24/08/2011
Böyle bir konuşmanın içeriği, kaydedilmesi, sızdırılması, internete düşmesine karşı 'kepazelik' hayli hafif bir kelime.
Dün eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in komutanlarla yaptığı ayrıntılı bir terör değerlendirmesini dinledim. Ayrıntılı derken bayağı bir ayrıntıdan bahsediyorum. Karakol baskınlarında askerin aldığı yanlış tutum, silahını bırakıp kaçan komutana olan kızgınlık, siviller ne derse desin Genelkurmay’ın terörle mücadelede kendi bildiğini okuyacağı, insansız hava araçlarının (İHA) hangi olaylarda nasıl kullanıldığı, saha denetimlerinin nasıl yapılacağı ve daha neler neler… Üstelik dinlediğim sıradan bir telefon konuşması değildi. Muhtemelen sadece general düzeyinde komutanlarla kozmik bir odada yapılan kritik ve resmi bir strateji konuşmasıydı. Kayıt muhtemelen ortam dinlemesi olarak odadaki biri tarafından yapılmıştı. Belki içinde biz sıradan dinleyenler için şaşırtıcı bir şey yoktu ancak terörle mücadelenin öbür ucu için (yani PKK) ‘askeriyede değişen taktikler’le ilgili pek çok ayrıntı mevcuttu. Üstelik bu kayıt kaydedilip sızdırılmakla kalmamış dünyada herkesin ulaşabileceği bir internet sitesinde yayımlanıyordu. Yani anlayacağınız dört dörtlük bir ‘vay anasına sayın seyirciler!’ durumu. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner kaydedilen bu gizli konuşmanın bir yerinde terörle mücadelede Türk ordusunu tarif ederken “Durumumuz kepazelik” diyordu. Böyle bir konuşmanın içeriğini, kaydedilmesini, sızdırılmasını yetmezmiş gibi bir sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmasını düşünürseniz ‘kepazelik’ hayli hafif bir kelime…
Neyse ki komşu bir ülke ile savaşta değiliz!
Karargâh elek olmuş haberimiz yok.
Cüneyt ÖZDEMİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cüneyt ÖZDEMİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Ağustos 2011 Çarşamba
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Müslüman'ın 'dinsiz'i gettoya hapsetmesi
10/08/2011
Adı konulmasa da şu anda herkes zaten kendi gettosunda (beyaz Türk ağzıyla söylersek muhitinde) yaşamıyor mu?
Yeni Şafak gazetesinde Hayrettin Karaman’ın söylediği sözlerin gelebileceği nokta burası olabilir. Olmasa bile endişeli modernin bu paranoyasına su taşıyacağı kesin.
Hayrettin Karaman’ın daha fazla ne istediğini anlamakta zorlanıyorum. Zira adı konulmasa da şu anda herkes zaten kendi gettosunda (beyaz Türk ağzıyla söylersek muhitinde) yaşamıyor mu? Biliyorsunuz geçen günlerde Bodrum’da gittiğim bir klasik müzik konserinde tek bir türbanlı olmadığını (üzülerek) yazmıştım. Sanki başka klasik müzik konserlerinde var mı? Yok ne yazık ki!
Ya da benzer bir durum tersi için de geçerli değil mi? Siz ramazanda mutaassıp yerlerde içki içen birisini görüyor musunuz? Hatta bırakın içki içen birini, açık bir içkili lokantayı, hatta içkilisini de geçtim, açık lokanta görebiliyor musunuz?
Adı konulmasa da şu anda herkes zaten kendi gettosunda (beyaz Türk ağzıyla söylersek muhitinde) yaşamıyor mu?
Yeni Şafak gazetesinde Hayrettin Karaman’ın söylediği sözlerin gelebileceği nokta burası olabilir. Olmasa bile endişeli modernin bu paranoyasına su taşıyacağı kesin.
Hayrettin Karaman’ın daha fazla ne istediğini anlamakta zorlanıyorum. Zira adı konulmasa da şu anda herkes zaten kendi gettosunda (beyaz Türk ağzıyla söylersek muhitinde) yaşamıyor mu? Biliyorsunuz geçen günlerde Bodrum’da gittiğim bir klasik müzik konserinde tek bir türbanlı olmadığını (üzülerek) yazmıştım. Sanki başka klasik müzik konserlerinde var mı? Yok ne yazık ki!
Ya da benzer bir durum tersi için de geçerli değil mi? Siz ramazanda mutaassıp yerlerde içki içen birisini görüyor musunuz? Hatta bırakın içki içen birini, açık bir içkili lokantayı, hatta içkilisini de geçtim, açık lokanta görebiliyor musunuz?
10 Temmuz 2011 Pazar
Başpanpişi üzmüşüm, kıyamam
10/07/2011
Okuduğum kitap yasaklanmış. Bilmediğim için soruyorum: Yasaklanmış kitabı okumak suç mu?
* HT’nin gerçek adı nedir bilmiyorum ama yılın girişimcisi olduğu kesin. Nasıl olmasın adamımız Çin’den yapay kızlık zarı kanı ithal ederken gümrükte enselenmiş. Böyle bir iş kolu olduğunu biz de bu vesileyle öğrenmiş olduk. Yapay kızlık zarı kanı fiyatı ne derseniz, sadece 50 TL. Sudan ucuz anlayacağınız.
* Cengiz Çandar için imtihan vakti. Gazetecilikle taraftarlık arasında gidip geliyor. Fenerbahçelilik şu günlerde herkes için keskin bir bıçak.
* Rüya; gece
kaçış planı.
* Herkes plajda etliye sütlüye dokunmayan bir kitap okumayı tercih ederken ben günlerdir ‘Öcalan’ın İmralı Günleri’ adlı kitabı okuyordum. Yan gözle ne okuduğuma bakanların pek çoğu gözlerini açıp okuduğum kitaba inanamayarak bakıyordu. Oysa kitap son 12 yılda İmralı’da Öcalan’ın yaşadıklarını anlatırken aslında Kürt meselesine bambaşka bir perspektiften bakmamızı sağlayacak detaylarla doluydu. Üzerine bir makale yazmayı da düşünüyordum ki, dün Milliyet’te okudum kitap yasaklanmış. Cidden bilmediğim için soruyorum: * Yasaklanmış bir kitabı okumak suç mu? Bir de yasaklanan kitapları ne yapıyoruz? Ne bileyim mesela gömecek miyiz, yakacak mıyız, atacak mıyız?
* Cengiz Çandar için imtihan vakti. Gazetecilikle taraftarlık arasında gidip geliyor. Fenerbahçelilik şu günlerde herkes için keskin bir bıçak.
* Rüya; gece
kaçış planı.
* Herkes plajda etliye sütlüye dokunmayan bir kitap okumayı tercih ederken ben günlerdir ‘Öcalan’ın İmralı Günleri’ adlı kitabı okuyordum. Yan gözle ne okuduğuma bakanların pek çoğu gözlerini açıp okuduğum kitaba inanamayarak bakıyordu. Oysa kitap son 12 yılda İmralı’da Öcalan’ın yaşadıklarını anlatırken aslında Kürt meselesine bambaşka bir perspektiften bakmamızı sağlayacak detaylarla doluydu. Üzerine bir makale yazmayı da düşünüyordum ki, dün Milliyet’te okudum kitap yasaklanmış. Cidden bilmediğim için soruyorum: * Yasaklanmış bir kitabı okumak suç mu? Bir de yasaklanan kitapları ne yapıyoruz? Ne bileyim mesela gömecek miyiz, yakacak mıyız, atacak mıyız?
29 Haziran 2011 Çarşamba
Kürtlü kıtalar atlası
29/06/2011
Bir gemi dolusu insanın umudunun, hayalinin dev dalgalara kurban gitmesine ramak kalıyor. Dün gemide yine isyan vardı.
Dün de Diyarbakır’dan denize açılamadılar. Oysa geçmişten geleceğe kalkan bir geminin mürettebatıydı onlar. Bir ülkenin içindeki bir iç limandan bir başka iç limana yol alan sahipsiz bir geminin kimsesiz yolcularının hayallerini, umutlarını güvenli bir şekilde götürmeye çabalıyorlar. Kolay iş değil yüzyıllarca kart kurt diye itip kakılmış bir halkın bindiği geminin dümenini tutmak. Gerçi o mürettebatın güvenli limana varmak için inançları tam, ancak gelin görün ki o yolu nasıl gidecekleri konusunda ellerinde ne bir harita var ne de rüzgârları, akıntıları gösterecek bir atlas... Gemideki tek yol gösterici pusula ise sabitlenmiş, uzakta bir adayı gösteriyor.
Geminin dümeninde olması gereken kaptan, koskoca bir adanın tek mahkûmu! Ara sıra ulaklarla ulaştırdığı haberler, dümen tutanlara gidilecek yolu tarif ediyor olsa da işleri kolay değil, biliyorlar. Herkes için zorlu bir yol bu.. Uzak dağlardan esen sert rüzgârlar denizcilerin yelkenlerini fırtına olarak dolduruyor. Bir gemi dolusu insanın umudunun, hayalinin dev dalgalara kurban gitmesine ramak kalıyor. Dün gemide yine isyan vardı. ‘Bu kaçıncı’ diye saymaya üşendiler ecinniler. Mürettebatın bir kısmı tutsak düşünce, gemiye o gemicilere destek vermek için girenler de denizcilerin kutsal yeminini etmekten vazgeçti. İsyan bayrağını bir kez daha direğe çekti... ‘Anakara’ya doğru yola bile çıkamadı hayal gemisi.
Bir gemi dolusu insanın umudunun, hayalinin dev dalgalara kurban gitmesine ramak kalıyor. Dün gemide yine isyan vardı.
Dün de Diyarbakır’dan denize açılamadılar. Oysa geçmişten geleceğe kalkan bir geminin mürettebatıydı onlar. Bir ülkenin içindeki bir iç limandan bir başka iç limana yol alan sahipsiz bir geminin kimsesiz yolcularının hayallerini, umutlarını güvenli bir şekilde götürmeye çabalıyorlar. Kolay iş değil yüzyıllarca kart kurt diye itip kakılmış bir halkın bindiği geminin dümenini tutmak. Gerçi o mürettebatın güvenli limana varmak için inançları tam, ancak gelin görün ki o yolu nasıl gidecekleri konusunda ellerinde ne bir harita var ne de rüzgârları, akıntıları gösterecek bir atlas... Gemideki tek yol gösterici pusula ise sabitlenmiş, uzakta bir adayı gösteriyor.
Geminin dümeninde olması gereken kaptan, koskoca bir adanın tek mahkûmu! Ara sıra ulaklarla ulaştırdığı haberler, dümen tutanlara gidilecek yolu tarif ediyor olsa da işleri kolay değil, biliyorlar. Herkes için zorlu bir yol bu.. Uzak dağlardan esen sert rüzgârlar denizcilerin yelkenlerini fırtına olarak dolduruyor. Bir gemi dolusu insanın umudunun, hayalinin dev dalgalara kurban gitmesine ramak kalıyor. Dün gemide yine isyan vardı. ‘Bu kaçıncı’ diye saymaya üşendiler ecinniler. Mürettebatın bir kısmı tutsak düşünce, gemiye o gemicilere destek vermek için girenler de denizcilerin kutsal yeminini etmekten vazgeçti. İsyan bayrağını bir kez daha direğe çekti... ‘Anakara’ya doğru yola bile çıkamadı hayal gemisi.
18 Haziran 2011 Cumartesi
Balyoz yorgunluğu
18/06/2011
Hangi görüşte olursanız olsun şu mahkemelere muhabir gönderin. Bize yaşananları adam gibi anlatsın...
80’li yıllarda uzman muhabirlik denilince akla adliye muhabirleri, sağlık muhabirleri, ekonomistler gelirdi. 90’lı yıllarda Ankara gazeteciliği ön plana çıktı. Hemen her gazetenin veya haber merkezinin Ankara’daki çeşitli siyasi partilerle ilgilenen muhabirleri vardı. Bu isimler o partinin içini dışını her şeyi bilir, kulis bilgilerini aktarırlardı. Hayatın ve siyasetin kalbi Ankara’da atardı. AK Parti’nin ilk döneminde eski partiler de tasfiye olunca Ankara’daki parti gazeteciliğinin de ipi çekildi. Muhabirler, editör yapılıp merkeze çekildi. Uzman gazetecilik yerini demeç gazeteciliğine bıraktı. ‘O şunu dedi, bu bunu dedi’den öteye geçmeyen yüzeysel, sığ bir gazetecilik anlayışı medyayı ele geçirdi. TV haberciliği bu içi boş demeç gazeteciliğinin sığ sularında boğuldu. Hâlâ da boğuluyor... Bugün ufuktaki anayasa değişikliği haricinde haberciler için (olağanüstü bir gelişme olmazsa) yeni bir şey gözükmüyor. Ankara’da belki durum böyle ama İstanbul’da bir yer var ki habercilerin ısrarla görmezden gelmesine rağmen oldukça hareketli günler yaşanıyor. Silivri’de Ergenekon davaları ve Balyoz davası birbirine paralel bir kurguda yürütülüyor. Zaman zaman ajans muhabirlerinin geçtiği tek tük haberler olmasa tamamen unutulmuş durumdalar. Oysa habercilik açısından altın yumurtlayan tavuk diyebiliriz. Türkiye’nin yakın tarihinin yargılandığı bu davada bir dönem ordunun üst kademesine hâkim olan ruh halini, darbe iddialarını, komploları, siyasetçiler ile ilişkileri, her şeyi ama her şeyi bulmak mümkün. ‘Vardiya bizde’ ile kocalarına sahip çıkan eşler, çocuklar mı istersiniz, mahkemeye bela okuyan generaller mi, siyasetçileri fişleyen albaylar mı? Dram, trajedi, komedi, ne ararsanız var. Gelin görün ki bütün bunları süzüp bizlere anlatacak, ilginç detayları not edecek, o gün davayı yorumlayacak uzman muhabirler yok. Üstelik önümüzdeki günlerde gündeme yeni davalar da gelecek. Üstelik 1991-1994 arasındaki olayları araştıran bir soruşturma Ankara’da yürütülüyor. Ayhan Çarkın’ın itiraflarının ardından çok büyük bir soruşturma ve mahkeme dalgası geliyor. En azından yaz boyunca bu davaları konuşacağımız kesin. O zaman daha ne bekliyorsunuz? Hangi görüşte olursanız olsun şu mahkemelere muhabir gönderin. Bize yaşananları adam gibi anlatsın... Anlatsın ki kim neden yargılanıyor, nasıl yargılanıyor ortaya çıksın. Unutulmasın.
Başkanlık kürsüsünde hesaplaşma
TBMM’nin açılışında bizi ciddi bir gerilim bekliyor. Bir yanda BDP’nin muhalif olacağız diyen milletvekilleri, diğer yanda başkanlık kürsüsünde yeni CHP’nin eski CHP’li ideoloğu Oktay Ekşi. Ortada fol yok yumurta yokken yeni bir gerilime hazır olmakta fayda var. Ekşi frakını giyip şimdiden hevesle pozlar veriyor ama o şapkanın içinden Sırrı Süreyya veya Leyla Zana kürsüye çıktığında ne çıkacağını bilmiyoruz. Seçim sonuçlarında AK Parti açık ara önde gelse bile Meclis’te AK Parti’yi by-pass eden bir siyasi krizle karşılaşabiliriz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun eski CHP’yi temsil eden Oktay Ekşi’yi şimdiden uyarmasında fayda var. Bir de bakmışsınız, CHP yeni-eski hesabını TBMM kürsüsünde görmeye başlamış, bizim haberimiz yok.
Türkiye’de iyi şeyler de oluyor
-Mavi Marmara, Gazze’ye gitmekten vazgeçti. Aynı gerilimli filmi ikinci kez seyretmekten kurtulduk.
-Öcalan’ın avukatları ateşkesin uzatılması gerektiğini söylediler. En azından bu yaz barışı vurmasınlar!
-LYS soruları çalınabilirmiş, önlenmiş. Hayaldi, gerçek oldu!
-Seda Sayan, Rıza’yı affetmiş. “Bizde kimseye düşmanlık yok” diyor. Hangi Rıza mı? Nihat Doğan canım, gerçek adı Rıza’ymış!..
-Ünlü komedyenler filmden çok reklam filmi çekiyor. Açın Porsche’lerin, Masaratti’lerin önünü...
-Ankara’ya geçen perşembe deniz geldi. İstanbul’a pazartesi Amy Winehouse geliyor.
Angelina Jolie ve trajedi sirki
İtiraf edeyim, bazen kendimi Tuğba Ekinci’nin Tarkan’a sorduğu soruyu sorarken yakalıyorum. Ben de ünlülerin sanki göreviymiş gibi ‘yardım kampanyalarında’ yer almalarını istiyorum. Hele hele ünlü Hollywood yıldızı Los Angeles’taki malikânesinden kalkıp Türkiye-Suriye sınırına gelirken bizim ünlülerin her tür dramı, trajediyi ıskalayıp İstinye Park’ta araba görgüsüzlüklerini teşhir etmelerine sinir oluyorum. Sonra neyse ki kendimi frenleyip ünlü insanların trajedilerini duyurmak için felaket bölgelerine gittiklerinde ne gördüğümüzü düşünüyorum. Mesela Angelina Jolie dün Hatay sınırına geldiğinde dünya ne gördü? Ünlü ve güzel bir Hollywood yıldızının merhamet dolu büyük kalbini mi, yoksa 10.000 kişinin mağdur olduğu bir trajediyi mi? Net bir cevap vermekte zorlanıyorum. ‘Gösteri toplumunun trajedi sirki...’ diye bir cümle dökülüyor dudaklarımdan. Alelacele suçlulukla kendimi susturuyorum.
Başkanlık kürsüsünde hesaplaşma
TBMM’nin açılışında bizi ciddi bir gerilim bekliyor. Bir yanda BDP’nin muhalif olacağız diyen milletvekilleri, diğer yanda başkanlık kürsüsünde yeni CHP’nin eski CHP’li ideoloğu Oktay Ekşi. Ortada fol yok yumurta yokken yeni bir gerilime hazır olmakta fayda var. Ekşi frakını giyip şimdiden hevesle pozlar veriyor ama o şapkanın içinden Sırrı Süreyya veya Leyla Zana kürsüye çıktığında ne çıkacağını bilmiyoruz. Seçim sonuçlarında AK Parti açık ara önde gelse bile Meclis’te AK Parti’yi by-pass eden bir siyasi krizle karşılaşabiliriz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun eski CHP’yi temsil eden Oktay Ekşi’yi şimdiden uyarmasında fayda var. Bir de bakmışsınız, CHP yeni-eski hesabını TBMM kürsüsünde görmeye başlamış, bizim haberimiz yok.
Türkiye’de iyi şeyler de oluyor
-Mavi Marmara, Gazze’ye gitmekten vazgeçti. Aynı gerilimli filmi ikinci kez seyretmekten kurtulduk.
-Öcalan’ın avukatları ateşkesin uzatılması gerektiğini söylediler. En azından bu yaz barışı vurmasınlar!
-LYS soruları çalınabilirmiş, önlenmiş. Hayaldi, gerçek oldu!
-Seda Sayan, Rıza’yı affetmiş. “Bizde kimseye düşmanlık yok” diyor. Hangi Rıza mı? Nihat Doğan canım, gerçek adı Rıza’ymış!..
-Ünlü komedyenler filmden çok reklam filmi çekiyor. Açın Porsche’lerin, Masaratti’lerin önünü...
-Ankara’ya geçen perşembe deniz geldi. İstanbul’a pazartesi Amy Winehouse geliyor.
Angelina Jolie ve trajedi sirki
İtiraf edeyim, bazen kendimi Tuğba Ekinci’nin Tarkan’a sorduğu soruyu sorarken yakalıyorum. Ben de ünlülerin sanki göreviymiş gibi ‘yardım kampanyalarında’ yer almalarını istiyorum. Hele hele ünlü Hollywood yıldızı Los Angeles’taki malikânesinden kalkıp Türkiye-Suriye sınırına gelirken bizim ünlülerin her tür dramı, trajediyi ıskalayıp İstinye Park’ta araba görgüsüzlüklerini teşhir etmelerine sinir oluyorum. Sonra neyse ki kendimi frenleyip ünlü insanların trajedilerini duyurmak için felaket bölgelerine gittiklerinde ne gördüğümüzü düşünüyorum. Mesela Angelina Jolie dün Hatay sınırına geldiğinde dünya ne gördü? Ünlü ve güzel bir Hollywood yıldızının merhamet dolu büyük kalbini mi, yoksa 10.000 kişinin mağdur olduğu bir trajediyi mi? Net bir cevap vermekte zorlanıyorum. ‘Gösteri toplumunun trajedi sirki...’ diye bir cümle dökülüyor dudaklarımdan. Alelacele suçlulukla kendimi susturuyorum.
13 Haziran 2011 Pazartesi
Kaybedenler kulübü
14/06/2011
Hemen mızmızlanan Deniz Baykal, sen önce Antalya'yı al!
* Çanlar İnan Kıraç için çalıyor.
* Abdüllatif Şener iyi , oy pusulasındaki harfler küçük, yersen!
* Bir gün herkes Ferhat Tunç gibi medyamızdaki Kamer Genç realitesini tadacaktır.
* Dün Medya Mahallesinde Ayşenur Arslan’ın yüzünden düşen bin parça. Sen ağlama , dayanamam…
* Tuncay Özkan’a oy vermeye gidip hem CHP hem de Tuncay Özkan’a evet mührü basarak geçersiz oy atan bir değil, bin değil, tam on bin kişi… Biz kaç kişiyiz de nicelik kadar niteliğe de bakmak gerekirmiş.
* Askeri üniformalı fotoğrafla seçim kampanyası yürütmesine rağmen Emredemediniz Çetin Doğan Komutanım!
* ‘Eğer CHP %24’ün üzerinde oy alırsa hayvan taklidi yaparıp’ deyip, kedi taklidi ile kurtulan Sevilay Yükselir. Büyük laf etme büyük iddiaya girme!
* AKP Anayasa değişkliğini tek başına gerçekleştiremeyeceğine göre mecburen Cumhurbaşkanı koltuğundan olacak olan Abdullah Güy. Üç yıl sonra gitti Cumhurbaşkanlığı, gelsin Başbakanlık.
* Ne güzel adayımızdın sen inci sözlüğün Eskişehir’den bağımsız adayı Ahmet Abi!
* Sonuçlar karşısında hemen mızmızlanmaya başlayan Deniz Baykal, sen önce Antalya’yı al!
Kazananlar kulübü
Dün gece Tivibu stüdyosunda 47 internet sitesinin ortak yayınında seçimin kaybedenini aradık bulamadık.
* AKP’ye baksan zaten muzaffer, kimsenin diyecek bir sözü yok.
* CHP’ye baksan Kemal Kılıçdaroğlu oyları arttırdığı için övünüyor.
* MHP desen barajı aştığı için mutlu mesut, kasetlere rağmen, püskevit’e rağmen mecliste daha ne olsun!
* E, 36 milletvekili çıkartan BDP kutlama yapmasında kim kutlama yapsın..
* Yani gel de kaybedeni bul bulabilirsen. Herkesin kazandığı bir seçim olarak tarihe geçebilir.
Durmak yok yola devam...
* Ertuğrul Özkök, şarap yazılarına ağırlık vermeye devam
* Sözcü, tam gaz muhalefet, yakında en çok satan gazete olabilir, aynen devam
* Gürsel Tekin ‘CHP birinci parti’ derken ne içiyorsa ondan içmeye devam
* Rasim Ozan Kütahyalı, Ahmet altan ile Başbakan’ın arasını bulmaya devam
* Engin Alan, Başbakan meclis salonundan içeri girdiğinde oturmaya devam
Yeni Meclis Kürsüsünde merak ettiklerim
* Leyla Zana Kürtçe yemin edecek mi?
* Sırrı Süreyya meclis kürsüsünde ilk espriyi ne zaman patlatacak?
* Ertuğrul Kürkçü bir konuşmasından sonra meclis kürsüsünde sol yumruğunu havaya kaldıracak mı?
* Şamil Tayyar kürsüde Haberal’a dönüp ‘hani hastaydın n’oldu?’ diye ne zaman laf sokuşturacak?
* Mustafa Balbay ‘Silivri Mahpushanesi’ adlı konuşmasını ilk ne zaman yapacak?
* Oktay Ekşi meclisin fahri başkanı olarak ilk oturumu açtığında acaba içinden ‘neredeeeeeen nereyeeee’ diyecek mi?
‘Bizim mahalle’ için terapi vakti
* AKP %50 aldı ama halkın %50’si de AKP’ye oy vermedi!
* CHP’nin oyları nasıl yükseldi farkında mısınız!
* Kemal Kılıçdaroğlu gelecek seçimde kesinlikle lider!
* Halk bu seçim işinden anlamıyor, vatandaş mağdur!
* Kesinlikle seçime hile karıştırılmış olmalı, başka türlüsü mümkün değil…!
Muğla’da CHP’nin kazanmasının bedeli
* Bodrum yollarını zaten yapılmıyordu, artık tamamen unutabilirler
* Ses yasağı daha sıkı uygulamaya geçebilir.
* Görevden alınacak Belediye başkanı kalmadığı için vekaleten yerlerine bakanlar alınabilir.
* Bodrum’a Acil Su Getirme projesi gerçi bitmişti ama yeniden düşünülebilir!
* Rakıya zam!
Köşe yazarları için ‘u dönüşü’ vakti!
* Şunun farkına vardım Tayyip Erdoğan bir dünya lideri, yurtdışında herkes onu konuşuyor!
* Doğruyu söylemek gerekirse duble yollar hiç fena değil!
* Yeni AKP’nin eski AKP gibi olmayacağına inanıyorum!
* Artık doğruları yazmalıyız!
* Dön bebeğim, dön çaresiz başım…
Yeni dönemde merak edilenler: Sırrı Süreyya ne zaman espri patlatacak? Ertuğrul Kürkçü sol yumruğunu kaldıracak mı?
* Abdüllatif Şener iyi , oy pusulasındaki harfler küçük, yersen!
* Bir gün herkes Ferhat Tunç gibi medyamızdaki Kamer Genç realitesini tadacaktır.
* Dün Medya Mahallesinde Ayşenur Arslan’ın yüzünden düşen bin parça. Sen ağlama , dayanamam…
* Tuncay Özkan’a oy vermeye gidip hem CHP hem de Tuncay Özkan’a evet mührü basarak geçersiz oy atan bir değil, bin değil, tam on bin kişi… Biz kaç kişiyiz de nicelik kadar niteliğe de bakmak gerekirmiş.
* Askeri üniformalı fotoğrafla seçim kampanyası yürütmesine rağmen Emredemediniz Çetin Doğan Komutanım!
* ‘Eğer CHP %24’ün üzerinde oy alırsa hayvan taklidi yaparıp’ deyip, kedi taklidi ile kurtulan Sevilay Yükselir. Büyük laf etme büyük iddiaya girme!
* AKP Anayasa değişkliğini tek başına gerçekleştiremeyeceğine göre mecburen Cumhurbaşkanı koltuğundan olacak olan Abdullah Güy. Üç yıl sonra gitti Cumhurbaşkanlığı, gelsin Başbakanlık.
* Ne güzel adayımızdın sen inci sözlüğün Eskişehir’den bağımsız adayı Ahmet Abi!
* Sonuçlar karşısında hemen mızmızlanmaya başlayan Deniz Baykal, sen önce Antalya’yı al!
Kazananlar kulübü
Dün gece Tivibu stüdyosunda 47 internet sitesinin ortak yayınında seçimin kaybedenini aradık bulamadık.
* AKP’ye baksan zaten muzaffer, kimsenin diyecek bir sözü yok.
* CHP’ye baksan Kemal Kılıçdaroğlu oyları arttırdığı için övünüyor.
* MHP desen barajı aştığı için mutlu mesut, kasetlere rağmen, püskevit’e rağmen mecliste daha ne olsun!
* E, 36 milletvekili çıkartan BDP kutlama yapmasında kim kutlama yapsın..
* Yani gel de kaybedeni bul bulabilirsen. Herkesin kazandığı bir seçim olarak tarihe geçebilir.
Durmak yok yola devam...
* Ertuğrul Özkök, şarap yazılarına ağırlık vermeye devam
* Sözcü, tam gaz muhalefet, yakında en çok satan gazete olabilir, aynen devam
* Gürsel Tekin ‘CHP birinci parti’ derken ne içiyorsa ondan içmeye devam
* Rasim Ozan Kütahyalı, Ahmet altan ile Başbakan’ın arasını bulmaya devam
* Engin Alan, Başbakan meclis salonundan içeri girdiğinde oturmaya devam
Yeni Meclis Kürsüsünde merak ettiklerim
* Leyla Zana Kürtçe yemin edecek mi?
* Sırrı Süreyya meclis kürsüsünde ilk espriyi ne zaman patlatacak?
* Ertuğrul Kürkçü bir konuşmasından sonra meclis kürsüsünde sol yumruğunu havaya kaldıracak mı?
* Şamil Tayyar kürsüde Haberal’a dönüp ‘hani hastaydın n’oldu?’ diye ne zaman laf sokuşturacak?
* Mustafa Balbay ‘Silivri Mahpushanesi’ adlı konuşmasını ilk ne zaman yapacak?
* Oktay Ekşi meclisin fahri başkanı olarak ilk oturumu açtığında acaba içinden ‘neredeeeeeen nereyeeee’ diyecek mi?
‘Bizim mahalle’ için terapi vakti
* AKP %50 aldı ama halkın %50’si de AKP’ye oy vermedi!
* CHP’nin oyları nasıl yükseldi farkında mısınız!
* Kemal Kılıçdaroğlu gelecek seçimde kesinlikle lider!
* Halk bu seçim işinden anlamıyor, vatandaş mağdur!
* Kesinlikle seçime hile karıştırılmış olmalı, başka türlüsü mümkün değil…!
Muğla’da CHP’nin kazanmasının bedeli
* Bodrum yollarını zaten yapılmıyordu, artık tamamen unutabilirler
* Ses yasağı daha sıkı uygulamaya geçebilir.
* Görevden alınacak Belediye başkanı kalmadığı için vekaleten yerlerine bakanlar alınabilir.
* Bodrum’a Acil Su Getirme projesi gerçi bitmişti ama yeniden düşünülebilir!
* Rakıya zam!
Köşe yazarları için ‘u dönüşü’ vakti!
* Şunun farkına vardım Tayyip Erdoğan bir dünya lideri, yurtdışında herkes onu konuşuyor!
* Doğruyu söylemek gerekirse duble yollar hiç fena değil!
* Yeni AKP’nin eski AKP gibi olmayacağına inanıyorum!
* Artık doğruları yazmalıyız!
* Dön bebeğim, dön çaresiz başım…
Yeni dönemde merak edilenler: Sırrı Süreyya ne zaman espri patlatacak? Ertuğrul Kürkçü sol yumruğunu kaldıracak mı?
10 Haziran 2011 Cuma
Bu işkenceyi ananıza nasıl anlatacaksınız?
11/06/2011
İleri demokrasimizin neresinde böylesine acımasız dayak atma var? Analardan önce bunu bir yetkili bize anlatabilir mi?
Dün Hopa olaylarını protesto edenlerin Çevik Kuvvet polislerinden nasıl dayak yediklerini gözyaşları içinde anlatanları izlerken içim titredi. Ankara’daki Çevik Kuvvet polisleri, protestocuları otobüsün içine atıp evire çevire defalarca, nöbetleşe dövmüşler. Ellerine kelepçe taktıkları insanlara kaskıyla kafa atanlar bile olmuş. Karakolda da dayak devam etmiş. Emniyette cinsel tacize uğradığını söyleyenlerden tutun, saatlerce kelepçeli olarak karakolda tutulanlara kadar inanılmaz vahşi iddialar. Hakaretleri ve küfürleri saymıyorum bile...
İşkence o kadar fütursuzca ve öylesine sıradan ki, işkenceciler herhangi bir tedbir almaya bile gerek görmemişler. 4 gün boyunca karakolda tutulanlar mahkemeye bile sevk edilmeden salıverildiklerinde gözleri, elleri, ayakları hâlâ mor...
Yahu hani bitmişti? Hani artık ileri demokrasiye geçmiştik? Hani 12 Eylül işkencecilerinden hesap sormaya bile başlamıştık? Bu mudur geldiğimiz nokta?
Bir Ankara polisiyesi
Öğrenci olayları sırasında Ankara’da Çevik Kuvvet’in olaylara son derece soğukkanlı müdahale ettiğini yazmış, bu köşede tebrik etmiştim. Anlaşılan, olayların bir de bizim görmediğimiz, kameraların çekemediği çevik kuvvet araçlarının filmli camlarının arkasında yaşananlar varmış. Otobüste işkenceyi bir Ankara polisiyesi olarak dünya litaratürüne geçirebiliriz. Bu kadar uzun süren bir işkence için de Guinness Rekorlar Kitabı’na başvursak yeridir...
İşin ilginci, işkence görenlerden Hacı Özkan adlı vatandaş, gözaltına alınanların haline itiraz ettiği için gözaltına alınmış. Gözyaşları içinde “Hâlâ orada yaşananları anama söyleyemedim, umarım bu işkenceyi yapanlar analarına söyleyebilirler” diyordu... Bu kaba dayak neyin dayağıdır? İleri demokrasimizin neresinde böylesine acımasız bir dayak atma vardır? Analardan önce bunu bir yetkili bize anlatabilir mi, yoksa ‘ağlarsa anam ağlar gerisi..’ nakaratı mı? E, hani analar ağlamayacaktı? Seçime bir gün kala asıl provokasyon budur işte.
12 ayakkabı 12 bin dolar eder mi?
Bildiğiniz gibi Duvara Karşı’nın Cannes galasından bu yana Nurgül Yeşilçay’ın ayakkabı sorunsalına çözüm ve eleştiri çalışmaları akademik dünyamızda aralıksız devam ediyor! Bir yanda bizim bilim adamları, diğer yanda İsviçreli bilim adamları bu apartman topuklu Nurgül Yeşilçay ayakkabısı sorunsalına kafa yorup duruyor. Bunca zamandır deneyler, testler, istatistikler ile bir yere ulaşılmaya çalışılsa da nafile... Bütün bunlar yetmezmiş gibi dün Nişantaşı’ndan gelen yeni bir haber bütün bilimsel çalışmaları altüst etti. Haberde Nurgül Yeşilçay’ın bir seferde tam 12 adet ayakkabı aldığı ve bunlara da (artık kafiye olsun mudur bilemem) tam 12 bin dolar ödediği yazıyordu. Bir seferde 12 ayrı ayakkabı alma sorunsalını davranış bilimi ordinasyus profesörlerine ve psikologlara havale ederken ekonomistlere, özellikle de kadınlara merakla bir kadın ayakkabısının kaç lira edebileceğini sordum. Aldığım cevap, iyi bir kadın ayakkabısının 250-300 TL olabileceği gibi marka ayakkabıların bu rakamı ‘on’a katlayabileceği şeklindeydi. Evet, ekonomi biliminin çaresiz kaldığı anlardan bir tanesi ile daha karşı karşıyayız sevgili Radikalseverler...
Bilim adamları dün gün boyu yukarıdaki sorulara kafa yorarken benim merak ettiğim, ayakkabıların muhtevasıydı. Konuyla ilgili haberin yanına konulan fotoğrafta Nurgül Yeşilçay her zamanki (ezberlediğimiz) dev apartman topuklu ayakkabısını giymiş gözüküyordu. Eğer bu ayakkabıdan 12 adet daha alındıysa bilimin aciz kaldığı anlardan birine daha tanıklık edeceğiz demekti... Neresinden baksanız çaresizlik!..
Galatasaray’da CHP mi kazandı?
Adnan Polat ateşle oynuyor. Son günlerde İnan Kıraç üzerinden başlayan tartışmanın ortasına Galatasaray Kulübü’nü oturtmuşa benziyor. Böylesine büyük bir camianın başkanlığını yapıp, bunca başarısızlığın ardından demokratik oylarla yönetimden ayrılmasını, anlaşılan hâlâ içine sindirememiş. Galatasaray’da CHP’li bir grubun kendisini başkanlıktan indirdiğini söyleyebilecek kadar gözünü karartmış. Tek kaybedenin Galatasaray olacağı bir polemik.
Forward’lamak parayla
Düne kadar internetteki görüntülerin içerik sağlayıcısı televizyondu. Televizyondaki dizilerin bir gün sonra önemli yerleri kesilip biçiliyor, yarışma programlarından önemli anlar ayıklanıyor ve internet siteleri tarafından tepe tepe kullanılıyordu. Artık bu düzen değişiyor. Televizyonun ürettiği içerik, telif yasaları çerçevesinde koruma altına alınıyor. Bu içeriği telif ve izinsiz yayımlayan internet sitelerine ağır para cezaları getiriliyor. Bu, şu anlama geliyor; artık eskisi gibi isteyen bir site açıp milyonlarca dolarlık prodüksiyonları babasının
malı gibi kullanıp yayımlayamayacak. İzin alması, telifini ödemesi gerekecek. İlk bakışta internetteki özgürlük ortamını kısıtlayacak gibi gözükse de bence tam tersi bir düzene sokacak.
Ama benim asıl önemsediğim, internetin kendi özgün içeriğini üretmesini de sağlayacak ve zorlayacak olması.
Belki başlangıçta televizyon prodüksiyonları gibi milyonlarca dolarlık olmayacak ama sonrasında internet medyası da kendi yolunu bulacak... Bütün bu gelişmelerin tek kazananı ise izleyiciler olacak. Evet, Türkiye’de iyi şeyler de oluyor...
İleri demokrasimizin neresinde böylesine acımasız dayak atma var? Analardan önce bunu bir yetkili bize anlatabilir mi?
Dün Hopa olaylarını protesto edenlerin Çevik Kuvvet polislerinden nasıl dayak yediklerini gözyaşları içinde anlatanları izlerken içim titredi. Ankara’daki Çevik Kuvvet polisleri, protestocuları otobüsün içine atıp evire çevire defalarca, nöbetleşe dövmüşler. Ellerine kelepçe taktıkları insanlara kaskıyla kafa atanlar bile olmuş. Karakolda da dayak devam etmiş. Emniyette cinsel tacize uğradığını söyleyenlerden tutun, saatlerce kelepçeli olarak karakolda tutulanlara kadar inanılmaz vahşi iddialar. Hakaretleri ve küfürleri saymıyorum bile...
İşkence o kadar fütursuzca ve öylesine sıradan ki, işkenceciler herhangi bir tedbir almaya bile gerek görmemişler. 4 gün boyunca karakolda tutulanlar mahkemeye bile sevk edilmeden salıverildiklerinde gözleri, elleri, ayakları hâlâ mor...
Yahu hani bitmişti? Hani artık ileri demokrasiye geçmiştik? Hani 12 Eylül işkencecilerinden hesap sormaya bile başlamıştık? Bu mudur geldiğimiz nokta?
Bir Ankara polisiyesi
Öğrenci olayları sırasında Ankara’da Çevik Kuvvet’in olaylara son derece soğukkanlı müdahale ettiğini yazmış, bu köşede tebrik etmiştim. Anlaşılan, olayların bir de bizim görmediğimiz, kameraların çekemediği çevik kuvvet araçlarının filmli camlarının arkasında yaşananlar varmış. Otobüste işkenceyi bir Ankara polisiyesi olarak dünya litaratürüne geçirebiliriz. Bu kadar uzun süren bir işkence için de Guinness Rekorlar Kitabı’na başvursak yeridir...
İşin ilginci, işkence görenlerden Hacı Özkan adlı vatandaş, gözaltına alınanların haline itiraz ettiği için gözaltına alınmış. Gözyaşları içinde “Hâlâ orada yaşananları anama söyleyemedim, umarım bu işkenceyi yapanlar analarına söyleyebilirler” diyordu... Bu kaba dayak neyin dayağıdır? İleri demokrasimizin neresinde böylesine acımasız bir dayak atma vardır? Analardan önce bunu bir yetkili bize anlatabilir mi, yoksa ‘ağlarsa anam ağlar gerisi..’ nakaratı mı? E, hani analar ağlamayacaktı? Seçime bir gün kala asıl provokasyon budur işte.
12 ayakkabı 12 bin dolar eder mi?
Bildiğiniz gibi Duvara Karşı’nın Cannes galasından bu yana Nurgül Yeşilçay’ın ayakkabı sorunsalına çözüm ve eleştiri çalışmaları akademik dünyamızda aralıksız devam ediyor! Bir yanda bizim bilim adamları, diğer yanda İsviçreli bilim adamları bu apartman topuklu Nurgül Yeşilçay ayakkabısı sorunsalına kafa yorup duruyor. Bunca zamandır deneyler, testler, istatistikler ile bir yere ulaşılmaya çalışılsa da nafile... Bütün bunlar yetmezmiş gibi dün Nişantaşı’ndan gelen yeni bir haber bütün bilimsel çalışmaları altüst etti. Haberde Nurgül Yeşilçay’ın bir seferde tam 12 adet ayakkabı aldığı ve bunlara da (artık kafiye olsun mudur bilemem) tam 12 bin dolar ödediği yazıyordu. Bir seferde 12 ayrı ayakkabı alma sorunsalını davranış bilimi ordinasyus profesörlerine ve psikologlara havale ederken ekonomistlere, özellikle de kadınlara merakla bir kadın ayakkabısının kaç lira edebileceğini sordum. Aldığım cevap, iyi bir kadın ayakkabısının 250-300 TL olabileceği gibi marka ayakkabıların bu rakamı ‘on’a katlayabileceği şeklindeydi. Evet, ekonomi biliminin çaresiz kaldığı anlardan bir tanesi ile daha karşı karşıyayız sevgili Radikalseverler...
Bilim adamları dün gün boyu yukarıdaki sorulara kafa yorarken benim merak ettiğim, ayakkabıların muhtevasıydı. Konuyla ilgili haberin yanına konulan fotoğrafta Nurgül Yeşilçay her zamanki (ezberlediğimiz) dev apartman topuklu ayakkabısını giymiş gözüküyordu. Eğer bu ayakkabıdan 12 adet daha alındıysa bilimin aciz kaldığı anlardan birine daha tanıklık edeceğiz demekti... Neresinden baksanız çaresizlik!..
Galatasaray’da CHP mi kazandı?
Adnan Polat ateşle oynuyor. Son günlerde İnan Kıraç üzerinden başlayan tartışmanın ortasına Galatasaray Kulübü’nü oturtmuşa benziyor. Böylesine büyük bir camianın başkanlığını yapıp, bunca başarısızlığın ardından demokratik oylarla yönetimden ayrılmasını, anlaşılan hâlâ içine sindirememiş. Galatasaray’da CHP’li bir grubun kendisini başkanlıktan indirdiğini söyleyebilecek kadar gözünü karartmış. Tek kaybedenin Galatasaray olacağı bir polemik.
Forward’lamak parayla
Düne kadar internetteki görüntülerin içerik sağlayıcısı televizyondu. Televizyondaki dizilerin bir gün sonra önemli yerleri kesilip biçiliyor, yarışma programlarından önemli anlar ayıklanıyor ve internet siteleri tarafından tepe tepe kullanılıyordu. Artık bu düzen değişiyor. Televizyonun ürettiği içerik, telif yasaları çerçevesinde koruma altına alınıyor. Bu içeriği telif ve izinsiz yayımlayan internet sitelerine ağır para cezaları getiriliyor. Bu, şu anlama geliyor; artık eskisi gibi isteyen bir site açıp milyonlarca dolarlık prodüksiyonları babasının
malı gibi kullanıp yayımlayamayacak. İzin alması, telifini ödemesi gerekecek. İlk bakışta internetteki özgürlük ortamını kısıtlayacak gibi gözükse de bence tam tersi bir düzene sokacak.
Ama benim asıl önemsediğim, internetin kendi özgün içeriğini üretmesini de sağlayacak ve zorlayacak olması.
Belki başlangıçta televizyon prodüksiyonları gibi milyonlarca dolarlık olmayacak ama sonrasında internet medyası da kendi yolunu bulacak... Bütün bu gelişmelerin tek kazananı ise izleyiciler olacak. Evet, Türkiye’de iyi şeyler de oluyor...
7 Haziran 2011 Salı
MHP, Diyarbakır'ı hiç anlamamış
Dün Devlet Bahçeli nihayet kazasız belasız Diyarbakır’da konuştu. Konuşması MHP’nin seçimlerde neden baraj kaygısı yaşadığının özeti gibiydi. 16 yılda bir Diyarbakır’a giderseniz olacağı buydu belki de. Meseleyi aş ve işe indiren Devlet Bahçeli ne yazık ki aktif bir siyasetçi olarak Kürt sorununu, Güneydoğu’nun huzursuzluğunu hiç anlamamış. PKK nedir, BDP ne ister, bölgede yılların gerilimi ne üzerine kurulu, hemen her şeyi görmezden gelen içi boş bir konuşma metnini Diyarbakır’da kürsüde okuyan Bahçeli statükonun bekçiliğinde nöbet tuttuğunu dosta düşmana gösterdi. CHP’nin hatayı görüp terk ettiği bu söylemi milim değiştirmeden tekrar etmek bırakın Diyarbakırlı seçmeni MHP’nin kendi tabanını bile mutlu etmez. Biliyorum fazla acımasız sözcükler bunlar ancak birimizin bunu Devlet Bahçeli ve ekibine kasetsiz bir şekilde söylemesi gerekiyor. Çelik bile değişti şunca yıldır, MHP cephesinde yeni tek bir sözcük yok. Bu seçim sandıktan çıksa da bu kafayla yakın bir dönemde koskoca bir hareket siyaset sahnesinden silinirse kimsenin kimseye kızmaya da hakkı yok.

Kuzey’in ulusalcı oğlu!
Volkan Konak’a atılım içindeki TNT kanalından bir teklif gelmiş. Fena bir teklif de değil, 10 program için 2 milyon lira teklif etmişler. Gazetelerin yalancısıyım; Volkan Konak, Amerikan kanalı diye teklifi reddetmiş. Bu kadarla kalsa iyi haberin altında Volkan Konak’ın daha önce Pepsi’nin teklifini de benzer bir nedenle reddettiği notu da var. Bu devirde böyle bir gerekçe ile bir kanala program yapmamak da mümkünmüş demek ki? Kusura bakmayın ama bu, kof bir ulusalcılık. Neyse ki artık o içimize hapsolup ‘Yerli Malı Haftası’nı kutladığımız günlerde yaşamıyoruz. Ulusalcılık tanımını ABD’li markalar üzerine kurarsanız birisi de kalkıp Volkan Konak’a “Elindeki gitarın markası ne” diye sorar? “Şarkı söylediğiniz mikrofonu bir Türk firması mı yapmış” deyiverir… “Kot pantolonun markası nedir” konusuna girmiyorum bakın… Diyeceğim o ki artistlik olarak iyi olsa da pratikte zor uygulanacak bir ulusalcılık modelidir bu… Altında kalırsınız.
Başbakan sonuna kadar haklı
Pazar gecesi Mehmet Ali Birand’ın yüzünde güller açarak gerçekleştirdiği Başbakan’la söyleşisinde konu bir kez daha Korgeneral Engin Alan’ın protokole gelen Başbakan’ı iplememesine geldi. Korgeneral’in oturduğu yerden kalkmamasına Başbakan kızmakta, hiddetlenmekte sonuna kadar haklı. Bir ülkenin başbakanına yapılan saygısızlık bütün bir ülkeye de yapılmış bir saygısızlıktır. Bir komutanın böyle davranmasına rağmen silah arkadaşları tarafından sahiplenilmesi ise ayrı bir skandaldır. Engin Alan’a yeni görev verilmemesi, hatta emekliye sevk edilmesi de doğru bir tasarruftur. Bir asker politikaya hevesleniyorsa önce üzerindeki o üniformayı çıkarmalı. Bakınız Osman Pamukoğlu… Bütün bu “Başbakan haklı beyler” resmini bozan çok küçük bir teferruat var; o da şu ya da bu nedenden dolayı Engin Alan’ın cezaevinde olması. “Abartma Cüneyt, bir tek Korgeneral Engin Alan değil 30 general daha tutuklu” derseniz, ona da diyecek sözüm yok bakın…
Nostradamus Cüneyt anlatıyor
Gelin zaman makinesini çalıştırıp, bir hafta ileriye gidelim. 14 Haziran 2011’de ne konuşuyor olacağız, gözümüzde canlandıralım: Nihayet aylar süren gerilim bitmiş, seçim sonuçları artık açıklanmış olacak. Biz gazeteciler kim hangi bakanlığa getirilecek totosunu oynamaya başlayacağız. Milletvekili seçilenler Ankara’da ev bakmak için mazbatalarını almış geliyor olacaklar. Başbakan ‘Köşk’e çıktı, indi Meclis’te yemin edildi, güvenoyu alındı, Meclis başkanı seçildi derken yaklaşık bir ay içinde Meclis alelacele açılıp sonra ekime kadar tatil nedeniyle kapanacak. CHP’de ise her halükârda kazan kaynıyor olacak. Muhtemelen apartopar bir kurultay süreci başlayacak. Antalya’da ve İzmir’deki (bence) sürpriz sonuçlar karşısında Baykal ve ekibi bayrağı açacak. MHP’de uyuyan ülkücü internetçiler uyanıp, kaset yayımlamaya devam edecekler; onlar da MHP’yi kurultaya zorlayacaklar. Yani haftaya biz AKP’yi değil CHP’yi ve MHP’yi konuşuyor olacağız. Eğer 9 Haziran’da yeni bir Ergenekon operasyonu başlayacak diye manşet atan Cumhuriyet gazetesinin haberi doğru çıkarsa eski Genelkurmay Başkanı dahil ünlü paşalara yönelik operasyonlarda tutuklama kararlarını ağzımız açık izleyeceğiz. BDP’lilerin Meclis’teki sandalye sayısı 30’u aşacağı için sesi daha net ve gür çıkacak. Asıl kıyamet PKK meselesinde kopacak. Bu hengamede görünen o ki hükümet kanadından konuyla ilgili yeni açıklama gelmeyecek. Böyle olunca da Öcalan her zamanki gibi “O zaman ben yokum” diyecek. Terör yeniden başlayacak. Yani söylemek istediğim; biz, şu anda sanki hiç bitmeyecek bir seçim sürecine konsantreyiz ancak çok değil haftaya kapının önünde bizi yeni bir ‘çatışma ortamı’ bekliyor. Biz gelecek hafta bunlarla uğraşırken elbette Ahmet Davutoğlu çoktaaaaan uçağına atladığı gibi soluğu Ortadoğu’da bir ülkede almış olacak. Yeni hükümet için bir yaz şarkısı besteleyebiliriz. Bu sefer ilk mısra benden: İçeride büyük sorun, dışarıda sıfır problemiz. Aynı yazın yeliyiz biz!
Kuzey’in ulusalcı oğlu!
Volkan Konak’a atılım içindeki TNT kanalından bir teklif gelmiş. Fena bir teklif de değil, 10 program için 2 milyon lira teklif etmişler. Gazetelerin yalancısıyım; Volkan Konak, Amerikan kanalı diye teklifi reddetmiş. Bu kadarla kalsa iyi haberin altında Volkan Konak’ın daha önce Pepsi’nin teklifini de benzer bir nedenle reddettiği notu da var. Bu devirde böyle bir gerekçe ile bir kanala program yapmamak da mümkünmüş demek ki? Kusura bakmayın ama bu, kof bir ulusalcılık. Neyse ki artık o içimize hapsolup ‘Yerli Malı Haftası’nı kutladığımız günlerde yaşamıyoruz. Ulusalcılık tanımını ABD’li markalar üzerine kurarsanız birisi de kalkıp Volkan Konak’a “Elindeki gitarın markası ne” diye sorar? “Şarkı söylediğiniz mikrofonu bir Türk firması mı yapmış” deyiverir… “Kot pantolonun markası nedir” konusuna girmiyorum bakın… Diyeceğim o ki artistlik olarak iyi olsa da pratikte zor uygulanacak bir ulusalcılık modelidir bu… Altında kalırsınız.
Başbakan sonuna kadar haklı
Pazar gecesi Mehmet Ali Birand’ın yüzünde güller açarak gerçekleştirdiği Başbakan’la söyleşisinde konu bir kez daha Korgeneral Engin Alan’ın protokole gelen Başbakan’ı iplememesine geldi. Korgeneral’in oturduğu yerden kalkmamasına Başbakan kızmakta, hiddetlenmekte sonuna kadar haklı. Bir ülkenin başbakanına yapılan saygısızlık bütün bir ülkeye de yapılmış bir saygısızlıktır. Bir komutanın böyle davranmasına rağmen silah arkadaşları tarafından sahiplenilmesi ise ayrı bir skandaldır. Engin Alan’a yeni görev verilmemesi, hatta emekliye sevk edilmesi de doğru bir tasarruftur. Bir asker politikaya hevesleniyorsa önce üzerindeki o üniformayı çıkarmalı. Bakınız Osman Pamukoğlu… Bütün bu “Başbakan haklı beyler” resmini bozan çok küçük bir teferruat var; o da şu ya da bu nedenden dolayı Engin Alan’ın cezaevinde olması. “Abartma Cüneyt, bir tek Korgeneral Engin Alan değil 30 general daha tutuklu” derseniz, ona da diyecek sözüm yok bakın…
Nostradamus Cüneyt anlatıyor
Gelin zaman makinesini çalıştırıp, bir hafta ileriye gidelim. 14 Haziran 2011’de ne konuşuyor olacağız, gözümüzde canlandıralım: Nihayet aylar süren gerilim bitmiş, seçim sonuçları artık açıklanmış olacak. Biz gazeteciler kim hangi bakanlığa getirilecek totosunu oynamaya başlayacağız. Milletvekili seçilenler Ankara’da ev bakmak için mazbatalarını almış geliyor olacaklar. Başbakan ‘Köşk’e çıktı, indi Meclis’te yemin edildi, güvenoyu alındı, Meclis başkanı seçildi derken yaklaşık bir ay içinde Meclis alelacele açılıp sonra ekime kadar tatil nedeniyle kapanacak. CHP’de ise her halükârda kazan kaynıyor olacak. Muhtemelen apartopar bir kurultay süreci başlayacak. Antalya’da ve İzmir’deki (bence) sürpriz sonuçlar karşısında Baykal ve ekibi bayrağı açacak. MHP’de uyuyan ülkücü internetçiler uyanıp, kaset yayımlamaya devam edecekler; onlar da MHP’yi kurultaya zorlayacaklar. Yani haftaya biz AKP’yi değil CHP’yi ve MHP’yi konuşuyor olacağız. Eğer 9 Haziran’da yeni bir Ergenekon operasyonu başlayacak diye manşet atan Cumhuriyet gazetesinin haberi doğru çıkarsa eski Genelkurmay Başkanı dahil ünlü paşalara yönelik operasyonlarda tutuklama kararlarını ağzımız açık izleyeceğiz. BDP’lilerin Meclis’teki sandalye sayısı 30’u aşacağı için sesi daha net ve gür çıkacak. Asıl kıyamet PKK meselesinde kopacak. Bu hengamede görünen o ki hükümet kanadından konuyla ilgili yeni açıklama gelmeyecek. Böyle olunca da Öcalan her zamanki gibi “O zaman ben yokum” diyecek. Terör yeniden başlayacak. Yani söylemek istediğim; biz, şu anda sanki hiç bitmeyecek bir seçim sürecine konsantreyiz ancak çok değil haftaya kapının önünde bizi yeni bir ‘çatışma ortamı’ bekliyor. Biz gelecek hafta bunlarla uğraşırken elbette Ahmet Davutoğlu çoktaaaaan uçağına atladığı gibi soluğu Ortadoğu’da bir ülkede almış olacak. Yeni hükümet için bir yaz şarkısı besteleyebiliriz. Bu sefer ilk mısra benden: İçeride büyük sorun, dışarıda sıfır problemiz. Aynı yazın yeliyiz biz!
15 Mayıs 2011 Pazar
MHP kasetleri-3, bu kadar da olmaz!
15/05/2011
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yönelik tehdit, bütün siyasi macera filmlerinden çok daha gerilimli.
* Dün gece saat 12.00’de Kenan Doğulu ile bir meyhanede karşılaştık. “Ben buradan konsere gidiyorum” dedi. Şaşırdık. Üniversitede konseri varmış, gece 01.30’da sahneye çıkıyormuş. Starlık da zor zanaat...
* Bizim zamanımızda çıtalı uçurtma diye bir şey vardı. Son yıllarda hiç uçurtma uçuran çocuk görmüyorum. Üzücü...
* Denizfeneri e.V; açılmayan davanın davası olmaz!..
* Şimdi Cannes’da olmak vardı anasını satayım.
* Ahmet Şık’ın reklam panolarını aratmayan adam boyu afişini yapıp eyleme götürmek iyi fikirmiş, ama Nedim Şener’in neyi eksik?
* Dün Milliyet’in magazin ekinde Nez’in bir kahvede bilardo oynarken fotoğrafını gördüm. Paparazzilerin bilardo salonlarına kadar indiğine sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.
* Mimar Mahmut Anlar ne kadar zayıflamış öyle!
* Yeni filtreli internet hayatımızda her şeyi anladım da şu ‘yurtiçi paketi’ni anlamadım. Yerli malı haftası nostaljisi mi, hedef nedir, anlayan beri gelsin. Yine de yurtiçi paketi seçen tüm arkadaşlarımla ilişkimi kesmeye karar verdim. Fena ulusalcı bir durum.
* Dün pencereyi açıp ‘I LOVE YOU JUSTIN BIBEEEEERRRR’ diye bağırdım (ergenler ile bir empati girişimiydi, endişe edecek bir durum yok).
* “Sandıklı bazayı ben buldum” diye başlayan bir ilan var. Eserinle övün Türkiye!
* Demet Akalın, “Benim her yerde olma tribim var” diyor. Bunca trip bilirim, böylesini ilk kez duyuyorum. Hay bin trip!
* İtalyanlar bizim oyunculardan birine tarihi bir filmde rol teklif etmişler. Cevap ‘oynamam’ değil, ‘alın filminizi ... sokun’ olmuş. E, adam bize barbar Türk demesin de kime desin şimdi...
* Atıl Kutoğlu’nun her hafta bir başarısını gazete eklerinde okumazsam içimde bir huzursuzluk beliriyor. Panik atak başlıyor. Fena alıştırıldık.
* Sezen Aksu’nun Cihangir’de takılıyor olması hayli cool bir durum.
* Survivor adasındaki Nihat Doğan hayranı Tefik, Harvard’da MBA yapmış. Harvard’dan Survivor’a uzanan müthiş bir kariyer!
* Ben senin günün birinde Deniz Berdan’ın ne iş yaptığını öğrenebilme ihtimalini sevdim.
* Yaz geldi, çaktırmayın.
* Sevgilisi ünlü bir pop yıldızı olan hayvansever sinema yazarı gazetecimizin, hayvanlar için albüm yapmasının gazetede haber olması, bir taşla 3 kuş vurmak değilse nedir? Bir de klibini çekti mi, elde var 4 kuş.
* Gürsel Tekin’e seçim anketlerini hazırlayan kişi ne içiyorsa ben de ondan içmek istiyorum.
* Satıştan sonra Milliyet ve Vatan cephesinde yeni bir şey yok!
* Herkes Cumhurbaşkanı’nın küfürbaz danışmanına yükleniyor. Oysa hiç kimse Cumhurbaşkanı’nın da günün birinde birilerine küfretmek için birilerine danışma ihtiyacı hissedebileceğini düşünmüyor. Belki de danışman görevini layıkıyla yapıyor, o kadar.
* Dedikodu dedikoducuyu vurur.
* Dün bir burç uzmanımız “Salı günü şiddetli bir dolunay bekleniyor” diye yazmış, kaçın.
* Her popçu kızımız günün birinde Nihat Odabaşı’nın objektifini tadacaktır.
* Daha önce “BENİ YENEMEYECEKSİNNN İSTANBULLLLL!!!!” diye bağırmış mıydım? Oh be!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)