11 Ekim 2011 Salı
Hükümetin 'Komşularla sıfır problem' söylemine yönelik eleştiriler çoğalınca ve Esad'ın CHP heyetine söylediklerini Cumhuriyet Gazetesi yayınlayınca Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 12 meslektaşımızı davet ederek eleştirilere yanıt vermiş. Meslektaşlarımız bu sohbetin detaylarını kendi köşelerinde anlattılar. Herkesin üzerinde özellikle durduğu konu Suriye-Türkiye ilişkileri. Çünkü Suriye; Türkiye'nin dış politikasının yani 'Komşularla sıfır sorun' ilkesinin test edildiği yerdir.
Gelin birlikte bakalım.
*Akşam Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
*Akşam Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ekim 2011 Salı
8 Ekim 2011 Cumartesi
İnsan olmak!
08 Ekim 2011 Cumartesi
Ruh sağlığı bozuk ve vicdani duygularını kaybetmiş olanlar hariç herkes annesini delicesine sever. Çünkü Filistinli Büyük Şair Mahmut Derviş'in dediği gibi ''Onlar birer kadın değil. Onlar her şeyimizdir ''. Annelerini kaybedenler her şeylerini kaybederler. Annemi kaybettiğimde ben öyle hissetmiştim. Çünkü Baba Esad döneminde Suriye'ye giremediğim için cenazesine bile katılamamıştım. İşte bu nedenle ben annemi kaybetmenin acısını hiçbir zaman unutamadım. Ve her hatırladığımda hep ağlarım... Tıpkı şimdi olduğu gibi...
Ruh sağlığı bozuk ve vicdani duygularını kaybetmiş olanlar hariç herkes annesini delicesine sever. Çünkü Filistinli Büyük Şair Mahmut Derviş'in dediği gibi ''Onlar birer kadın değil. Onlar her şeyimizdir ''. Annelerini kaybedenler her şeylerini kaybederler. Annemi kaybettiğimde ben öyle hissetmiştim. Çünkü Baba Esad döneminde Suriye'ye giremediğim için cenazesine bile katılamamıştım. İşte bu nedenle ben annemi kaybetmenin acısını hiçbir zaman unutamadım. Ve her hatırladığımda hep ağlarım... Tıpkı şimdi olduğu gibi...
Fatih Altaylı ne zaman istifa edecek?
08 Ekim 2011 Cumartesi
Sabahtan beri karşımda, gazete demeye dilim varmayan Habertürk duruyor. Sürmanşetinde insanlık ayıbı, vahşet pornosu, dev bir fotoğraf! Fotoğrafta bir kadın. Ölen bir kadın. Sırtında dev bir bıçakla, kan revan içinde yatan, çıplak bir kadın. Gözler kapanmış, dudaklar morarmış, her tarafı kesik içinde... Böyle bir şiddet, böyle bir gözü dönmüşlük, böyle bir canilik yok, diye haykırıyorum ama nafile! Var! Öylece karşımda duruyor! Sadece bu kadının insan görünümlü canavar kocasının caniliği değil üstelik. O caniliği bizim hepimizin üzerine fırlatıp atan bir kağıt parçası olan Habertürk ve hala kendine gazeteci diyebilen bir Fatih Altaylı duruyor karşımda! İnsanlığımdan utanıyorum!
***
Sabahtan beri karşımda, gazete demeye dilim varmayan Habertürk duruyor. Sürmanşetinde insanlık ayıbı, vahşet pornosu, dev bir fotoğraf! Fotoğrafta bir kadın. Ölen bir kadın. Sırtında dev bir bıçakla, kan revan içinde yatan, çıplak bir kadın. Gözler kapanmış, dudaklar morarmış, her tarafı kesik içinde... Böyle bir şiddet, böyle bir gözü dönmüşlük, böyle bir canilik yok, diye haykırıyorum ama nafile! Var! Öylece karşımda duruyor! Sadece bu kadının insan görünümlü canavar kocasının caniliği değil üstelik. O caniliği bizim hepimizin üzerine fırlatıp atan bir kağıt parçası olan Habertürk ve hala kendine gazeteci diyebilen bir Fatih Altaylı duruyor karşımda! İnsanlığımdan utanıyorum!
***
7 Ekim 2011 Cuma
Vetonun anlamı
07 Ekim 2011 Cuma
'Veto' Latince kökenli bir sözcük ve 'İtirazım var' anlamında kullanılırmış. Günümüzde ise 'Veto' sözcüğü genel olarak BM Güvenlik Konseyi'ndeki oylamalarla gündeme gelmektedir. Nitekim önceki gün yapılan oylamada Rusya ve Çin, Batılı ülkelerin Esad yönetimine karşı hazırladıkları karar tasarısını veto ettiler. Haberi mutlaka okumuş ya da duymuşsunuzdur. Şimdi gelin birlikte haberin anlam ve detaylarına bakalım.
1- 'Veto' hakkı BM Güvenlik Konseyi'nde 5 ülkeye tanınmıştır. Başbakan Erdoğan'ın deyimiyle bu garip uygulamanın ortadan kaldırılması için bu ülkelerin onayı gerekiyor. Yani dünya sonsuza dek bu ülkelerin veto 'rahmeti' ile yaşamak zorunda!
2- Ruslar veto kullanma konusunda rekor kırmış. Sovyetler döneminde 118 kez veto hakkını kullanan Ruslar 1990'dan sonra bu hakkı yalnızca 2 kez kullanmış. Ama asıl sürpriz Amerikalılarda çünkü onlar 77 kez veto kullanmış ve bunun 60 kadarını İsrail için yapmış. Geri kalanı da Güney Afrika ve Rodezya'daki ırkçı yönetimleri kollamak için. 1945'ten bu yana İngilizler 32, Fransızlar 18 ve Çinliler yalnızca 5 kez veto hakkını kullanmış.
3- Ancak Suriye ile ilgili son oylamada en önemli konu Çin ve Rusya'nın ortak hareket edip 'Emperyalist ve Sömürgeci' ülke Fransa, ABD, İngiltere, Almanya ve Portekiz'in hazırladığı karar tasarısını birlikte veto etmesidir. Çin, bundan 29 yıl önce yani 1972'de yine Ortadoğu ile ilgili bir konuda Sovyetler Birliği ile birlikte ortak veto hakkını kullanmıştır. Bu nedenle önceki günkü vetonun çok farklı bir anlamı var. Demek ki bütün siyasal ve ekonomik verileriyle Rusya ve Çin, Batılı ülkelerin uluslararası politikalarından çok rahatsız ve birlikte karşı koymanın gereğine inanıyor. Bu verilerin ne olduğunu merak edenler biraz araştırsın. Ancak şu kadarını söyleyebilirim: Sudan'ın parçalanmasından, Libya'nın işgal edilmesinden ve Batılı ülkelerin Afrika ve Ortadoğu'daki pis oyunlarından en çok zarar gören ülke dünyanın ikinci güçlü ekonomisine sahip Çin'dir. Ruslar ise Batılı ülkelerin Ortadoğu politikalarından ve özellikle Füze Kalkanı Projesi'nden çok tedirgin. Batılıların Ortadoğu politikalarının hedefi Suriye ve İran olduğunu bilen Moskova bu iki ülkeye destek vererek kendi çıkarını kollamaya çalışıyor. İran'a nükleer program konusunda yardım eden Rusların yakında Suriye'ye de Füze Kalkanı Projesine karşı füze verirse kimse şaşırmasın.
4- Gelelim veto hakkı olmayan ancak karar tasarısına karşı olduğu için çekimser oy kullanan diğer ülkelere. Bunlar Lübnan, Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan. Bir Arap ülkesi Lübnan'ı bir yana bırakırsak geri kalan üç ülkenin ne denli önemli ve anlamlı olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Güney Afrika, Başbakan Erdoğan'ın iki gün önce ziyaret ettiği ve oradan Suriye'ye sert eleştiriler yaptığı ülke. Uluslararası politikada Mandela'dan dolayı Güney Afrika'nın önem ve değerini bilmeyen yok. Brezilya ise Türkiye ile birlikte bir yıl önce İran karşıtı bir karar tasarısına karşı 'hayır' oyu kullanmıştı. Brezilya birçok nedenden dolayı Latin Amerika'nın da en önemli ülkesidir. Birçok nedenden dolayı çok önemli olan bir diğer ülke Hindistan'ı ve Asya dengelerindeki yerini burada anlatmanın bir anlamı yok.
İşte yukarda özetlemeye çalıştığım bu kısa notlardan dolayı ABD ve müttefikleri şimdi çok sinirli. Çaresiz kalan ya da öyle görünmek isteyen ABD'nin Dışişleri Bakanı Clinton bakın dün ne diyordu:
'Bazı ülkeler Suriye'ye yönelik baskılarını artırarak sürdürecek. Biz de onlarla işbirliği yapacağız'.'
Amerikalılar bunu hep yapar ama sonunda işbirliği yapıp bu ülkeleri ve onların yöneticilerini yarı yolda bırakıp kaçarlar. Tıpkı Irak ve Afganistan'da olacağı gibi. Tıpkı yıllardır kendilerine hizmet eden İran Şahı, Menderes, Saddam, Mübarek, Bin Ali, Kaddafi ve diğerlerine yaptıkları gibi.
'Veto' Latince kökenli bir sözcük ve 'İtirazım var' anlamında kullanılırmış. Günümüzde ise 'Veto' sözcüğü genel olarak BM Güvenlik Konseyi'ndeki oylamalarla gündeme gelmektedir. Nitekim önceki gün yapılan oylamada Rusya ve Çin, Batılı ülkelerin Esad yönetimine karşı hazırladıkları karar tasarısını veto ettiler. Haberi mutlaka okumuş ya da duymuşsunuzdur. Şimdi gelin birlikte haberin anlam ve detaylarına bakalım.
1- 'Veto' hakkı BM Güvenlik Konseyi'nde 5 ülkeye tanınmıştır. Başbakan Erdoğan'ın deyimiyle bu garip uygulamanın ortadan kaldırılması için bu ülkelerin onayı gerekiyor. Yani dünya sonsuza dek bu ülkelerin veto 'rahmeti' ile yaşamak zorunda!
2- Ruslar veto kullanma konusunda rekor kırmış. Sovyetler döneminde 118 kez veto hakkını kullanan Ruslar 1990'dan sonra bu hakkı yalnızca 2 kez kullanmış. Ama asıl sürpriz Amerikalılarda çünkü onlar 77 kez veto kullanmış ve bunun 60 kadarını İsrail için yapmış. Geri kalanı da Güney Afrika ve Rodezya'daki ırkçı yönetimleri kollamak için. 1945'ten bu yana İngilizler 32, Fransızlar 18 ve Çinliler yalnızca 5 kez veto hakkını kullanmış.
3- Ancak Suriye ile ilgili son oylamada en önemli konu Çin ve Rusya'nın ortak hareket edip 'Emperyalist ve Sömürgeci' ülke Fransa, ABD, İngiltere, Almanya ve Portekiz'in hazırladığı karar tasarısını birlikte veto etmesidir. Çin, bundan 29 yıl önce yani 1972'de yine Ortadoğu ile ilgili bir konuda Sovyetler Birliği ile birlikte ortak veto hakkını kullanmıştır. Bu nedenle önceki günkü vetonun çok farklı bir anlamı var. Demek ki bütün siyasal ve ekonomik verileriyle Rusya ve Çin, Batılı ülkelerin uluslararası politikalarından çok rahatsız ve birlikte karşı koymanın gereğine inanıyor. Bu verilerin ne olduğunu merak edenler biraz araştırsın. Ancak şu kadarını söyleyebilirim: Sudan'ın parçalanmasından, Libya'nın işgal edilmesinden ve Batılı ülkelerin Afrika ve Ortadoğu'daki pis oyunlarından en çok zarar gören ülke dünyanın ikinci güçlü ekonomisine sahip Çin'dir. Ruslar ise Batılı ülkelerin Ortadoğu politikalarından ve özellikle Füze Kalkanı Projesi'nden çok tedirgin. Batılıların Ortadoğu politikalarının hedefi Suriye ve İran olduğunu bilen Moskova bu iki ülkeye destek vererek kendi çıkarını kollamaya çalışıyor. İran'a nükleer program konusunda yardım eden Rusların yakında Suriye'ye de Füze Kalkanı Projesine karşı füze verirse kimse şaşırmasın.
4- Gelelim veto hakkı olmayan ancak karar tasarısına karşı olduğu için çekimser oy kullanan diğer ülkelere. Bunlar Lübnan, Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan. Bir Arap ülkesi Lübnan'ı bir yana bırakırsak geri kalan üç ülkenin ne denli önemli ve anlamlı olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Güney Afrika, Başbakan Erdoğan'ın iki gün önce ziyaret ettiği ve oradan Suriye'ye sert eleştiriler yaptığı ülke. Uluslararası politikada Mandela'dan dolayı Güney Afrika'nın önem ve değerini bilmeyen yok. Brezilya ise Türkiye ile birlikte bir yıl önce İran karşıtı bir karar tasarısına karşı 'hayır' oyu kullanmıştı. Brezilya birçok nedenden dolayı Latin Amerika'nın da en önemli ülkesidir. Birçok nedenden dolayı çok önemli olan bir diğer ülke Hindistan'ı ve Asya dengelerindeki yerini burada anlatmanın bir anlamı yok.
İşte yukarda özetlemeye çalıştığım bu kısa notlardan dolayı ABD ve müttefikleri şimdi çok sinirli. Çaresiz kalan ya da öyle görünmek isteyen ABD'nin Dışişleri Bakanı Clinton bakın dün ne diyordu:
'Bazı ülkeler Suriye'ye yönelik baskılarını artırarak sürdürecek. Biz de onlarla işbirliği yapacağız'.'
Amerikalılar bunu hep yapar ama sonunda işbirliği yapıp bu ülkeleri ve onların yöneticilerini yarı yolda bırakıp kaçarlar. Tıpkı Irak ve Afganistan'da olacağı gibi. Tıpkı yıllardır kendilerine hizmet eden İran Şahı, Menderes, Saddam, Mübarek, Bin Ali, Kaddafi ve diğerlerine yaptıkları gibi.
6 Ekim 2011 Perşembe
Altın nereye?
06 Ekim 2011 Perşembe
Mark Williams, 'Uncontrolled risk: The Lessons of Lehman Brothers' adlı kitabın yazarı. 4 Ekim 2011 tarihinde de Financial Times gazetesinde 'Altınseverler dikkat edin, altın balonu sönüyor!' konulu uzun bir analiz yazdı. Tezini aşağıya alıyoruz. Tabii sorumluluk kabul etmeyiz, altın yatırımcısı kendi yatırım kararını kendisi verir. Yazılanı okuyun ve düşünün, sonra da kendi kararınızı kendiniz verin.
Son günlerde altının ons başına dolar fiyatının 300 dolar kadar aşağıya gelmesi ve dalgalanması olgusu, yazara göre, son yirmi senenin en büyük (kısa vadede) altın fiyatı düşüşü. Bu gelişme altının nerede ise on yıllık yükselme trendinin sona ermiş olabileceğini gündeme getiriyor. Çünkü altın fiyatında volatilite yani dalgalanma, yatırımcıları korkutup, talebi tahrip ediyor.1980 yılındaki, bundan önceki altın fiyatı zirvesinde, altın zirveden yüzde 60 düşüşle inmişti. Ondan sonraki yirmi yılda da altın tutmak ölü yatırım gibi görünmüştü. 2011 yılında, son dalgalanma ile sanki altın balonu gene sönmeye gidiyor.
Mark Williams, 'Uncontrolled risk: The Lessons of Lehman Brothers' adlı kitabın yazarı. 4 Ekim 2011 tarihinde de Financial Times gazetesinde 'Altınseverler dikkat edin, altın balonu sönüyor!' konulu uzun bir analiz yazdı. Tezini aşağıya alıyoruz. Tabii sorumluluk kabul etmeyiz, altın yatırımcısı kendi yatırım kararını kendisi verir. Yazılanı okuyun ve düşünün, sonra da kendi kararınızı kendiniz verin.
Son günlerde altının ons başına dolar fiyatının 300 dolar kadar aşağıya gelmesi ve dalgalanması olgusu, yazara göre, son yirmi senenin en büyük (kısa vadede) altın fiyatı düşüşü. Bu gelişme altının nerede ise on yıllık yükselme trendinin sona ermiş olabileceğini gündeme getiriyor. Çünkü altın fiyatında volatilite yani dalgalanma, yatırımcıları korkutup, talebi tahrip ediyor.1980 yılındaki, bundan önceki altın fiyatı zirvesinde, altın zirveden yüzde 60 düşüşle inmişti. Ondan sonraki yirmi yılda da altın tutmak ölü yatırım gibi görünmüştü. 2011 yılında, son dalgalanma ile sanki altın balonu gene sönmeye gidiyor.
15 Eylül 2011 Perşembe
Dünya için gelecek tahminleri !
16 Eylül 2011 Cuma 03:00
Dünya ekonomisinin büyüme temposunun yavaşladığı artık giderek görülür hale gelmekte. Temmuzda ABD ve Avrupa'da bazı veriler biraz yukarıya dönmüş de olsa, ağustos ve eylülde Atlantiğin her iki yanında da ekonomik gidişata güven zayıfladı. Hem hane halkı hem de şirketler güvensizlik sergiledikçe, finansal piyasalardaki dalgalanma reel ekonomiyi artan dozda etkilemekte. Ağustos ayında ABD'de siyasilerin son ana kadar gerekenleri yapamaması ve ülke ratinginin düşmesi önemli negatif etki yaratırken, Avrupa'da ise siyasilerin bir türlü çözüm üretememeleri temel sorun haline geldi. Türkiye gözlüğü ile bakıldığı zaman Avrupa ABD'den daha büyük bir risk oluşturuyor.
2011 yılının yarısının da geçilmiş olması ile 2011 ve 2012 için reel büyüme tahminleri ortalığa dökülmekte. Aşağıda reel büyüme, tüketici enflasyonu ve cari denge konusunda dünyanın en büyük ekonomileri için bir tahmin seti bulacaksınız.
DZ Bank iktisatçıları dünya genelinin 2010 yılında yüzde 4.9 büyüdükten sonra 2011 yılında 3.7 ve 2012 yılında da yüzde 3.8 kadar büyüyeceğini, yani yavaşlayacağını düşünüyorlar.
2011'de Japonya, İtalya , İspanya gibi ülkelerin yüzde 1 bile büyüyemeyeceği tahmin ediliyor. Bu da borç sürdürebilme sorununu daha da büyütüyor.
Tüketici fiyatlarına dönüldüğünde Çin ve İngiltere'de enflasyonda yükselme beklendiği tablodan görülebiliyor. Çin büyümesi yavaşlarken, ABD'de de büyümede yavaşlama gerçekleşecek olması Çin'in dış talebini ve ihracatını önemli ölçüde kötü etkileyecek. Çin iç taleple büyümeye döndüğünden ve parasını da biraz değerlendirğinden büyük ekonomiler arasında Çin'in enflasyon rekortmeni olacağı tahmin edilmekte. Japonya ise uzun zamandır negatif enflasyon yaşıyor.
Dünya ekonomisinin büyüme temposunun yavaşladığı artık giderek görülür hale gelmekte. Temmuzda ABD ve Avrupa'da bazı veriler biraz yukarıya dönmüş de olsa, ağustos ve eylülde Atlantiğin her iki yanında da ekonomik gidişata güven zayıfladı. Hem hane halkı hem de şirketler güvensizlik sergiledikçe, finansal piyasalardaki dalgalanma reel ekonomiyi artan dozda etkilemekte. Ağustos ayında ABD'de siyasilerin son ana kadar gerekenleri yapamaması ve ülke ratinginin düşmesi önemli negatif etki yaratırken, Avrupa'da ise siyasilerin bir türlü çözüm üretememeleri temel sorun haline geldi. Türkiye gözlüğü ile bakıldığı zaman Avrupa ABD'den daha büyük bir risk oluşturuyor.
2011 yılının yarısının da geçilmiş olması ile 2011 ve 2012 için reel büyüme tahminleri ortalığa dökülmekte. Aşağıda reel büyüme, tüketici enflasyonu ve cari denge konusunda dünyanın en büyük ekonomileri için bir tahmin seti bulacaksınız.
DZ Bank iktisatçıları dünya genelinin 2010 yılında yüzde 4.9 büyüdükten sonra 2011 yılında 3.7 ve 2012 yılında da yüzde 3.8 kadar büyüyeceğini, yani yavaşlayacağını düşünüyorlar.
2011'de Japonya, İtalya , İspanya gibi ülkelerin yüzde 1 bile büyüyemeyeceği tahmin ediliyor. Bu da borç sürdürebilme sorununu daha da büyütüyor.
Tüketici fiyatlarına dönüldüğünde Çin ve İngiltere'de enflasyonda yükselme beklendiği tablodan görülebiliyor. Çin büyümesi yavaşlarken, ABD'de de büyümede yavaşlama gerçekleşecek olması Çin'in dış talebini ve ihracatını önemli ölçüde kötü etkileyecek. Çin iç taleple büyümeye döndüğünden ve parasını da biraz değerlendirğinden büyük ekonomiler arasında Çin'in enflasyon rekortmeni olacağı tahmin edilmekte. Japonya ise uzun zamandır negatif enflasyon yaşıyor.
10 Eylül 2011 Cumartesi
Rakı masasında Kur'an tefsiri olur mu?
11 Eylül 2011 Pazar
Tarih okumalarında öyle karakterlerle karşılaşırsınız ki ne anlam ifade ettiğini o an için anlamazsınız. Ömer Rıza Doğrul da işte benim için öyle bir kişilik. Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un damadı olan Mason Ömer Rıza, Atatürk dönemindeki ilk cesur Kur'an tefsirlerinden birini hem de rakı masalarında kaleme aldı. Yayınladığı Selamet dergisinde İslam inancıyla Cumhuriyet ideolojisinin özdeş olduğunu ispata çalıştı. Ama yine de İstiklal Mahkemeleri'nin hışmına uğramaktan kurtulamadı
Tarih okumalarında öyle karakterlerle karşılaşırsınız ki ne anlam ifade ettiğini o an için anlamazsınız. Ömer Rıza Doğrul da işte benim için öyle bir kişilik. Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un damadı olan Mason Ömer Rıza, Atatürk dönemindeki ilk cesur Kur'an tefsirlerinden birini hem de rakı masalarında kaleme aldı. Yayınladığı Selamet dergisinde İslam inancıyla Cumhuriyet ideolojisinin özdeş olduğunu ispata çalıştı. Ama yine de İstiklal Mahkemeleri'nin hışmına uğramaktan kurtulamadı
9 Eylül 2011 Cuma
Tehlikeli söylem
10 Eylül 2011 Cumartesi
Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 'Alevi olan Esad'ı destekleyen Şii İran'a'' çattı. Önceki gün ise Hüseyin Çelik benzer ve paralel mantığı iç politikaya yönelik olarak kullandı ve 'Alevi Kılıçdaroğlu'nu'', 'Alevi Esad'a'' sahip çıkmakla suçladı. Sayın Kılıç açıklamasını yaparken Milli Eğitim Bakanlığı Alevilik, Nuseyrilik ve Caferilik'in bu yıldan itibaren Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında okutulacağını ilan ediyordu. Sayın Kılıç 'Alevi CHP' ve Esad'a böyle baktığına göre bakalım okul kitaplarında neler anlatılacak?
Dönelim konumuza.
Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 'Alevi olan Esad'ı destekleyen Şii İran'a'' çattı. Önceki gün ise Hüseyin Çelik benzer ve paralel mantığı iç politikaya yönelik olarak kullandı ve 'Alevi Kılıçdaroğlu'nu'', 'Alevi Esad'a'' sahip çıkmakla suçladı. Sayın Kılıç açıklamasını yaparken Milli Eğitim Bakanlığı Alevilik, Nuseyrilik ve Caferilik'in bu yıldan itibaren Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında okutulacağını ilan ediyordu. Sayın Kılıç 'Alevi CHP' ve Esad'a böyle baktığına göre bakalım okul kitaplarında neler anlatılacak?
Dönelim konumuza.
6 Eylül 2011 Salı
Türkiye, İsrail ve...
07 Eylül 2011 Çarşamba 03:00
Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri gergin. Olağanüstü ya da mucize bir gelişme olmazsa bu gerginlik giderek tırmanacaktır. İsraillilerin genetik, ideolojik ve sosyolojik karakterini bilenler Tel Aviv'in böyle bir tırmandırmadan haz alacağını bilirler. Çünkü bölgede hatta dünyada herkese kafa tutan İsrailliler Türklerin kendilerine kafa tutmasını asla kabullenmezler, kabullenemezler. Kabullenirlerse bu onların psikolojik çöküşü olur.
Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri gergin. Olağanüstü ya da mucize bir gelişme olmazsa bu gerginlik giderek tırmanacaktır. İsraillilerin genetik, ideolojik ve sosyolojik karakterini bilenler Tel Aviv'in böyle bir tırmandırmadan haz alacağını bilirler. Çünkü bölgede hatta dünyada herkese kafa tutan İsrailliler Türklerin kendilerine kafa tutmasını asla kabullenmezler, kabullenemezler. Kabullenirlerse bu onların psikolojik çöküşü olur.
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Suriye'siz bir yazı
Mısırlı İslamcılar kendi 'Adalet ve Kalkınma' partilerini kurdular. Farklı tonlarına göre İslamcıların şimdilik 8 partisi var ve bu partiler arasında çok ciddi ideolojik ve siyasal ayrılıklar, gerginlikler ve kavgalar yaşanmaktadır... Ama genel tercihleri açısından İslamcılar arasında üç eğilimden söz edebiliriz. Selefi radikaller, ılımlı ve uyumlular ve Sufiler. Genel olan bu sınıflandırma Mısır'ın 'İslami' geleceğini belirleyecektir. Çünkü Selefiler karanlık amaçlar ve hesaplar için Suudi Arabistan tarafından finanse edilerek desteklenmektedir. Suudilerin stratejik müttefiki Amerikalılar ise 'şimdilik' ılımlı ve uyumluları tercih ediyor. ABD ve Avrupalıların önümüzdeki 20-30 yıl için yatırım yaptıkları yeni yükselen güç Sufiler. Özetle ABD ve müttefiki Batılılar toplu olarak bu 'İslami' güçlerin kendileriyle olan ilişki ve işbirliğine bakarak tavır belirleyip Mısır'a olan ilgilerini sürdürüyor. Ama aynı ABD ve müttefik Batılı ülke ve güçler 'İslamcı'larla böylesi karmaşık ilişkilerini sürdürür ve onlara maddi ve manevi destek ve yardım yaparken diğer kesimleri de ihmal etmiyorlar. İşte bu nedenle Amerikalılar 'devrim'den bu yana laik kimlikli tüm sağ, sol, liberal, milliyetçi ve benzeri tüm sivil toplum örgütlerine ve onların çizgisinde olan partilere dolaylı-dolaysız milyonlarca dolarlık yardım yaptılar, yapıyorlar. Bu durum Amerikan emrindeki darbeci generalleri bile rahatsız etti. Çünkü herkes 'laik' ve 'İslamcı' güçler arasında hızla tırmanan gerginliği görüyor ve endişesini de saklamıyor.
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Radikal için kaçınılmaz son
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Elbette üzücü ama kaçınılmaz bir son değil mi: Radikal'in ciddi ciddi kapatılma ihtimali konuşuluyor bugünlerde. Geçen hafta 'haber beklemez' diye bu dedikoduyu twitter'da paylaştım, ardından başka gelişmeler oldu. Yüzde 25 küçülme, hatta Radikal'in iPad gazetesi olarak hayatına devam edebilme olasılığı vs...
Rupert Murdoch'ın milyonlarca dolar yatırım yapmasına rağmen bir türlü kendinden bahsettiremeyen 'The Daily' gazetesinin hali ortadayken Radikal'in de iPad'de pek uzun ömürlü olmayacağını söyleyebiliriz. Birileri bu sevdadan vazgeçsin.
Elbette üzücü ama kaçınılmaz bir son değil mi: Radikal'in ciddi ciddi kapatılma ihtimali konuşuluyor bugünlerde. Geçen hafta 'haber beklemez' diye bu dedikoduyu twitter'da paylaştım, ardından başka gelişmeler oldu. Yüzde 25 küçülme, hatta Radikal'in iPad gazetesi olarak hayatına devam edebilme olasılığı vs...
Rupert Murdoch'ın milyonlarca dolar yatırım yapmasına rağmen bir türlü kendinden bahsettiremeyen 'The Daily' gazetesinin hali ortadayken Radikal'in de iPad'de pek uzun ömürlü olmayacağını söyleyebiliriz. Birileri bu sevdadan vazgeçsin.
Oyuna gelmemek
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Başta ABD olmak üzere Batılı ülke ve güçler bizim coğrafyamızdaki yandaşlarıyla el ele verip Türkiye'yi Suriye'ye düşman kılmak istiyorlar. Asıl amaçları da Suriye'ye demokrasiyi getirmek değil, Suriye'yi iç savaşa sürükleyerek Türkiye'yi güneyinden sıkıştırmaktır. Bu gerçeği görmeyenlerin aklından şüphe ederim. Aklından şüphe ettiklerimden bazıları da Suriye iç savaşına bir fantezi ekleyerek bölgesel Şii-Sünni savaşından söz ederek bunun için özel çaba harcamaktadır.
Olay bu kadar basit ve net.
Başta ABD olmak üzere Batılı ülke ve güçler bizim coğrafyamızdaki yandaşlarıyla el ele verip Türkiye'yi Suriye'ye düşman kılmak istiyorlar. Asıl amaçları da Suriye'ye demokrasiyi getirmek değil, Suriye'yi iç savaşa sürükleyerek Türkiye'yi güneyinden sıkıştırmaktır. Bu gerçeği görmeyenlerin aklından şüphe ederim. Aklından şüphe ettiklerimden bazıları da Suriye iç savaşına bir fantezi ekleyerek bölgesel Şii-Sünni savaşından söz ederek bunun için özel çaba harcamaktadır.
Olay bu kadar basit ve net.
4 Ağustos 2011 Perşembe
Tam bir oyun
Dün bütün gün adaşım Hüsnü Mübarek'in yargılanmasını seyrettim... Hemen söyleyeyim tam bir komedi. Mahkeme yeri, hakimler, savcılar, savunma ve şikayetçilerin avukatları, güvenlik önlemleri ve son olarak televizyon yayın teknikleri açısından tümüyle bir maskaralık. Seyyar mikrofonu kapan konuşuyordu. Saddam'ın yargılanması Amerikalıların kontrolünde geliştiği için daha ciddiydi. Ama Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki mahkemesi tam anlamıyla süper idi. Türkiye farkı...
Gelelim işin özüne.
Mübarek 6 Ekim 1981'de Başkan Sedat'ın bir tören sırasında radikal İslamcı bir grup tarafından öldürülmesinden sonra ABD tarafından desteklenerek başkan seçilmişti. Hatırlıyorum da suikast sırasında Sedat'ın yanında oturan Mübarek isabet almamış ve korumalar tarafından hemen olay yerinden kaçırılmıştı. İsrail'e karşı tüm savaşlarda görev almış ve 'ulusal kahraman' kabul edilen Mübarek başkan olur olmaz tümüyle ABD'nin hizmetinde olmuştu. Ancak Mübarek son dönemde hastalanıp iktidarı oğluna devir etmeye çalışınca ABD ile arası bozuldu. Başka nedenleri olan bu bozulmayla ilgili olarak WikiLeaks'te çok yazışma ve belgeler yayınlandı. Bu belgelerin altında şimdi Ankara'da bulunan ve 2005-2008 yılları arasında Kahire'de görev yapan Amerikan Büyükelçisi Ricciardone'nin imzası bulunuyor. Bu dönemde Büyükelçi Ricciardone muhalefetteki Müslüman Kardeşler yöneticileriyle bol bol görüşerek Başkan Mübarek'i kızdırıyordu. Mübarek de Başkan Bush'u arayarak bu büyükelçinin geri alınmasını isteyecekti. Ancak Ricciardone Washington'ı Mübarek'in devrilmesi konusunda ikna etmişti. Sayın Büyükelçi 2008'de Washington'a yolladığı bir mesajında bakın ne diyor:
Gelelim işin özüne.
Mübarek 6 Ekim 1981'de Başkan Sedat'ın bir tören sırasında radikal İslamcı bir grup tarafından öldürülmesinden sonra ABD tarafından desteklenerek başkan seçilmişti. Hatırlıyorum da suikast sırasında Sedat'ın yanında oturan Mübarek isabet almamış ve korumalar tarafından hemen olay yerinden kaçırılmıştı. İsrail'e karşı tüm savaşlarda görev almış ve 'ulusal kahraman' kabul edilen Mübarek başkan olur olmaz tümüyle ABD'nin hizmetinde olmuştu. Ancak Mübarek son dönemde hastalanıp iktidarı oğluna devir etmeye çalışınca ABD ile arası bozuldu. Başka nedenleri olan bu bozulmayla ilgili olarak WikiLeaks'te çok yazışma ve belgeler yayınlandı. Bu belgelerin altında şimdi Ankara'da bulunan ve 2005-2008 yılları arasında Kahire'de görev yapan Amerikan Büyükelçisi Ricciardone'nin imzası bulunuyor. Bu dönemde Büyükelçi Ricciardone muhalefetteki Müslüman Kardeşler yöneticileriyle bol bol görüşerek Başkan Mübarek'i kızdırıyordu. Mübarek de Başkan Bush'u arayarak bu büyükelçinin geri alınmasını isteyecekti. Ancak Ricciardone Washington'ı Mübarek'in devrilmesi konusunda ikna etmişti. Sayın Büyükelçi 2008'de Washington'a yolladığı bir mesajında bakın ne diyor:
2 Ağustos 2011 Salı
Kahramanlık devri bitti, hayırlı olsun
03 Ağustos 2011 Çarşamba
Mustafa Kemal, Selanik'te değil de Diyarbakır'da doğsaydı... Soyadı olarak da Atatürk değil Atakürt verilseydi tarihimiz nasıl değişirdi... Ahmet Altan'ın bu fantezisi Milliyet gazetesinde yayımlandığında yer yerinden oynamıştı. Santral kilitlenmiş, laik-milliyetçi okurlar ayaklanmış, gazete içinden de Patronlar Katı'na ulaşacak kadar yoğun eleştiri almıştı.
Sonunda mecburen Ahmet Altan yukarıdan gelen talimatla kovuldu.
Milliyet o günlerde ilk kez dinamizm kazanıyor, kendinden konuşturuyor, yepyeni bir çehreye bürünüyordu. Dönemin Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Güldemir'in ilk hamlelerinden biri de Ahmet Altan'ın transferiydi.
Mustafa Kemal, Selanik'te değil de Diyarbakır'da doğsaydı... Soyadı olarak da Atatürk değil Atakürt verilseydi tarihimiz nasıl değişirdi... Ahmet Altan'ın bu fantezisi Milliyet gazetesinde yayımlandığında yer yerinden oynamıştı. Santral kilitlenmiş, laik-milliyetçi okurlar ayaklanmış, gazete içinden de Patronlar Katı'na ulaşacak kadar yoğun eleştiri almıştı.
Sonunda mecburen Ahmet Altan yukarıdan gelen talimatla kovuldu.
Milliyet o günlerde ilk kez dinamizm kazanıyor, kendinden konuşturuyor, yepyeni bir çehreye bürünüyordu. Dönemin Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Güldemir'in ilk hamlelerinden biri de Ahmet Altan'ın transferiydi.
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Nihat yaktı geçti
31 Temmuz 2011 Pazar
Bu Nihat Odabaşı, yine konuşturmuş yeteneğini. Allah ne göz vermiş, ne his vermiş, ne yetenek vermiş. Kem gözlerden korusun Allah. Geçen hafta yeni çektiği iki klip yayınlandı. Birincisi Ajda Pekkan 'Yakar Geçerim' diğeri Gülşen 'Sözde Ayrılık' geçtim bilgisayarın karşısına hayranlıkla üst üste defalarca izledim. Dedim ya ayrı bir yetenek bu Nihat Odabaşı. Sürekli aynı şeyi yazıyorum kendimi eski sınıfına koyuyorum ama Nihat'ı da yıllar önceden tanıyorum. Mesleğe erken yaşta başlamanın faydası.
Nihat ile birbirimizi çok sever miyiz , iyi anlaşır mıyız, yakın mıyız yıllar içinde bunu hiç anlamadım. İkimiz de şahsımıza münhasırız. Sevgi sözde değil yürekte saklı misali diyelim! Hiç gösteremedik bu duyguları birbirimize. Ben onu çok yetenekli bulurum, biraz deli bulurum yalan söylemeyeyim fazla deli bulurum, biraz kaprisli bulurum, biraz star ruhlu bulurum. Zaten onu o yapan unsurların başında saydıklarım geliyor. Kendi markası adına yaptığı tüm çalışmalar onu diğer meslektaşlarından farklılaştırdı zaten bu saydıklarım. Kendini başka konumlandırdı. Dikkat çekti, öne geçti...
Ve ben onun bu gidişatını zevkle izlerken Ajda Pekkan ile işbirliği yaptı. Yine kendilerinden çok kadar konuşturacaklar... Bu bolluk çağında fazla fazla rakibin olduğu müzik sektöründe her ikisi de açık ara ile aradan sıyrılacaklar..
Bu Nihat Odabaşı, yine konuşturmuş yeteneğini. Allah ne göz vermiş, ne his vermiş, ne yetenek vermiş. Kem gözlerden korusun Allah. Geçen hafta yeni çektiği iki klip yayınlandı. Birincisi Ajda Pekkan 'Yakar Geçerim' diğeri Gülşen 'Sözde Ayrılık' geçtim bilgisayarın karşısına hayranlıkla üst üste defalarca izledim. Dedim ya ayrı bir yetenek bu Nihat Odabaşı. Sürekli aynı şeyi yazıyorum kendimi eski sınıfına koyuyorum ama Nihat'ı da yıllar önceden tanıyorum. Mesleğe erken yaşta başlamanın faydası.
Nihat ile birbirimizi çok sever miyiz , iyi anlaşır mıyız, yakın mıyız yıllar içinde bunu hiç anlamadım. İkimiz de şahsımıza münhasırız. Sevgi sözde değil yürekte saklı misali diyelim! Hiç gösteremedik bu duyguları birbirimize. Ben onu çok yetenekli bulurum, biraz deli bulurum yalan söylemeyeyim fazla deli bulurum, biraz kaprisli bulurum, biraz star ruhlu bulurum. Zaten onu o yapan unsurların başında saydıklarım geliyor. Kendi markası adına yaptığı tüm çalışmalar onu diğer meslektaşlarından farklılaştırdı zaten bu saydıklarım. Kendini başka konumlandırdı. Dikkat çekti, öne geçti...
Ve ben onun bu gidişatını zevkle izlerken Ajda Pekkan ile işbirliği yaptı. Yine kendilerinden çok kadar konuşturacaklar... Bu bolluk çağında fazla fazla rakibin olduğu müzik sektöründe her ikisi de açık ara ile aradan sıyrılacaklar..
29 Temmuz 2011 Cuma
Bizans oyunları
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Dünden beri aynı şeyi düşünüyorum. 'Neden' diye soruyorum kendi kendime, 'neden Türkiye'de soru sormanın altında hep kişisel sebepler aranıyor? Neden şahsi mesele değil, duruşlar üzerinden tartışma yapılabileceği bir türlü anlaşılmak istenmiyor?'
- - -
Bir yazarın 180 derece tersine dönen duruşu, başka yazarların dikkatini çekmeli. Onlara 'ne oluyor?' diye sordurtmalı. Bu soru değişen yazar ile kişisel bir hesap görmek olarak algılanmamalı. Hilal Kaplan ve ben tam da bunu yaptık geçtiğimiz günlerde. Ece Temelkuran'ın dönüşümünü sorguladık.
- - -
Dünden beri aynı şeyi düşünüyorum. 'Neden' diye soruyorum kendi kendime, 'neden Türkiye'de soru sormanın altında hep kişisel sebepler aranıyor? Neden şahsi mesele değil, duruşlar üzerinden tartışma yapılabileceği bir türlü anlaşılmak istenmiyor?'
- - -
Bir yazarın 180 derece tersine dönen duruşu, başka yazarların dikkatini çekmeli. Onlara 'ne oluyor?' diye sordurtmalı. Bu soru değişen yazar ile kişisel bir hesap görmek olarak algılanmamalı. Hilal Kaplan ve ben tam da bunu yaptık geçtiğimiz günlerde. Ece Temelkuran'ın dönüşümünü sorguladık.
- - -
ABD'de neler olabilir?
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Bugün dünyada genel kabul gören iki adet görüş var.
Birincisi, AB içindeki, başta Yunanistan olmak üzere bütçe ve borç sorunlu ülkeler için yapılan son kurtarma operasyonu da ancak en fazla altı ay ömürlü olur. Bu nedenle tedbirli olmak gerekir! Biz buna katılıyoruz.
İkincisi, ABD 2 Ağustos tarihine kadar ülkenin kamu borcu limitinin yükseltilmesi konusunda uzlaşmadığı takdirde dünya ekonomisinde risk ciddi şekilde artar. Buna da katılmamak elde değil.
Bugün dünyada genel kabul gören iki adet görüş var.
Birincisi, AB içindeki, başta Yunanistan olmak üzere bütçe ve borç sorunlu ülkeler için yapılan son kurtarma operasyonu da ancak en fazla altı ay ömürlü olur. Bu nedenle tedbirli olmak gerekir! Biz buna katılıyoruz.
İkincisi, ABD 2 Ağustos tarihine kadar ülkenin kamu borcu limitinin yükseltilmesi konusunda uzlaşmadığı takdirde dünya ekonomisinde risk ciddi şekilde artar. Buna da katılmamak elde değil.
Kürtlere model
30 Temmuz 2011 Cumartesi
BM'ye üye 193 ülke var. 193 ülkenin belki de 93'ünün ya kendi içinde ya da komşuları ile sorunları var. Kendi içinde deyince de doğal olarak etnik, dinsel, mezhepsel, hatta aşiretsel sorunlara işaret etmek istiyorum.
BM'ye üye 193 ülke var. 193 ülkenin belki de 93'ünün ya kendi içinde ya da komşuları ile sorunları var. Kendi içinde deyince de doğal olarak etnik, dinsel, mezhepsel, hatta aşiretsel sorunlara işaret etmek istiyorum.
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Hep unutulursa!
19 Temmuz 2011 Salı
12 Temmuz 2011 Salı
İbrahim Akın için birkaç vuruş
13 Temmuz 2011 Çarşamba
Hayatımın azımsanmayacak bir bölümünü genç futbolcuların öykülerini yazma peşinde geçirdim. Sonra gün geldi, bu işin artık heyecan vermeyeceğini düşündüm. Başka heyecanlar, başka arayışlar peşine düştüm. Kendi kendimi de 'Artık öyküsü ilginç gelen futbolcu yok' diye avuttum.
Aynı şekilde futbola olan ilgim de yok olma derecesinde azaldı. Mehmet Ağar'ın şeref tribününde ağırlandığı, futbolcuların Sedat Peker'in hediyesi kol saatleriyle, arabalarla dolaştığı bir dünya kaldırabileceğimden daha kirli göründü gözüme.
Hayatımın azımsanmayacak bir bölümünü genç futbolcuların öykülerini yazma peşinde geçirdim. Sonra gün geldi, bu işin artık heyecan vermeyeceğini düşündüm. Başka heyecanlar, başka arayışlar peşine düştüm. Kendi kendimi de 'Artık öyküsü ilginç gelen futbolcu yok' diye avuttum.
Aynı şekilde futbola olan ilgim de yok olma derecesinde azaldı. Mehmet Ağar'ın şeref tribününde ağırlandığı, futbolcuların Sedat Peker'in hediyesi kol saatleriyle, arabalarla dolaştığı bir dünya kaldırabileceğimden daha kirli göründü gözüme.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)