Ben bir soru soruyorum. Soruyu sorduğum kişi ise Genelkurmay gibi son derece kritik bir kurumda bir dönem başkanlık yapmış İlker Başbuğ...
Diyorum ki Sayın Başbuğ'a:
"Sayın Paşa... Oda TV İddianamesi'nin ek klasörlerinde yer alan bir telefon görüşmesinde sizinle ilgili inanılmaz bir iddia yer alıyor. Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan Coşkun'un iddiasına göre, onun askerlikten muaf tutulmasıyla ilgili bizzat benimle yaşadığı tartışmalarda siz alenen kendisine taraf olmuşsunuz! Sözcünüz bizzat beyefendiyi aramış. 'Size sahip çıkmak için Genelkurmay Başkanımızdan talimat aldık' demiş. Doğru mu Sayın Başbuğ bu iddialar? Eğer doğruysa bunun nedenini lütfen bize açıklar mısınız? Söyler misiniz, askerliği ile ilgili son derece muammalı bir geçmişi olan, askeri dille kendisini 'çürük' diye anabileceğimiz bu arkadaşa acaba nereden icap etti bu sahiplik etme ihtiyacı?"
Sevilay YÜKSELİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevilay YÜKSELİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ekim 2011 Cuma
2 Ağustos 2011 Salı
CHP'nin ikinci adamından gençlere çağrı: "Kumar oynayın!"
Eğlence dünyasının renkli ismi İzzet Çapa son röportajını CHP'nin Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin'le yapmış.
Söyleşinin girişinde Tekin kendisiyle ilgili şu kısa tanımlamayı yapıyor; "Ne inim, ne cinim, Gürsel Tekin'im. Anadolu'nun bağrından çıkmış, mütevazı biriyim. Elimden geldiğince herkesle iyi ilişkiler içinde olmak isterim. Ama maalesef siyaset arenası o kadar vahşi bir yer ki hiç açık vermemeniz lazım. Siyasette yükselmek -hele ki bizim partimizde- çok zordur. Başka partilerde de zordur ama CHP'de daha zor!"
Söyleşinin girişinde Tekin kendisiyle ilgili şu kısa tanımlamayı yapıyor; "Ne inim, ne cinim, Gürsel Tekin'im. Anadolu'nun bağrından çıkmış, mütevazı biriyim. Elimden geldiğince herkesle iyi ilişkiler içinde olmak isterim. Ama maalesef siyaset arenası o kadar vahşi bir yer ki hiç açık vermemeniz lazım. Siyasette yükselmek -hele ki bizim partimizde- çok zordur. Başka partilerde de zordur ama CHP'de daha zor!"
Emekli MİT'çi: Öcalan'ı kimse devre dışı bırakamaz!
Bir önceki yazımda kendi durumunu Nelson Mandela'ya benzeten Abdullah Öcalan'a birkaç noktada itiraz edince hem ulusalcı Türklerden, hem de ulusalcı Kürtlerden tepki gördüm. Ulusalcı Türkler, "Mandela gibi dünyaca kabul görmüş bir özgürlük savaşçısını Apo gibi bir bebek katiliyle aynı kefeye koyup kıyas yapmaya kalkman bile senin hangi zihniyete sahip olduğunu ortaya çıkarıyor!", ulusalcı Kürtler de, "Öcalan'ın Kürtler adına verdiği mücadele Mandela'nın siyahlar adına verdiği mücadelenin çok ötesindedir. Sırf AKP'ye yalakalık yapmak adına onun Kürtler üzerindeki etkisinin Mandela'nın Afrikalı Siyahlar üzerindeki etkisiyle aynı olmadığını söylüyorsun!" şeklinde saldırıya geçince kafam karıştı!
İster istemez sordum kendi kendime; "Acaba ben nerede hata yaptım? Bu yazım neden her iki tarafı da çileden çıkarttı?"
İster istemez sordum kendi kendime; "Acaba ben nerede hata yaptım? Bu yazım neden her iki tarafı da çileden çıkarttı?"
14 Temmuz 2011 Perşembe
Milliyet ve Vatan, Doğan Grubu'na geri döner mi?
CHP İl Genel Meclisi Üyesi Yahya Göktaş'ın Milliyet ve Vatan gazetelerinin birinci sayfasından alenen 'sahtekardır' şeklinde yaftalanmasının Karacan ve Demirören arasında ciddi bir krizin yaşandığını yazmıştım önceki günkü yazımda.
Çünkü Londra'da olan Ali Karacan'ın hem çok yakın dostu, hem de Number One TV'den ortağı olan Yahya Göktaş hakkında yapılan bu son derece kritik açıklamadan habersiz olması ortağı Demirören'le arasında bir büyük krizin olduğunun işaretiydi. Öğrendiğim kadarıyla Ali Karacan, kendisinin imzası yani onayı alınmadan yapılan bu açıklamanın, neden ve nasıl yapıldığını öğrenmek için yardımcılarını daha gelmeden talimatlandırmış. Sanırım bugün İstanbul'a geldikten sonra da dananın kuyruğu kopacak!
Kanımca bu ortaklık bundan sonra zor yürür.
Demirören tarafına yakın kaynaklarımdan gelen bilgiler de bu tahminimi doğrular nitelikte.
Ancak, hukuk danışmanlarından söz konusu ortaklığın bir an evvel sonlandırılması yönünde çalışma yapmasını isteyen Erdoğan Demirören'in bunu öyle çok kolay başarabileceğine de inanmıyorum.
Çünkü öğrendiğim kadarıyla her iki tarafın ortaklık paydası yarı yarıya!
Yani DK Gazetecilik'te hisselerin yüzde 50'si Karacanlar'a, diğer yüzde 50'si ise Demirörenler'e ait!
Hal böyle olunca da kimin devre dışı kalacağı, kimin Milliyet ve Vatan gazetelerinde patronluğa devam edeceğini tahmin etmek oldukça zor oluyor.
Çünkü Londra'da olan Ali Karacan'ın hem çok yakın dostu, hem de Number One TV'den ortağı olan Yahya Göktaş hakkında yapılan bu son derece kritik açıklamadan habersiz olması ortağı Demirören'le arasında bir büyük krizin olduğunun işaretiydi. Öğrendiğim kadarıyla Ali Karacan, kendisinin imzası yani onayı alınmadan yapılan bu açıklamanın, neden ve nasıl yapıldığını öğrenmek için yardımcılarını daha gelmeden talimatlandırmış. Sanırım bugün İstanbul'a geldikten sonra da dananın kuyruğu kopacak!
Kanımca bu ortaklık bundan sonra zor yürür.
Demirören tarafına yakın kaynaklarımdan gelen bilgiler de bu tahminimi doğrular nitelikte.
Ancak, hukuk danışmanlarından söz konusu ortaklığın bir an evvel sonlandırılması yönünde çalışma yapmasını isteyen Erdoğan Demirören'in bunu öyle çok kolay başarabileceğine de inanmıyorum.
Çünkü öğrendiğim kadarıyla her iki tarafın ortaklık paydası yarı yarıya!
Yani DK Gazetecilik'te hisselerin yüzde 50'si Karacanlar'a, diğer yüzde 50'si ise Demirörenler'e ait!
Hal böyle olunca da kimin devre dışı kalacağı, kimin Milliyet ve Vatan gazetelerinde patronluğa devam edeceğini tahmin etmek oldukça zor oluyor.
23 Haziran 2011 Perşembe
Sayın Cumhurbaşkanım ve Sayın Başbakanım!
Tamam çok mücadele ettim. Ergenekon Davası sanığı Mehmet Haberal'ın, Mustafa Balbay'ın, Engin Alan'ın ve KCK Davası'ndan tutuklu isimlerin cezaevinden tahliyelerine imkân sağlayacak milletvekili adaylıkları meselesine şiddetle karşı çıktım.
Haklıydım da!
Çünkü sırf, biri, "Babanın adamı", diğeri, "Mesleğinden dolayı öncelikli", bir diğeri "Filanca kurumun güvencesi altında" diye milletvekili adayı gösterilmesinin, yargılaması henüz bitmemiş bütün diğer tutuklulara karşı yapılmış bir haksızlık olduğuna inandım.
Ve ne yazık ki son derece ikiyüzlü bulduğum bu yöntemi kendilerine düstur edinenlerin önüne hep şu soruyu koydum:
"Söyleyin bana! Diğer tutuklu insanların ne günahı var? Onların suçu ya da günahı aday gösterilenler gibi birtakım avantajlara sahip olmaması mı? Mesela Ergenekon Davası'nın başrolündeki isim olan Veli Küçük'ün bütün kabahatinin bu ülkenin siyasi tarihine damga vurmuş eski bir Cumhurbaşkanımızla içli dışlı ilişkiler kuramamış olması mı?"
Sonra ısrarla, altını kalın kalın çizerek ekledim:
Haklıydım da!
Çünkü sırf, biri, "Babanın adamı", diğeri, "Mesleğinden dolayı öncelikli", bir diğeri "Filanca kurumun güvencesi altında" diye milletvekili adayı gösterilmesinin, yargılaması henüz bitmemiş bütün diğer tutuklulara karşı yapılmış bir haksızlık olduğuna inandım.
Ve ne yazık ki son derece ikiyüzlü bulduğum bu yöntemi kendilerine düstur edinenlerin önüne hep şu soruyu koydum:
"Söyleyin bana! Diğer tutuklu insanların ne günahı var? Onların suçu ya da günahı aday gösterilenler gibi birtakım avantajlara sahip olmaması mı? Mesela Ergenekon Davası'nın başrolündeki isim olan Veli Küçük'ün bütün kabahatinin bu ülkenin siyasi tarihine damga vurmuş eski bir Cumhurbaşkanımızla içli dışlı ilişkiler kuramamış olması mı?"
Sonra ısrarla, altını kalın kalın çizerek ekledim:
21 Haziran 2011 Salı
Dirisine eziyet ettin, bari mezarında rahat bırak!
Ve benden bu densizlik karşısında bir iki kelam laf etmem istenmişti...
Neye yalan söyleyeyim. O tarihlerde fazla aldırış etmemiştim bu yönde gelen taleplere.
Artık onun ve tayfasının "Sitcom" adını verdikleri o sahte şovlarını bir de ben bu köşeye taşıyıp daha fazla mutlu etmek istememiştim.
Çünkü şu anlaşılmıştır ki artık bu adamın yazı yazmaktaki tek gayesi -olumlu ya da olumsuz- bir şekilde konuşulmak!
Mümkün olduğu kadar tartışılmak!
O bilmiyor mu sanki yüzde 90'ından fazlası Müslüman olan bir ülkede, "Mini etekle namaz kılınmasını hayal ediyorum" dediğinde nasıl bir reaksiyonla karşılaşacağını.
Bilmiyor mu o yazıya rastgelen insanların yüzde 80'inden fazlasının kendisine diz boyu hakaret ve küfür edeceğini?
Bal gibi de biliyor.
Peki muhterem bunu bile bile neden hâlâ ısrarla absürt ve aykırı olmaya çalışıyor?
Biliyorum garip bir durum ama emin olun bu adam yaptığı bütün şovların arkasından gelecek o küfürlerden, hakaretlerden ve eleştirilerden enteresan bir şekilde haz alıyor.
Onunla uzun yıllar çalışan bir arkadaşım, daha önceleri Ahmet Kaya ile ilgili birkaç kez bu muhteremi yazdığımda dayanamayıp uyarmıştı; "Şimdi sen sanıyorsun ki bütün bu yazdıkların bu adamı kızdırır. Utandırır ya da bunalıma sokar değil mi? Yanılıyorsun. Boşuna kalem oynatıyorsun. Ve farkında olmadan onun adını bu köşeye taşıyarak, onu tartışarak adamın şovlarına kan taşıyorsun. Besliyorsun yani onu. Lütfen yapma!" demişti.
İşte içinizden birileri ısrarla, "Yaz ne olur yaz!" falan dese de onun için takmıyordum.
Takmayacaktım da, kendi kendime verdiğim söz üzerine...
Ancak pazar günü onu Ahmet Kaya'nın mezarı başında görünce dayanamadım yine.
"Yuhhh!!!" dedim artık...
"Şov olur da, böylesi olmaz arkadaş!"
TRT Türk Edith Piaf'ı anlatan bir program çekecekmiş. Onu da sunucusu yapmaya karar kılmış. Almış Paris'e götürmüşler. Tesadüfe bakınız ki program çekiminin bir bölümü Pere Lachaise mezarlığındaymış. Edith Piaf'ın mezarı başında (Tesadüf falan değil tabii! Tamamen program yapımcısının PİAR uyanıklığı)...
Neyse...
Beyefendinin aklına birden, 11 yıl önce montaj fotoğraflarla hayatını kararttığı, hakkında "Vay şerefsiz!" diye manşet çaktığı Ahmet Kaya gelmiş. "Buraya gelmişken bari onu da ziyaret edeyim" demiş.
Gitmiş mezarının başına.
Pazar ekine şov yapacağını koymuş ya kafaya!
Bastırmış deklanşöre.
Boy boy...
Yandan, önden falan.
İşte o fotoğrafların üzerine döşendi sonra...
"Mezarlığa giderken, onun için ceket giydim, kravat taktım. Eminim, yaşasaydı, 'Bu façaya ne gerek var' derdi. Onun 'Saza niye gelmedin' şarkısını çok severim" diye...
Mezarı çok mütevazıymış rahmetlinin. Ayakucunda "Elveda sevgili ülkem" yazıyormuş. Çok hüzünlenmiş o cümleyi okuyunca. O hüzün sonrası aklına birkaç gün önce Berlin'de birlikte olduğu arkadaşı gelmiş. Hani şu Ergenekoncularla irtibatlı olduğundan yusuf yusuf olup Amerika'ya uzayan arkadaşı.
Onun da gözlerinde aynı hüzün varmış.
Kızsa da, haksızlığı uğrasa da o da vatanını çok seviyormuşşşşş!
Çünkü sürgün çok kötü bir duyguymuşmuşşş...
Allah aşkınıza şu şova bakın!
Aymazlığa, utanmazlığa!
Güya günah çıkarıyor muhterem rahmetlinin mezarı başında.
Ama meseleyi getirip nereye bağlıyor.
Neye ve kimlere hizmet ettiği belli olmayan, korkusundan okyanus ötesine uzayan Ergenekoncu kankasının durumuna...
İşte o sahnede ne yazık ki bende de film kopuyor.
Ve izninizle... Muhteremi bir kez daha zevklendirmek, kahkahalar attırmak için haykırmak istiyorum huzurlarınızda:
"Yuh sana Ertuğrul Özkök! Hakikaten yuh! Kankanın adını temize çıkarmak adına rahmetlinin mezarını bile kendine kalkan yapıyorsun! Yazıklar olsun e mi! Allah seni ıslah etsin! Sende vicdan yok kardeşim! Sen adam olmazsın! Sen, eşi benzeri olmayan bir yaratıksın! Yeter artık yeter! Rahmetliye diriyken eziyet ettin, bari mezarını rahat bırak be kardeşim! Yalvarıyoruz sana. Anma bir daha onun adını. Kullanma daha fazla!"
10 Haziran 2011 Cuma
Pazar günü hangi hayvanı taklit edeceğim?
Biliyorsunuz ki biri hariç (o da KONDA) bütün araştırma şirketleri günler öncesinden açıklamıştı seçim tahminlerini. Nihayet dünkü Radikal'de KONDA'nın sahibi Tarhan Erdem 12 Haziran'a dair seçim analizlerini, öngörülerini anlatan bir yazı kaleme aldı. Ancak en güvenilir bulduğum şirketlerden biri olan KONDA'nın tahminlerinin aktarıldığı bu yazıdan şahsen ben pek tatmin olmadım. Tarhan Bey bu defa ortaya karışık, kafa bulandıran verilerle hareket etmeyi yeğlemiş. Bir tablo kullanmış yazısında ve bu tabloda da alt ve üst aralık üzerine enteresan bir analiz döşenmiş.
Buna göre, AKP, 312 - 326 CHP 140 - 154, MHP 48 - 62 aralığında. Barış ve Demokrasi Partisi'nin desteklediği adaylar arasında ise en az 28'inin, en fazla ise 32'sinin meclise girebilmesi sözkonusu.
Kabaca analize bakıldığında siz de göreceksiniz ki oy oranları varsayımı kısmında alt ve üst arasında bayağı bir fark var.
Elbette ki araştırma şirketleri bu seçimde büyük sınav verecekler. Hemen hemen hepsinin derdi (Biri hariç. O da Adil Gür'ün sahibi olduğu A&G) yaptıkları tahminlerle şirketlerine itibar kazandırmak ve sektörde devamlılık sağlamak.
Tarhan Erdem'in de sanırım tek derdi bu olduğu için bu defaki tahminlerinde biraz temkinli olmayı yeğlemiş.
Yazısında en çok dikkatimi çeken şey ise Erdem'in, "Pazar akşamı ilk olarak AK Parti ve CHP'nin oy oranlarının yaklaşık nerelere varabileceğini anlamaya çalışacak, genel yüzdeleri anlar gibi olurken, MHP'nin alacağı oy sayısını görmek isteyeceğiz. Çünkü bu seçimde baraj problemi olan tek parti MHP'dir" ifadelerini kullandığı bölüm.
Çünkü bana göre MHP'nin baraj sorunu falan yok! Bu seçimde MHP bırakın baraja falan takılmayı beklenenin çok çok üzerinde bir oy alarak adeta sandıkta patlama yapacak!
Ama Tarhan Bey'in söyledikleri de yabana atılmamalı. Çünkü uzman olan o! Ayrıca onun, bir başka partinin ya da grubun işine gelecek manada manipülasyon amaçlı herhangi bir yazı kaleme almayacağına da adım gibi eminim. Bir de tabii seçim bu. Gerçekten ne olacağı belli olmaz! Bakarsınız CHP gerçekten yüzde 30'u falan geçer ve hepimiz yanılırız. Bu durumda da sadece Adil Gür haklı çıkar.
Şapka çıkarırız hep beraber. Başımıza taç yaparız kendisini... Bir daha da ona sormadan ağzımızı bile açmayız.
Neyse...
Neyin ne olduğunu anlamaya ve görmeye topu topu 2 gün kaldı.
Kimin doğru tahmin yapabildiğini, kimin çuvalladığını hep beraber izleyeceğiz. Bu arada bildiğiniz gibi benim de bir iddiam vardı naçizane. Demiştim ki bir tv programında, "CHP yüzde 24'ü geçerse hayvan taklidi yapacağım!" Benimle husumeti olanlar, bana gıcık olanlar ve hatta nefret edenler bu iddiayı ortaya koyduktan sonra peşimi bırakmadılar. Haklı olarak diyorlar ki; "CHP iktidara gelecek! Hangi hayvan taklidini yapacaksın Sevilay! Büyük güne az kaldı. Hazır mısın?"
Söyleyeyim; "Evet! Hazırım!"
Çünkü dedim ben bunu. Söyledim bir kere. Tabii ki yanılmam durumunda da gereken neyse onu yapacağım. İşte zaten o nedenle de epeyce bir zamandır kamuoyunun çok beğenip ve seveceği birkaç hayvanın taklidi üzerine çalışıyorum.
Son sözüm, "Bu pazar CHP iktidara gelecek sen de eşşşşeeeek gibi anıracaksın" falan deyip bana hakaret ettiğini sananlara...
"İnşallah... İnşallahhhh CHP iktidar olur da ben de anıra anıra bunun kutlamasını yaparım ekranlarda. Merak ediyorsanız nasıl yapacağımı, o zaman da, 'Pazar günü Beyaz TV'yi izleyin' derim. Çünkü orada olacağım!"
Buna göre, AKP, 312 - 326 CHP 140 - 154, MHP 48 - 62 aralığında. Barış ve Demokrasi Partisi'nin desteklediği adaylar arasında ise en az 28'inin, en fazla ise 32'sinin meclise girebilmesi sözkonusu.
Kabaca analize bakıldığında siz de göreceksiniz ki oy oranları varsayımı kısmında alt ve üst arasında bayağı bir fark var.
Elbette ki araştırma şirketleri bu seçimde büyük sınav verecekler. Hemen hemen hepsinin derdi (Biri hariç. O da Adil Gür'ün sahibi olduğu A&G) yaptıkları tahminlerle şirketlerine itibar kazandırmak ve sektörde devamlılık sağlamak.
Tarhan Erdem'in de sanırım tek derdi bu olduğu için bu defaki tahminlerinde biraz temkinli olmayı yeğlemiş.
Yazısında en çok dikkatimi çeken şey ise Erdem'in, "Pazar akşamı ilk olarak AK Parti ve CHP'nin oy oranlarının yaklaşık nerelere varabileceğini anlamaya çalışacak, genel yüzdeleri anlar gibi olurken, MHP'nin alacağı oy sayısını görmek isteyeceğiz. Çünkü bu seçimde baraj problemi olan tek parti MHP'dir" ifadelerini kullandığı bölüm.
Çünkü bana göre MHP'nin baraj sorunu falan yok! Bu seçimde MHP bırakın baraja falan takılmayı beklenenin çok çok üzerinde bir oy alarak adeta sandıkta patlama yapacak!
Ama Tarhan Bey'in söyledikleri de yabana atılmamalı. Çünkü uzman olan o! Ayrıca onun, bir başka partinin ya da grubun işine gelecek manada manipülasyon amaçlı herhangi bir yazı kaleme almayacağına da adım gibi eminim. Bir de tabii seçim bu. Gerçekten ne olacağı belli olmaz! Bakarsınız CHP gerçekten yüzde 30'u falan geçer ve hepimiz yanılırız. Bu durumda da sadece Adil Gür haklı çıkar.
Şapka çıkarırız hep beraber. Başımıza taç yaparız kendisini... Bir daha da ona sormadan ağzımızı bile açmayız.
Neyse...
Neyin ne olduğunu anlamaya ve görmeye topu topu 2 gün kaldı.
Kimin doğru tahmin yapabildiğini, kimin çuvalladığını hep beraber izleyeceğiz. Bu arada bildiğiniz gibi benim de bir iddiam vardı naçizane. Demiştim ki bir tv programında, "CHP yüzde 24'ü geçerse hayvan taklidi yapacağım!" Benimle husumeti olanlar, bana gıcık olanlar ve hatta nefret edenler bu iddiayı ortaya koyduktan sonra peşimi bırakmadılar. Haklı olarak diyorlar ki; "CHP iktidara gelecek! Hangi hayvan taklidini yapacaksın Sevilay! Büyük güne az kaldı. Hazır mısın?"
Söyleyeyim; "Evet! Hazırım!"
Çünkü dedim ben bunu. Söyledim bir kere. Tabii ki yanılmam durumunda da gereken neyse onu yapacağım. İşte zaten o nedenle de epeyce bir zamandır kamuoyunun çok beğenip ve seveceği birkaç hayvanın taklidi üzerine çalışıyorum.
Son sözüm, "Bu pazar CHP iktidara gelecek sen de eşşşşeeeek gibi anıracaksın" falan deyip bana hakaret ettiğini sananlara...
"İnşallah... İnşallahhhh CHP iktidar olur da ben de anıra anıra bunun kutlamasını yaparım ekranlarda. Merak ediyorsanız nasıl yapacağımı, o zaman da, 'Pazar günü Beyaz TV'yi izleyin' derim. Çünkü orada olacağım!"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)