Sabahattin ÖNKİBAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabahattin ÖNKİBAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Her şeyi anlatan fotoğraf!

Önceki gün. Yer: Fatih Camii. Vefat eden Ensar Vakfı eski  Başkanı Ahmet Şişman’ın cenaze namazı var. Namazda sürpriz iki isim.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Tayyip Erdoğan!
İkili sadece namaz kılmıyor, merhum Şişman’ın naaşına da omuz veriyor.
Güzel bir fotoğraf.
Eski bir dosta son görev yerine getiriliyor.
Tam bu noktada bir parantez açıp soralım.
Sahi, eski tanıdıklarının cenazesine katılıp naaşını taşıyan Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan aynı şeyi bu ülke için toprağa düşen Mehmetçikler için neden yapmadı?
Üstelik o törene katılmak ikisi için de vecibe, zira biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan!
Evet işin bam teli burasıdır.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Yıldırım Demirören’i gazete patronluğu mu kurtardı?

Tayfur Havutçu tutuklandı. Serdal Adalı tutuklandı. Niçin mi? Beşiktaş’ın kazandığı kupa finalinde şike yaptıkları iddiası için.
Tayfur Havutçu kim?
Beşiktaş’ın teknik direktörü.
Peki ya Serdal Adalı?
Futbol şube sorumlusu!
Peki böylesi görevlerde olan iki isim şike yapar da Başkanın, yani Yıldırım Demirören’in haberi olmaz mı?
O Tayfur ki Yıldırım Demirören sayesinde camiadan gelen tepkilere rağmen teknik patron yapıldı.
Hem Tayfur Havutçu şike yaptı ise, yani birilerine menfaat sağladı ise onu cebinden mi karşılayacaktı?
Yıldırım Demirören gibi Beşiktaş camiasında uçan sineklere bile hükmeden  güçlü bir Başkan’a rağmen bunlar olur mu, olabilir mi?
Mümkün değil!
Peki o zaman  soralım,Yıldırım Bey bu soruşturmanın herhangi bir yerinde niye yok?
Yoksa, Milliyet ve Vatan gibi etkili iki gazetenin patronu olduğu için mi?
Hayır, somut bir delil ve ispat olmaksızın Yıldırım Bey’i suçluyor değilim altını çizmek istediğim, büyük bir kuşkunun varlığıdır.

12 Temmuz 2011 Salı

Ah CHP vah CHP!

Gerekirse 4 yıl yemin etmeyeceklermiş!  Kim söyledi bunu?  Kemal Kılıçdaroğlu!
Niçin söyledi?
Balbay ile Haberal’ın hukuksuz olarak hapiste tutuldukları gerekçesiyle!
Peki Balbay’la Haberal serbest mi bırakıldı?
Hayır...
Serbest bırakılacağına dair taahhüt mü var?
Nerdeeee!
İyi de o zaman yemine bu acele niçin?
Kemal Kılıçdaroğlu için ilk defa lider gibi davrandı diye sevinmiştik!
Birkaç gün sürdü liderlik tavrı!
Lafı dolandırmayacağım, CHP’nin bu yaptığı tükürdüğünü yalamaktır.
Bravo Tayyip Erdoğan’a; dedi ve yaptırdı.
Bir bravo da Deniz Baykal’a, partisinin imajını yerle bir etti.
Sahi Deniz Baykal niçin yaptı bunu?
Hiç gereği yokken Kemal Kılıçdaroğlu’na gidip yemin edelim demek niye?
En önemlisi, Kılıçdaroğlu ile yaptığı bu görüşmeyi dışarıda hemen ifşa etmek niçin?
Amacı Kılıçdaroğlu’nun inandırıcılığında gedik açmak olabilir ama asıl vurgunu yiyen CHP değil mi?
Soruyorum, bu CHP’yi bundan sonra kim ciddiye alır?

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Demirören, ikinci Korkmaz Yiğit mi?

Bugün size Milliyet-Vatan satışından yeni haberler aktaracağım. Kimse yazamadığı için Milliyet zirvelerinden bana aktarılanlara göre Milliyet-Vatan satışı sonrası tablo şudur.
Erdoğan Demirören’in Milliyet ile Vatan’ı alması dinlediğime göre bir buyrukmuş!
Erdoğan Demirören’e al denmiş, Demirören de bu emir üzerine mecburen satın almış.
Satın alma gönülden olmadığı için sadece isim üzerinden olmuş, yani Demirören, Milliyet ile Vatan’ın mülklerini değil, ucuz olsun diye sadece ismini almış.

10 Temmuz 2011 Pazar

Zahit'e öyle, Aziz'e böyle!..

Deniz Feneri olayı soyut bir iddia değil. Kesin bir yargı hükmüne dayanıyor. Alman Yargısı her şeyi belgelemiş ve kararını vermiş!
Dahası, yargılananlar da cezadan indirim olsun diye suçlarını yazılı olarak itiraf etmişler.
Davanın en önemli sonucu ise asıl suçluların Türkiye’de olduğu hükmüdür.
Peki, kim mi onlar?
Bağımsız Alman Yargısına göre Zahit Akman, Zekeriya Karaman ve ekibidir.
Üç yıla yakın bir süredir bu soruşturma ya da araştırma sürüyor derken birkaç gün önce Zahit Akman, Zekeriya Karaman ve ekibi savcılığa alındı.
Ama nasıl bir alınma?

1 Temmuz 2011 Cuma

100 yıl önce ve bugün!

Eyvah, tarih yine tekerrür mü edecek! Gelin 100 yıl öncesine bir hafıza turu yapalım ve hükmümüzü öyle verelim: Yıl: 1910’lu yılların başları.
Boğaz’ın hasta adamı (!) Osmanlı’da İttihat ve Terakki iş başında!
Enver-Talat-Cemal üçlüsü Abdülhamit Han’ı alaşağı ettikten sonra imparatorluğun yönetimini ele alıyor.
Hayır, bu üçlünün hiç biri bazı iddiaların aksine asla hain değil!
Tersine idealist ve dürüstler.

Merve’nin türbanı, Şafak’ın pantolonu!

Kavas TBMM’deki yardımcı personele verilen addır. Bir fotoğraf: Bir kavas sakat arabası ile bir milletvekilini Meclis’te Genel Kurula, yani toplantı salonuna taşıyor.
Sakat olan milletvekilinin adı CHP’den seçilen Şafak Pavey’dir.
Medya’ya yansıyan taşıma anı fotoğrafında ilginç bir ayrıntı var.
Şafak Hanımın takma olan protez bacağı açıktan görülüyor.
Oysa hanımefendi her zaman yaptığı gibi pantolon giyebilir ve bu görüntüyü gizleyebilirdi.
Yapmadı bunu!
Niçin mi?
TBMM Genel Kurulu’na pantolonla girmek yasak da ondan, yani kurallara uyuldu!
İlginçtir, hiç kimse, böyle kural mı olur ve Şafak Hanım’a neden pantolon izni verilmedi demedi!
Oysa bugün susanlar dün, Merve Kavakçı türbanla Genel Kurul’a girmeyi dayatınca milli irade diye ortalığı ayağa kaldırmıştı.

30 Haziran 2011 Perşembe

ABD’ye verilen kesin söz!

Cambaza bak oyunu devam ediyor! Büyük fotoğrafı görmeyip resmin içindeki mini detayları  tartışıyoruz.
Gelin hep beraber bir muhakeme yapalım.
Yüzde 50 oy alan Tayyip Erdoğan işin içinde kesin bir hedef ya da proje olmasa bu şekilde gerginliği tırmandırır mı?
Esir alınan general sayısı 34’ü bulmuşken yeni bir tutuklama kararı daha verildi ki sayı onlarla beraber 40’ı aşacak.
Soruyorum bu normal bir gelişme mi?
Sakın kimse bana bu yargı kararıdır demesin zira her şey ortadadır yani hızlandırılan general tutuklamaları hedeflenen projenin finaline gelindiğini gösteriyor.
Dolayısı ile yargının bir kesimi belki bilerek belki bilmeyerek o esrarengiz projeye taşeronluk yapıyor!
Aynı şekilde Haberal’dan Balbay ve Engin Alan Paşa’ya kadar milletvekili seçilen isimlerin serbest bırakılmaması bu planın bir diğer boyutudur.
Amaç kaosu derinleştirmek ve kamuoyunu bir karara hazırlamaktır!
Peki ne midir bu?
Daha önce de yazdık, yeni Anayasa ve genel aftır.
Evet Tayyip Erdoğan, devlete karşı işlenmiş suçlar için genel affın peşindedir ve bu yönde Öcalan ile ABD’ye taahhütleri vardır.
Başbakan’a gölgesi kadar yakın olan Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün birkaç gün önce Meclis’de kayıt yaptırırken ettiği devlete karşı işlenen suçlarda af düşünülebilir sözü, bu bağlamda değerlendirilmelidir.
AKP gibi, söz söylemenin lider buyruğuna bağlı olduğu bir siyasi yapıda, PKK’ya af gibi bir konuda Nihat Ergün’ün kendi başına öyle bir beyanda bulunması düşünülemez.
Belli ki o mesaj Ergün’e Tayyip Erdoğan tarafından verdirtilmiştir.

29 Haziran 2011 Çarşamba

İşte özlenen Kılıçdaroğlu!

CHP’nin Meclis’teki yemine katılmama kararı tam isabettir. Kılıçdaroğlu dün verdiği bu kararla gerektiğinde tavır alabileceğini ve hatta meydan okuyabileceğini gösterdi ki bu özelliği lider olabilmenin ön şartıdır.
Evet Kılıçdaroğlu her yanına gelene sen de haklısın deme tavrından vazgeçip köşeli olmaya, yani ilkesel davranmaya başlıyor ki bu sadece CHP için değil, lider sıkıntısı çeken Türkiye muhalefeti için de kazançtır.
CHP’nin aldığı boykot kararında beni en çok sevindiren husus, Kılıçdaroğlu CHP’sinin Paxamericana’ya ram olduğu yakıştırmalarını da bir ölçüde olsun bertaraf etmiş olmasıdır.
Öyle, çünkü artık herkes biliyor ki yaşananlar ayrıntılara kadar ABD projesidir.
Dolayısı ile de CHP’nin emperyalizme figüran olmaması takdire şâyândır.
Diyeceksiniz ki kararı Kılıçdaroğlu değil, CHP’nin gövdesi aldı!

27 Haziran 2011 Pazartesi

160 yargıçtan nasıl tek fire olmaz?

Bu fotoğraf beni çok ürkütüyor.
Hatırlayacaksınız kısa bir süre önce Yargıtay Başkanlığı için seçim yapılmıştı.
Toplam 5 adayın yarıştığı seçimde Nazım Kaynak iktidarın desteklediği aday olarak öne çıkmıştı.
Seçim yapıldı ve Nazım Kaynak’ın dışındaki 4 aday oyların bir bölümünü paylaştı!
Peki Nazım Kaynak mı?
O ilk turda tamı tamına 160 oy aldı ve seçildi.
Bu ne anlama mı geliyor?
160 sayısı Yargıtay’a kısa bir süre önce apar-topar atanan yargıç yekûnudur.
Belli ki atananlar blok olarak AKP’nin desteklediği Nazım Kaynak’a oy verdiler!
Ne yani yargıçlar AKP birini destekliyor diye ona oy veremez mi diyebilirsiniz!
Haklısınız verebilirler.
Buna kimsenin itirazı da olamaz!
Ancak....

25 Haziran 2011 Cumartesi

Bütün bunlar Öcalan'a af için zemin inşası!

Neymiş efendim, bu balkon konuşması sahici imiş!
Bundan sonra gerginlik olmayacakmış!
Dün bir, bugün iki!
Gerginliğin âlâsı
eşikte!
Sandıktan çıkıyorsunuz, birileri dur diyor!
Hani milletin iradesi en üstün iradeydi!
Böyle demiyor muydu Tayyip Erdoğan?
Nerede şimdi, niye susuyor?..
Üzülerek yazıyorum; ama seçim öncesi dediklerim bir bir çıkıyor.
İşte Tayyip Erdoğan artık sultan ve kraldan bile öte, çünkü onlar en azından sistemlerindeki yargıya  karışmazlar; oysa  bugünün Türkiyesindeki yargı, devletteki dönüşümün bizzat mühendisliğini yapıyor!
Mesela hangisi mi?

Tayyip Bey çıkamazlar dedi, çıkamadılar!

Sadece siyasi kişiliği ile değil, hukukçu kimliği ile de tartışılmaz şekilde duayen olan Hüsamettin Cindoruk’un, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ın tahliye edilmemelerine yorumu aynen
şöyle:
- “Hatırlayalım, Tayyip Bey kısa bir süre önce seçilirseler de çıkamazlar dedi ve çıkamadılar. Hadise bundan ibarettir.”
Cindoruk’un söyledikleri sadece algıdan ibaret olsa dahi  tablo fevkalade dramatiktir.
Başbakan’ın Ergenekon yargısı ile bu denli özdeşleştirilmesi efsane bile olsa yeni bir vesayet rejimi değil midir?
Keza Haberal ve Balbay kararına şerh koyan mahkeme Başkanı Köksal Şengün’ün dosyaya düştüğü şu not hukukumuzun siyasallaştığını gösteren en temel belge değil midir?
- “Prof. Mehmet Haberal ile Mustafa Balbay’ın milletvekili seçilmeleri sonrasındaki tahliye taleplerinde 2007’de PKK davasından tutuklu iken serbest bırakılan Sabahat Tuncel emsal olarak alınmalıdır.”
Bakın bu kaydı sıradan biri düşmüyor, kararı veren üç üyeli mahkemenin en kıdemlisi
söylüyor.

23 Haziran 2011 Perşembe

YSK'nın çöküşü!

AKP ile kurumların çöküşü devam ediyor.
Son olarak Yüksek Seçim Kurulu tartışılır kurumlar listesine eklendi.
Evet özgür seçimin teminatı olan YSK son dönemde tabir yerinde ise tarumar
oldu.
Hatırlayın, yanlışlar seçim öncesinde
başladı.
YSK önce bazı isimlerin aday olamayacağını açıkladı.
Tepkiler sokağa taşınca tornistan yapıp birden olabilir deyiverdi.
İşte bu popülizm ya da  çark ediş YSK’nın karizmasını yerle bir etti.
Öyle ya hukuk tepkilere göre değil, yasalara göre hareket eder ama, YSK bu evrensel olguyu  çiğneyerek kendi inandırıcılığında gedikler açtı.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Savcılar bu rezilliğe neden susuyor?..

Önce Altan Tan’la kendini yönetmen diye satan ideoloji tüccarı Sırrı Süreyya Önder!
Akabinde Ahmet Türk!
Derken Şerafettin Elçi aynı fotoğrafları veriyorlar.
Cezaevindekiler olmadan Meclis’e gitmeyiz diyorlar.
Dahası, yemin ederiz ama, metnin içeriğine uymaz, isyan ederiz noktasındalar.
Kimsiniz siz; Ali kıran baş kesen mi?
Kimi tehdit ediyorsunuz?
Bu ne şımarıklık, bu ne kendini bilmezliktir?
Dahası, kime meydan okuyorsunuz?
Yemin metnine isyan ya da başkaldırı ne demek?
Türkiye kabile devleti midir ki, oralarda bile böyle şeyleri söyleyemezsiniz!
Peki nasıl oluyor da Türkiye’de bunlar söylenebiliyor!
Bu ülkede hukuk ya da kanun yok mu?
Varsa niçin uygulanmıyor?
Yoksa, bu ülkenin belli coğrafyasından olanlar ayrı bir hukuka mı tabi?
Değilse, bu son yapılanlara ve benzeri densizliklere savcılarımız gereğini niye yapmıyor?
Askerlerin soluk alışlarını dava konusu yapan yargımız BDP-PKK güruhuna niçin ısrarla şefkatle yaklaşıyor?
Dava açmak için yürütme, yani hükümetin ağzına bakan yargı sistemi adaleti nasıl tezahür ettirebilir?
Hükümet ya da AKP bu rezilliğe neden tepki vermiyor?

İŞİN DOĞRUSU

21 Haziran 2011 Salı

CHP’yi bekleyen büyük tehlike!..

CHP’de hesaplaşma mukadder, lakin gündem belli değil.
Baykal ve Önder Sav’ın kurultayın toplanması için gereken imzaların alınması bağlamında güç birliği yaptığı dillerde, ancak  gerekçeleri  meçhul.
Kulisteki iddialara göre Baykal liderlik yarışı olmasın, yeni vitrin oluşturulsun derken, Önder Sav tam tersine Kılıçdaroğlu gitsin noktasındaymış!
Görüldüğü gibi CHP’deki hadise ya da arayış fikri olmaktan çok kişisel çekişmeleri çağrıştırıyor.
Öyle olmasa da şu gün için görüntü
budur.
Üzülerek ifade  edeyim, bu tablo CHP’yi yeniden eski hizip dönemine döndürür.
Dahası, parti büyümez, kan kaybetmeye devam eder.
En dramatik olanı, CHP’den Turhan Feyzioğlu’nun Güven Partisi misali bir parça kopar ki bu, CHP’yi en azından imaj olarak zora sokar.
Buradan hareketle söyliyeceğimiz CHP’nin üstünde kara bulutların gezindiğidir.
Taraflar bugünkü gibi birbirine restler çekmeye devam ederse, zaafiyet kaçınılmazdır.
Olması gereken, Kılıçdaroğlu-Baykal ve Önder Sav’ın biraraya gelip yeni bir vitrin oluşturmasıdır.
Bunun öncülüğünü de bizzat Kemal Bey yapmalıdır.
Aksi olur kılıçlar çekilirse, her durumda CHP yara alacaktır.
Peki Kılıçdaroğlu-Baykal-Sav zirvesinde  bazı kelleler gidebilir mi?
Hayır, böyle bir görüntü liderin karizmasını çizer ve Kemal Bey’i kamuoyu nezdinde küçük düşürür.
Buradan hareketle de Kemal Bey’e çok yakın olan Gürsel Tekin özellikle muhafaza edilmelidir.
Ayrıca Gürsel Tekin yakın geçmişte Baykal-Sav yönetiminin İstanbul İl Başkanıydı; dolayısı ile onunla fikri en ayrışmaları akla  dahi
getirilemez.
Buna ilaveten, Tekin 12 Haziran seçiminde CHP için en çok çırpınan ve katkı sunan isimdir.
Ama adaylar yanlış belirlendi demeyin!
Herkes bilir ki, partilerde adayları liderler belirler; CHP’de de böyle olmuştur. Bugün Gürsel Tekin’in hedefe oturtulması Kılıçdaroğlu’na  gücüm yetmiyor bari yakın çevresinden bir kelle alıp  surda bir gedik açayım  demekten başka anlam taşımaz.
Kuşkusuz bu satırlarım var olan vitrin aynen kalsın anlamına da gelmiyor, zira seçimde alınan  sonuç başarısızlıktır.
Nitekim herkes biliyor ki, mevcut vitrin Kılıçdaroğu-Önder Sav kavgasının sonucu, yani şartların ürünüydü.
Mesela Kemal Derviş Ekolünün militanı olan ve Cuma  Namazının kaza edilemeyeceğini bile bilmeyen Hurşit Güneş gibiler yönetimden hemen alaşağı edilmeli; zira Kocaeli’de oturan bir CHP’li hemşehrimden dinledim, bu Hurşit seçim sürecinde, “Ben profesörüm, kahvelerde konuşmam”  bile diyebilen  ve propaganda çalışmalarına katılmayan bir seçkincidir ki böyleleri CHP’ye  asla artı yazmaz.
Kuşkusuz yeni vitrinle beraber Kılıçdaroğlu  da özeleştiri yapıp bazı yanlışlarında ısrarlı olmamalıdır; ki bu noktada Baykal ve Sav’ın deneyimlerinden yararlanabilir. Mesela Kürt konusu bunlardan biridir ve bu sorun Kemal Bey’in zannettiği gibi daha fazla demokrasi söylemi ile çözülmez; zira bu kalkışma emperyalizmin projesidir... Ayrıca etnik kalkışmalarda demokrasi çare olsaydı, Belçika’da Valonlarla Flamanlar  birbirini gırtlaklıyor olmazdı. Aynı şekilde Atatürkçü olmak CHP’yi çağın gerisine değil ötesine taşır, zira Mustafa Kemal aydınlanma rehberidir.


Değerli ağabeyim Behiç Kılıç’ın vefatıyla yıkıldım. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve camiamıza başsağlığı diliyorum.

YAPILMASI GEREKENLER
Merkez sağ nasıl dirilir?
1) Eski bildik siyaset esnafı olan malum kadroların dışındakiler tarafından milliyetçi-muhafazakâr  imajlı ve ekonomi  ile dış politika öncelikli bir entelektüel platformu oluşturulur.
2) Bu platforma mesaj verebilecek bir isim seçilir ve harekete geçilir.
3) Partileşmede acele edilmemelidir.
4) Bu hareketin kurmay heyeti televizyonlara çıkmalı, gazetelere mülakatlar vermeli, dahası bütün Anadolu’da konferanslar düzenlemeli.
5) Hareket bir süre sonra  önderini  seçmeli.
6) Seçilecek lider ya da önderin cezbedici özellikleri olmalı.
7) Mutlaka yeni biri olmalı.
8) Lâfla değil, gerçekten milliyetçi-muhafazakâr olmalı.
9) Ekonomiye hakimiyeti özelliği ile toplumda kabul görmeli.
10) Risk alabilmeli, cesur olmalı, meydan okuyabilmeli.
11) Mutlaka yeni medya araçları edinilmeli, yani hareketin kendi medyası olmalı.
12) Platform ya da hareketin adı duyulduktan sonra partileşilmeli.
13) Partileşme  seçime yakın bir zaman diliminde olmalı.
14) Topluma bu ekip ülkeyi yönetebilir mesajını iyi vermeli, yani güven tesis
etmeli.
15) Seçim sathı mailinde bazı bilinen isimleri aralarına almalı.
16) Bir başka muhtemel seçenek, orta vadede parlamentoda merkez sağın grup kurup partileşmesidir; lakin bu modelin tutma şansı birincisi kadar olamaz. Dışarıda geliştirilecek hareketin Meclis’teki ile sentezi ise çok çok dikkatle yapılırsa katkı sağlar.
17) Kısa vadede böyle bir teşebbüs ihtimal dahilinde değildir; ancak idealist bir grup akademisyen vakıf ya strateji merkezi  zemininde harekete geçerse, başlangıçta finansman sıkıntısı çekseler de orta vadede bunu aşarlar ve AKP’ye karşı rasyonel bir seçenek olup model oluştururlar.
13) Dini gruplar ve ekonomik örgütlerle sıkı ilişkilere girilmeli

20 Haziran 2011 Pazartesi

Hasdal ordusu, ABD’nin yeni TSK projesi ve Genelkurmay’ın yanlışları!

Artık bir şeyi yüksek perdelerden haykırmanın zamanıdır. Bir ülke silahlı kuvvetlerinde suya tirit gerekçelerle onlarca general esir alınıp zindanlara atılıyorsa, bilinmelidir ki o silahlı kuvvetler tasfiye ve de yeniden inşa edilme sürecindedir.
Açık açık ifade edelim; Milli Devlet vazgeçilmezliğimizin teminatı olan TSK, adım adım çökertiliyor ve hızla finale gidiliyor.

ABD neden yeni TSK istiyor?
Hasdal’a hapsedilen muvazzaf general sayısının 32’yi geçmesi bunun somut delilidir.
Sakın bana onlar darbeden yargılanıyor gibi komik bir şey söylemeyin!
Darbeyi yapanlar ortadadır ki görüyorsunuz onlara dokunulmuyor!
İşte Kenan Evren’e takınılan baştan savma tavırlar ortadadır..
Keza 28 Şubat darbesi ile onun kahramanı Çevik Bir olayı gözler önündedir.
Aynı şekilde 2007 Nisan’ında muhtıra veren Yaşar Büyükanıt,   herhalde paylaştığı büyük sırdan olacak, Başbakan tarafından muhtıra veren olmaktan çıkarılıp, görüş açıklayan komutan ilan edildi..
Dolayısı ile ortada bir darbe hesaplaşması yok, tersine o ambalajla TSK’yı yıldırma, sindirme ve dönüştürme faaliyeti var.
Evet yargı dahil bütün kurumları fetheden AKP’nin yeni hedefi TSK’nın ele geçirilmesidir.
Bunun için tam üç yıl boyunca yapılan yayınlar, aşağılamalar ve tutuklamalarla önce korkutup sindirdiler, bugün ise dönüştürme  aşamasındalar.
Yazdıklarım komplo teorisi değil, işte Hüseyin Gülerce birkaç gün önce YAŞ’ı işaret ederek bu hedefi açıktan dillendirdi..
Kuşkusuz bu projenin gerçek sahibi ise AKP değil, ABD’dir.

Ön Asya’da jandarmalık görevi
AKP, Pentagon’un ehlileştirme projesine, hem bilinçaltındaki klasik duyguları tatmin etmek, hem de Türkiye’ye tamamen hükümran olmak adına destek oluyor..
AKP’nin bu noktadaki yanılgısı, TSK tarumar edildikten sonra tamamen ele geçirilecek bir Türkiye’nin kalamayacağını görememesidir.
Bulunduğumuz coğrafyada güçlü bir ordunuz olmazsa  yaşayamayız!
Peki ABD ne mi istiyor?
Tıpkı soğuk savaş günlerinde olduğu gibi kendine yüzde yüz ram olacak bir TSK istiyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kadroları özellikle PKK ile mücadele seyir ve tecrübelerinden hareketle, Emperyalizmin projelerine fiili olarak nüfuz etmiş ve milli bir refleks geliştirmişti.
Dahası bunu 2003’deki Irak tezkeresi olayından Afganistan’a muharip güç gönderilmemesine kadar pek çok olayda fiili olarak ortaya koymuştu.
İşte ABD’nin kabullenemediği budur.
ABD, kendi çöplüğü olarak gördüğü enerji havzası Orta Doğu’da  milli tezahürler sergileyen güçlü bir orduyu istemiyor ve o yapıyı kendine göre yeniden dizayn etmek istiyor.
Evet ABD’nin istediği, bölgede kendine jandarmalık yapacak adeta  gönüllü ya da beleş bir lejyoner yapının inşasıdır .
Başka bir ifade ile Paxamericana, Ön Asya’daki bütün pis işlerini TSK’ya gördürmek istiyor.

Diz çöktürme operasyonu!
Dahası, sadece İsrail’e değil, bölgede yeni çizeceği haritanın muhafızlığını da TSK’ya yaptırmak istiyor ki emin olun bu haritanın içinde Kürdistan bile var.
İşte Ergenekon ve Balyoz operasyonları bu talebe direnen TSK’ya diz çöktürme taarruzlarıdır.
Tam bu noktada sorulacak soru, bazı dinci çevrelerin ABD’nin bu projesine niçin destek olduklarıdır.
Emin olun bu soruyu o çevrelerden karşılaştıklarıma ısrarla sordum  ve aynen şu karşılığı aldım:
“TSK’daki Kemalist yapı ancak böyle kırılır..”
Hayır bu cevabın gerçekliği yoktur..
Belli ki o çevreler kendi mensuplarını da aynı şeyi söyleyerek avutuyor. Oysa bu yaklaşım kandırmacadır. Zira “benim için vatan seccademi serdiğim yerdir” diyenin, soruyorum ötesini konuşmaya hakkı olabilir mi?
Ayrıca TSK’nın Atatürkçülüğü lümpen burjuvamızdaki gibi şeklî değildir. Başka bir anlatımla, TSK Atatürkçülüğünde bağımsızlık, milli devlet ve bölünmezlik temel umdedir ki bu aslında ülke bekası için   fevkalade elzemdir.

Askerin yanlışları
Genel çerçeveyi bu şekilde koyduktan sonra gelelim TSK’nın yaptığı hatalara...
Birincisi; TSK, Türkiye’nin dinamiklerini okuyamıyor. Eğer okuyabilseydi, Türkiye’deki malum dini yapıları başka istihbarat örgütlerine kontrol ettirmez, kendi yörüngesine alır ve ülke lehine  kullanırdı.
Aynı şekilde AKP iktidar olduğunda onu ABD ve AB’nin kucağına atacağına, kendisi sahiplenebilir ve asgari müşterekleri belirleyip ülkenin önünü açabilirdi.
TSK, hem tepeden bakan mağrur, hem de kifayetsiz muhteris tutumları ile kazanılabilecek olan yapıları, ABD’nin kucağına itmiştir..
İkinci boyut ya da yanlış; TSK’nın kendini şeklî olarak çok abartmasına karşın, hiçde söylediği gibi olmadığını gözler önüne sermesidir.
Dünyanın beşinci ordusuyum diye övünen bir yapı, kendisine  açıktan yapılan ve yıllar süren bir psikolojik harekata karşı nasıl olur da hiçbir strateji ve taktik geliştiremez anlaşılır değildir.
Tamam kurumdaki işbirlikçiler dahil olmak üzere pek çok dezavantaj var ama söyleyin bana, yıllardır TSK’nın karşı operasyon adına yaptığı bir şey görülmüş duyulmuş mudur?

Efendi, Sevr derse ne olacak?
Ama işin içinde dünyanın efendisi ABD var demeyin sakın, ne yani ABD, Sevr’i hayata geçiriyorum derse, TSK ona da baş üstüne mi diyecek?
Kusura bakmasınlar ama TSK’nın en üst düzeyinde bulunan niceleri ‘Tören Ordusu’nun parlak üniformalı kumandanları görüntüsünün ötesine geçememiş, tersine çöküş bizzat Hilmi Özkök ile Yaşar Büyükanıt gibi en tepe komutanların işbirlikçiliği olmasa bile uyumluluğu yüzünden başlamıştır. Dolayısı ile TSK, başkalarına  kızacağına önce kendini sorgulamalıdır ..
Genelkurmay’a soruyorum; Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’de Başbakan’la ne konuştu, hangi sırrı paylaşıyor biliyor mu? Bilmiyorsa Genelkurmay önce bu sorunun cevabını aramalı ve bulduğunda da benim eski komutanım demeden gereğini yapmalıdır... Eğer kol kırılır yen içinde kalır denilirse, TSK daha çok dayak yer ve bir gün Yeniçeri Ocağı misali olur!

18 Haziran 2011 Cumartesi

Kurultay toplanır, Kılıçdaroğlu kalır!

CHP’de bir hesaplaşmanın olacağı kesin! Eğer yanıltılmadıysam önümüzdeki günlerde imza toplanmaya başlanır.
Gelelim yeterli imzanın bulunup bulunmayacağı sorusuna!
Kılıçdaroğlu’na sadık isimler bile artık Kurultay kaçınılmaz demeye başladı.
Dolayısı ile zor da olsa yeterli sayıya erişilebilir.
Peki Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday çıkar mı sorusunu sorarsanız buna vereceğim net bir cevap  yok.
Malum, CHP’de  Genel Başkanlık için zikredilen üç isim var:
Bunlar Deniz Baykal, Haluk Koç ve Mustafa Sargül’dür.
Baykal için aday olmaz yorumları ağırlıkta.
Sarıgül’ün ise hâlâ CHP’de kaydı yok ve en önemlisi Meclis dışında.
Geriye kalıyor Prof. Haluk Koç!
Ancak yaygın kanaat Haluk Bey’in de aday olmayacağı!
Peki o zaman Kurultay niye mi?
Biraz  yeni vitrin, biraz da gaz almak için!
Mevcut tabloda Kılıçdaroğlu gitsin diyen çok az isim var.
Başka bir ifade ile Kemal Bey’in kredisi devam ediyor.
Buna mukabil Parti Meclisi ile MYK değişsin diyenler çoğunlukta.
Hedef aldıkları öncelikli isim ise maalesef Gürsel Tekin’dir.
Gürsel Tekin için maalesef diyorum, zira Gürsel Bey emin olun CHP için büyük bir kazanç!
Partinin ufkunun genişlemesine ve yeni seçmen tabanlarına yönelmesine en çok katkı sağlayan isim.
Diğerlerini bilmem ama Kemal Bey’in Tekin’i sahiplenme borcu vardır.
Muhalifler illa da bir diyet isterse, seçim öncesinde Zincirlikuyu Mezarlığının girişindeki malum yazıyı bahane edip çıkış yapan ve Tayyip Erdoğan’a istismar malzemesi veren Binnaz Toprak ve benzerleri olabilir.
Daha önce de yazdık, biz seçimde CHP’nin başarılı olduğu kanaatinde değiliz.
Ancak hakkını teslim edelim Kemal Bey ve Gürsel Tekin ikilisi canhıraş gayret gösterdiler.
Kemal Bey’in tek hatası Kürtlerden oy alırım beklentisi idi ki bu tutumu ona Karadeniz ve Ege ile Akdeniz’de oy kaybettirdi.
Bu hatanın ötesinde Kılıçdaroğlu’nun hanesine yazılacak tek bir eksi yoktur.Tersine Kemal Bey bu kampanyada içtenliğini bir kez daha kanıtladı. Buradan hareketle de Kemal Bey’e bir dönem daha şans veriliyor diye düşünüyoruz.
Ayrıca Kemal Bey’in CHP lideri olarak varlığı, Alevi kardeşlerimizin bölücü Kürtler tarafından istismarını önlemek bağlamında da büyük bir sigortadır.
Duyumlarımız ve tahminimiz Kurultay’ın toplanabileceği, ancak Kılıçdaroğlu’nun kalacağı  şeklindedir...

AKP’NİN SORUMLULUĞU
Tayyip  Bey hayır dedi, İHH vazgeçti! 
İHH uzun bir süredir hazırlandığı yeni Gazze seferinden vazgeçti, yani Mavi Marmara  yola çıkmıyor!
Niye mi ?
Yapılan açıklamaya göre gemide teknik sorunlar varmış!
Tabii bu, işin bahane ya da hikaye kısmı!
Belli ki birileri İHH’ya gitmeyin dedi, onlar da vazgeçti.
Peki bunu kim mi yapabilir?
Herhalde siz ya da ben değilim, muhtemelen Tayyip Erdoğan’dır.
Evet Başbakan İsrail ile yeni  sorun istemiyor ki, ABD de böyle bir  teşebbüse karşı olduğunu duyurmuştu.
Eh ABD-İsrail ve Erdoğan dur dedi mi İHH  da anında frene basıyor, görüyorsunuz!
Haksızlık yapıyorsam söylesinler neden vazgeçtiler?
Bir kere  daha ispatlanmıştır ki Filistin  davası Türkiye’de siyasi rant için  istismar edilip kullanılan bir konudur...
Şimdi seçim bitti, oy hesabı kalmadı, o zaman boş verin Filistinlilere deniliyor!
Tekrar söylüyorum değilse İHH açıklasın  neden vazgeçti?
Sakın gemide arıza var denmesin, kimse inanmaz  ona!
Bu olayla bir şey daha açığa çıkmıştır ki, o da AKP ve Erdoğan  eğer isteseydi önceki İHH seferinin de önlenebileceği gerçeği idi.
İstismar etmek, yani iç politikada kullanmak adına o sefer engellenmedi ve  9 kişi can verdi!
Soruyorum o cinayette İsrail kadar AKP’nin de sorumluluğu yok mu?

TAKTİĞİN DOĞRUSU
AKP sağdan yıkılır

Türkiye’de merkez solun oyu dönem dönem yüzde 25-35 bandındadır.
Tek istisna Kıbrıs çıkarması sonrasında Ecevit’le görüldü ki o zaman bile CHP  ancak yüzde 42 oy alabilmişti.
Dolayısı ile  bu ülkede CHP ile bir iktidar alternatifini yaratmak mümkün değildir.
Buradan hareketle de AKP’in panzehiri CHP değil, merkez sağ partiler olabilir.
Tayyip Erdoğan 2007’de iyi bir manevra ile Ağar ve  Mumcu’yu saf dışı etti.
Keza 12 Haziran seçimi öncesinde de merkez sağ oluşumunu sabote adına acaip şeyler yaptı.
Mesela bu aralar hiç yüzüne bakmadığı Aydın Menderes ile  Özal ailesini baştacı etti, zira güçlü bir merkez sağ alternatif yaratılabilseydi o isimleri o yapıya karşı  kullanacaktı.
Dahası,Tansu Çiller’in gelişi ihtimaline karşı da Faili Meçhuller dosyasını raftan indirip hazırda bekletti ki özel harekatçı Ayhan Çarkın’ın birdenbire ötmeye başlaması bunun göstergesidir.
Evet görüldüğü gibi Tayyip Erdoğan AKP’nin ancak sağdan yıkılabileceği realitesinin farkındadır ve ona göre tutum alıyor.
Peki gelinen noktadan sonrası mı?
Yeni yapı ve sinerji kolay ama, mutlaka  muhafazakar değerleri ön planda olan biri  lider yapılmalı, zira AKP’yi başka türlü alaşağı etmenin imkanı yoktur.
Bu arada  her dönem merkez sağ’ın liderliğine sulanan o  malum tipler asla gölge etmemeli, zira onlar artık tamamen gündem dışıdırlar...

Narsizmin doruğundaki 3 isim...

Narsizm malûm, insanın kendine âşık olma halidir  ki bu bağlamda benim aklıma  gelen ilk 3 isim şunlardır:
1) Tayyip Erdoğan...
Erdoğan kendine aşık olan isimlerin başındadır... Tayyip Erdoğan’daki bu hal,biraz mağrurluğu, biraz maneviyatının baskın olması ve biraz da efeliğinden  kaynaklanıyor... Öyle ki Tayyip Bey değil başkalarını, Bakanlar Kurulunda bile hiç kimseyi umursamaz ve bu durum bazı bakanlar tarafından  dillendirilir... Erdoğan’ın kendine kayıtsız-şartsız râm olanı sahiplenmesi ve de  kendini eleştirenleri düşman görmesi de işte bu  ruh halinin yansımasıdır.

2) Hasan Celal Güzel!
Başbakanlık Müsteşarı olduğu günlerden beri tanıdığım Hasan Celal Güzel de kendi kendine sevda çeken isimlerden biridir... Hasan Bey, Demirel ve Özal dahil geçmişte yoldaş olduğu herkesle kendine olan hayranlığı sebebiyle ters düşmüştür... Güzel’in Erdoğan ve Gül’e olan şekli muhabbeti ise kendini hapse attıran    TSK’ya olan kinini tatmin etmek ve de ailevi sebepler adınadır...Malum Hasan Bey’in eşi Ülker Hanım AKP’den mebus olmuş,  keza oğlu Mustafa da 40 yaşındayken yani memur olma hakkı yok iken Abdullah Gül’ün çabasıyla memur yapılarak Devlet  Denetleme Kuruluna atanmıştır.

3) Taha Akyol
Kendini tasdik mercii ve hatta allâme olarak görenlerden biri de Taha Akyol’dur. Nitekim bu durum yazılarına da yansıyor....Onaylıyorum, önemsiyorum, doğru buluyorum, yaptığı yanlıştır gibi kesin hükümlerle kendine farkında olmadan kutsiyet atfediyor... Hukuk  tahsili yapmasına rağmen birkaç tane kitap karıştırdı diye zaman zaman kendini toplum bilimci gibi görme ve satma çabaları  da var... Somut olarak Özal’dan Mesut Yılmaz’a, Çiller’den AKP’lilere kadar döneminde hükümran olanlara fiili danışmanlıklar teklif ediyor ve bunu yapmayı hak ve hatta vecibe olarak görüyor...

O KALMIŞTI!..
Futbol da artık siyasetin emrinde!
Ayrıntılı kulisi dün Reha Muhtar yazdı!
Malum Futbol Federasyonu Başkanlığı için 3 aday vardı.
Derken bir anda aday sayısı bire indi ve Mehmet Ali Aydınlar tek kaldı.
Muhtar’a göre Başbakan istediği için böyle olmuş!
Hayır Mehmet Ali Aydınlar’a asla lafım olmaz, gerçekten kaliteli bir isimdir ve o makama da layıktır ancak Başbakan’ın bu işe müdahale ettiği fısıltısı iyi olmamıştır; zira bu durum futbolu politize eder .
Bu görüntüden sonra futbol adamları da artık siyasi referans peşinde koşacaklar ve politika futbola yön vermeye başlayacak.
Spor ya da futbol dünyada sadece faşist diktatörlerin propaganda aracı olmuştu ki, maalesef Tayyip Erdoğan’da şimdi böyle emareler görülüyor; lakin  bu çok yanlıştır ve futbolda kan davalarına sebep olur.

Hani Evren tutuklanacaktı?..
Seçim öncesini hatırlayın!
12 Eylül’den hesap soruluyor, Evren hapse giriyor haberleri manşetlerdeydi.
Savcı ifadeleri aldı; peki ya sonrası?..
Tık yok!
Öyle ya savcılık eski bir devlet ya da Cumhurbaşkanını ifadeye çekiyorsa ortada büyük bir suç var demek değil midir? Basit bir iddia ya da sade suya tirit bir hikaye için koskoca bir ismi sigaya çekebilir mi? Savcılık ifadeye gitti ise, aslında onun tutuklanmasının gereğine kanaat getirmiş demektir.
Hal bu iken Evren’in sorgu olayından hiçbir sonuç yok.. Bakın altını çizerek yazıyorum, bir şey de çıkmayacak;  zira Evren sadece seçmeni manipüle etme adına görüntü olsun diye sorgulandı...
Soruyorum, bu tablo yargının siyasetin paraline girmesi değil midir?

MHP genelgesini 5 ay önce duyurduk!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli önceki gün teşkilatlarına acil ve önemli kodu ile bir genelge gönderdi.
Peki ne mi var bu genelgede?
İşte o genelgeden bir satır:
- “AKP şer odaklarının atmayacağı iftira yoktur. Tuzaklara dikkatli olun.”
Bahçeli haksız mı?.. Değil...
Ancak bu uyarı için çok geç kalınmadı mı?..
Biz bu genelgede var olan şüpheleri   öngörülerimizden hareketle tam 5 ay önce bu sütundan  3 ayrı yazı ile duyurduk.
Yeri geldiği için söyleyeyim, AKP uzun bir süre MHP’ye artık operasyon yapmaz; zira zamanı değil ve artık ihtiyacı yok.

16 Haziran 2011 Perşembe

Tayyip Bey başkan olmaz, 4. dönem devam eder!

Yeni Anayasa ya da her türlü Anayasa değişikliği için AKP’nin BDP ya da CHP’ye ihtiyacı var.
Peki bu iki partiden AKP’ye destek gelir mi?
İkisi de masaya oturmadı dedirtmez ama uzlaşmaları mümkün değil.
CHP hiçbir şartta Başkanlık Rejimine evet demez.
BDP ise Öcalan’a  aftan özerkliğe kadar türlü şartlar ileri sürer ki AKP’nin buna evet diyebilmesi mümkün değil, zira böyle  bir durumda parti grubunu bile bir arada tutamaz.
Şu halde mevcut Parlamento yapısı ile Başkanlık  rejimi hayal.
Size ilginç gelecek ama aslında Başbakan Erdoğan böyle bir şeyi arzuluyor da değil.
Tartışılsın demesi Özal misali gündemi  meşgul etmek içindi.
Ahali ve hatta çok bildik kesimler de farkında değil ama Erdoğan bir şeyi çok iyi biliyor.
O da Türkiye’deki Başbakanların ABD Başkanından bile  çok daha yetkili olduğudur!
Evet isteyen araştırsın Türkiye’de Başbakanlar Başkanlık rejiminin başkanlarından daha etkilidir..
Hele hele yürütmeye ilaveten yasama ile yargının tamamen kontrole alındığı bir tabloda Başbakanlar abartısız Kral ya da Padişah misali kudret sahibidir.
Soruyorum; Tayyip Erdoğan böyle bir kudreti bırakıp Çankaya Köşkü’ne niye çıksın?
Cumhurbaşkanlarının  yetkileri ortadadır ve sembolik bir misyondadır.
Hayır benim bildiğim Erdoğan bu müthiş yetkileri  bırakıp  yetkisiz bir makama aday olmaz!
Sakın hükümeti uzaktan yönetir demeyin, bunun olamayacağı Özal ve Demirel örnekleri ile sabittir ki Tayyip Bey de biliyor kendisi AKP’den ayrıldığı gün partisi de gümler.
Diyeceksiniz ki  ama  tüzükte  üç dönem seçilebilme şartı var.
Güldürmeyin beni tüzük dediğiniz kanun bile değil, parti kongresinde 5 saniyede değişir biter... Üç dönemi Beş’e çıkaran önerge verilir ve kabul edenler-etmeyenler denilerek saniyeler içinde halledilir ki hatırlayın Bahçeli beş iken sonsuz yaptırdı.
Ama efendim verilen  sözler ve edilen büyük laflar mı dediniz!
Yahu bir milyon insan Ankara’ya doluşup Erdoğan’ın evinin önünde “Gitme!.. Gitme!..” feveranı ile yalandan açlık grevlerine başlarsa  kim bu yakarışa  hayır diyebilir.
Söylemek istediğim, Erdoğan 4. dönem  devam etmek isterse eder ve  bu  işe  büyük bir fedakarlık yapıyormuş  gibi öyle bir kılıf hazırlar ki, devam etme kararını bile şova dönüştürerek ilave oy sağlar.
Sakın millet bunu  yemez demeyin, bu millet değil midir Habur’da PKK’ya selam duran Erdoğan’ın, “Biz olsak Öcalan’ı asardık” mugalatasına kanıp  seçimde oy yağdıran?.. Hiç şüpheniz olmasın aynı Tayyip Bey 4. dönemde devam için öyle bir  tiyatro hazırlar ki bütün toplum parmak ısırır... Yanılmayı isterim ama bakın buraya not düşüyorum; Erdoğan güya dehşet ısrarlar sonucu yoluna devam edecek yani Başbakanlık makamında kalacaktır... 2023  hedefi ve projeleri aslında bunun net işaretidir.

ARAYAN KİMMİŞ!..
Sinan Aygün için Demirel değil, Koç aramış!
Sinan Aygün’ün dediği doğrudur.
Demirel, kendisinin CHP’den aday olması için Kemal Kılıçdaroğlu’nu aramış  ya da mesaj göndermiş değildir.
Diyeceksiniz ki o zaman Tuncay Özkan’ın giremediği CHP listesine Aygün nasıl girdi?
Birinci boyut, Sinan Aygün iş dünyasının CHP’ye verdiği bir temsilcidir ki kendisi uzun yıllar ATO’da başkanlık  yapmıştır.
Dahası, TOBB zirveleri  tarafından CHP’ye hararetle tavsiye edilmiştir.
Ama en önemlisi, Sinan Aygün Ergenekon davasında  şüpheli yapılmadan önce ekonomik konularda  AKP’ye en tutarlı ve ses getiren muhalefeti yapmıştı.
Bazıları bilmez; Erdoğan AKP’yi kurarken Aygün’ü ısrarla istemişti ki, gitseydi kesin Bakandı, zira  Zafer Çağlayan örneği ortadadır.
Dolayısı ile Sinan Aygün’ü değerlendirirken ondan sıradan biri diye bahsedilmesi haksızlıktır.
Bu arada duymayanlara bir kulis bilgisini de biz aktaralım:
Derler ki Sinan Aygün’ün adaylığı için bizzat Mustafa Koç Kemal Kılıçdaroğlu’nu aramış ve ısrarla ricacı olmuş!
Bu iddia ne kadar doğru bilmem ama bildiğim Koç ailesinin Sinan Aygün’ü çok sevdiğidir... Öyle ki Sinan Aygün  itiraz üzerine Ergenekon’dan tahliye edildiği gün Rahmi Koç saat 15.00’de ziyaretine gidiyordu..Rahmi Bey Sinan Aygün çıkınca da oğlu Mustafa Koç’u anında Ankara’ya geçmiş olsuna gönderdi.

BİZ SÖYLEMİŞTİK!..
BDP’den AKP’ye Öcalan ve Kandil ültimatomu!
Önceki gün yazdık ya,  AKP’nin iki büyük sorunundan biri ve  önemli olanı PKK talepleridir.
Nitekim daha seçim sonuçları bile YSK tarafından resmen ilan edilmeden PKK pardon BDP ültimatomunu verdi.
BDP Eşbaşkan Filiz Koçalı acil şartı ile üç talep iletti.
Bunlar:
1) Öcalan’a hemen af.
2) Kandil’le müzakereye oturmak.
3) Acil  Kürt planı.
Bu satırları okuduğunuz saatlerde de Öcalan’dan İmralı mesajları açıklanabilir, zira avukatları yine İmralı yolundaydı... Dahası, malum Öcalan’ın 15 Haziran tarihli resti söz konusu!
Peki AKP ne mi yapar?
Yeni Anayasa deyip zaman kazanmaya çalışın, lâkin PKK  ele geçirdiği psikolojik üstünlüğün dinmesine izin vermez ve somut fayda hesapları yapar. Dolayısı ile de tehdit ve hatta bazı çirkinliklerin olması muhtemeldir, aman dikkat!

KİMİN POLİSİ?
Polisten AKP marşı!
Polis kolejinde mezuniyet töreni var.
Gelenek, finalde polisin kendi marşını okuması!
Hayır bu sefer öyle olmuyor!
Yeni mezun polis yöneticileri Tayyip Erdoğan’ın dilinden düşürmediği “Beraber Yürüdük Biz bu Yollarda” şarkısını marş yerine söyleyerek keplerini fırlatıyor.
Soruyorum bu tablo  “polis AKP’nin ordusu mu” ithamlarına haklılık kazandırmıyor mu?
Değilse cevap versinler nedir bu görüntü?
Aynı şey Harp Okulu mezuniyet töreninde tersi olsaydı yani yeni mezunlar CHP marşını söyleseydi, kıyametler koparılmaz mıydı?
Sakın polis ayrı, asker ayrı demeyin, polisin politize olması askerden daha önemli; zira günlük hayatta polis var.

15 Haziran 2011 Çarşamba

CHP ile MHP’yi holding gibi görenler

Anlı-şanlı holdingler misali devâsâ genel merkezler! Emre amade  kadrolar ya da şakşakçı güruh!
Özel arabalar ve koruma ordusu!
En önemlisi büyük bir itibar!
Ağzından çıkan her kelime gazete ve televizyonlarda yer buluyor!
Amiyane tabirle hava bin beş yüz, sorumluluk sıfır!
Neden ve kimden mi bahsediyorum?
Yüzde 26 oy almayı ve barajı geçmeyi başarı gibi sunup  rakibin yüzde 50 oy almasını görmezden gelenleri!
Ohh ne âlâ!
Bu partilerden birinin tepesine oturdun mu gölge padişahsın!
Gel keyfim gel!
Biri sorgulamaya kalktı mı ya hizipçi ya da bozguncu dersin olur biter, öyle mi!
Yemezler beyler, yemezler!
CHP de, MHP de holding değil, iki köklü siyasi harekettir ve kimse buraları babasının dükkânı gibi göremez!
Ne CHP, ne de MHP aldığı bu oylarla yetinemez ve kimseyi  kandıramaz!
Soruyorum CHP ve MHP seçime niçin girmiştir?
AKP’nin zaferine meşruiyet kazandırmak için mi?
Ama ben oylarımı artırdım, ama ben barajı aştım söyleminin  CHP ile MHP’yi adeta keyif sürecek holding gibi görmek ve onun müdürlüğünde ısrar etmekten başka bir  anlamı olamaz!
Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı, kaybedenin gitmesidir.
Eğer bugünkü bu bakış egemenliğini sürdürür ise hiç kuşkunuz olmasın AKP değil 2023’e kadar, bin yıl daha iktidarda olacaktır.
CHP ile MHP hiç vakit kaybetmeden kendini sorgulamaya almalı ve  yeniden inşa edilmelidir... Bunun için de kan değişimi olmazsa olmazdır...

YİĞİDİ ÖLDÜR...
Ahde vefada Tayyip Erdoğan müthiş!
Hep eleştirecek değiliz ya bugün de hakkı teslim edelim.
Sevin sevmeyin, Tayyip Erdoğan ahde vefada bir numaradır.
Örnek mi istiyorsunuz?
Gezegen Mehmet olayı!
O kim mi?
Doğrusu  çeyrek asra yakın zamandır medyada yöneticilik yapan biri olarak bu delikanlıyı ben de tanımam ama duyduğuma göre Başbakan bu çocuğu pek seviyormuş!
Tabii önemli olan, var olduğu ileri sürülen bu sevginin ödüllendirilmesidir ki Tayyip Erdoğan bunu iyi yapıyor.
Kral Grubunu neredeyse  bu  gence teslim ettirdi.
Dahası, magazinci olan bu delikanlının karşısına geçip seçim öncesi siyasi röportaj bile verdi.
İşte bu ve benzeri sahiplenen tavırlar insanları Erdoğan’a kilitliyor...
Hayır, hayır; Gezegen Mehmet tek örnek değil!..
Bakın kendine yıllarca hizmet etti diye Nabi Avcı,Yalçın Akdoğan, Emrullah İşler, Çağatay Kılıç ve Yıldırım Ramazanoğlu gibi yakın çalışma ekibinin tamamını mebus yaptı ki aynı şeyi sadece rahmetli Özal yapmıştı.
Şimdi bir; kendisini ANAP’a, Genel Başkanlığa taşıyan fedai milletvekili grubunun tamamını Feyyaz Tokar’ın “Bunlar diyet ister,  kov”  demesiyle kapıya koyan Mesut Yılmaz’la benzeri olan Tansu Çiller’i düşünün, bir de Tayyip Erdoğan’ı!..
Doğruya doğru, pek çok konuda topa tuttuğumuz Başbakan  vefada şampiyondur!

GELEN CEVAP
Hilmi Güler’in açıklaması!
18.05.2011 tarihli yazımda Hilmi Güler hakkındaki iddiaları kaleme almış ve bazı sorular yöneltmiştik...Hilmi Bey önce telefonla aradı ve akabinde avukatı aracılığı ile açıklama gönderdi... Mahkeme kararı olmadığı için yayınlama zorunluluğumuz olmayan Güler’in avukatı Mehmet Eroğlu  aracılığı ile yaptığı açıklamayı tarafsızlığımızın gereği olarak  yayınlıyorum.
1) Müvekkilim Hilmi Güler’in eşi ile evliliği devam etmektedir.
2) Müvekkilimin resmi nikahsız bir eşi yoktur. Bu zaten mümkün değildir. Bu nedenle nikahsız ilişkiden çocuğunun olması da mümkün değildir.
3) Müvekkilim eşine bir adet daire almıştır. Ancak tapusu alınmamış, peşinat ödenmiş, kalan taksitler ödenmeye devam etmektedir. Değeri de 1trilyon değildir.
4) Evin nereden alındığı konusu gizli olan bir bilgi değildir.
5) Müvekkilimin eşine aldığı iddia edilen araba BMV markalı değildir. Eşinin kullandığı araba eşi tarafından alınmıştır.
6) Müvekkil uzun yıllar üst düzey yönetici olarak çalışmış, bazı dönemlerde serbest olarak çalışmış, 2002’den itibaren milletvekilliği ve bakanlık yapmış biridir. 41 yıldır çalışmaktadır.41 yılın büyük çoğunluğunu üst düzey yönetici olarak geçiren bir kişiye bir ev ve araba parasını sormayı ve suçlayıcı ifade kullanmayı anlamak mümkün değildir.
7) Müvekkilin kız kardeşinin Milli Eğitim Bakanlığında çalıştığı konusu saklı bir konu olmayıp suç da değildir.
8) Müvekkil kız kardeşi tarafından kimse ile tanıştırılmamıştır.

HAYALİN BÖYLESİ
Demirel’in adamları grup kuracak fantezisi
1) Prof. Mehmet Haberal gibi Demirel’in adamları  TBMM’de grup kuracak haberi, kendi ifadesi ile siyaseti izlemeyen Zülfü Livaneli’nin masa başı fantezisidir
2) Haber ilk bakışta akla yatkın  gibi görünse de bu yönde şimdilik zerre bir emare yoktur.
3) Prof. Haberal henüz tutuklu ve yargı sürecinde, dolayısı ile apar-topar böyle bir işe soyunmaz. En önemlisi kendini seçtiren partiyi anında terk eden vefasız konumuna düşmez.
4) Böyle bir şey olacaksa Haberal ve arkadaşları epey bir süre beklerler ve şartlara göre hareket ederler.
5) Bazılarının düşündüğü gibi Süleyman Demirel bu gibi işlerin hiç ama hiç içinde değildir ve adaylık bağlamında hiçbir liderle bir başkası için görüşmemiş ve konuşmamıştır.
6) Ama bütün bunlara rağmen  CHP Kürt meselesinde savrulursa orta vadede böyle bir ihtimal vardır.