Altemur KILIÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altemur KILIÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Erdoğan’ın “askerleri”!

Bu yılki Yüksek Askeri Şura toplantısında çekilen fotoğraf, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin “ahval ve şeraitini” yansıtıyor. Kısaca, Recep Tayyip Erdoğan, artık “tek adam” dır ve “Muhteşem Padişah” edasıyla tahtında oturmaktadır. TSK ve Komutanları artık onun mutlak hükmü altına girmiştir ve bundan sonra “Yeni Anayasa” ile yapılacakların da yolu açılmıştır...
Yardımcısı Bekir Bozdağ Erdoğan’ın YAŞ’taki fotoğrafını “Demokrasi adına güzel bir fotoğraf” diye yorumlamış.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Nihayet bir “Işık”

Umduğum, beklediğim oldu: Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner, Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay, Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Uğur Yiğit, görevlerinden topluca istifa ettiler...
Kimse yanlış değerlendirmeye kalkmasın: TSK bu istifalarla sarsılmadı; kendine geldi!.. Adi suçlular gibi tutuklanan, haklarında yakalama emri çıkarılan silah arkadaşlarına sahip çıktı. Ve iktidara haddini bildirdi... Böylelikle de, AKP iktidarına alanın boş olmadığını, TSK’nin çetin ceviz olduğunu hatırlattı...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Ne pahasına barış?

Ne efsunkar -büyüleyici- kelimedir “barış”! Savaşı sevmek, “barışı” istememek için deli, manyak olmak gerekir. Hele benim gibi savaşın ne olduğunu yakından gören bir insanın savaşı sevmesi, istemesi mümkün mü?
Ülkemizde, sadece Güneydoğu’da, dağlarda değil, bütün yörelerde, kentlerde süren “asimetrik” savaşın durmasını, “barışçı” bir çözüme bağlanmasını, ülkenin huzura kavuşmasını kim, hangi vatansever istemez!
Ancak olay bu kadar basit değil; “savaşın bedeli” ağır olduğu kadar,  “barışın” da bedeli çok ağır olabilir. Savaşta, ne pahasına “zafer” ve ne pahasına “barış”?

***

23 Haziran 2011 Perşembe

Kafam Türkiye kadar karıştı

YSK, Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin vekilliğini, seçim öncesinde aldığı kesinleşen 1 yıl 8 aylık hapis cezası nedeniyle iptal etti ve Türkiye şu sırada büsbütün karıştı. Bölücüler “kaos” -kıyamet- sinyalleri veriyorlar. Gerçi bu kararın muhtemel bir iç savaşa sebep olacağını iddia ediyorlar. Aslında “kıyamet” kararı Apo tarafından çok önce verilmiş ve ilan edilmişti; ama şimdi YSK’nın bu kararıyla kuvvetli bir bahane daha buldular. Akılları sıra, ülkede tehlike, kargaşa arttıkça, kamuoyu ve dünya kamuoyu önünde haklı çıkacaklar...

***

22 Haziran 2011 Çarşamba

Kürt sorunu nasıl çözülür?

Türkiye’nin, Türklüğün kaderi “Kürt sorunu” üzerine odaklandı. Aslında, soruyu başka türlü sormak gerek: “Türkiye” -TC- nasıl “çözülecek”? Nasıl parçalanacak?. Çünkü artık “bıçak” kemiğimize, omurgamıza dayandı. Apo’nun “kıyamet” -iç savaş- ültimatomunun vadesi, biraz uzatılmış olsa bile hâlâ geçerli. KCK’nın -PKK’nın- DP’lilerin “şartlı” tehditleri artarak devam ediyor.  Ve dağlarda terör, kent sokaklarında kundaklamalar sürüyor. İç savaşın provaları, devam ediyor. Bu, böyleyken bu korku dizisinin Kürtler için “mutlu sonu”, Türklük için “acı finali”, TC’nin çöküşü belli iken, içimizdeki allameler abesle iştigal ediyor, havanda su dövüyor. “Kürt sorunu nasıl çözülür” diye ahkâm kesiyorlar. Türk devletinden tehdit altında, “çözüm” istiyorlar.

21 Haziran 2011 Salı

Dizinin adı: Gaflet ve İhanet

Televizyonlarda heyecanla izlenen diziler, “sezon sonu”  dolayısıyla tatile girdi. Devamları, yenileri sonbaharda!
Dizilerin her bölümünün sonu, heyecanın doruk noktasında “sonra ne olacak” diye biter ve gelecek bölüm merakla beklenir. Bir süredir Türkiye “ekranlarında” nefes kesen bir dizi -oyun devam etmekte... Kaç bölüm oldu; sayısını unuttuk. Dizinin adı:  “Gaflet ve İhanet”, alt başlığı: “Bir Devlet Çökerken” ve “tekrarı” da yok bu oyunun!..
Senaristleri malum, “Oyunun” içinde. Çok oyunlar, oyun içinde oyunlar var. Mesela, TSK’ya, Komutanlarına yapılanlar. “Ergenekon” kâbusu; telefon, ortam dinlemeleri... Kaset oyunları vb. Ama şu sırada bütün diğer bölümlerde olanların odağı, sonu (finali) nasıl olacak?.. “Kürt oyunu”, başka adıyla “barışa son verecek” sözde barış...
Bazı gafiller umuyorlar ki, Apo/PKK/BDP bölücüleriyle, “devletin” müzakereleri sonucu “Kürt Sorunu”, “Yeni Anayasa” ile çözülürse, ülkede barış sağlanacak!.. Terör sona erecek ve Neo-Osmanlı Padişahlığında refah ve huzur devri başlayacak... Tabii bütün bunların zemini de Erdoğan’ın, AKP’nin tartışılmaz seçim zaferi!.. Ne var ki insan, dizinin son bölümünde neler olacağını biliyorsa, bu işin heyecanı kalmamıştır; bölümleri izlemeye gerek yoktur! Hele “mutlu son” olmayacağı da biliniyorsa, mutlu olunacak tarafı da yoktur!
 Bu dizinin son “epizotunda” neler olacağını, “oyunun” nasıl biteceğini bilmek için kâhin olmaya gerek yok... Dizi-oyun, bir mucize olmazsa, Türkiye’nin bölünmesi ve TC Devletinin çökmesiyle sona erecek... Ve son bölümü, bilmem hangi PKK marşının veya türküsünün nağmeleri ve de AB marşıyla, AB ve ABD temsilcileri huzurlarında “biji Apo” avazeleri, PKK bayraklarıyla, havai fişeklerle “Büyük Kürdistan” devletinin ilan edilmesiyle noktalanacak!..Bazılarına göre “mutlu final”... Türklere göre ise “izmihlâl”!..

Tek ayak üzerinde yemin!Bu “Gaflet ve İhanet” dizisinin seçimlerden sonra oynanmakta olan bölümünde Apo’nun “kıyameti” nasıl koparacağı bekleniyor... AKP hükümeti, vaat ettiklerini “Yeni Anayasada” yerine getirecek mi.... Apo’nun talep ettiği gibi bunları hemen açıklayacak mı?.. “Operasyonları” tek taraflı durduracak mı?.. Genel afla Apo ve PKK’lılara da affın yolunu açacak mı?
Milletvekili seçilen güya bağımsız PKK milletvekilleri, TBMM’de Anayasada sözleri belli, “TC’ye, Türklüğe” bağlılık yeminini aynen söyleyecekler mi?.. Bu devlette Bayındırlık Bakanlığı yapmış Şerafettin Elçi, “Yemini ederiz, ama yalancıktan ederiz; yeminimizi tutmayız” diyor. Diğerleri de mesela Leyla Zana, gene “kahramanca” şov yapar. TBMM kürsüsünde PKK renkleriyle arzı endam edip, “PKK’ya bağlılık” andını tekrarlarsa, diğerleri de tek ayakları üstünde bir şeyler gevelerlerse, hatta TC’ye beddua ederlerse, tevil götürmeyecek şekilde “devlete-vatana ihanettir”... Gereği de bu adam ve kadınları kulaklarından tutup, Yüce Meclis’ten atmak... Ama güldürmeyin beni; Erdoğan ve iktidarı, bunu da güya barış ve çözüm uğruna sineye çeker... Bu konularda “sineleri” çok geniştir!.. Bunlar da dramatik “oyunun” komik tarafları!..
Bazı gafiller, bazı yazarlar, bu küçük oyunlardan hiç rahatsız değiller. Hâlâ “Her ne olursa olsun bu TC düşmanları Meclis’te bulunmalıdırlar. Onları halk seçmiş. Oyları yabana atılmaz!” diyorlar... Eski gaflet: TBMM’de olmazlarsa, “Dağa” çıkarlarmış... Oysa şimdiye kadar dağı TBMM’ye getirdiler... Bundan sonra yapacakları, yaptıklarından belli!.. Vatana ihanet oylarla yapılsa bile kabul edilebilir mi?. Evet -oyunların- “bu dizinin” sonu belli; “heyecanı” da kalmad. Korkuları ve de ihanetleri devam ediyor. “Gaflet” mi dediniz; Türkiye bu açık ihanetler, tehlikeler, tehditler karşısında iken, Ordusunun yüksek komuta heyetinin adeta yarısı “içeride”, diğerleri de adi suçlular gibi, tutuklanmayı bekliyorlar!..

Cumhurun başı
 Bu diziyi mutlu sonla bitirecek Allah’tan başka, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül... Devlet Bahçeli kendilerini bu noktalarda, kaset şantajları konusunda seyirci kalmasını eleştirmiştı... Gül, bu sözleri yadırgamış... Olanları esefle izliyormuş!.. Pekiyi izliyor da ne yapıyor?.. Kendisi “dışarıdan gözlemci” mi?..Belli süre için “emanetçi” mi?.. Yoksa TC’nin çok yetkili “Devlet Başkanı” mı?.. Makamını Erdoğan’a devretmeyi beklerken “etliye, sütlüye” karışmak istemiyor mu?


NOT: Adaşım, kapı yoldaşım Behiç Kılıç öldü. Cesur bir kalem, iyi bir gazeteci idi. Hakkımı helal ediyor, ona Allah’tan rahmet, ailesine, Yeniçağ ve basın camiasına sabırlar diliyorum. Basındaki yeri kolay doldurulamayacak. A.K

18 Haziran 2011 Cumartesi

Unutulan dizi konuları

Çok güzel tv dizileri izliyorum. Günüm acı haberlerin-olayların içinde boğulurken, adeta ferahlamak için diziden diziye geçiyoruz. Eski sezonda. “Aşk-ı Memnu”, “Yaprak Dökümü” vardı; sona erdi. Her bölümü ayrı bir heyecan. Tipler çok başarılı. “Hanımın Çiftliği” maalesef bitiyor. “Papatyam” inşallah gelecek sezon devam edecek.. “Arka Sokaklar” ve “Behzat-Ç” de, “Muhteşem Yüzyıl” da  öyle... Keşke hiç bitmeseler!

***

Dizi yapımcıları bilmem bu köşeyi okurlar mı? Onlara, hatıra dağarcığımdan bazı nâçizane önerilerim var:
* Yakın tarihimizin kahramanlarından Ödemişli yiğit Çakırcalı Mehmet Efe’nin Yaşar Kemal tarafından kitaplaştırılmış hayatı.
* Rahmetli Nizamettin Nazif’in Fatih dönemi kahramanı “Kara Davut”. Bu romanda eskiden çok tartışılan dramatik sahneler var.
* Rahmetli Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla yazdığı 18 kitaplık dizi. Peyami Safa bu kitapları Fransız Moris Leblan’ın Arsen Lüpen’in maceralarına nazire olarak yazmış...
Kibar hırsız Arsen Lüpen’in maceralarını Türkçeye rahmetli Selami İzzet Sedes çevirmişti. Çocukluğumuzda heyecanla okurduk.
* Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun bize milliyetçilik aşılayan kitapları... Meselâ “Kolsuz Kahraman” ve “Türk Korsanları”.
“Yakın tarihimizdeki acı bir olay Çerkez Ethem olayı. Bu olayı Orhan Asena, “Candan Can Koparma” adıyla dramatik bir piyes yapmış.
* Mütareke döneminde İstanbul’u haraca kesen Rum haydut Hrisantos’la Türk Polisinin mücadelesi ve haydutun öldürülmesi... Onunla mücadele eden emniyet amirleri arasında Musevi asıllı Samuel Efendi de vardı.
* Türk Casusu İngiliz Kemal’in maceraları...
* Nihayet Musahipzâde Celal’in meselâ  “Bir Kavruk Devrildi” adlı tarihi piyesi. Kavukluktan kavuk düşünce Sadrazam devrilir düşer!

***

Belki yapımcıların ilgisini çeker diye Çakırcalı Mehmet Efe’nin  hayatını özetleyelim.
Çakırcalı Mehmet Efe (Ödemiş, 1872-Nazilli, 17 Kasım 1911).  Ödemiş ilçesine bağlı Türköne köyünde doğmuştur. Ege efelik kültürünün en ünlü simalarından biridir. Aslında yiğit bir efedir... Robin Hood gibi zenginden alıp fukaraya değıtıyor. 17 Kasım 1911 günü Nazilli yakınlarında Karıncalı Dağ’da  zaptiyelerle vuruşa vuruşa ölüyor. Baş düşmanı, babasını masum olduğu halde öldüren Zaptiye Başçavuşu Boşnak Hasan... Sonunda Çakırcalı bu kişi tarafından öldürüldü.
Unvanı: “Kamalı Zeybek”. Böyle bir halk türküsü de var.


Satı Kadın Bu seçimlerde Meclis’e her zamankinden fazla kadın milletvekili girdi. Atatürk devrimlerinden biri kadın-erkek eşitliği ve bunun gereği kadınlara seçmek ve seçilmek hakkının verilmesi, birçok Avrupa ülkesinden öncedir... Atatürk, Ankara’nın Kazan köyünden olup orada muhtarlık yapmış Satı Kadını seçimlerde aday yaptı ve Satı Kadın Meclis’e giren ilk kadınlardan biri oldu.
8.2.1935 günü yapılan 5. Dönem seçimlerinde Meclis’e giren 17 kadın milletvekilinden biri ve en anlamlısı o idi...



Satı Çırpan (Satı Kadın). 1890 yılında Ankara’nın Kazan ilçesinde dünyaya geldi. Millî savaşta sakat kalmış bir askerin eşiydi. 5 çocuğu vardı. Çiftçilikle uğraşan Satın Kadın özel eğitim gördü. Seçildiğinde Kazan köyü muhtarıydı. Bir dönem milletvekilliği yaptı, 19 Mart 1956 günü vefat etti.

15 Haziran 2011 Çarşamba

CHP, şimdi değilse ne zaman?...

Bu yazıyı yazarken İmralı’dan “Olemp” dağındaki “peygamber” den gelecek sesi bekliyoruz. “kıyamet”i koparacak mı yoksa tehir mi edecek?.. Ondan, yeni bir vahiy mi, “yol haritası” mı nazil olacak?
Türkiye’nin, seçim sonrasında vâsıl olduğu son nokta bu; yıllardan beri yaşanan gaflet ve ihanetlerin neticesi! Eğer uyanmazsak, Mustafa Kemal’in eseri-ilkeleri ve Cumhuriyeti yavaş değil, süratle tasfiye edilecek... Hiç şüpheniz olmasın!

***

Bir gazetede, anlamlı iki fotoğraf karesi vardı. Biri: Hitler, Mussolini ve adamlarının “Balkon” manzarası... Erdoğan’ın balkondaki  “Tek adamlığının” güç gösterisini hatırlatıyor!.. Diğer kare: Erdoğan’ın çalışma odası. Bu karede, Mustafa Kemal’in “kalpaklı” resminden başlayarak Erdoğan’ın şifrelerı var...
12 Haziran “zaferinden”  sonra televizyonlarda AKP’nin seçim şarkısı, bu sefer teşekkür mahiyetinde çalınmakta... “Bir daha, bir daha” nakaratıyla... Padişahın oğlu-yeni şehzade doğmuş; adını “Ertuğrul” koymuşlar... Şair Eşref bunu işitince. “Vay halimize, biz sonu geldi, bitti derken yeniden başlıyor” demiş!..
Evet vay halimize!
Seçim sonralarında neticenin analizleri yapılır, galiplerin, galibiyetin  “anatomileri” ve sonra yapacakları konuşulur. Sonra da mağlupların kadavrası üzerinde “otopsi” - “teşrih” yapılır... Kaybeden partilerde, hezimetin suçlularını aramaktan başlayarak yeni bir başkanlık-yönetim mücadelesinin başlaması kaçınılmazdır... Şimdi, CHP’de de bunların olması kaçınılmaz... Bazıları, “Şimdi sırası mı?” diyorlar. Kampanya esnasında uyarıların zamanı idi, ama CHP’de Kılıçdaroğlu ve ekibine eleştirinin zemini değildi; partiye zarar verecekti... Ancak şimdi, hezimeti teşrih etmenin, Kılıçdaroğlu ve ekibinden hesap sormanın tam zamanıdır! Ana muhalefet partisi özeleştiriden öte,  “öz tasfiye” yapmalı ve CHP kendisine Mustafa Kemal’in “Müdafaa-i Hukuk-Kuvâ-yı Milliye” kökenine dönmelidir! CHP’nin kurucularından biri olarak bunu istemek benim de hakkım!
Hatırlatalım: Bu köken özetle şudur: “Atatürk ilkelerinin ve devrimlerin savunucusu, laik, sosyal demokrat, ülke bütünlüğünden yana, bölücülüğe karşı çıkan, dinimize saygılı, ancak dinimizin siyasete alet edilmesine karşı çıkan bir partidir.” Kılıçdaroğlu ve ekibi bu “mirası” reddedemezler!..
CHP, bazılarının umduğu gibi bundan sonra Erdoğan’ın “Yeni Anayasa” tuzağına düşmemeli ve... AKP uydusu olmamalıdır!..

***

Baykal’a kaset komplosunun faillerinden şüphe etmişimdir... Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan seçilmesinden sonraki söylem ve siyasetinden şüphe ettim. Kendisi hakkındaki “Mülâhazat hanemi”  açık bıraktım. Ama “hane” doldu... Kılıçdaroğlu CHP’nin “eksenini kaydırmaktan” öte partinin Atatürk milliyetçiliğini göstermesi gereken pusulasını şaşırdı... Yönetime “kimlik ve kişilikleri, kökenlerı ve fikirleri de şaibeli kişileri” getirdi... Atatürkçüleri tasfıye etti...
Seçim kampanyası esnasında çok güzel şeyler söyledi... Ama, Atatürk’ü değil anımsatmak, bilerek ya da bilmeyerek asla gündeme getirmedi... Güneydoğu’da Türk Bayrağını göstermekten özenle kaçındı... Hiç umulmadık insanları listeye koyup milletvekili seçtirdi...

***

Diyorlar ki: “Şimdi Kılıçdaroğlu’nu eleştirmenin, olağanüstü kurultay istemenin sırası değil... Bu, Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürer...” Ama Kılıçdaroğlu, bu yağları çoktandır sürdü!.. Artık CHP’de yönetim değişikliği yapmanın sırasıdır. Zaten bu talep muhakkak CHP’nin inançlı, Atatürkçü ve sağlam temelinden gelecektir... Evet “Şimdi değilse, ne zaman?..” Kılıçdaroğlu pusulasını daha fazla şaşırıp AKP’nin Anayasasına ortak-uydu olduktan sonra mı?!! “Demir tavında dövülür”...

***

Sevgili kardeşim Mustafa Balbay lütfetmiş, Silivri “Zulümhanesinde” yazdığı kitaplarını güzel bir mektupla, bana göndermiş... İçim sızladı... Kitapta: “Silivri Toplama Kampı-Zulümhane” - “Zulümdar”-“Düşünüyorum; öyleyse varım”... Adları ve kapakları yeter... Ama bir önemli soruyu da sormanın zamanıdır: Bu zulümlere, bu “Zulümhaneye” kim, ne zaman son verecek?..
“Dışarıda” görüşmek kucaklaşmak üzere sevgili Mustafa!

22 Mayıs 2011 Pazar

Şantaj, montaj patinaj ve viraj

Ülkenin bugün vâsıl olduğu durum 19 Mayıs 1919’daki duruma benziyor, ama çok daha acı. İç ve dış düşmanlar hem daha çok, hem de ileri teknolojilerle mücehhez... Ağlanacak, karalar bağlanacak bir durum; gülecek halimiz yok! Hani, adam, sırtından hançerlenmiş yatıyor... Sormuşlar: “Acıyor mu?” Cevap vermiş: “Gülünce çok acıyor”!.. Bu son şantaj olaylarına, MHP’ye yapılan son “kaset oyunlarına” bakınca aynen! Gene denk düştü; adamın biri “Her sabah ilk işim gazetelere bakmak. Ölüm ilanlarında adım yoksa yaşamaya devam ederim” dermiş. Şimdi de böyle; hangi partiden olurlarsa olsunlar, siyasetçiler gazetelere, sitelere bakıp, “kaset iddialarında” adları yoksa siyasete devam ediyorlar... Fakat gene de endişeyle!.. Yıldırımın nereye düşeceği, röntgencilerin, “Büyük Biraderin” , daha doğrusu tüm biraderlerin hangi mekânları gözledikleri, dinledikleri, dinleyecekleri belli değil. Ahmet Altan’la ilk defa anlaştık, “Siyaset ve seçimler şantajın vesayeti altında” ve bu şantajcılar amatör değil, profesyonel!..

***

Bu şantajları, şantajcıları ortaya çıkarmak, öncelikle mevcut hükümete, iktidara düşer. Zira asayiş, güvenlik meselesi... Bunun için devlet kurumlarının ellerinde bütün teknolojik imkânlar -araçlar- var. Ergenekon davalarında, iddianamelerinde aynı yöntemler kullanılmadı mı?.. Komutanlara CD’ler, kasetler, dinleme ve gözetlemelerle belden aşağı vurulmadı mı?.. Vurulmuyor mu?.. Erdoğan bunları mübah ve geçerli bulmadı mı?.. Baykal’a ve MHP’ye yapılan şantajları, konuşmalarında adeta tasvip etti, mübah saydı! Ancak kimsemin dokunulmazlığı yok bu “şantaj vesayeti” altında!.. Bu rezilliğe yol açıldıktan sonra kimse, bu post-modern, belki de “nim-resmî” röntgencilerin ırzlara tasallutundan masun değil! Her çeşitten, her mezhepten, cemaatten ve de meşrepten röntgenciler ayrım yapmazlar... Sonunda şantajcı, şantajı yaptıranları da vurur!

***
Olay, şantaja maruz kalanların kişisel “günahları” olmaktan çıktı... Şimdi kamuoyu önünde onlar artık mağdur!.. “Günah” söz konusu ise Hazreti İsa, “İlk taşı hiç günahı olmayan atmalı” demiş. Ayrıca dinimize göre başkalarının günahlarını teşhir etmek, buna aracı olmak büyük günah!

***
MHP’ye yapılan şantajların tetikçilerinin kimler olduğunu ârif olanlar çoktan anladı...
Her cinayeti çözmek için önce “maksat” ve bu cinayetten kimin yararı olduğu, olacağı sorulur... Bu olayda da “kimlerin” faydalanacağını bir tarafa bırakıyorum. Zira durum çetrefil. Amaçları ayrı da olsa, zanlılar çok... Maç da besbelli, nedir o, MHP’yi barajın altında saf harici, parlamento dışında bırakmak... TC devletini ve ilkelerini koruyacak başlıca kaleyi yıkmak!
Ahmet Altan, “MHP’nin geleceğini ‘bir gizli örgüt’ belirleyecek; iki tez var” diyor. Ona göre birincisi, Devlet Bahçeli’yi bertaraf edip tez elden ülkücüleri sokaklara çıkarmak. Ve Türk-Kürt çatışmalarını tahrik etmek akla daha yakın. Bu “şeytan üçgeninin” bir bacağının, PKK/APO/BDP’nin “serhildan” , kıyameti koparmak emellerine uyuyor.
İkinci tez ise “Milliyetçiliği demokrasinin düşmanı olarak anlayan” bir ekibin kasetlerle tasfiye edildiğini, MHP’yi “demokratik bir milliyetçiliğe” geçirmeleri! Bu da Altan gibilerin umudu... “Demokratik özerklik” talebi varken, “demokratik Türk milliyetçiliği” nasıl kanlı olacaksa!
Ancak, hangi tarafından bakarsanız bakınız asıl hedef Bahçeli değil, Türk milliyetçiliği... Milliyetçileri saf dışı edip, Atatürk’ün Türk Cumhuriyetini yıkmak... Sonrası kolay; ıskatçıların bu enkaz üzerinde kuracakları devlet padişahlık mı olur, Cumhuriyet mi olur, olursa nasıl bir Cumhuriyet olur?.. Bu kırk haramiler arasındaki kavga, kanlı mı olur, kansız mı; o da ayrı konu!..

***
Baş hedef Devlet Bahçeli. O da bu durumda. “Devlet yok... Milletime, sine-i millete gidiyorum” diyor. Yani Cumhuriyet ve milliyetçilik milletin basiretine emanet

***

Sayın Bahçeli ile yıldızlarımız hiç barışmadı. Onu çok eleştirdim. Fakat şimdi  “Devlet adamı” gibi direnmesi üzerine, bunları bir tarafa bırakıp milliyetçiler olarak Bahçeli’nin yanında ve arkasında durmamız gerekir... Şeytan üçgeninin silahlı bacağı kapılara dayanmışlar, 13 Haziran’da kıyameti koparacaklar. Çakallar, leş kargaları üzerimizde dolaşıyor. Daha özeti; şantaj-montaj ve şimdi yolumuzun en tehlikeli “virajında patinaj” !.. Direksiyona hâkim olamazsak, sonumuz “uçurum” !..

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Menderes, Erdoğan ve Işık

Ülkenin, AKP İktidarı ve Erdoğan yönetimindeki şu hal-i pür melaline, şu hercümerce bakın. “Hükümet-AKP iktidarı, Türk Ordusunu yendi” deniliyor... “Milli İradeyi temsil ediyorum” diyen, Türk Başbakanı, kendi ordusunu yenmekle, adeta iftihar ediyor ve bunu Referandumda halka EVET dedirtmek için kullanıyor... Türk Ordusu sayı hesabıyla, sözde mağlup. Hem de bölücüler azarken ve dışarıdan her zamanki tehditler varken ve içeriden de iç savaşın ayak sesleri gelirken. Erdoğan ve yandaşları kendi ordularını  “yenmişler”, hizaya -dize- getirmişler; bir kısım yargıyı da, kullanarak!
Yargı öylesine bölünmüş ki, tam da YAŞ öncesinde Komutanlar hakkında “yakalama emri” çıkarılıyor. Kara Kuvvetleri Komutanı olma sırası gelen Hasan Iğsız Paşa  “görüldüğü yerde” yakalanacak!

Menderes demagojisi