Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısındaki konuşmasını "Köstebek, Beşir Atalay'dır" cümlesiyle tamamladı. Peki neye dayanıyordu? 14 Ekim 2009'da, saat 22.19'da, İçişleri Bakanlığı Özel Kalem'inden, bakanın koruma müdürünün yaptığı konuşmaya istinaden bu iddiasını ortaya atmıştı. Koruma, Kırıkkale Belediye Başkanı Veli Korkmaz'ı aramış, ona, Deniz Feneri'yle ilgili bazı kişilerin ev ve işyerlerinin aranacağı haberini vermişti. Veli Korkmaz, saat 22.22'de, Kanal 7 televizyonu Genel Yayın Müdürü Mustafa Çelik'i aradı. Çelik, hemen arkasından ortağı İsmail Karahan'a haber verdi. Aynı zamanda, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman'ı da arayarak hemen bir toplantı düzenlenmesini sağladı. Zaten, İsmail Karahan'ın savcılık ifadesinden de, Mustafa Çelik'in, arama yapılacağı haberini kendisine verdiği anlaşılıyor. Karahan, "Çelik bir yere ayrılmamamı, gerekirse bilgime müracaat edeceklerini söylemek için beni haberdar etti" diyor savcıya.
Nazlı ILICAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nazlı ILICAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ekim 2011 Salı
4 Ekim 2011 Salı
PKK, BDP, KCK ve devlet
Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP'nin) yemin edip, TBMM'de yerini alması umut yaratırken, İstanbul, Diyarbakır ve G. Antep'te başlayan KCK tutuklamaları, olumlu havayı dağıttı. Demek, kutuplaşma ve tırmanma sürecek.
KCK, Murat Karayılan başkanlığında faaliyet gösteren illegal bir yapı. Dolayısıyla, mecburen, savcılar takibata geçiyor. Ama galiba ipin ucu kaçıyor. BDP'liler arasındaki her konuşma, KCK talimatı gibi değerlendiriliyor.
KCK, Murat Karayılan başkanlığında faaliyet gösteren illegal bir yapı. Dolayısıyla, mecburen, savcılar takibata geçiyor. Ama galiba ipin ucu kaçıyor. BDP'liler arasındaki her konuşma, KCK talimatı gibi değerlendiriliyor.
4 Ağustos 2011 Perşembe
Kâğıt parçası mı?
Albay Dursun Çiçek, İnternet Andıcı belgesinin gerçek olduğunu söylerken, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı, tıpkı İlker Başbuğ gibi "kâğıt parçası" olarak nitelendirdi. Oysa 26 Ekim ve 4 Kasım 2009 tarihli mektuplarıyla savcılığı uyaran ihbarcı subay, Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan belgenin aslını da yetkililere ulaştırmıştı. İmzanın Çiçek'e ait olduğunu çeşitli makamlar (Adli Tıp ve Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Laboratuarı) teyit etmişti. Ayrıca, Genelkurmay Askeri Savcılığı, iddianamesinde, Çiçek'in, Türk Silâhlı Kuvvetleri personelinin, komuta kademesine yönelik güven hissini yok etmeyi amaçladığını söylemişti. Savcıya göre Çiçek, terfi etmemesinin öcünü almak niyetiyle böyle davranmıştı. Dursun Çiçek, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde de İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı hazırlamaktan dolayı yargılandığı için, dosya, Askeri Yargıtay'ın 2. Dairesi'nin kararıyla 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmişti.
Bir "kâğıt parçası" ise, neden hem sivil, hem de askeri mahkemeler bunu bu kadar ciddiye aldı?
Bir "kâğıt parçası" ise, neden hem sivil, hem de askeri mahkemeler bunu bu kadar ciddiye aldı?
2 Ağustos 2011 Salı
YAŞ ve emeklilik
Yüksek Askeri Şûra'da (YAŞ) ortaya çıkan ihtilâfın konusunu somut bir biçimde Fikret Bilâ Milliyet gazetesinde anlatıyor. (2 Ağustos 2011) YAŞ'ta 14 tutuklu generalin emeklilik meselesinin tartışıldığı gazetelere yansımıştı ama, arka plan tam olarak bilinmiyordu. Bilâ'dan öğrendiğimize göre, bu 14'ün 11'i, geçen yılki YAŞ toplantısında değerlendirilmiş ve bekleme süreleri 1 yıl uzatılmıştı. (O tarihte, bu kişiler hakkında Balyoz'dan dolayı yakalama emri çıkmıştı.) Diğer 3 generalin ise, bekleme süreleri bu yıl ilk defa doluyordu. Şu anda, generallerin 14'ü de tutuklu. Tutuklu subaylar, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 65. maddesine göre, terfi edemezler ve kademe ilerlemesi yapılamaz. Dolayısıyla, rütbede bekleme süreleri de dolduğuna göre, hükümet, bunların emekli edilmesini istiyor. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ise, bu askerlerin belki beraat edeceğini ileri sürerek, emeklilik yüzünden peşinen cezalandırılacaklarını hatırlatıyordu. TSK Personel Kanunu'nun 65. maddesinin 1. fıkrasındaki hüküm, rütbede bekleme süresi dolmuş tutuklu askerlere uygulanabilir. Bir başka ifadeyle, tutuklu askerler, rütbe karşılığı yaş haddinden, bir dönem,muaf tutulabilir. Ne zamana kadar? Emsallerinin silâhlı kuvvetlerdeki görev süresi kadar.
Peki asker mi haklı; yoksa hükümet mi?
Tutukluluk yüzünden belki de beraat edecek kişilerin hak kaybına uğradıklarını kabul etmeliyiz. Buna mukabil, darbeler, andıçlar, perde önünden, perde arkasından müdahalelerle Türk Silâhlı Kuvvetleri öyle büyük bir güven kaybına uğradı ki, bu gibi olaylara karıştığından şüphelenilen kişilerin TSK'da devam etmeleri, haklı bir korku ve endişe yaratıyor. Bu yüzden, ben şahsen, askeri, denetim altında tutmaya gayret eden siyasi iradeyi haklı buluyorum.
Peki asker mi haklı; yoksa hükümet mi?
Tutukluluk yüzünden belki de beraat edecek kişilerin hak kaybına uğradıklarını kabul etmeliyiz. Buna mukabil, darbeler, andıçlar, perde önünden, perde arkasından müdahalelerle Türk Silâhlı Kuvvetleri öyle büyük bir güven kaybına uğradı ki, bu gibi olaylara karıştığından şüphelenilen kişilerin TSK'da devam etmeleri, haklı bir korku ve endişe yaratıyor. Bu yüzden, ben şahsen, askeri, denetim altında tutmaya gayret eden siyasi iradeyi haklı buluyorum.
Af bekleyen disiplinsiz askere müjde
Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Sabah gazetesine bir açıklama yaptı. YAŞ mağdurlarının yaralarının sarılacağını biliyorduk ama, 12 Mart ve 12 Eylül'de TSK'dan atılanlara da haklarının iade edileceği açıklaması güzel bir sürpriz oldu. Malûm, CHP bu konuda bir teklif vermişti. 12 Mart 1971'den itibaren mahkeme kararına dayanmadan Türk Silâhlı Kuvvetlerinden atılan askerlerin mağduriyetinin telâfisini istiyordu. Ben de bu konuyu destekleyen iki yazı yazdım. (11 Temmuz ve 28 Temmuz 2011) Sadece 12 Mart ve 12 Eylül döneminde TSK'dan atılanlar değil, bu pakete, mahkeme kararı olmadan, disiplinsizlik sebebiyle ve 3'lü kararnameyle re'sen emekli edilmiş bütün askerler dahil edilmeli. Zira yüz kızartıcı suç işlemiş olanlar, ordudan ihraç veya tard edilirler. Re'sen emekli edilenler, disiplinsiz askerler.
3'lü kararnameyle ordudan atılan herkese özlük hakları iade edilmeli.
3'lü kararnameyle ordudan atılan herkese özlük hakları iade edilmeli.
Burkay için endişeleniyorum
Kemal Burkay döndü; Türkiye'deki iklim değişikliğinin kendisini cesaretlendirdiği açık. Ama henüz yasalar değişmediği için, başına bir şey gelebileceği endişesini taşıyorum. Meselâ bir sözü "terör örgütünün amacının propagandasını yapmak" olarak değerlendirilebilir. Gerçi Kürtlerin hakkını korurken, hayatı boyunca şiddet yöntemine karşı çıktı ve Öcalan'la ters düştü ama, Terörle Mücadele Kanunu'nu uygulayanların, bazen bu "incelikler" gözünden kaçıyor. Zaten Türk Ceza Kanunu'nda da "her derde deva!" hükümler mevcut. "Halkı kin ve düşmanlığa sevk etti", "Ülkenin bölünmez bütünlüğüne kastetti" der geçersiniz. Ermeni diyasporasının görüşlerine karşı çıkan Hrant Dink, yargının öncülüğünde ve bazı sivillerin ya da askerlerin gayretiyle hoşgörüsüzlük kuyusuna atılmadı mı? Başına gelenlerin sebebi, Atatürk'ün manevi evlâdı Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğunu yazması değil miydi?
Türkiye burası... yumruğun bir anda nereden geldiği belli olmaz.
Türkiye burası... yumruğun bir anda nereden geldiği belli olmaz.
1 Ağustos 2011 Pazartesi
Askeri vesayet ve Ergenekon
İnternet Andıcı iddianamesini hazırlayan Savcı Cihan Kansız, "TSK değil, Ergenekon yargılanıyor" dese de, aslında yargılanan "cumhuriyeti koruma kollama" zihniyetidir. İnternet Andıcı'nı ya da İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı, "Ergenekon" başlığı altına koymak mümkün değil. Balyoz veyahut Sarıkız/ Ayışığı gibi darbe girişimleri Ergenekoncuların işiydi diyebilir miyiz? Ortaya çıkan, bütün fişleme belgeleri ya da Jandarma bünyesinde kurulan Cumhuriyet Çalışma Grubu ve işlevi, 28 Şubat sürecinde rastladığımız Batı Çalışma Grubu faaliyetlerinin bir devamı mahiyetinde değil mi? Şemdin Sakık'ın "itiraf"larına eklenen kara propaganda malzemesi, bize, internet sitelerinin yürüttüğü psikolojik harekâtı hatırlatmıyor mu? Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Aczmendiler, irtica paranoyasını güçlendirmek için kullanılmıştı. Danıştay saldırısı da farklı bir amaç gütmüyordu. Ümraniye bombaları ortaya çıkana kadar suikastçı Alparslan Aslan "Allah'ın askeri" olarak takdim edilmedi mi?
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Orduyu dizayn etmek!
Orduyu kim şekillendirecek? Özellikle komuta kademesini.
CHP'li yetkililerinin açıklamalarına göre, siyasetçi askerin işine burnunu sokmamalıymış... Özal Başbakanken, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ, Askeri Şûra'dan önce, 2 Temmuz 1987'de istifa etmişti. Amacı, Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun'u Genelkurmay Başkanlığı'na getirmekti. Üruğ, 30 Ağustos'u bekleseydi, Necdet Öztorun Genelkurmay Başkanlığı'na yükselemeyeceği için, o tarihte Üruğ ile birlikte emekli olacaktı. Üruğ, erken istifa ile Öztorun'un yolunu açmayı arzu etti. Özal, Cumhurbaşkanı Evren ile anlaşarak, bu teşebbüsün önünü kesti. "İki Necdet operasyonu" olarak anılan olayda, Üruğ'un yanı sıra Öztorun'un da istifası sağlandı. Genelkurmay Başkanı olabilmek için kuvvet komutanlığı yapmak gerekiyordu. Necip Torumtay, 2 Temmuz 1987'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 24 Temmuz 1987'de de Genelkurmay Başkanlığı'na atandı.
CHP'li yetkililerinin açıklamalarına göre, siyasetçi askerin işine burnunu sokmamalıymış... Özal Başbakanken, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ, Askeri Şûra'dan önce, 2 Temmuz 1987'de istifa etmişti. Amacı, Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun'u Genelkurmay Başkanlığı'na getirmekti. Üruğ, 30 Ağustos'u bekleseydi, Necdet Öztorun Genelkurmay Başkanlığı'na yükselemeyeceği için, o tarihte Üruğ ile birlikte emekli olacaktı. Üruğ, erken istifa ile Öztorun'un yolunu açmayı arzu etti. Özal, Cumhurbaşkanı Evren ile anlaşarak, bu teşebbüsün önünü kesti. "İki Necdet operasyonu" olarak anılan olayda, Üruğ'un yanı sıra Öztorun'un da istifası sağlandı. Genelkurmay Başkanı olabilmek için kuvvet komutanlığı yapmak gerekiyordu. Necip Torumtay, 2 Temmuz 1987'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 24 Temmuz 1987'de de Genelkurmay Başkanlığı'na atandı.
29 Temmuz 2011 Cuma
Profesyonelleşiyoruz
Başbakan Erdoğan, Azerbaycan'dan dönüş yolunda, gazetecilere, profesyonel bir kuvvetin oluşturulacağı bilgisini verdi. Böylece, deneyimsiz gençlerin peş peşe gelen cenazeleriyle ülkemiz büyük acılar yaşamayacak.
Geçmişte hem Jitem hem de Özel Harekât polisleri, biraz fazla başlarına buyruk kalmıştı. Ama o günkü hatalara bakarak, mutlaka bugün de aynı şeyler olacaktır diyemeyiz. Dikkatli bir denetim sayesinde, mazide yaşananların tekerrür etmeyeceği umudunu taşıyorum.
Türkiye, 1990'lı yıllardan çok farklı bir durumda. Ne siyasi iktidar Özel Harekâtçı polislerin geçmişteki gibi davranmasına izin verir, ne de sivil toplum örgütleri olumsuz gelişmelere göz yumar.
Geçmişte hem Jitem hem de Özel Harekât polisleri, biraz fazla başlarına buyruk kalmıştı. Ama o günkü hatalara bakarak, mutlaka bugün de aynı şeyler olacaktır diyemeyiz. Dikkatli bir denetim sayesinde, mazide yaşananların tekerrür etmeyeceği umudunu taşıyorum.
Türkiye, 1990'lı yıllardan çok farklı bir durumda. Ne siyasi iktidar Özel Harekâtçı polislerin geçmişteki gibi davranmasına izin verir, ne de sivil toplum örgütleri olumsuz gelişmelere göz yumar.
Genelkurmay'dan çelişkili açıklama
13 şehit verilen olayda, Genelkurmay Başkanlığı çelişkili bir açıklama yaptı. Yayınlanan raporun başlangıç bölümünde şöyle deniliyor: "...Talebin alınması ile helikopterlerin çatışma bölgesinde bulunması arasındaki sürenin, UYGULAMA STANDARTLARINA UYGUN olduğu tespit edilmiştir."
Aynı raporun, 12. maddesinin b fıkrasında ise bir tereddüt dile getiriliyor: "Helikopterlerin zamanında hazır olup olmadığı, insansız hava araçlarının zamanında bölgeye ulaşıp ulaşmadığı gibi konularda tereddütler oluşmuş, bu konuların açıklığa kavuşturulması amacıyla konu yargıya intikal ettirilmiştir."
Aynı raporun, 12. maddesinin b fıkrasında ise bir tereddüt dile getiriliyor: "Helikopterlerin zamanında hazır olup olmadığı, insansız hava araçlarının zamanında bölgeye ulaşıp ulaşmadığı gibi konularda tereddütler oluşmuş, bu konuların açıklığa kavuşturulması amacıyla konu yargıya intikal ettirilmiştir."
Asker-sivil ilişkileri ve toplu istifa
Doğrusu, komuta kademesinin topyekûn istifası benim için büyük sürpriz oldu. Gerginlik bekliyordum ama işin bu raddeye varacağını düşünememiştim. Tabii ki bir birikim söz konusu.
Şu anda cezaevinde 423 asker tutuklu olarak yargılanıyor. 173'ü muvazzaf, 250'si emekli. 173 muvazzafın 43'ü general ve amiral; 250 emekli askerin içinde de, 76 general ve amiral var. (Rakamları, Vatan'dan Murat Çelik'in sütunundan aldım.)
Şu anda cezaevinde 423 asker tutuklu olarak yargılanıyor. 173'ü muvazzaf, 250'si emekli. 173 muvazzafın 43'ü general ve amiral; 250 emekli askerin içinde de, 76 general ve amiral var. (Rakamları, Vatan'dan Murat Çelik'in sütunundan aldım.)
Hekimler tedirgin
Tam Gün Yasası, Anayasa Mahkemesi engeline takılınca, Sağlık Bakanlığı, bu defa da muayenehanelere gerçekleşmesi mümkün olmayan şartlar getirdi. Meselâ, asansör girişi (80 santim) veyahut odaların kapı genişliği (110 santim) olacak; böylece, engellilerin rahatça geçmesine imkân sağlanacak; kadınların muayene oldukları odanın içinde tuvalet bulunacak; birden fazla doktor aynı muayenehaneyi paylaşmayacak vs...
Asmalımescit'te neler oluyor?
Dünkü yazımda, Asmalımescit'te, kaldırım üzerindeki masa ve sandalyelerin belediye zabıtaları tarafından kaldırılmasını eleştirmiş ve bunu, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan'a yakıştıramadığımı söylemiştim. Çünkü özellikle tartışılan Sofyalı sokakta, esnafa, işgaliye hakkı tanıyan Misbah Demircan'dı. 2004'te işbaşına geldiğinde, Asmalımescit bölgesindeki sokaklar, restoranlarla dolup taşmıyordu; onları Başkan teşvik etti. Öyleyse neden şimdi tavır değiştiriyordu?
Demircan'la konuştuk. "Ben teşvik ettim, çünkü lokantaların daha iyi iş yapmasını istiyordum. Kaldırım üzerindeki birkaç masa, müşteri açısından bir davet niteliği taşıyacaktı. Ama sonra iş çığırından çıktı. Lokanta sahipleri müşteriye yer yok demek yerine, git gide kaldırımdaki masa sayısını arttırdılar. Oysa böyle yaptıkça, o mekânın değeri düşer. İşte Fransız sokağının başına gelenler. Kalite düştü; iyi müşteri çekildi."
Demircan'la konuştuk. "Ben teşvik ettim, çünkü lokantaların daha iyi iş yapmasını istiyordum. Kaldırım üzerindeki birkaç masa, müşteri açısından bir davet niteliği taşıyacaktı. Ama sonra iş çığırından çıktı. Lokanta sahipleri müşteriye yer yok demek yerine, git gide kaldırımdaki masa sayısını arttırdılar. Oysa böyle yaptıkça, o mekânın değeri düşer. İşte Fransız sokağının başına gelenler. Kalite düştü; iyi müşteri çekildi."
Türkiye'de bir ilk yaşanıyor
Silvan'daki 13 şehit sebebiyle, ilk defa sorumlulardan hesap soruluyor. En azından, hesap sorma işlemi, ilk defa ciddiye alınıyor ve kamuoyunun gözleri önünde cereyan ediyor. Belki evvelce de, hatalar sorgulandı ama hep kol kırıldı, yen içinde kaldı.
Silvan Jandarma Alay Komutanlığı'na bağlı 1. Jandarma Komando Taburu Komutanı Binbaşı Milbay Şahin'in yanı sıra, bu tabura bağlı bulunan iki bölük komutanı da, üsteğmen Mehmet Emin Karagöz ile üsteğmen Necmettin Erdoğan'ın görevden alındığı belirtiliyor. Daha üst düzeydeki komutanlara da sıra gelebilir denilmekte.
Silvan Jandarma Alay Komutanlığı'na bağlı 1. Jandarma Komando Taburu Komutanı Binbaşı Milbay Şahin'in yanı sıra, bu tabura bağlı bulunan iki bölük komutanı da, üsteğmen Mehmet Emin Karagöz ile üsteğmen Necmettin Erdoğan'ın görevden alındığı belirtiliyor. Daha üst düzeydeki komutanlara da sıra gelebilir denilmekte.
27 Temmuz 2011 Çarşamba
Bir uyarı yazısı
Beyoğlu Asmalımescit'te kaldırım üstündeki masalar kaldırılıyor. Üstelik, hem esnafa, hem de müşterilere kötü muamele yapılıyor. Bir zamanların ceberrut devletinin temsilcileri yeniden hortladı mı ne! "Yassak hemşehrim" der de, meramını anlatmak isteyen vatandaşı dinlemezdi bile sırtını devlete dayayanlar. Bunu yapan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan mı? Yoksa anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş mı? Bana, sakın, "yaya vatandaşın hakkından" falan söz etmeyin. Onlar nasıl olsa geçecek yer bulurlar. Beyoğlu, Asmalımescit'teki kaldırım üzerlerine atılı masa ve sandalyeleriyle, dolup taşan müşterilerle güzeldi. Acaba benzer bir uygulama, hemen Balık Pazarı'nın arkasındaki Nevizade'de mi var?
Misbah Demircan'ı severim ama bu gelişmelerden çok rahatsız olduğumu söylemeliyim. Çünkü insanın ister istemez aklına, söz konusu tasarrufun İslâmi dünya görüşünün bir ürünü olduğu şüphesi düşüyor. Hele de Ramazan yaklaşırken, içki kadehleriyle dolup taşan masalar rahatsızlık mı uyandırdı dersiniz? Başörtüsüne saygı talep edenler, akşamcıların keyfine karışmamalı.
Misbah Demircan'ı severim ama bu gelişmelerden çok rahatsız olduğumu söylemeliyim. Çünkü insanın ister istemez aklına, söz konusu tasarrufun İslâmi dünya görüşünün bir ürünü olduğu şüphesi düşüyor. Hele de Ramazan yaklaşırken, içki kadehleriyle dolup taşan masalar rahatsızlık mı uyandırdı dersiniz? Başörtüsüne saygı talep edenler, akşamcıların keyfine karışmamalı.
30 Haziran 2011 Perşembe
Bir adım sonrası seçim olursa...
Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) mücadelesini anlayışla karşılıyorum ve bu sorunun halline öncelik verilmesi gereğine inanıyorum. Umarım konu, CHP'lilerin yemin boykotunun gölgesinde kalmaz.
Balbay ve Haberal'dan ziyade, Dicle işini bir an önce çözmek gerekiyor.
1) Dicle, BDP açısından önemli bir şahsiyet; Kürt siyasi hareketine uzun yıllarını vermiş biri. (Balbay ya da özellikle Haberal'ı CHP'nin merkezine oturtabilir misiniz?)
Balbay ve Haberal'dan ziyade, Dicle işini bir an önce çözmek gerekiyor.
1) Dicle, BDP açısından önemli bir şahsiyet; Kürt siyasi hareketine uzun yıllarını vermiş biri. (Balbay ya da özellikle Haberal'ı CHP'nin merkezine oturtabilir misiniz?)
29 Haziran 2011 Çarşamba
Ya erken seçime gidilirse?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekillerinin yemin etmeyeceğini açıkladı. Bu kararın, kamuoyunda destek bulacağını hiç sanmıyorum. Sebebi açık:
1) 3 Haziran 2011'de, Kanal Türk'te, Adem Yavuz Arslan'ın sorusuna cevap verirken, yetkinin mahkemelerde olduğunu söylememiş miydi? "Tutuklu adaylar vekil oldukları takdirde çıkmayabilirler. Bunu daha önce de Sabih Kanadoğlu açıklamıştı. Sonuçta yargının takdirine bağlı... Cezaevinden çıkması için yargıcın kararı lâzım. Herhangi bir sorun yok..."
1) 3 Haziran 2011'de, Kanal Türk'te, Adem Yavuz Arslan'ın sorusuna cevap verirken, yetkinin mahkemelerde olduğunu söylememiş miydi? "Tutuklu adaylar vekil oldukları takdirde çıkmayabilirler. Bunu daha önce de Sabih Kanadoğlu açıklamıştı. Sonuçta yargının takdirine bağlı... Cezaevinden çıkması için yargıcın kararı lâzım. Herhangi bir sorun yok..."
26 Haziran 2011 Pazar
Kadro beklentileri
TRT sözleşmelileri, 2954 sayılı kanunun g bendinde tanımlanan "kadro karşılığı sözleşmeli personel" statüsüne geçmek istiyor.
Ayrıca, belediye ve özel idarede çalışan sözleşmeli personel de kadro bekliyor.
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49. maddesine göre, her yıl yenilenen sözleşmelerle çalışanlardan gelen talebi ilgililere iletiyorum. Bakın ne diyorlar: "Bizler, Devlet Personel Başkanlığı'nın görüşleri ve yargı kararlarıyla 657 sayılı Kanun'un 4/b maddesi hükümlerine tâbi tutuluyoruz. Son çıkan 632 sayılı kanun hükmündeki kararnameyle (KHK) tüm 4/b çalışanları kadroya geçti; biz KHK'nın dışında kaldık. Sebeb olarak 'Siz 4/c'siniz' dediler. Bugüne kadar bütün özlük haklarımız 4/b'ye göre düzenlendi. Bizler, işgüvencesinden yoksun sözleşmeli personel, bugüne kadar 4/b'li statüsündeyken, KHK'nın dışında tutulmamızı büyük bir haksızlık olarak görüyoruz."
Bu kişiler, mühendis, mimar, avukat, teknisyen, tekniker gibi meslek mensupları... Haksızlığın giderilmesini bekliyorlar. Dedim ya ateş düştüğü yeri yakıyor. Hiç değilse birkaç sağduyulu milletvekili, bu sese kulak verip, onların sorunlarının takipçisi olamaz mı?
Ayrıca, belediye ve özel idarede çalışan sözleşmeli personel de kadro bekliyor.
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49. maddesine göre, her yıl yenilenen sözleşmelerle çalışanlardan gelen talebi ilgililere iletiyorum. Bakın ne diyorlar: "Bizler, Devlet Personel Başkanlığı'nın görüşleri ve yargı kararlarıyla 657 sayılı Kanun'un 4/b maddesi hükümlerine tâbi tutuluyoruz. Son çıkan 632 sayılı kanun hükmündeki kararnameyle (KHK) tüm 4/b çalışanları kadroya geçti; biz KHK'nın dışında kaldık. Sebeb olarak 'Siz 4/c'siniz' dediler. Bugüne kadar bütün özlük haklarımız 4/b'ye göre düzenlendi. Bizler, işgüvencesinden yoksun sözleşmeli personel, bugüne kadar 4/b'li statüsündeyken, KHK'nın dışında tutulmamızı büyük bir haksızlık olarak görüyoruz."
Bu kişiler, mühendis, mimar, avukat, teknisyen, tekniker gibi meslek mensupları... Haksızlığın giderilmesini bekliyorlar. Dedim ya ateş düştüğü yeri yakıyor. Hiç değilse birkaç sağduyulu milletvekili, bu sese kulak verip, onların sorunlarının takipçisi olamaz mı?
1 Ocak ve 35 yaş
"Bu da geçer Ya Hu"
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra, bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yiyecek ve kalacak yer verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler, Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini söylerler. Şakir, bölgenin en zengin kişilerinden biridir. Gene çok zengin olan Haddad isimli çiftlik sahibi ile komşudur. Şakir, dervişi çok iyi karşılar; birlikte yiyip içerler. Nihayet ayrılmak vakti gelir. Derviş, Şakir'e, "Böyle zengin olduğun için şükretmeyi unutma" der.
Şakir, "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer..." cevabını verir.
Şakir, "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer..." cevabını verir.
23 Haziran 2011 Perşembe
Tayyip Erdoğan öğretmen adaylarına kulak versin
Öğretmen adayları, Tayyip Erdoğan'a güveniyor ve onun vaatlerden haberi olmadığına inanıyor. "Sorunlar teknik bir nitelik taşıdığı için, Milli Eğitim Bakanlığı bürokrasisi, Başbakan'ı yanlış yönlendiriyor" düşüncesindeler. Bu yüzden, Tayyip Erdoğan'ın yazımı dikkatle okumasını rica ediyorum. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 14 bin 277 sözleşmeli yerine, yeni öğretmen atanacağını söylemiş birçok kere. Hem Karaman'da, hem Samanyolu televizyonunda, açık beyanları mevcut. Meclis kürsüsünden de "2011'de 55 bin öğretmen atanacağını" belirtmiş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)