Mahir KAYNAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mahir KAYNAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

Tarihi hesaplaşma

8 Ekim 2011 Cumartesi
Yaşadığımız büyük bir çelişki, içinde bulunduğumuz durumu ve geleceği anlamamıza yardımcı olacaktır. Çin komünist bir rejimle yönetilmektedir ve komünizm işçi sınıfının sömürülmesine ve emperyalizme karşı mücadele eder. Herhangi bir ideolojide ufak tefek sapmalar olabilir ama onun emrettiklerinin tam tersini yapmak anlaşılamaz. Çin büyük ölçüde tasarruf yapmakta ve bunu küresel sermayenin emrine vermektedir. İşçiler yarattıkları değerin sadece yarısını alarak tarihte görülmemiş bir sömürüye katlanmaktadır. Ayrıca dünyaya ihraç edilen ucuz Çin mallarıyla rekabet etmek için diğer ülkelerde de ücretler düşük tutulmaktadır. Yani Çin sadece kendi işçilerinin değil tüm dünyadaki işçilerin sömürülmesini sağlamaktadır. Şu soruya cevap aramalıyız. Çinli yöneticiler, kendi çıkarları için, temsil ettikleri ideolojinin tam karşıtı olan bir sisteme izin mi vermektedirler yoksa onların da bir hesabı var mı?

10 Eylül 2011 Cumartesi

11 Eylül eylemi

11 Eylül 2011 Pazar
Eylül 2001’de ikiz kulelere yapılan saldırıdan hemen sonra, katıldığım bir televizyon programında, eylemin teröristler tarafından yapılmış olamayacağını, daha büyük bir mücadelenin başlangıcı olduğunu söylemiştim. Bu kanıya varırken yaptığım analizi paylaşmak istiyorum.
Eylem amatör bir grubun yapamayacağı kadar karmaşıktı ve hiçbir engelle karşılaşmasalar bile bunu gerçekleştirmelerinin mümkün olmadığını düşündüm. Ayrıca eylemde dört uçak kullanılmıştı ve hepsinde başarılı olunması ihtiamaller hesabına aykırıydı. Gençliğimde ihtimaller hesabı üzerinde çok çalıştığım için olaylara bir de bu açıdan bakıyordum.

9 Eylül 2011 Cuma

Olanların anlamı

10 Eylül 2011 Cumartesi
İsrail’le ilişkilerimiz tartışma konusu ve bunun Mavi Marmara gemisindeki olaylardan kaynaklandığı söyleniyor. Siyaseti güncel olaylarla değerlendirmek, söylenen ve yapılanlardan sonuç çıkarmak yerine dünyayı yönlendiren güçlerin politikalarının ne olduğunu anlamaya çalışmak daha faydalı olabilir.
17 Şubat 1991’de Yeni Yüzyıl Dergisi’nde çıkan söyleşimden bir bölümü aktarmak istiyorum. İsrail’in olaylarda nasıl bir rol oynayabileceği hakkındaki bir soruya şu cevabı veriyorum ve sözlerim gardiyan ve çoban ara başlığıyla yayınlanıyor.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Hangi delil

31 Temmuz 2011 Pazar
Bir şeyi gözümle görsem, elimle dokunsam, kulağımla işitsem akla aykırı ise kabul etmem. Çünkü maddi delillerin üretilebileceğine ama doğru düşünebiliyorsanız kimsenin sizi aldatamayacağına inanırım.

Yazdıklarımın darbecileri savunmak amacı taşımadığını söylememe gerek yok. Bu konuda ülkemizde devlet eliyle yapılan tek operasyonun aktörlerinden biriydim ve ciddi bedeller ödedim. Ancak bugün demokrasiyi savunanlardan farklı bir bakış açım vardı. Olayın hangi güçlerin eseri olduğunu, ülkemizin dünya üzerindeki yerinin değiştirilmek istenip istenmediğini soruşturdum. Yani herhangi bir olayı değerlendirirken şüphesiz bunun kanunlara uygun olup olmadığı araştırılır ama siyasi hedefleri gözardı edilirse hem kiminle mücadele ettiğinizi bilemez hem de geleceğe yönelik tedbirler alamazsınız.

29 Temmuz 2011 Cuma

Norveç’teki terör

30 Temmuz 2011 Cumartesi
Norveç’te Breivik adlı bir kişinin geçekleştirdiği eylemle ilgili yorumları okurken kendimi elleri üzerinde yürüyen bir insana benzettim. Olayları ters yorumluyor ve onların vardığı sonuçlardan hiçbirini paylaşmıyordum. Çünkü metotlarımız farklıydı ve herkesin değerlendirmede kullandığı metot benimkiyle uyuşmuyordu.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Ne olacak?

Dünkü yazımda gelişmelerin bir projenin ürünü olması ihtimalinden söz etmiştim. Genel bir değerlendirme yaptığımızda şunların gerçekleştiğini görüyoruz. Bağımsız altı, CHP’li iki MHP’li bir kişi seçildiği halde , benzer iddialarla yargılandıkları için Meclis’e giremiyorlar. Muhalif üç partiden kişilerin benzer bir sonuçla karşılaşması büyük bir tesadüf. Bunun planın bir parçası olduğunu söylersem komplo teorisi yapmakla suçlanacağını biliyorum ve bir tesadüf olduğunu söylüyorum. Sorunlarımızı her eğilimdeki kişiler için farklı biçimde çözmek mümkün olmadığı için çıkarılacak kanun hepsine birden uygulanacaktır. İtiraz eden olursa kendi adamını da harcamış olacağı için çözümü desteklemeseler bile sessiz kalmaları beklenir. Böylece ortak bir çözümün alt yapısı hazırlanmış oldu.Bunları süreci bulandırmak için söylemiyorum. Ancak böyle bir ortam yaratılmadan çözüm aransaydı CHP ve MHP şiddetle karşı çıkar, biri Cumhuriyet’in temel ilkelerinin göz ardı edildiğini söyler diğeri en büyük kozu olan bölücülük suçlamasını tekrarlardı. Tek hedefleri iktidarı yıpratmak olan ve her şeyi bu amaçla kullanan muhalefetler ancak bu yolla sağduyuya davet edilebilirdi.

18 Haziran 2011 Cumartesi

Değişen muhalefet

CHP’deki değişimi AKP ile benzeşmek çabası olarak algılayabilir miyiz? Bazıları yeni sloganların böyle bir intiba yarattığını ifade ediyor. Ben tam tersini düşünüyorum ve AKP’nin izlediği politikalara karşı olanların, yeni bir dünya görüşü yaratamadıkları için, iç politikada böyle bir benzeşme yarattıklarını sanıyorum. Bazı çelişkilerle olayı daha net görebiliriz.Birinci sorumuz demokratik açılımı gerçekleştiren ve bu nedenle büyük bedeller ödemeye razı olan, bölücülükle bile suçlanan AKP  neden BDP’nin hasmı haline geldi?  Neden Kürtlere karşı inkar ve asimilasyon politikalarının simgesi sayılan CHP’ye daha yakın bir tavır sergilediler?
Bundan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz. Yeni CHP ile bölgenin Kürt politikacıları arasında, metotlarda değilse bile, hedefler arasında bir uyum sağlandı. Bu eski CHP ile mümkün değildi ve bu nedenle eski yönetim bir operasyonla bertaraf edildi. 
CHP’de böyle bir değişimin gerçekleştirilme nedeni ülkenin, en önemli sayılan, Kürt sorununun çözümünü AKP’ye bırakmamak ve onun önünü kesmekti. Kürt politikacılar son seçimlerle ülke çapında ortaya çıkan AKP üstünlüğüne razı olmayacak ve yeniden istikrar bozan eylemleri teşvik edecektir. Ya da muhalefetle işbirliği içinde olacaklardır. Onların sorunu bölge halkının kimlik ve ekonomik sorunlarının çözülmesi değil AKP üstünlüğünü bertaraf etmektir.
Geçmişte ülkemiz benzer bir operasyonla karşılaştı. 1960 darbesine rağmen merkez sağ parti büyük bir çoğunlukla iktidara geldi. Bu parti sadece belli bir ideolojiyi değil aynı zamanda dış politikayı temsil ediyor ve Avrupa ile bütünleşip onların maşası olmak yerine bölgesel bir güç olmak ve bu amaçla ABD ve SSCB’nin desteğini sağlamak istiyordu. ABD ile yakınlığına vurgu yapılan Demirel iktidarının SSCB’den büyük ekonomik destek almasının sebebi neydi? Bunu gören güç odakları merkez sağı parçalamayı amaçladılar ve bu parti içindeki dindar ve milliyetçi kanatları ayrı partiler halinde örgütlediler. Bundan sonra dağılan merkez sağ eski gücüne erişemedi. Özal merkezdeki bu oluşumu yeniden toparlamaya çalıştı ve dört eğilimi temsil edeceklerini söyledi. Ancak onun partiyi bırakmasından sonra politikası da sona erdi.
AKP merkez sağı temsil etmek için sadece dindarları temsil eden bir parti olmadığını ayrıca her kimliğe eşit davranacağını söyleyerek merkez sağı yeniden oluşturmaya çalıştı. Bu partinin ülkenin tümünü temsil eden, farklılıkları değişmez kimlik kriterine göre değil dış politika ve ekonomik yaklaşımlarda savunmasına izin verilemezdi.
Bunun yolu partiye oy verenlerin, geçmişte olduğu gibi, değişmez kimlik ve inanç kriterlerine göre ayrıştırılmasıydı. Ayrıca iktidarın, geçmişte merkez sağ partileri de ülke için zararlı gören bürokrasi ile karşı karşıya getirmek gerekiyordu. Eğer darbecilere karşı yapıldığı söylenen yargılamalar masum insanlara da zarar verecek bir boyuta erişirse ve yargı ile iktidar arasında bir güvensizlik yaratılırsa amaca ulaşılmış olacaktı.
Darbeyi engellediklerini savunanlara bir sorum var: Geçmişte çok daha az sayıda insan bir darbeyi gerçekleştirebiliyordu. Bugün neden yapamadılar? Bu konunun doğru anlaşılmadığını ve adaletsizliğin tepkiler yaratacağını düşünüyorum.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

İçerden fethetmek

Bir örgüt için en büyük tehlike bir güç tarafından ele geçirilmesi ve onun amaçları için kullanılmasıdır. Sistem şöyle çalışır: Genellikle istihbarat servisleri herhangi bir örgütü, ideolojisine bakmadan, kendi siyasi hedeflerine hizmet edecek biçimde yeniden şekillendirmek üzere ele geçirirler. Yani Batılı bir servis komünist ya da dinci bir örgüte sızabilir ve onu kontrolüne alır. Sonra bu örgütü kendi siyasi hedeflerine hizmet edecek biçimde yönlendirir. Çok yaşadığımız bu süreci yeni iki örneğiyle açıklamak istiyorum.
PKK sosyal bir tabanı olan, taraftar toplaması için uygun bir ortamın bulunduğu bir örgüttü. Lideri zamanın başbakanının bile bilmediğini söylediği bir sebeple yakalanıp Türkiye’ye teslim edildi. Liderinin hayatının garanti altına alınmasının nedeni demokratlıktan ya da insani nedenlerden kaynaklanmıyordu. Çünkü ABD’de idam cezası vardı. Onu hapishanede tutarak örgütün eski kimliğiyle devam etmesi sağlanıyor ve başka bir güç tarafından kontrol edilen ya da bağımsız bir liderin elinde yeniden şekillenmesi ya da dağılması engelleniyordu. Bundan sonra örgüt ideolojisiyle eski lider, eylemlerinin yaratacağı sonuçlar açısından onu kontrolüne alan güç tarafından yönlendirilir. Lider bir ikilemi yaşar. Örgütün varlığı ve hala onun üzerinde etkisinin olduğunu söylenmesi onu tatmin eder ve yanlış gördüğü şeyleri söylese bile örgütü tamamen dışlayamaz. Bu farkında olmadan kontrol eden güç odağına hizmet etmesi anlamına gelir. Aynı zamanda bu durum onun yaşam garantisidir.