Kaan ÖZBEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaan ÖZBEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

O fotoğrafı kıskandım!

‘Nasıl bir toplum olduk biz?’ sorusunu günlük muhakemelerimde hep sorarım kendime.
Toplumu eleştirirken, çuvaldızı kendime iğneyi onlara batırma esasını kabul ederek tabii ki.
İnsanlardaki vahşet, tecavüz iştahı milletin yere göğe sığdıramadığı dizilere yansıyor.
Bir bakıyorsunuz Fatmagül birinciliğe oturmuş; peşinden Kurtlar Vadisi kovalıyor.
Bir tarafta tecavüze uğrayan bir mağdur üzerinden sözde sanat adına kadının kimlik sömürüsü; öte tarafta akan oluk oluk kan öldürülen onlarca insan.
İzlemem... İzlettirmem de!

9 Ağustos 2011 Salı

Destur Bismillah!


Yeni Şafak yazarı Prof. Dr. Hayrettin Karaman ‘Tahammül mü hoş görmek mi’ başlıklı bir köşe yazmış. ‘Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından’ söz etmiş.
Birlikte yaşamak diye bastıra bastıra söyleye duralım.
Tahammülsüzlüklerini her fırsatta dile getiriyorlar.

“Şimdi bir apartmanda, bir sokakta, bir mahallede eşcinselinden sarhoşuna, nikâhsız birlikte yaşayanından kumarcısına, Müslümanları sevmeyenlerden düşmanına, sokakta sevişenden çıplağına kadar birçok insanla yan yana yaşıyoruz. Peki dindar Müslümanların bu insanlara karşı iç ve dış tavırları ne olacaktır?” diye soran Karaman “İslam’a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- ‘onların aykırı filleri için özel mekânlar ihdas edilmek gibi’ tedbirlere başvurulur” diyor.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Fikir neyse zikir o dur…

Fikir neyse zikir o dur… Konu YAŞ’taki oturma düzeni.
Herkes yazdı, herkes çizdi.
Herkes kafasında 2023’ün Türkiye’sini de çizdi.
Çok şey yazıldı, çok şey söylendi.
Ama fikir neyse zikir o dur derler ya işte bu cümlenin altını Bülent Arınç doldurdu. 31 yıl öncesinin darbeci ordusunu hiç kimse tasvip etmiyor etmesine de; bugünkü komutanların günahı ne?
Yılan hikayesine dönen Ergenekon Davası’na adı karışan/karıştırılan generalleri bir kenara bırak. Emir- komuta zincirinde komutansız bir orduya sahip tek ülke olmaya adayız.
Ya da fikre uygun olmayan komutanları eleyip; eleğin tellerinde kalanlarla yeni bir ordu yaratma telaşındayız.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

(Fener)genekon…



Malum bayağı bir zaman oldu. Uzunca bir zamandır hangi taşın altına baksanız. Hayal gücü yüksek ağır ağabeylerin Ergenekon diye adlandırdığı bir örgüt çıkıyor karşımıza.
Ne örgütmüş be kardeşim.
Karşıt görüşte olanlara 3 seçim kazandırdı.
Ne örgütmüş be kardeşim iddianameleri oku oku bitmedi!
Ne örgütmüş be kardeşim.
Bak meclise vekil bile soktu!
Ne örgütmüş be kardeşim var olduğunu bile kimse ispatlayamadı. Hah! Şimdi de Fen(ergenekon) çıkardılar başımıza.
Birinci adamı Metris’e koydular.
İkinci dalgada eski futbol federasyonu başkanı Mahmut Özgen(er)genekon), Trabzonspor Başkanı Sadri Şen(er)genekon) da gözaltına alındı.
Yahu nasıl bir takıntı bu…

30 Haziran 2011 Perşembe

Oynama şıkıdım şıkıdım…

Vallahi bize helal olsun. Votka küpüne düşüp, hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalkan Rusları bile dize getirdik…
Kolay para kazanma hırsımızla altın yumurtlayan tavuğu kestik. Vladimir İlyiç Lenin’e hep hak verdim de; Vladimir Jirinovski’ye hak vereceğim aklımdan bile geçmezdi.
Jirinovski, Rusların Bodrum’da kaçak içkiden zehirlenmesinden sonra güvenlik nedeniyle Türkiye’ye gitmelerinin yasaklanması önerisi getirmiş.

26 Haziran 2011 Pazar

Key(fimiz kaçtı)

Deveye sormuşlar boynun neden eğri diye, demiş ki “nerem doğru” Yansıtılan pembe tablolar bir yana hakikaten her yanımız eğri.
Laf satalatalarına karnımız tok da; salatasız da yapamıyoruz.

Vatandaşların konut sahibi olmasına yardımcı olmak üzere 1986 yılında çıkarılan kanun ile başlatılan ve daha sonra bir sorun haline gelen KEY hesaplarının tasfiyesinde yine sorun yaşanmış.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Bir kasaba hikâyesi…



Tekirdağ Saray’dan liseli okurlarım bir mektup yazmış. Öğretmenleri için savaş veren öğrenciler. Hak yiyeni değil hak savunanın yanında oldum her daim. Ve Bir kasaba hikâyesi gibi görünen “Kadrolaşmanın Hikâyesi”ni kaleme alan öğrencileri birer birer alınlarından öpüyorum.

Sibel A. Öğretmenin hikâyesi İlçe Emniyet Müdürü Emine Z. İle bir törende protokolde önde durma yüzünden çıkar kriz; Sibel öğretmenin Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne kadar sürüklemiş. Emniyet Müdürü’nün eşi olduğu için diğer öğretmenlerden önde geldiğini söylediği iddia edilen Emine Z., “Biz bu müdüre boşa mı eş olduk” diyerek Sibel öğretmenin açığını kollar. Bir gün derkse geç gelen öğretmeni şikayet eder, bununla da yetinmeyerek ailece görüştükleri savcı eşlerini dolduruşa getirir. Kocasının sıkı dostu olan savcılar aracılığıyla dava açar; savcı talimatı ile sirenler çalarak okula gelen polis otoları olaya tanık olan öğrencileri ifade için götürülerek ifadeleri alınır. Soruşturma tamamlanır dava açılır ve Sibel A 2010/154 esas nolu Saray Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı ile 20 ay 11 gün ceza alır… Bu arada Sibel A. Müdürlük sınavlarına girer sınavı kazanır ve atanmak için Eğitim-Bir Sendikası’na üye olur. Sibel A. Saray Anaokulu’na Müdür olarak atanır atanmasına da Emniyet Müdürü’nün eşi olayı hazm edemez.

18 Haziran 2011 Cumartesi

Durmak yok hesaba devam!

Diyeceksiniz ki sıktın ama! Yok vallahi sıktığımı düşünmüyorum. Ama sıkılması gerekenlere mani olmaya niyetim yok. İstedikleri gibi sıkılabilirler. Zaten seçmenlerinin, çevrelerindekilerinin, parti örgütlerinin genel başkanlarının canı sıkmaktan başka bir şey yapmaya niyetleri yok.

Bu kadar uğraşıyorum diye kimse CHP’li olduğumu sanmasın.
Tek derdim; güçlü iktidara karşı güçlü bir muhalefet olsun, siyaset; siyaset gibi yapılsın…
Parti içindeki çalkantılar sürüyor. Yeni kurulacak kabine vesaire kimsenin umurunda değil; herkesin derdi muhalefetin akıbeti.

Sayın okurum Prof. Dr. Sabri Kılınç kaygılarını açık yüreklilikle dile getirmiş; kendisinin de onayıyla cümlelerini dokunmadan yayınlıyorum:

“Merhabalar sayın Özbek, Kişisel olarak dün televizyonda Demirel’in açıklamasını duyunca hem içim fena halde burkuldu hem de bu kadar yaşlı olmasına rağmen bir insandan nasıl tiksinebileceğimi üzülerek fark ettim. İçim burkuldu çünkü Kılıçdaroğlu bütün iyi niyeti ile ve saflığı ile bu adamın ricasını içinde tutmaya niyetlenmiş ve ona güvenmiş ki bana bu şekilde telkinde bulunan olmadı diye demeç verdi. Tiksindim Demirel den çünkü bu yaşına geldi hala Türkiye’de solu bitirmek adına elinden geleni yapıyor ve bir parti başkanını iyot gibi açıkta bırakmanın yanında resmen yalancı konumuna düşürdü. Susabilirdi. Ama hayır adamdaki sola karşı olan haset hala bu şekilde komplo olarak ortaya çıkıyor.saygılarımla. Prof. Dr. Sabri Kılınç”

Diyeceğim o ki; ey muhalefet titre ve kendine gel!
Sabri bey söylenmesi gerekeni özetle söylemiş. Üstüne daha fazla kalem oynatmanın manası yok.

16 Haziran 2011 Perşembe

En Baba itiraf!

Bunca yaşına rağmen Türkiye siyasetinin baş aktörlerinden baba… yıllarca şarkılara bile konu oldu, her söylediği olay oldu. Nice muhalefetler onun söylemlerini seçim malzemesi yaptı. Elini eteğini çekti dediler; 12 Haziran seçimleri öncesi yine patlattı bombasını.

Anlaşılan GAP’ı kaptırmaya hala niyeti yok.
Neydi konu: Demirel’in listelere kendi istediği isimleri yerleştirdiği...
Miting meydanlarında Başbakan Erdoğan tarafından da eleştirilen Demirel için 12 Haziran’da yapılan seçimin ardından yeni bir iddia daha ortaya atıldı. CHP listelerinden Demirel’in isteğiyle milletvekili seçilen geçmişte merkez sağda yer alan isimlerin DP’ye geçecekleri veya yeni bir parti çatısı altında Meclis’te grup kuracakları…

Gandi’ye ait kaset bulamayanlar başka türlü vuruyor şimdi.
Güya Haberal ve çevresindeki bir grup CHP’den istifa edip yeni bir parti kuracakmış.
Dedikoduları bir kenara bırakıp Demirel’in baba itirafına geçelim.

“CHP listeleri üstünde etkili olduğum iddiaları, Başbakan tarafından da meydanlarda telaffuz edildi. Allah şahidimdir ki kimse için böyle bir talepte bulunmadım. Tek istisna Mehmet Haberal’dır. Onunla ilgili mesele de tamamıyla insanidir. Aslında benimle ilgili isnatlar umurumda olmazdı. Ama başkalarına zarar verebilir. Hassasiyetim bundan.”

15 Haziran 2011 Çarşamba

İhtiyar açılımı!



Metrobüste, dolmuşta, trende, sokakta iki kişi yan yana geldiği an kafadaki düşünce aynı, “Acaba o AKP’li mi?”
Toplumun geldiği nokta bu. İki kişiden biri AKP’li…
Dün çok büyük uğraşılardan sonra çevremde iki tane buldum. Çok şaşırdım tabi. Çünkü kime sorsam ben falanca partiye oy attım diyor; ama bir tane bile AKP’li bulamıyordum. Yani alınan oy oranına bakılınca hakikaten bulamamak şaşırtıcıydı benim için.
Seçimin ardından okurlarımdan seçim aksaklıklarına dair bir sürü konu geliyor. En dikkatimi çekenlere yer vermeye gayret edeceğim. Mesela 85 yaşındaki Mustafa amcanın, torunu e-posta yollamış. Diyor ki; “Dedem 85 yaşında. Oy vereceği okulun 3. Katına koymuşlar sandığı. Tüm ısrarlarımıza rağmen bir çözüm bulamadık ve dedem ile babaannem oy kullanamadı.”
Şimdi aynı durumdan muzdarip olabilecek bir başka kesim de engelli yurttaşlarımız. Hangi okulun fiziki yapısı engelli kardeşlerimize göre inşa edilmiş ki onlarda aynı derdi sıkıntıyı çekmesin.
Hadi T.C kimlik numarasından bir yurttaşın engelli olup olmadığı bilgisine ulaşamazsınız da, 85 yaşındaki bir yurttaşın doğum tarihine de mi ulaşamazsınız?
Traji-komik vallahi...
Gölgelerin, gücü adına güç sizde artık.
Bir daha ki seçime kadar ihtiyar “açılımı” da bekleniyor duyurulur.

10 Haziran 2011 Cuma

Ya beddualar?

Bu aralar çok gündemde nitekim. Geçtiğimiz günlerde sözüm ona ifade verdi Evren…
Eminim 12 Eylül mağdurlarının yüzde 80’inin yüreğine su serpmedi bu hikaye!
Dualardan söz etmiş paşa!
Uzun ömrünü dualara bağlamış…
94 yaşındaki darbeci paşa, Mehmetçik Vakfı’nın dergisine yapmış bu açıklamaları.

Demiş ki hazretleri;
“Vatanın elden gideceği sırada neler çektiğimizi hepimiz biliyoruz. Ben bugün 94 yaşına geldim. Bunda halkımızın dualarının etkisi olduğuna inanıyorum. Benim gittiğim yerlerde vatandaşlarımızın bütün duaları ‘Allah uzun ömür versin. Benim ömrümden de sana katsın’ şeklindeydi. Belki o dualar sayesinde ben bu yaşa kadar geldim. Bu vatan hepimizin. Bu vatan sayesinde bu noktaya geldik ve vatanın elden gideceği sırada neler çektiğimizi hepimiz biliyoruz. Milletimizin bütünlüğü için Türk Silahlı Kuvvetlerimize sahip çıkalım.”
Sayın paşa ya beddualar?

11 Şubat 2011 Cuma

Çık konuş be adam!

İnsaniyet, namus ve şüpheli bir ölüm üçgeninde sıkıştık kaldık. Ecel diyemeyecek kadar erken bir ölüm. Astım krizi, alkol, uyuşturucu iddiası pek çok spekülasyon ortaya atıldı.

Sırrın çözümü olarak Adli Tıptan çıkacak rapor gösteriliyor. Ancak yılların Adli Tıpçısı Prof. Dr. Sevil Atasoy, geçtiğimiz günlerde olayla ilgili verdiği bir demeçte “negatif otopsi” kavramından söz ediyor.

Yani Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek rapor ölümün asıl nedenini yansıtamayabilir.
Bir taraf ta yaşamını yitirmiş bir anne, diğer tarafta acılı bir eş ve bir yetim…
İşte havada kalan sorular, çözülemeyen şifreler, spekülatif haberler ve büzülemeyen ağızlar insanların içindeki acıyı daha da körüklüyor…
Bir de hiçbir “Taraf”ta olmayanlar var!
Olay gününe dair söyledikleri ve kamuoyuna ulaşanlar polis ifadesinde söylediklerinden ibaret.
Çelişki var…
Kimse çözemiyor sorular bir birini izliyor.
Dedikodu kazanı kaynıyor! Yok çıt yok…

Geçtiğimiz günlerde Posta Gazetesi yazarı Suna Akyıldız’ın twitterdaki mesajları gündeme damgasını vurdu. Dedi ki Akyıldız, “Defne o gece çok çığlık atmış. Komşular duymuş. Ama Kerem Altan yine bir kızla fantezi yapıyor diye düşünmüş ve müdahale etmemişler”

Hemen peşinden ertesi günkü gazetelerin birinde, “Komşular çığlık duymamış, ev de dağınık değilmiş” diye bir haber.
Tabii ilkesiz gazetecilik böyle bir şey sen yaz nasılsa su götürür…
Diğer taraf öldüğü için kimse itiraz edemez, “Hayır böyle olmadı!” diyemez.
Diyorum ya bir tarafta binlerce soru işareti, bir tarafta yitip giden gencecik bir anne, diğer tarafta acılı bir eş ve henüz annesinin öldüğünü kavrayamayacak yaşta bir minik yavru…

Öte “Taraf” kap karanlık…
Kimse darılıp gücenmesin, ben hatalı olduğunu düşünüyorsam babamı bile yazarım!
Bazıları gibi bizim grupta hatırlı yazarın evladı diye gözünün yaşına bakmam!
Çok soru işareti var ve soruların ucu hep o “Taraf” a uzanıyor…
Kamuoyunu rahatlatma derdi yok!

Orduyu ber taraf etme yarışında türlü milyon belgeyle (!) ortaya çıkan o “Taraf”tan çıt yok. Acaba o kızcağız bir ordu komutanının ya da bir muhalefet liderinin evinde ölseydi, bu kadar sessiz kalır mıydı o “Taraf” Vallahi insan düşünmeden edemiyor...

Çık konuş be adam! Bırak bu duygusal yakınlaşma safsatalarını ne oldu o gece söyle de herkes bilsin!

23 Temmuz 2010 Cuma

Darbeyi ve gözyaşlarını anlamak

Bugünlerde kimliğini demokrat olarak lanse etmek trend oldu. Demokrasinin anlamını bilmeyen milyonlar; liderlerinin ağzından demokrasi sözü eksik olmuyor diye bir anda demokrat kesildi başımıza... Ve günün modası tabii ki demokrat olarak 80 Askeri darbesine ve 82 Anayasasına karşı çıkmak!

Neredeyse tüm gazeteler önceki gün manşetlerinde Başbakan Erdoğan’ın ’ın Meclis’te gözyaşları içinde yaptığı konuşmayı vermişti. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin astığı ilk 4 genci partisinin grup toplantısında gündeme getiren Başbakan, “İşte bunlar için anayasa değişikliklerine evet demeliyiz” diyordu. Normal şartlarda gencecik insanların, suçları ne olursa olsun, idam edilmelerine kimse razı gelemez. Bir insanın ölümünden kimse haz duyamaz (!).

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Buldum… Buldummm!

Sayın Başbakan altın madeni buldu da haberi yok. Hem de ne maden… Grizu patlaması yok, risk yok elini yüzünü karartmadan suya sabuna dokunmadan nereye dokunsan cevher fışkırıyor…

Yalnız bu madeni özelleştirme şansı yok. Yabancı maden şirketlerine işletme hakkı da verme şansı yok. Türk malı heeee, Türk malı hoooo…

Madenin yeri neresi merak ettiniz biliyorum. Valla en son Yalova Çınarcık’taydı. Meydanlardan ne söylese, önceleri makara- kukara olarak lanse eden Sayın Başbakan peşine kurmaylarını toplayıp hemen düğmeye basıyor.