Ergun BABAHAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ergun BABAHAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2011 Salı

Gülen Hareketi ve PKK

12 Ekim 2011 Çarşamba

New York

Fethullah Gülen Harekatı Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki faaliyetleri nedeniyle PKK’nın tepkisini çekiyor.

Hem Kandil, hem sokaktaki kimi Kürt başta KCK operasyonu olmak üzere bölgedeki gelişmelerden hareketi sorumlu tutuyor.

Seçim zamanı gördüğümüz üzere, Hareket’le ilişkisi olduğunu düşündüğü din adamlarını doğrudan hedef alıyor.

Oysa somut hayata baktığımızda bu Hareket’in mensuplarının Kürtlere ve toplu haklarına çok olumlu baktığını görüyoruz.

Los Angeles’taki ziyaretimiz esnasında rehberimiz İspanyolca ve Çince’nin Kaliforniya’da resmi dil olduğunu söylediğinde, Anadolu’dan gelen birçok insan olumlu tepkisini dile getirdi.

Bu sadece göstermelik bir tepki değil çünkü Hareket bölgede Kürtçe yayın yapan televizyonlar kuruyor.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Fethullah Hoca’nın sırrı!

9 Ekim 2011 Pazar

Los Angeles

Her dünya görüşünden insan Los Angeles’ta. Gülen Hareketi, diyalog toplantılarının bir benzerini küresel çapta Los Angeles’ta gerçekleştiriyor.

Eğer hayatınızda büyük bir organizasyon düzenlemediyseniz, hele bunu dünyanın en önemli kentlerinden birinde yapmadıysanız, bizim şu anda tanıklık ettiğimiz olayın büyüklüğünü ve önemini anlayamazsınız. Bu, sadece kültür festivali değil.

6 Ekim 2011 Perşembe

Konu Kürtler olunca hepiniz CHP’lisiniz

6 Ekim 2011 Perşembe
1925’te, Şark Islahat Planı’nda, Kürtçe konuşmak yasak diyeceksin...

Vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananı cezalandıracaksın.

Olağan mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde asker ve sivil ‘yerli’ hakim (Kürt) görev yapmayacak diye tanımlayacaksın...

1925’te, TBMM Başkanı Abdülhalik Renda’nın Doğu Raporu’nda, ‘’Türkçe’yi hakim dil haline getirmek gerekir’’ diyeceksin...

4 Ekim 2011 Salı

Bayrağı önce Silvan’a dikelim

5 Ekim 2011 Çarşamba

MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin dünkü grup toplantısında Türk Bayrağı’nın Kandil’de dalgalanması gerektiğini söylemiş.
Sokaktaki insanın duygularına aracı olmuş çünkü Türkiye’de halk Kandil’in boşaltılması halinde Kürt meselesinin de,

PKK meselesinin de çözüleceğine inanıyor.

6 Eylül 2011 Salı

Kürtler’in ruh hali

7 Eylül 2011 Çarşamba
PKK veya BDP’yi ayırmadan Kürt Hareketi’ne destek veren kesimlerin ortak kanısı ne yazık ki, bu iş silahla çözülür noktasında.

Kürtlük adına yapılan insanlık dışı kimi eylemler karşısında sessiz kalabilmelerinin nedeni bu. Rövanşçı bir ruh haliyle yaklaşıyorlar gelişmelere...

Tunceli’de kocasının halı saha maçını seyreden öğretmen Dilay Turan Kerman’ın kurşunlara hedef olmasını, ‘’Onlar da zamanında bizim kızlarımızı öldürdü’’ diyerek haklı görebiliyorlar. PKK’nın ‘’Son Kürt İsyanı’’nın temsilcisi olduğunu, PKK sayesinde Kürtlerin farkındalıklarının ortaya çıktığını biliyorlar. Açıkça söylemeseler de, Kuzey Irak, Suriye, İran ve Türkiye coğrafyasını temel alan bir Kürt Federe Devleti peşindeler.

Ortadoğu’da taşların yerinden oynadığı bir dönemde bu hedefin ulaşılabilir olduğuna inanıyorlar. Bunun için de silahı tek yol olarak görüyorlar.

Haklılar.

16 Ağustos 2011 Salı

Yıldırım gidecek dertler bitecek!


17 Ağustos 2011 Çarşamba

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım önemli ölçüde Türkiye’de kökten değişen güç dengelerini doğru okuyamamanın kurbanı oldu.

Kendini Federasyon Başkanını belirleyecek güçte görmesi ve bu güce gerçekten de sahip olması bu sonucu doğurdu.

Futbol Federasyonu’nun önceki gün açıkladığı karar bu teşhisimi bir kez daha doğruladı.

Federasyon, usta hukukçulardan oluşan Etik Kurulu’nun görüşüne uyarak ‘’Elimizde şike vardır diyebilmek için yeterli delil mevcut değil’’ dedi.

Şimdi, Etik Kurulu’nun uzman hukukçulardan oluştuğunu kabul edersek, savcılığın yeterli olmayan delillerle tutuklama talep ettiğini, mahkemenin de bu yetersiz delillere dayanarak tutuklama kararı verdiğini görmeliyiz.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Öcalan’ı yakaladınız da ne oldu?


16 Ağustos 2011 Salı
İran’ın PKK’nın 2 numaralı yöneticisi Murat Karayılan’ı yakaladığına ilişkin haberler Türkiye’de büyük heyecan yarattı.

Bir yanda İran’a hayranlık duyguları, diğer yanda PKK’nın ağır bir darbe yediğine ilişkin inanç yaşandı.

Haber çeşitli kaynaklarca yalanlandı ama anladığım kadarıyla Karayılan henüz ortaya çıkmış değil.

Haberin doğru olduğunu varsayalım, böyle bir gelişme PKK’nın bitişine ilişkin bir gelişme olarak değerlendirilebilir mi?

Kesinlikle hayır...

Bu gösterse gösterse, PKK içinde liderlik mücadelesinin kızıştığını ve örgüt içindeki İran yanlısı ekibin hakimiyeti ele geçirdiğini gösterir.

Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının bile bitiremediği PKK’yı Karayılan’ın yakalanması hiç bitirmez.

Sadece örgüt içinde kanlı bir hesaplaşma dönemi başlamasına yolaçabilir.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Asker kafa!

10 Ağustos 2011 Çarşamba
Aralarında orgenerallerin de bulunduğu 14 yüksek rütbeli subay için daha yakalama kararı çıkarıldı.

Bu arada Albay Dursun Çiçek’in gerçekliğini itiraf ettiği ‘’Andıç Davası’’ ile ‘’Islak İmza Davası’’ birleştirildi.

İtiraf ve suçlamalara göre, Genelkurmay karargahında ve kimi birliklerde, doğrudan hükümeti ve cemaatleri hedef alan çalışmalar yapıldı.

Bugüne kadar ortaya çıkan iddianameleri doğrulayan bir gelişme aslında bu.

Çünkü her şeyin tehdit olarak görülen bir iktidarı yıpratmak, düşürmek amacıyla yapıldığı ortaya çıkıyor.

2 Ağustos 2011 Salı

Boru değil YAŞ masası veya Vaka-i Hayriye!

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Yüksek Askeri Şura toplantısında yıllardır seçilmişlerle atanmışları eşit gösteren bir tablo yaşanırdı.

Masanın başında Genelkurmay Başkanı ile Başbakan birlikte otururdu.

Zaten başbakanlar da toplantıda fazla kalmaz, açılışı yapar, 1-2 saat kaldıktan sonra giderlerdi. Terfii ve atamalara gerçek yetkili olarak askerler karar verir, sivilin onaydan başka işi olmazdı. Bu yüzden de askerler için de müthiş klikler, kulisler, pazarlıklar olurdu.

Güçlünün adamı terfii alır, yetenekli komutan emekliye sevk edilirdi.

2002 Kasım seçiminden sonra tablo değişti. Dönemin Başbakanı Gül ve Milli Savunma Bakanı Gönül YAŞ toplantılarına katılıp ihraç kararlarına şerh koymaya başladı.

Hatta dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök gazete sahipleri ve biz yöneticileri Gazi Orduevi’nde toplayarak bu gelişmeden askerin duyduğu rahatsızlığı açık bir şekilde dile getirmişti.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Koşaner ve suç örgütü kavramı


Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner veda mesajında ‘’Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bir suç örgütü gibi gösterme çabalarından’’ rahatsızlığını dile getirmişti.
Çabada bulunan da herhalde ‘’yargıyı kullanan’’ hükümetti.
SABAH Gazetesi dün meşhur ‘’Bilgi Destek Planı’’ ile ‘’Eylem Planı’’nın 5 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğuna ilişkin belgeleri açıkladı.
Yani dönemin Genelkurmay Başkanları olan Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’un emir ve onayları doğrultusunda hazırlanmış bu belgeler.
Siyasete doğrudan müdahaleyi içeren bu belgeler suç mahiyetinde olduğu için sorumlularının bir kısmı yargı önünde hesap veriyor, sanıklar arasına yenileri de katıldı.
Bu gelişmeye bakarak Koşaner’e acı gerçeği söylemek lazım: Emir-komuta zinciri içinde en tepeden başlayan bir programla yetkisini aşan, siyasete müdahaleye kalkışan her kurum suç örgütü mahiyeti kazanır.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Orduevi baskısı

31 Temmuz 2011 Pazar
Bu da mahalle baskısı gibi bir şey aslında. Mahallenin kuralına uymazsan orada yaşaman zorlaşır, orduevi kuralına uymazsan, oraya adım atman imkansız hale gelir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en yüksek makamına erişmiş bir general, öyle bir tepkiyle karşılaşacak ki, orduevlerine adım atmaktan imtina edecek.

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bu nedenle mi kendini İzmir’e attı, bilemiyorum...

Görünen o ki, emekliliği tercih eden generallerde bu orduevi baskısı ağır bastı.

Cezaevindeki generallerden gelen mesajların bu yönde olduğu anlaşılıyor; “Ya bir şey yapın ya da istifa edin.”

Arada eşler, onların yıllar boyunca oluşturduğu bir dostluklar ağı var.

29 Temmuz 2011 Cuma

Muhtıra veremediler istifalarını verdiler!

30 Temmuz 2011
Cumartesi Başta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner olmak üzere kuvvet komutanlarının istifasını kimi medya deprem diye verirse, şaşırmayın.
Ayrıca da inanmayın.

Bu sistem açısından ne kriz, ne de depremdir.

Türkiye demokrasi tarihinde bir dönüm noktasıdır ve sivil iradenin askerin dayatmasına karşı koyması açısından eşi görülmemiş bir öneme sahiptir.

Biraz 1971’de Ecevit ve Demirel’in işbirliği yapıp Faruk Gürler’in cumhurbaşkanlığı yolunu kesmesine benzetilebilir ama ancak benzetilebilir.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Kürt-Türk çatışması devlet isterse çıkar!

28 Temmuz 2011 Perşembe
PKK’nın söylemleri ve eylemleri yaz sıcağına yeni bir ateş kattı.

Türkiye’nin çeşitli kentlerinde facebook, twitter gibi sosyal medya üzerinden örgütlenen gençlerin Kürtlere karşı eylemlerine tanıklık ettik.

Birilerinin ustaca bu eylemleri organize ettiği ortada.

Zaten hep öyle oldu.

Kurt puslu havayı, Derin Devlet de kaosu sever.

Ahmet Altan dün Taraf’taki köşesinde gidişattan endişeli olduğunu ifade etmişti.

Haklı, çünkü Ankara da tavrını sertleştirmiş durumda.

Ancak Ankara’nın bir avantajı var, bizden daha fazla istihbarata sahip.

12 Temmuz 2011 Salı

CHP bu yüzden Ergenekon’la dans ediyor!

13 Temmuz 2011 Çarşamba

CHP candaşı köşeler öfke içinde.

Nedeni ‘’Arkadaşlarımızı satmayız’’ diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu sözünü de unutup yemin kararı alması.

Daha önceki kökten dönüşlerini görmezden geldikleri için şoka girmiş durumdalar.

‘’Bu CHP’den bir şey olmaz’’ noktasına gelmişler.

Biz yıllardır bunu söylüyorduk.

Türkiye’nin iktidar sorunundan çok muhalefet sorunu olduğunu, bu durumun demokratik rejim açısından sıkıntı yarattığını vurguluyorduk.

Ama gönüllerinde CHP-MHP koalisyonu yatanların hırstan gözleri döndüğü için gerçeği göremiyordu.

Bugün gelinen noktada halkın oylarıyla seçilmiş vekillerin Meclis’te yemin etmesinden bile rahatsızlar.

Evet, bu CHP’den bir şey olmaz.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Erdoğan ve Tarkan

12 Temmuz 2011 Salı

Biri siyasetçi, diğeri pop yıldızı, ne alaka diyebilirsiniz.

Ama gazetelerde Tarkan’ın konserlerinin topladığı kalabalığa ilişkin haberleri okursanız ortak noktayı bulursunuz.

Tarkan Anadolu’nun her yerinde verdiği konserlerde 35 ile 45 bin kişilik bir kitleye hitap ediyor.

Tarkan bu ülkede 20 küsur yıldır konser veriyor, televizyonlara çıkıyor.

Yine de halkın sevgilisi.

Recep Tayyip Erdoğan da bu açıdan bir star.

2000 yılından beri ulusal çapta bir siyasetçi.

İkiden az miting yaptığı il var mıdır, bilmiyorum.

10 Temmuz 2011 Pazar

Taraftar olarak biz de suçluyuz

10 Temmuz 2011 Pazar
Ergenekon ve Balyoz davalarında ortadaki delillere rağmen bütün gelişmeleri Cemaat’e veya muhalefeti susturma çabasına bağlamak isteyenleri hayretle izliyordum.

Bir kısım medyanın davayı sürekli olarak çürütmeye çalışması, iddianamedeki eksiklere veya polisin yanlışlarına vurgu yaparken ortada duran somut delilleri görmezden gelmelerine deli oluyordum.

Sonra Fenerbahçe merkezli “şike operasyonu’’ başladı.

İlk gün daha serinkanlıydım ama ikinci günden itibaren duygularım ağır basmaya başladı ve Ergenekon ve Balyoz davalarının karşıtları ne yapıyorsa aynen onu yapmaya başladım.

Tutuklanan generalleri vatana bugüne kadar hizmet etmiş insanlar olarak veya dava arkadaşları olarak görenlerin durumuna benzer bir tavır aldım.

Ortadaki gerçeklerden ziyade iddialardaki eksikler üzerinde durur hale geldim.

5 Temmuz 2011 Salı

Sen benim kim olduğumu biliyor musun!

5 Temmuz 2011 Salı

Bir Fenerbahçeli olarak kendisine oy verdiğim Kulüp Başkanı Aziz Yıldırım’ın gözaltına alınmasından büyük üzüntü duyduğumu belirtmem lazım.

Hele gözaltına alınma nedeninin şike iddiası olması, bu üzüntümü daha da artırıyor.

Aziz Bey’in bir an önce aklanması ve serbest kalmasını diliyorum. Ama bugün Türkiye’nin kurallar devleti olması gerçeği üzerinde durmak istiyorum.

AK Parti’den önce Türkiye’de her mesleğin kendine has dokunulmazlıkları vardı.

Mesela biz gazeteciler içkili araba kullanabilir, kuralları rahatlıkla çiğneyebilirdik. Çünkü trafik kontrolünde durdurulmayacağımızı, yanlışlıkla durdurulsak da ceza yemeyeceğimizi bilirdik.

Eskiden Türkiye’de en yaygın cümle ‘’Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’’ idi.

Son 10 yıldır bu cümleyi daha az duyar hale geldik veya hiç duymuyoruz.

Çünkü Türkiye kör-topal bir biçimde kurallarla yönetilir hale geliyor, eski dönemin dokunulmazlıkları birer birer ortadan kalkıyor. Bu dönemin başlangıcı Ergenekon Davası oldu açıkçası.

Ergenekon dokunulmazlıkların sona erdiğinin ilanıydı aslında. Emekli generaller, rektörler bir anda yargılanır hale geldi.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Bu CHP ile yeni anayasa yapılabilir mi?

2 Temmuz 2011 Cumartesi
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kimi söylemlerine baktığınızda, Türkiye’nin demokratikleşme yolunun açık olduğu umuduna kapılabilirsiniz.
Ancak iş kritik konulardaki uygulamaya geldiğinde umut yerini koyu bir karamsarlığa bırakır.

Sayın Kılıçdaroğlu göreve geldiği günden bu yana her kritik aşamada Ergenekon zihniyetine teslim oldu ve o doğrultuda adım attı.

Mehmet Haberal’ı aday gösterip arkasında durması, ardından tahliye kararı çıkmayınca Meclis’i boykot etmesi bunun göstergesi.

27 Haziran 2011 Pazartesi

CHP-BDP İttifakı

Hayatın böyle dayatmaları var işte.

Yıllarca Kürt gerçeğine sırtını dönen, her türlü demokratik açılımın önünü tıkayan, sabıka dosyasında Kürtlere ilişkin epey kayıt olan CHP, bugün Kürtlerin siyasi temsilcisi BDP ile aynı safta.

‘’Terör örgütü üyesi’’ olmakla suçlanan KCK sanıklarıyla, ‘’darbe hazırlamak’’ iddiasıyla yargılanan Ergenekon sanıklarının önü yargı tarafından kesildi çünkü.

Yargı yüzde 100 CHP zihniyetinin denetimindeyken ‘’Şeriatın kestiği parmak acımaz’’ diyenler, bugün ‘’Parmağım acıyor’’ diye kıyamet koparıyorlar.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Bu elbise dar geliyor

Mal ve hizmetlerin internet üzerinden gerçekleştiği bir dünyada ticaret hayatını 1930’lardan kalma yasayla düzenleyemezsiniz. Türk Ticaret Kanunu o nedenle yenilendi, çağın gereklerine uygun hale geldi.
İş dünyasının önde gelen kurumları, temsilcileri aracılığıyla değişim ihtiyacını, yasaya muhalefet eden CHP ve MHP’ye anlattı.
İki parti ikna oldu ve normal koşullarda Meclis’ten geçmesi bir yılı bulacak yasa, değişim ihtiyacının açıkça kendini göstermesi sonucu 5 gün gibi kısa zamanda görüşülüp kabul edildi.
Türkiye’de ticaret hayatının günün gerçeğine uygun şekilde yoluna devam etmesi, dünyayla rekabet etmesi için bu değişiklik kaçınılmazdı.
Siyaset kurumu bu gerçeği gördü ve gereğini yaptı.
Bugün başta Anayasa olmak üzere, gerek siyaseti gerekse hak ve özgürlüklerin kullanımını düzenleyen yasalarda günün koşullarına uygun düzenlemeler yapılması, yeni metinler hazırlanması gerekiyor.
Ticaret Kanunu nasıl ticaret erbabının ilgilendiriyorsa, bu yasalar da tek tek yurttaşları ilgilendiriyor, onlar da her fırsatta değişim talebini gündeme getiriyor.
Siyaset kurumu da bu değişim talebini görüyor ancak taraflar henüz bu amaçla biraraya gelebilmiş değil.
Kabul etmek gerekir ki, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun buradaki tutumu olumlu ve yapıcı.
Seçim sonrası ortaya çıkan tablo, gelecek adına umut veren bir durumu yansıtıyordu.
Türkiye’nin tüm siyasi renklerini yansıtan bir Meclis ortaya çıkmıştı.
Ancak Yüksek Seçim Kurulu’nun Hatip Dicle, ağır ceza mahkemelerinin tutuklu vekiller ile ilgili kararları bu tabloyu gölgeledi.