan ayında ithalat, yüzde 40,2 artarak 20 milyar 950 milyon dolara çıktı.
Dört aylık artış yüzde 44,1.
77 milyar doları geçti.
Dış ticaret açığı, diğer bir ifade ile ithalatla ihracat arasındaki fark, yüzde 86,7 artarak 33 milyar 670 milyon dolar oldu.
Yılın ilk dört ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 66,3’ten yüzde 56,3’e geriledi.
Bu şu demek:
100 liralık ithalata karşılık ancak 56,3 liralık ihracat yapabiliyoruz.
Böyle devam ederse yıl sonunda dış ticaret açığı 100 milyar doları aşacak.
Ona bağlı olarak carî açık da 80 milyar dolar sınırını zorlayacak.
Carî açık ekonominin yumuşak karnı.
Aklı başında bütün uzmanlar aynı görüşte.
Farklı düşünenler de var tabiî.
Finanse edildiği sürece sıkıntı yaşanmaz diyorlar.
Bir diğer argümanları da şu:
“Carî açığı çoğaltan özel sektör.
Dış borcun önemli bir bölümü bu kesime ait. Ayrıca kamu maliyesi sağlam.
Bütçe açığının ve kamu borcunun millî gelire oranı düşük.
O yüzden endişeye gerek yok.”
Bu mantığı anlamak zor.
Ekonomi kamu ve özel sektörüyle bir bütündür.
Bir kesimde çıkacak arıza ekonominin tamamını etkileyecektir.
Hal böyleyken “Özel sektörden bize ne” denemez.
Her ne kadar hükümet renk vermiyor ise de tehlikenin farkında.
Bazı palyatif tedbirlerle carî açığı düşürme çabası içinde.
Ne var ki kolay değil.
TL değerli, kurlar ucuz olduğu sürece işi zor.
Merkez Bankası iki derede bir arada.
Bir yandan carî açığı kapatacak tedbirlere başvururken bir yandan da dövizin pahalanmasını arzulamıyor.
Çünkü pahalanan döviz, enflasyonu tetikleyebilir.
Mayıs ayı TÜFE’nin bir önceki aya göre yüzde 2,42, yıllık bazda ise yüzde 7,17 gibi beklentilerin üzerinde bir artış göstermesi bu kaygıyı destekliyor.
Korku bu.
Halbuki Merkez Bankası’nın birinci görevi fiyat istikrarını sağlamaktır.
Dolar biraz kıpırdanıp 1,60’ı zorlayınca Merkez Bankası derhal devreye girdi.
Günlük döviz alım miktarını 50 milyon dolardan 40 milyon dolara indirdi.
Rakam küçük.
Piyasaları etkilemez.
Olsun.
Verilmek istenen mesaj önemli:
“Kurların yükselmesine müsaade etmem.”
Enflasyon dizginleniyor...
Ama carî açık artıyor...
Bu ikilemden nasıl çıkılacak?
Her halde seçimden sonra daha radikal tedbirler gündeme gelecektir.
06.06.2011
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Yarın son gün
Bu uyarımız;
Vergi ve sigorta primi gibi kamu borcu olanlara.
Vergi incelemesinden korkanları da unutmayalım.
Baştan alalım.
Yıl başından sonra bir kanun yürürlüğe girdi.
Adı uzundu.
“Torba Yasa” diye kısaltıldı..
70’den fazla yasa maddesinde değişiklik öngördüğünden bu ad takıldı.
Biz sadece üç hususa değinmekle yetineceğiz.
İlki kamu borçlarına ilişkin.
31 Aralık 2010 tarihinden önce kesinleşmiş kamu borcu olanlar için bulunmaz bir imkân.
Yarın akşama kadar ilgili merciye başvururlar ise;
Borçları takside bağlanıyor.
36 aya kadar vade tanınıyor.
Birikmiş faizlerin de yaklaşık yüzde 75’i siliniyor.
İkinci husus; ihtilâflı vergi ve cezalara ilişkin düzenlemeler.
Vergi dairesi ile mahkemelik olanlar dâvâlarından vazgeçtikleri takdirde;
İhtilâfın safhasına göre borç asıllarının yüzde 20 ila 50’si kaldırılıyor.
Vergi ziyaı cezasının tamamı siliniyor.
Bu avantajdan yararlanmak için de yarın son gün.
Üçüncüsü; matrah arttırımına ilişkin.
2006-2009 yılları hesaplarının vergi incelemesine tabi tutulmasını istemeyen mükellefler, söz konusu yıllarda bildirdikleri kazançlarını sırasıyla yüzde 30, 25, 20 ve 15 oranında arttırdıkları takdirde hiçbir şekilde incelenmeyecek.
Daha açık ifade ile, matrah arttırımında bulunan mükellefler milyonlarca lira vergi kaçırmış olsalar bile kimse hesap soramayacak.
Geçmişte verdiğimiz bir örneği tekrar hatırlatalım.
Bir şirketin 2009 yılına ilişkin olarak 100 bin lira kazanç bildirdiğini varsayalım.
Bu şirket Torba Yasası’ndan yararlanmak isterse;
Beyan ettiği kazancını yüzde 15 oranında arttırması gerekiyor.
Yani 15 bin TL.
Arttırılan bu tutar üzerinden yüzde 20 oranında vergi hesaplanır.
3.000 TL.
Kanun koyucu asgarî bir sınır getirmiş.
Diyor ki; 2009 yılı için 4 bin 892 liradan daha az ödeme olamaz.
Dolayısıyla 3 bin TL değil 4 bin 892 lira ödenecek.
Kanundan yararlanan mükellefe artık kimse dokunamaz.
Meydana çıkıp, “Vergi kaçırdım” diye itirafta bulunsa dahi nafile.
Kanunun koruması altına girmiştir.
Her iki üç yılda bir bu şemsiye açılır.
Vergi sisteminin perişanlığını sergileyen bu manzara bir türlü düzelmez.
Borcuna sadık olanlar, vergisini düzgün ödeyenler düştükleri duruma üzülür.
Neyse....
Bugün niyetimiz vergi sistemini eleştirmek değil.
Onu her zaman yaparız.
Amacımız çok genel hatlarıyla sizleri bilgilendirmekti.
Esas itibariyle süreyi hatırlattık.
Gerisi size kalmış.
30.05.2011
Vergi ve sigorta primi gibi kamu borcu olanlara.
Vergi incelemesinden korkanları da unutmayalım.
Baştan alalım.
Yıl başından sonra bir kanun yürürlüğe girdi.
Adı uzundu.
“Torba Yasa” diye kısaltıldı..
70’den fazla yasa maddesinde değişiklik öngördüğünden bu ad takıldı.
Biz sadece üç hususa değinmekle yetineceğiz.
İlki kamu borçlarına ilişkin.
31 Aralık 2010 tarihinden önce kesinleşmiş kamu borcu olanlar için bulunmaz bir imkân.
Yarın akşama kadar ilgili merciye başvururlar ise;
Borçları takside bağlanıyor.
36 aya kadar vade tanınıyor.
Birikmiş faizlerin de yaklaşık yüzde 75’i siliniyor.
İkinci husus; ihtilâflı vergi ve cezalara ilişkin düzenlemeler.
Vergi dairesi ile mahkemelik olanlar dâvâlarından vazgeçtikleri takdirde;
İhtilâfın safhasına göre borç asıllarının yüzde 20 ila 50’si kaldırılıyor.
Vergi ziyaı cezasının tamamı siliniyor.
Bu avantajdan yararlanmak için de yarın son gün.
Üçüncüsü; matrah arttırımına ilişkin.
2006-2009 yılları hesaplarının vergi incelemesine tabi tutulmasını istemeyen mükellefler, söz konusu yıllarda bildirdikleri kazançlarını sırasıyla yüzde 30, 25, 20 ve 15 oranında arttırdıkları takdirde hiçbir şekilde incelenmeyecek.
Daha açık ifade ile, matrah arttırımında bulunan mükellefler milyonlarca lira vergi kaçırmış olsalar bile kimse hesap soramayacak.
Geçmişte verdiğimiz bir örneği tekrar hatırlatalım.
Bir şirketin 2009 yılına ilişkin olarak 100 bin lira kazanç bildirdiğini varsayalım.
Bu şirket Torba Yasası’ndan yararlanmak isterse;
Beyan ettiği kazancını yüzde 15 oranında arttırması gerekiyor.
Yani 15 bin TL.
Arttırılan bu tutar üzerinden yüzde 20 oranında vergi hesaplanır.
3.000 TL.
Kanun koyucu asgarî bir sınır getirmiş.
Diyor ki; 2009 yılı için 4 bin 892 liradan daha az ödeme olamaz.
Dolayısıyla 3 bin TL değil 4 bin 892 lira ödenecek.
Kanundan yararlanan mükellefe artık kimse dokunamaz.
Meydana çıkıp, “Vergi kaçırdım” diye itirafta bulunsa dahi nafile.
Kanunun koruması altına girmiştir.
Her iki üç yılda bir bu şemsiye açılır.
Vergi sisteminin perişanlığını sergileyen bu manzara bir türlü düzelmez.
Borcuna sadık olanlar, vergisini düzgün ödeyenler düştükleri duruma üzülür.
Neyse....
Bugün niyetimiz vergi sistemini eleştirmek değil.
Onu her zaman yaparız.
Amacımız çok genel hatlarıyla sizleri bilgilendirmekti.
Esas itibariyle süreyi hatırlattık.
Gerisi size kalmış.
30.05.2011
26 Temmuz 2010 Pazartesi
Neden bu ısrar?
2001 krizinden sonra Türkiye, kurların arz ve talebe göre belirlendiği “dalgalı kur rejimi” ne geçmiştir.
Aşırı dalgalanmaları önlemek için Merkez Bankası, zaman zaman müdahalelerde bulunsa da serbest piyasa şartlarında fiyatın oluşması esastır. Arz talep kuralına uygun olarak döviz bolsa fiyatı düşer, az ise fiyatı artar.
Ülkemiz dalgalı kur'a geçiş ve kur ayarlaması ile iç tüketimin azalması sayesinde ihracatını arttırarak 2001 yılından itibaren dövizdeki dar boğazı aşmıştır.
Küresel konjonktüründe etkisiyle uzun süre döviz sıkıntısı yaşanmamıştır. Halen de sorun yoktur. Bir farkla...
Döviz gelirimiz giderimizi karşılamamaktadır.
2009 yılının ilk 5 aylık döneminde 5 milyar 181 milyon dolar olan cari işlemler hesabı açığı bu yılın aynı döneminde 17 milyar 433 milyon dolara yükseldi.
2010 yılı programında öngörülen açık 18 milyar dolardı. Hedefe 5 ayda varılmış sayılır!
Finansmanı... Borç ve sıcak para. Risk taşıyor. Doğrusu başta ihracat olmak üzere döviz kazandırıcı işlemlerle karşılanmasıdır.
İhracat... Büyümenin lokomotifi. Ne yazık ki tekliyor. Pek çok sebep sıralanabilir. Enerji, istihdam, haberleşme, ulaştırma üzerindeki yükler. Alt yapı yetersizliği. TL’in değerlenmesi. Burda biraz duralım.
TL, 2010 yılının ilk 6 ayında gelişmiş ülke paralarına karşı yüzde 12, gelişen ülke paralarına karşı yüzde 2 değer kazanmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)