*Bugün Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
*Bugün Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

"Örgütlü sosyalist"in emekçiliği

Her yanımız BDP-PKK ekseninin kımıltılarıyla dolu.
Farklı bir konu yazmak için odaklandığım anda öyle gelişmeler yaşanıyor ki, temas etmeden geçmek mümkün değil.
Hele "ben örgütlü bir sosyalistim" diyen şu "barış güvercini" Sırrı Süreyya...
Çorlu'da katıldığı toplantıyı polislerin kayda almasına bozulmuş efendi.
"Buradaki emekçi emniyet güçlerine bir şey demiyoruz ama emniyet müdürü ve kaymakam bunun hesabını ödeyecek" diye utanmadan tehdit sallıyor.

7 Ekim 2011 Cuma

Davut'un 3 çocuğu varmış!

Davut Güloğlu ile Ece Erken'in evlenecekleri söyleniyordu ama ayrıldılar.
Ayrılıktan sonra türlü dedikodular çıktı.
Kimi, Karadenizli Davut'un Ece'yi dövdüğünü söyledi, kimi de Davut'un Ece'yi aldattığını!
Ancak dün beni arayan eski bir dostum, ilginç gerçeği telefonda anlattı.
Şöyle söyledi:

6 Ekim 2011 Perşembe

Kürtler'in hiç mi suçu yok?

Pazartesi günü Taraf'ta Neşe Düzel'in Hasan Cemal ile "Kürt sorunu" üzerine yaptığı röportajda şu bölüm ilgimi çekti:
"PKK Baader-Meinhof çetesi değil. PKK, Kızıl Tugaylar değil. Toplumun içinde PKK. Yani PKK sadece PKK değil! PKK belediye demek, PKK sivil toplum demek... PKK oralarda gazete ve TV demek, siyaset demek. Kuzey İrlanda sorunundan farkı şu: Orada önce siyasi parti Sinn Fein kuruldu. Sonra onlar IRA'yı kurdular. Burada ise öncelik PKK'dır."
Yazı konum bu değil, esas önemli meseleye aşağıda geleceğim ama Hasan Cemal'in Sinn Fein ile ilgili görüşüne katılmıyorum.

16 Eylül 2011 Cuma

Müzakere-mücadele

MİT-PKK görüşmesinin ses kayıtlarını yayınlayarak Erdoğan'ı "bitirmeyi" ya da ona "göz dağı verme"yi amaçlayanların avuçlarını yaladıkları çok çabuk belli oldu.

Tıpkı referandum öncesi "Hükümet PKK'yla görüşüyor" çıkışını yaparak evet oylarını düşürmeyi hedefleyenler gibi bu defakiler de hayal kırıklığına uğradılar. Aklı başında herkes "Ne var bunda? Biz zaten görüşüldüğünü biliyorduk" dedi ve geçti gitti.

Hükümeti yıpratmak için bu tip tezgâhlardan medet umanların zaafı, kamuoyunun sağduyusunu hafife almaları. Oysa hükümet bu sağduyuyu "içinden" tanıyor. Attığı her adımda halkın nabzını elinde tutmayı başarıyor.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Bugün hayatınızın son günü olsaydı...

Hayatta en fazla önemsediğim şey tecrübedir. Bu yüzden görmüş geçirmiş insanların hayatları bana müthiş bir macera filmi izliyormuşum gibi heyecanlı gelir.

Çünkü bilirim ki yaşamak zordur! Daha doğrusu hayat zor değil de onu zorlaştıran insanların ürettiği var olma biçimidir.
Böylesi bir mücadele ortamında var olmak ve yukarılara doğru tırmanmak ya da sıradanlaşmak veya aşağılara düşmek gerçek bir hikâyedir. Bir hayat hikâyesi ise en girift kurgu romanlardakinden bile daha ilginçtir.

Ne oluyor?

Hürriyet'te bir haber: "Eşbaşkan Türkiye."

Haberin ilk cümleleri şöyle: "11 olaylarının 10'uncu yıldönümüne iki gün kala köktendinci terörizme karşı yeni bir girişim başlatıldı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından açıklanan 'Küresel Terörizmle Mücadele Forumu' adlı yeni girişimin eş başkanlığını Amerika ve Türkiye üstlenecek. Clinton'a göre Forum'un en önemli amacı, otoriter rejimlerin pençesinden kurtulan Ortadoğu ülkelerinde köktendinci terörizmin zemin kazanmasını önlemek olacak."

Murphy'nin savaş kuralları

Saldırganlığını artıran PKK'ya karşı topyekûn savaş ilan edildi.

Kandil'i bombalıyoruz. İran o zaptedilmez denilen dağa kara harekâtı başlattı. Başarılı olursa arkasından muhtemelen biz de gideriz. İsrail'e kapalı bir dille de olsa "güreş istiyorsan gel güreşelim" diye meydan okuyoruz. Ben uzaktan ve ufaktan mehter sesleri duymaya başladım.
Pazar günü hayatın daha aydınlık yüzüne bakıyoruz ya; savaş üzerine mizah yazıları ararken bu konuda da Murphy yasaları olduğunu keşfettim. Her alanda üretilmiş Murphy yasalarının kökeni neymiş biliyor musunuz?

18 Ağustos 2011 Perşembe

PKK da peygamber ocağı mı?


Şehit Binbaşı Yavuz Başayar'ın annesi İnayet Başayar "Peygamber ocağında görev yapıyordu.

Şehit oldu Peygamberimiz'in yanına gitti" demiş oğlunun şehadet haberini alınca...

Bunu okuyunca aklıma, oğlu kızı PKK saflarında olan anne babalar geldi.

Hep şöyle deniyor ya:

Bölgede hemen her evden PKK'ya bir katılım olmuştur. Bu da PKK'ya halk desteği sağlıyor.

Acaba nasıl bir kalbi destektir bu?

Mesela şu anda oruç tutan, namaz kılan bir dindar Kürt nasıl bir destek verebilir PKK'ya?

Mesela şöyle bir cümle kurar mı, oğlu dağda çatışmada ölen bir Kürt anne?

-Oğlum, peygamber ocağı olan PKK'da çarpışıyordu, öldü, şehit oldu, Peygamberimiz'in yanına gitti!"

228 sığınak biliniyormuş!


BUGÜN günlerdir "Kandil'i etkisiz hale getirmeliyiz. Güvenli bölge olmaktan çıkarmalıyız" diye yazıyor.

Ne kadar haklı olduğumuz dün bir kez daha teyit edildi.

İşte Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklaması;

"17 Ağustos 2011 günü akşam saatlerinden itibaren bölücü terör örgütüne ait Kandil Dağı, Hakurk, Avaşin-Basyan, Zap ve Metina bölgesindeki 60 hedefe, Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından başarılı bir taarruz harekâtı icra edilmiştir...

Ayrıca, hava harekâtı öncesinde; Zap, Avaşin-Basyan ve Hakurk bölgelerinde tespit edilen 168 hedef, topçu silahları ile yoğun olarak ateş altına alınmıştır."

Demek ki, terör örgütü sınırın öte yakasında kendisine 228 güvenli saha oluşturabilmiş.

Demek ki, Türkiye bu üslerin yerini bildiği halde, barışa şans tanımak için mühlet vermiş.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Senegalli futbolcu Dia ve sosyetik Sırp güzeli İvana

Fenerbahçe'nin Senegalli futbolcusu Dia, 2010 yılında evinde bir davet düzenliyor.
Takımdaki diğer siyahi futbolcuları, İstanbul'daki arkadaşlarını ve ailesini davet ediyor. İçkiler içiliyor, danslar ediliyor, şarkılar söyleniyor. Aynen bizim 'hadi eller havaya' davetleri gibi. Dia'nın takım arkadaşı Niang da davette var. Hatta eşi ev sahibi gibi koşturup duruyor. Konuklarını eğlendirmek için çırpınıyor. Tabii bu arada cep telefonları fotoğraf makinesi olarak kullanılıyor. Kimse günün birinde bu pozların gazetelerde haber olacağını düşünmüyor. Fotoğrafı çeken en yakın arkadaşı çünkü...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Suruç'taki cinayet ve Kürt temsili

Haber şu:
"Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde Dına aşireti mensubu olan, birbirine akraba Şahin ve Pesen ailelerinin fertleri, birkaç gün önce çocuklarının oyun oynarken kavga etmesinden dolayı tartıştı. Komşularının araya girmesiyle yatıştırılan aileler, dün öğle saatlerinde ilçe merkezinde karşılaşınca aynı nedenden dolayı yeniden tartışmaya başladı. Alevlenen kavgada taraflar birbirine Kaleşnikof, av tüfeği ve tabanca ile ateş etmeye başladı. Dakikalarca süren ve ortalığın savaş alanına döndüğü çatışmada iki aileden 5 kişi hayatını kaybetti 7 kişi de yaralandı."

Acun'a bir uyarı da Mustafa Hoca'dan geldi

Mustafa Ilıcalı Hocam iki gün önce Acun Ilıcalı'yı uyardığım yazıma karşılık bir e-posta göndermiş. Aynen yayınlıyorum:

"Değerli Hocam, bugünkü köşenizde yeğenim Acun'la ilgili yazınıza çok teşekkür ederim. Annesi, babası, dedesi, babaannesini (benim annem ve babam) trafik kazasında kaybetmiş, kendisi daha önce benzer bir kazada ölümden dönmüş bir kişinin böyle riskli davranışlara girmemesi gerekir. Ailece trafik konusundaki hassasiyetimiz ve ülkeye mal olmuş ailemizin gözbebeği yeğenimizin bu kötü alışkanlığını düzeltmesine katkı sağlayacağına inandığımız bu nazik içten davranışınıza şahsım ve trafik mağduru ailemiz adına şükranlarımızı sunarım. Saygılarımla, Prof. Dr. Mustafa ILICALI."

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Özel Harekât sahneye çıkarken-3

Terörle mücadelede en kritik dönemde çekip giden Genelkurmay Başkanı, sorumluluk duygusu taşımadığını da gösterdi.
Kucağımıza onlarca şehit düşerken, yeni krizler üreterek bir darbe de onlar vurmak istedi.
Memleketi ve şehitlerimizi, kendi bürokratik iktidar ve otoriteleri yanında zerre kadar düşünmediklerini gösterdiler.
Ne oldu?
Komuta kademesi şekillendi ve devlet daha demokratik, daha güvenli ve daha sorunsuz bir şekilde yoluna devam ediyor.
Biz terörle mücadelede yeni sivil dönem enstrümanlarına dönelim.
Bu dönemin en önemli özelliği şudur:
Bu zamana kadar sivil otoritenin kontrolü dışındaki TSK tekelinde yürütülen teröristle silahlı mücadele, bundan sonra sivil otoritenin şekillendirdiği güvenlik unsurlarıyla yürütülecek.
Dolayısıyla bundan sonra yaşanabilecek fahiş hatalar ve başarısızlıklar karşısında hükümet birinci derecede muhatap ve sorumlu durumdadır.

Silahlı Kuvvetlerimiz

Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet kumandanının emekliliklerini istemeleri; pek rastlanır bir olay değildi.
Zaten kuvvet kumandanlarının emekliliklerinin gelmiş olduğunun dile getirilmesi ve emekliliklerini mi istedikleri yoksa istifa mı ettikleri konusunu pek anlayamamış olsam da; ortaya çıkan "durum" başta Ankara olmak üzere ülkemizi en azından 24 saat sarstı. "Acaba bunun arkasından ne gelecek" sorusu; kimilerini endişeye sevk ederken; kimileri de "bundan bir şey çıkmaz"ın rahatlığı içindeydi. Doğrusu ben böyle bir rahatlık içinde olanlardan biriydim ama "komutanlarımızın" (kendilerince nedenleri olsa bile) böyle bir toplu harekete mecbur kalmalarına üzüldüm...

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Bayan spikerler!

Habercilikte tecrübe çok önemli.

Mutfakta hazırlık aşamasında da, sunumda da.

Haberi ekranda genç bir spikerin okumasının seyirci üzerinde etkisi başkadır, 40 yıllık bir habercinin sunması başkadır.

O nedenle Uğur Dündar, Mehmet Ali Birand ve Ali Kırca çok kıymetlidir.

Çünkü onların isimleri, haberciliğin en önemli ilkesi olan güvenilir olmakla iç içe geçmiştir.

Bu çok kıymetli kazanım da yıllara dayanan bir deneyim sürecinin sonunda oluşmuştur.

Asla birkaç yılda elde edilebilecek bir haslet değildir.

XXXXXXX

29 Temmuz 2011 Cuma

Utanmaz adam

Pazartesi akşamı Samanyolu Haber Televizyonu'ndan "PKK terörü ve önleme çareleri" konulu bir tartışma programına davet edildim.
Zamanım elverdiği ölçüde bu türden tartışma programlarına katılmayı ve bir şeyler önermeye çabalamayı önemsiyorum.
Aynı programda bir de emekli generalin olduğunu söylediler. Samanyolu Haber çağırdığına göre, aklı başında biridir diye düşündüğüm için itiraz etmedim. Zaten şimdiye dek, çok sayıda emekli askerle birlikte tartışma programlarına katılmış ve çoğu kez, ortak noktalara ulaşmıştık. Farklı bazı "tipler"(!) olduğunu ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında sık sık rastlanan "bohçacı kadınlar" gibi, televizyon kanalları arasında dolaştıklarını duyuyordum. Ama bana hiç rastlamamıştı. Benim "üslup" ve "yaklaşımlarımı" bilen TV kanallarının bu konuda özenli olduklarını düşünüyordum. Ama en saygısız, terbiyesiz ve utanma yoksunu adam bana denk düşmüş. Nereden bilebilirdim ki?..

AK Parti'nin doğu problemi

Bakıyorum, ideolojik anlamda ve statüko adına AK Parti'ye karşı olanlar bile, Doğu Güneydoğu'da ve Kürtler'in temsili konusuna gelindiğinde "İyi ki AK Parti var" halet-i ruhiyesi yaşıyorlar.

Çünkü bir, "Kürtler'i biz temsil ediyoruz" diyen BDP var, bir de "Tüm Türkiye içinde Kürtler'in büyük çoğunluğunu da biz temsil ediyoruz" diyebilen AK Parti var. Bir yerde CHP'liler, MHP'liler bile, "Türkiye'nin bütünlüğü" adına, AK Parti'nin başarısından mutlu olmak durumundalar.

Ama bu durum, AK Parti'nin "Kürt temsili" noktasında sorunsuzluğu anlamına gelmiyor.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Açılım artı...

Evet, "Açılım" kaçınılmaz. Çünkü devlet adına çok yanlışlar yapılmış.
Açılım bu devlet açığını kapatmak için şart. AK parti, başından beri, devlet adına yapılan yanlışları gidermek gibi bir gayretin içine girdi, bu da Kürtler nezdinde önemli karşılık buldu. Bugün, Doğu ve Güneydoğu'da oyların ortalama yüzde 52'si AK Parti'ye verilmiş durumda. "Kürtler adına" siyaset yaptığını iddia eden ekip ise oyların sadece yüzde 30'unu alabilmiş.
Ama;
- Dağda silahlı grup duruyor, meşru silahlı kuvvetlerle çatışıyor, pusu kuruyor ve can alıyor.
- Dağ, ülke içinde terör estiriyor. Adam kaçırıyor, sokakta infaz yapıyor, yurt, dershane bombalıyor.
- Hakkari, Şırnak, Yüksekova gibi ülke topraklarında, örtülü bir kurtarılmış bölge statüsü hükümferma...
- KCK diye bir yeraltı yapılanması gerçekleşmiş.
- Diyarbakır'da DTK şapkası altında bir grup, fiilen özerklik ilan ediyor.
- Büyük şehirler dahil tüm ülkede sokaklar ateşe verilebiliyor.
En kötüsü, cür'et büyüyor.
Hiçbir açılım tatmin etmiyor, aksine her açılım hamlesinin ardından daha uzlaşmaz bir adım atılıyor.
Ne yapacaksınız?

Morali bozulan çekilsin!

PKK'nın homojen bir örgüt olmadığı, tıpkı IRA, Almanlar'ın RAF ve İtalyan Kızıl Tugaylar gibi derin unsurlarla iç içe geçtiği gün gibi gerçektir.
İtalyan başbakanlarından Aldo Moro'nun kaçırılışı ve öldürülüşü Kızıl Tugaylar örgütünce şaşkınlıkla karşılanmıştı.
Zira İtalyan askeri istihbarat servisi SID unsurları devredeydi.
Dış yardımlar alsa bile, devlet içi derin unsurlara dayanmayan hiçbir terör örgütünün serpilip boy atması mümkün değildir.
Tablo, PKK'nın çoktan bölündüğünü gösteriyor

Zor bir yazı...

Günlerdir yüreğim yanıyor.

13 askerimizin şehit olmasından sonra oturup, soğukkanlı bir yazı yazmam gerektiğini düşünüyorum ama ne soğukkanlı düşünebiliyorum ne de soğukkanlı bir analiz yapacak gücü bulabiliyorum.

Sittin senedir, soğukkanlı olmadığımı bilirim. Ancak, galiba yaşlandıkça daha duygusal oldum. Bazen köşe yazarlığıyla, öğretmenliğimi de karıştırıyorum...

Bugün, bu konunun analizine hiç girmeden, şunu söylemek istiyorum ki yüreğim başka şeyler söylüyor, kafam başka şeyler söylüyor. Ama işin doğrusu insanın, yüreğinin değil, kafasının sesini dile getirmesi. Beni bugünlerde bağışlarsanız, önümüzdeki dönemde içinde bulunduğumuz koşullar için, kafamın söylediklerini sizlerle paylaşırım.

Xxxxxxxxxxxxxx

Gündemimizdeki konular içimi sıkarken, bir de havanın sıcaklığı buna eklendi. Benim bildiğim, yaz aylarında İstanbul'da 7-8 gün çok sıcak geçerdi. Geçtiğimiz hafta, bu "kontenjanı"(!) daralttık zannediyordum. Ancak Meteoroloji, sıcaklıkların süreceğini söyleyince, epey moralim bozuldu. İstanbul dışında bazı olanaklarım olmasına karşın bu kentten kolayına kopamamam, benim bir hastalığım herhalde. Kısa bir süre için olsa bile...