19 Temmuz 2011
ABD'nin temerrüde düşmesinin sonuçları ne olur?
ABD'nin 14 trilyon doları aşan borcu, gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 95'ine ulaşmış durumda. Geçtiğimiz Mayıs ayında ABD Hazine Bankanı Timothy Geithner'in, ABD kongresine yazdığı mektupta yer alan borç tavanının yükseltilememesi durumunda ortaya çıkacaklar bir kıyamet senaryosu gibiydi. Geither'in mektubu, mevcut durumun riskini açıklamak için miydi, yoksa bir uyarı mıydı bilinmez ama, bir kıyamet senaryosu olduğu kesindi. Geithner, 2 Ağustos 2011 tarihine kadar kongrenin borçlanma tavanının yükseltilmesine onay vermemesi durumunda faizlerin hızla artacağını, hane halkının alım gücünün azalacağını, işsizliğin artacağını, ekonomide küçülmeyle birlikte çift dipli bir resesyonun yaşanacağını açıklamıştı. Aradan 2 ay geçmesine rağmen Obama yönetimi ile Cumhuriyetçiler arasında halen bir uzlaşma sağlanamadı.
Cumhuriyetçiler neden karşı?
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Buti’den karşı devrim fetvası
İstanbul’un mutena semtlerinden olan Pendik’te Green Park Oteli’nde yapılan Suriye Kurtuluş Konferansı sonuç bildirgesinde şayi bir hata veya bir galat-i meşhur düzeltildi. Son sıralarda ikide bir Esat rejiminin yasallığını kaybettiği vurgulanıyor. Lakin Pendik’te şu soru ortaya atıldı: Esasen Esat rejiminin baştan beri yasallığı var mıydı ki, kaybetsin? Oybirliğiyle bu soruya şu cevap verildi: Esat’lar hiçbir gün yasallık kesp etmediler ki, kaybetsinler. Esat rejimi baştan beri darbeyle iktidara gelmiş ve mütegallibe bir iktidardır. Mütegallibe olması ona meşruiyet sağlar mı? Mütegallibe açısından yırttığını söyleyelim! Peki! meşruiyeti için diğer alanlarda aranan gerekli kriterlere ve referanslara sahip midir? Değildir. Lakin ilk günden itibaren Şia onu tezkiye etmiştir. Suriye anayasasına göre devlet başkanı Müslüman olmalıdır. 1971 yılında Hafız Esat’ın bu yönden ehliyeti ve pozisyonu gündeme geldiğinde onun ilk imdadına yetişen Kayıp (o sıralarda görünen ve hazır) İmam Musa Sadr olmuştur. Esat’lar hanedanına meşruiyet yolunu ilk açan Fransızlar, ardından da bazı Şii ulema olmuştur. İbni Teymiyye’nin hilafına Şii ulema siyaseten Esat’ların lehinde fetva vermişlerdir. |
Anıtkabir... Meclis... Kocatepe
Ankara'yı hiç uçaktan gördünüz mü?
Aşağıdaki "3 eser" mutlaka dikkatinizi çeker: Anıtkabir... TBMM... Ve Kocatepe Camii.
***
Atatürk hayattaydı.Türkiye'ye yakışır yeni bir Meclis binası yapılması için kanun çıkarıldı. (11 Ocak 1937)
"Uluslararası yarışma" açıldı.
Atatürk'ün de beğendiği "Clemens Holzmeister'in projesi" üzerinde karar kılındı.
Ve 1939'da temel atıldı.
Yapılması yıllar aldı... Tam bir "macera."
6 Ocak 1961'de "hizmete açılabildi."
TBMM'nin yapımında "başrolde" yer alan bir Türk mimar var...1918 doğumlu...
Holzmeister'in "öğrencisi...Yardımcısı."
Holzmeister yurtdışındayken "projeyi yürüten kişi."
Yüksek Mimar Ziya Payzın.
Bize "kitabını" yolladı.
Terörün kaynağı, beyinsizliğimizdir
18 TEMMUZ 2011
Kuşadası'nda şampanya patlatanla Kulp ilçesinde kurşun patlatan da sekiz yıl aynı eğitimden geçiyor.
Kandil'dekinin cebine dolar, eline silah veren kara kalpli, kara vicdanlı, kara gözlü gavur, öbürünün eline de köpükle nasıl dans edileceğini, şampanyanın nasıl patlatılacağını öğretiveriyor.
İkisinin de ipleri paragözün elinde.
İkisi de bu milletin çocuklarının kalbinden vuruyor.
Biri öldürüyor, öbürü adamlığını yok ediyor ve süründürüyor.
Basını iyi takip edenler, günü birlik teknolojiyi takip eder gibi Amerika'daki Manhattını takip edip bütün pislikleri Türkiye'ye duyuran ve Türkiye'de aynısını yaşayan yerleri makalelerinde ilan eden yazarların olduğunu bilirler.
Fitne ve Fesad Bitmez!
18 TEMMUZ 2011
Bazı iyimserler, her şey ileride düzelecek, ortalık süt liman olacak, kurt kuzuyla kardeş gibi oynayacak, memleket huzur ve barış ile dolacak, her yer önce pembe daha sonra pespembe...
Bendeniz bunlara inanmıyorum.
Geleceği Muhbir-i Sâdık tarafından haber verilmiş olan Mehdi'nin zuhuruna kadar ortalık her geçen gün daha kötüleşecektir.
Fitne ve fesat daha da genelleşecek ve yoğunlaşacaktır.
Nihayet Mehdi zuhur, İsa aleyhisselam nüzul edecektir.
Korkunç kanlı savaşlar (melhame) olacaktır.
Dünyanın büyük çivisi yerinden oynayacaktır.
Büyük kıyım ve yıkımdan sonra Mehdi devri başlayacaktır.
Sulh, huzur, sükun, refah, adalet ondan sonra...
Mehdi devrinde Kur'ana, Sünnete uyulacaktır. İlahî emirler yerine getirilecek, yasaklardan kaçınılacaktır.
Dünya ve insanlık Şeriat-ı Garra-i Ahmediyye ile idare olunacaktır.
Yeryüzünde gerçek adalet uygulanacaktır.
Kan manyakları!
Barış ve Demokrasi Partisi seçimlerde büyük bir başarı kazandı. Seçildikleri halde Meclis'e giremeyecek olan birkaç BDP'li milletvekili var, fakat zamanla onların da Meclis'e girebilecekleri / girmeleri gerektiği yönünde yaygın bir kanaat oluştu ve iktidar partisi de bu kanaati paylaşıyor. Daha önemlisi; yeni bir anayasanın, sivil bir anayasanın, Kürtleri de tatmin edecek bir anayasanın acil gerekliliği artık genel kabul görüyor. Öte yandan, uzun tutukluluk sürelerinin kabul edilemezliği konusunda da bir mutabakat -dolayısıyla bütün KCK'lı tutukluların salıverilmesi için bir perspektif- mevcut.
"Aptallar, burası kütüphane!"
Bazen bir tek cümle, bir köşe yazısı yazdırabilir. Hatta öyle çarpıcı sözler vardır ki edebiyatta, üzerine koskoca bir roman bile inşa edebilirsiniz. Bu satırlarım da öyle çıktı, tek bir cümleden. Bosna-Hersek'teki Sırp katliamı sırasında bir grup cani, meydandaki kütüphanenin üzerine "Burası Sırbistan" diye yazmışlar. Aynı ülkenin evladı Boşnaklar da altına eklemiş. "Aptallar, burası kütüphane!" Ülkemizde de bu günlerde aynı hezeyan hüküm sürmekte. Birileri 'özerkliğini' ilan ederek ülke topraklarını ayrıştırıyor kendilerince ve yazıyorlar üzerine; 'Burası Kürdistan!" Ama ülkenin başbakanı çıkıp cevabını veriyor; Hayır beyler, burası tek toprak, tek millet ve ortak vatandır! Bunu bir zamanlar Boşnak lider Aliya İzzet Begoviç de söylemişti halkına. Begoviç, o korkunç katliamın önüne geçmek ve aynı coğrafyada dost kalabilmek uğruna tüm hayatını harcamıştı neredeyse. Yani bedelini ağır ödemişti. 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yatmış, daha sonra 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklanmıştı. En uzun mahkumiyet ise Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan yediği 14 yıldı. Tabii bir hatırlatma yapmak gerekiyor burada bizim 'özerkçilere!'; Gösterdiğimiz Bosna örneğine bakıp da, sevinçle el çırpmasınlar, "Aha, işte biz o özgürlük isteyen ve öldürülen Müslüman Boşnaklarız, bu devlet de, Sırplar!"
PKK hakkında doğru bilinen yanlışlar 1
Silvan’daki saldırı haberini memleketimde, yani Hopa’da öğrendim. Kemalpaşa’da, ailemizin en yaşlılarından, 90’ını çoktan devirmiş Meryem Hala’nın (Lokumcu) elini öptükten hemen sonra aldığım bu haberin şokunu atlatmak kolay olmadı. Tatili bir kenara bırakıp hemen bu saldırı üzerine yazmayı düşündüm ama tıpkı daha önce, Dağlıca saldırısının ardından olduğu gibi, sıcağı sıcağına yazmak yerine bekleyip, tepkileri ve gelişmeleri gördükten sonra yazmaya karar verdim. Silvan saldırısı bir kez daha Kürt sorunu ile PKK sorunu arasında nasıl bir bağ bulunduğu, hangisinin öncelikli olduğu sorularını da beraberinde getirdi. Bu vesileyle, bittiğini düşündüğümüz birçok tartışmanın hiç de bitmemiş olduğunu, sorunu çözmek yerine daha derinleştirdikleri kanıtlanmış bazı “terörle mücadele” taktik ve stratejilerinin hiç de rafa kaldırılmadığını veya kaldırıldıkları raflardan indirilmekte olduklarını gördük.
Cumhurbaşkanı Gül "Kaygılıyım" demişti
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü son gördüğümde zihnini hayli meşgul buldum.
Zihninin hep aynı soru üzerinde odaklandığı anlaşılıyordu: "Ya ortamı bozacak bir olay yaşanırsa?"
O gün devletin güvenlik ve istihbarattan sorumlu siyasi ve bürokratik kadrolarıyla ayrı ayrı görüşmüştü. "Hepsine, 'Aman her zamankinden daha dikkatli olalım, yıllar önce yaşanan ve bir günde 33 eri şehit verdiğimiz müessif olay gibi her şeyi sıfırlayan vahamette bir gelişmeyle karşılaşmayalım' mesajını verdim" dedi bana.
Görüştüğü siyasiler, devlet görevlileri de aynı kaygıyı taşıyorlarmış... "Teyakkuzda olduklarını gördüm" dedi Cumhurbaşkanı Gül...
Zihninin hep aynı soru üzerinde odaklandığı anlaşılıyordu: "Ya ortamı bozacak bir olay yaşanırsa?"
O gün devletin güvenlik ve istihbarattan sorumlu siyasi ve bürokratik kadrolarıyla ayrı ayrı görüşmüştü. "Hepsine, 'Aman her zamankinden daha dikkatli olalım, yıllar önce yaşanan ve bir günde 33 eri şehit verdiğimiz müessif olay gibi her şeyi sıfırlayan vahamette bir gelişmeyle karşılaşmayalım' mesajını verdim" dedi bana.
Görüştüğü siyasiler, devlet görevlileri de aynı kaygıyı taşıyorlarmış... "Teyakkuzda olduklarını gördüm" dedi Cumhurbaşkanı Gül...
17 Temmuz 2011 Pazar
Kanlı saldırının perde arkası
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Dünyadaki çarkların nasıl döndüğünü anlamak için kullandığımız pek çok kavram ya da ifade var. Karar vericiler, uluslararası sistem vb.
Bu yapıların bir ‘kadiri mutlak’, yani her şeye gücü yeten ve yenilmez olarak görülmesi, elbette doğru ve sağlıklı bir yaklaşım değil. Ancak böyle olması, bu tür karar mekanizmalarının olmadığı anlamına gelmiyor elbette.
Bulunduğumuz coğrafya, uluslararası sistemin en keskin ve sert hesaplaşma alanlarından birisi. Sistemi sıradan göstermek isteyenlerin sıkça başvurduğu tezlerin aksine, Türkiye’nin merkezinde bulunduğu bölgenin önemini, diğerleriyle karşılaştırmak son derece yanıltıcı.
Dünyadaki çarkların nasıl döndüğünü anlamak için kullandığımız pek çok kavram ya da ifade var. Karar vericiler, uluslararası sistem vb.
Bu yapıların bir ‘kadiri mutlak’, yani her şeye gücü yeten ve yenilmez olarak görülmesi, elbette doğru ve sağlıklı bir yaklaşım değil. Ancak böyle olması, bu tür karar mekanizmalarının olmadığı anlamına gelmiyor elbette.
Bulunduğumuz coğrafya, uluslararası sistemin en keskin ve sert hesaplaşma alanlarından birisi. Sistemi sıradan göstermek isteyenlerin sıkça başvurduğu tezlerin aksine, Türkiye’nin merkezinde bulunduğu bölgenin önemini, diğerleriyle karşılaştırmak son derece yanıltıcı.
10 soruda “SüperŞike”
Bu ülkenin en büyük hastalıklarından birinin her hadiseye ilk kez bizim başımıza geliyormuş gibi muamele yapmak olduğunu düşünürüm hep... Süper Lig şike skandalı (kısaca SüperŞike) sonrası koca koca kurumların şaşkın tutumları da yine aynı hastalığa işaret ediyor. TFF Başkanı şaşkın, Süper Kupa finalinin ve ligin zamanında oynanacağını açıklıyor... Kulüpler Birliği şaşkın, insanların gözünün içine baka baka birlik ve beraberlik içinde oldukları gibi garip bir mesaj vermeye kalkıyorlar... Spor medyasının vicdanı Ahmet Çakır’ın cumartesi günü köşesinden Cavcav’a yönelttiği soru her şeyi özetliyor aslında: “Neye karşı birlik ve beraberlik içindesiniz? O masada başkanları oturan 6 takım şike yaptıysa onlarla da birlik içinde olduğunuzu mu deklare ediyorsunuz?”
1) SÜPER KUPA FİNALİ OYNANMALI MI?
1) SÜPER KUPA FİNALİ OYNANMALI MI?
ABD isterse terör bitirilir
Terör konusunda geldiğimiz nokta şunu gösteriyor: PKK terör örgütünün nasıl bitirileceği yolunda hazırlanan o malum raporlar; özü itibariyle PKK'nın güçlendirilmesine hizmet etmiştir.
Çünkü; bu raporlarda dolaylı biçimde PKK haklı gösterilmiş; Türkiye Cumhuriyeti suçlanmış; sivil irade orduya karşı kışkırtılmış; çözüm önerisi olarak da PKK'nın isteklerini kabul etmek dayatılmıştır
Halbuki küresel anlamda terörle mücadele eden Birleşik Amerika; bizim çokbilmiş raporcularımızın görüşlerini hiçbir yerde ciddiye almamaktadır.
Çünkü; bu raporlarda dolaylı biçimde PKK haklı gösterilmiş; Türkiye Cumhuriyeti suçlanmış; sivil irade orduya karşı kışkırtılmış; çözüm önerisi olarak da PKK'nın isteklerini kabul etmek dayatılmıştır
Halbuki küresel anlamda terörle mücadele eden Birleşik Amerika; bizim çokbilmiş raporcularımızın görüşlerini hiçbir yerde ciddiye almamaktadır.
Tutuklu komutanları salıverin!
Memleket kan ağlıyor, "muhteremler" fırsatçılık peşinde. Bilemiyorum; belki de bu kafaya fırsat "yaratmak" için şehit ettiler 13 Mehmetçiği.
Baksanıza, suçluyu anında keşfettiler:
"Açılım..."
Sözcü gazetesi dünkü nüshasında "Gözü yaşlı halk açılımcılara tepki gösterdi..." diyerek bi güzel gösterdi hedefi:
AK Parti!
Danıştay cinayetinden sonraki hedef gösterme tarzına ne kadar benziyor değil mi?
Suçluyu işaret ederken Emine Ayna gibi de gülmüşler midir acaba? Hanımefendi "Açılım bitti..." derken ilginç bir şekilde gülmüştü hani.
Baksanıza, suçluyu anında keşfettiler:
"Açılım..."
Sözcü gazetesi dünkü nüshasında "Gözü yaşlı halk açılımcılara tepki gösterdi..." diyerek bi güzel gösterdi hedefi:
AK Parti!
Danıştay cinayetinden sonraki hedef gösterme tarzına ne kadar benziyor değil mi?
Suçluyu işaret ederken Emine Ayna gibi de gülmüşler midir acaba? Hanımefendi "Açılım bitti..." derken ilginç bir şekilde gülmüştü hani.
Siyasi zekâ eksikliği gerçekleri görmeyi engeller
Süper devlet Amerika Birleşik Devletleri'nin 600 bin kişilik askeri gücü, uçaklarına, helikopterlerine ve her çeşit silahlarına rağmen "Vietkong" diye bilinen Güney Vietnam gerillaları karşısında yeniliyordu.
Pentagon'lu generaller Kuzey Vietnam'ı daha fazla bombalayarak ve Vietnam'daki asker sayısını artırarak zafere ulaşacaklarını sanıyorlardı.
Bu dönemde "Medyatik toplum" un ilk yansımaları da, savaşın televizyon haberleri ile Amerikan evlerine taşınması biçiminde görülüyordu.
Pentagon'lu generaller Kuzey Vietnam'ı daha fazla bombalayarak ve Vietnam'daki asker sayısını artırarak zafere ulaşacaklarını sanıyorlardı.
Bu dönemde "Medyatik toplum" un ilk yansımaları da, savaşın televizyon haberleri ile Amerikan evlerine taşınması biçiminde görülüyordu.
Benim ordum bu mu?
Böyle bir şey olabilir mi? Eşi başörtülü diye başarılı bir subayı YAŞ kararı ile ordudan atacaksın, öte yandan da, darbe yapmak, çete oluşturmak, cinayet işlemek için plan yapmakla suçladığın, tutuklu paşaların terfisini konuşacaksın..
Bu suçlardan sanık paşaları görevlerinden almayacaksın..
Tamam sanık.. Genelkurmay Başkanı ya da Kılıçdaroğlu’nun evini soyan bir hırsız, güvenlik kamerası ile tesbit edilse, evinde yapılan aramada çalınan malzemeler bulunsa, parmak izi, telefon konuşması kayıtları da bulunsa ve daha sonra yakalansa, sonra da stres, panik derken kalp krizi geçirip hastaneye yatsa, bu adam da sanıktır.. Mahkeme kararı olmadığı için, masum sayılır.. Ama daha ilk günden itibaren sanık, şüpheli, zanlıdır..
Hırsız evi soyarken yanında başkaları da varsa, arabayı kullanan, çevrede gözcülük yapan birileri mesela, kaçarken mesela havaya ateş de açmışlarsa, o zaman o kişilerin de yakalanıp ifadelerinin alınması gerekir karardan önce. Davaları ana davadan ayrılmadan mahkeme karara gitmeyecektir.. Tanıkları, suça ve suçluya yardım ve yataklık edenleri dinlemek isteyecektir..
Bu suçlardan sanık paşaları görevlerinden almayacaksın..
Tamam sanık.. Genelkurmay Başkanı ya da Kılıçdaroğlu’nun evini soyan bir hırsız, güvenlik kamerası ile tesbit edilse, evinde yapılan aramada çalınan malzemeler bulunsa, parmak izi, telefon konuşması kayıtları da bulunsa ve daha sonra yakalansa, sonra da stres, panik derken kalp krizi geçirip hastaneye yatsa, bu adam da sanıktır.. Mahkeme kararı olmadığı için, masum sayılır.. Ama daha ilk günden itibaren sanık, şüpheli, zanlıdır..
Hırsız evi soyarken yanında başkaları da varsa, arabayı kullanan, çevrede gözcülük yapan birileri mesela, kaçarken mesela havaya ateş de açmışlarsa, o zaman o kişilerin de yakalanıp ifadelerinin alınması gerekir karardan önce. Davaları ana davadan ayrılmadan mahkeme karara gitmeyecektir.. Tanıkları, suça ve suçluya yardım ve yataklık edenleri dinlemek isteyecektir..
TSK gazeteciliği ve şike
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Acaba Diyarbakır, Silvan’daki telsizlerden ‘geliyorum’ diyen anonslu baskını iyi eğitimli, güçlü bir ordu yer miydi?
Saldırganın gözü gerçek bir orduyu bu kadar rahat keser miydi?
Diyelim saldırı oldu, böylesine büyük zayiat verilir miydi, ‘komando’ eğitimi aldığı söylenen gencecik insanlar ölür gider miydi? Komando eğitimi almasalar durum ne olacaktı?
Onlarca soru boş yere sorulmuyor, çünkü ortada onca gencimizin hayatına mal olan beceriksizlik skandalı var...
***
Böyle durumlarda TSK, böyle yürek yakan bir beceriksizliğin bir daha tekrarlanmaması için önce özeleştiri yapıp, daha sonra tedbir alacağına, alelacele herhangi bir ‘TSK gazetecisini’ arıyor ve demagojik bir polemiğe girişiyor...
Acaba Diyarbakır, Silvan’daki telsizlerden ‘geliyorum’ diyen anonslu baskını iyi eğitimli, güçlü bir ordu yer miydi?
Saldırganın gözü gerçek bir orduyu bu kadar rahat keser miydi?
Diyelim saldırı oldu, böylesine büyük zayiat verilir miydi, ‘komando’ eğitimi aldığı söylenen gencecik insanlar ölür gider miydi? Komando eğitimi almasalar durum ne olacaktı?
Onlarca soru boş yere sorulmuyor, çünkü ortada onca gencimizin hayatına mal olan beceriksizlik skandalı var...
***
Böyle durumlarda TSK, böyle yürek yakan bir beceriksizliğin bir daha tekrarlanmaması için önce özeleştiri yapıp, daha sonra tedbir alacağına, alelacele herhangi bir ‘TSK gazetecisini’ arıyor ve demagojik bir polemiğe girişiyor...
16 Temmuz 2011 Cumartesi
Kandillere katran döktü geceler
Dün Beraat Kandili idi değil mi? KANDİL’den Kandil tebriği geldi.. Ama kanla.. DERİN bir süreçten geçtikten sonra bize ulaştı sanıyorum bu tebrik. Aksilik bu ya, Diyarbakır’da 13 er yanarak can verirken, iki subay da eğitim uçağı ile denize çakılarak hayatını kaybetti.. Şimdi bakıyorum, İstanbul’da polisle çatışma bir kişi ölü ele geçirilmiş.. Diyarbakır’daki yangında bir düzine de yaralı var.. Birkaç gündür arkası arkasına sivil ve askerler kaçırılıyor. O da yetmedi Demokratik Toplum Kongresi “Demokratik Özerlik” ilan ediyor. |
Siyaset teröristlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir
Fransız devlet adamı Georges Clemenceau (1841 - 1929) "Savaş askerlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir" demiş ya...
Bu özdeyişi yaşadıklarımıza uyarlarsak, herhalde şu şekilde de söyleyebiliriz:
-Siyaset teröristlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir!
"Kürt Realitesi" nin bir sorun olmaktan çıkartılması, bu realitenin demokrasi, temel haklar ve özgürlükler ışığında Türkiye'nin bir zenginliği olarak benimsenmesi yolunda son dönemde büyük adımlar atıldı.
Her alanda olduğu gibi bu alandaki kayıp yıllarımızın da geride bırakılması için, ciddi ve önemli atılımlar yapıldı.
Konuşulmaları ve yazılmaları tabu olan konuları tartışabiliyoruz artık.
Son 12 Haziran genel seçimleri ile de demokratik siyasetin bu alanda en etkili araç olduğu bir kez daha kanıtlandı.
Demokrasinin gücü
Bu özdeyişi yaşadıklarımıza uyarlarsak, herhalde şu şekilde de söyleyebiliriz:
-Siyaset teröristlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir!
"Kürt Realitesi" nin bir sorun olmaktan çıkartılması, bu realitenin demokrasi, temel haklar ve özgürlükler ışığında Türkiye'nin bir zenginliği olarak benimsenmesi yolunda son dönemde büyük adımlar atıldı.
Her alanda olduğu gibi bu alandaki kayıp yıllarımızın da geride bırakılması için, ciddi ve önemli atılımlar yapıldı.
Konuşulmaları ve yazılmaları tabu olan konuları tartışabiliyoruz artık.
Son 12 Haziran genel seçimleri ile de demokratik siyasetin bu alanda en etkili araç olduğu bir kez daha kanıtlandı.
Demokrasinin gücü
Lanet olsun
Daha dün hayat dolu gençler olarak sevdiklerini öpüp ayrılmışlardı evlerinden. Bugün üzeri bayrak sarılı tahta kutular içinde geri döndüler.
Onları o tahta kutular içinde evine gönderen herkese lanet olsun.
Bizi yıllardır oyalayan ve işte sonunda terör örgütüyle etle tırnak gibi birleşik olduğunu deklare eden BDP'ye lanet olsun. Şahininizle, güvercininizle artık sizden hiçbir umudumuz kalmadı. Verdiğiniz bütün o barış tarihlerini, savaş tarihlerini, ateşkes tarihlerini alın başınıza çalın. Meclis'te çözüm, siyasetle çözüm laflarını ağzına almayın. Terörle hiçbir zaman ateşkes yapılamayacağını siz bu halka öğretmiş bulunuyorsunuz. Hepinize lanet olsun.
Şehit düşen 13 delikanlının 10'u acemi askermiş. O 10 acemi askeri eşkıyanın karşısına yemlik gibi çıkaran askeri komutaya da lanet olsun. Yıllardır terörle mücadelede deneyimli birliklerin devreye girmesini bir türlü başlatmayanlara lanet olsun.
Terör örgütünün rehin aldığı suçsuz insanları kurtarmaya çalışan 13 askerimizin şehit olduğu bir anda, "Gerilla ölümleri barışı engelliyor" diye demeçler veren sözde bağımsızlara lanet olsun.
Onları o tahta kutular içinde evine gönderen herkese lanet olsun.
Bizi yıllardır oyalayan ve işte sonunda terör örgütüyle etle tırnak gibi birleşik olduğunu deklare eden BDP'ye lanet olsun. Şahininizle, güvercininizle artık sizden hiçbir umudumuz kalmadı. Verdiğiniz bütün o barış tarihlerini, savaş tarihlerini, ateşkes tarihlerini alın başınıza çalın. Meclis'te çözüm, siyasetle çözüm laflarını ağzına almayın. Terörle hiçbir zaman ateşkes yapılamayacağını siz bu halka öğretmiş bulunuyorsunuz. Hepinize lanet olsun.
Şehit düşen 13 delikanlının 10'u acemi askermiş. O 10 acemi askeri eşkıyanın karşısına yemlik gibi çıkaran askeri komutaya da lanet olsun. Yıllardır terörle mücadelede deneyimli birliklerin devreye girmesini bir türlü başlatmayanlara lanet olsun.
Terör örgütünün rehin aldığı suçsuz insanları kurtarmaya çalışan 13 askerimizin şehit olduğu bir anda, "Gerilla ölümleri barışı engelliyor" diye demeçler veren sözde bağımsızlara lanet olsun.
Şehitler için elbette ağlayalım ama...
Eğer devlet adamlığı varsa, eğer liderlik varsa, önce yapılacak iş parmakların mutlaka tetikten çekilmesini sağlamaktır. Yoksa yine oğullar ölür, analar ağlar, tıpkı bugüne kadar olduğu gibi...
Demek ki yetmedi bu kadar kan ve gözyaşı... Demek ki yetmedi anaları bugüne kadar ağlatan acılar...
Demek ki bu topraklar hâlâ doymadı, yaşanmış olan korkunç trajedilere...
Demek ki hâlâ olgunlaşamadık.
Demek ki daha hâlâ birbirimizi tüketebileceğimizi sanıyoruz.
Demek ki hâlâ acı çekmek zorundayız, oturup barışı konuşmak yerine...
Demek ki, ille de acı çekmek lazım bu topraklarda yaşamak için...
Öyle mi?..
Ne yazık.
Silvan’daki 13 şehit asker elbette içimi acıtıyor. PKK’nın bu saldırısını elbette kınıyor ve barışa bir darbe olarak görüyorum.
Ve aynı şeyleri söylüyorum.
Asker de şehit olmasın, PKK’lı da!
Silah ve şiddet çıkmaz yoldur çünkü.
Silahın kullanım süresi doldu.
Parmaklar tetikten çekilsin!
Sabırla, inatla barışı konuşalım.
Ve barışın arkasına siyasal kararlılığımızı, devlet adamlığımızı, liderliğimizi koyalım.
Başka çaremiz yok.
Aklın yolu budur.
Gazete manşetlerine bakıyorum:
Demek ki yetmedi bu kadar kan ve gözyaşı... Demek ki yetmedi anaları bugüne kadar ağlatan acılar...
Demek ki bu topraklar hâlâ doymadı, yaşanmış olan korkunç trajedilere...
Demek ki hâlâ olgunlaşamadık.
Demek ki daha hâlâ birbirimizi tüketebileceğimizi sanıyoruz.
Demek ki hâlâ acı çekmek zorundayız, oturup barışı konuşmak yerine...
Demek ki, ille de acı çekmek lazım bu topraklarda yaşamak için...
Öyle mi?..
Ne yazık.
Silvan’daki 13 şehit asker elbette içimi acıtıyor. PKK’nın bu saldırısını elbette kınıyor ve barışa bir darbe olarak görüyorum.
Ve aynı şeyleri söylüyorum.
Asker de şehit olmasın, PKK’lı da!
Silah ve şiddet çıkmaz yoldur çünkü.
Silahın kullanım süresi doldu.
Parmaklar tetikten çekilsin!
Sabırla, inatla barışı konuşalım.
Ve barışın arkasına siyasal kararlılığımızı, devlet adamlığımızı, liderliğimizi koyalım.
Başka çaremiz yok.
Aklın yolu budur.
Gazete manşetlerine bakıyorum:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)