*Yeni Akit Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
*Yeni Akit Yazarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2014 Cumartesi

İşte CHP İcraatları

05 Nisan 2014 Cumartesi
Hani “CHP 27 senelik rakipsiz, muhalefetsiz, kesintisiz iktidarında hiçbir şey yapmadı” diyoruz ya, meğer yapmış. Kendi ağızlarından işte CHP’nin yaptıkları!
1923 yılı: Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu, Genel Başkanlığa Mustafa Kemal Atatürk getirildi...Cumhuriyet ilan edildi...

9 Ekim 2011 Pazar

Tokmağın adı PKK!

Kürt meselesinde mahalle baskısını siyasal oryantalistler veya liberaller icra ediyor. Bu baskı devlete yönelik. Devleti ve hükümeti adeta PKK ve siyasi erkiyle masaya oturması ve pazarlık yapması için telkin altında tutuyorlar. Şamar oğlanına çeviriyorlar. Neden? Bunun iki nedeni olabilir. Bir, dünya görüşlerinden kaynaklanabilir. İşin ideolojik yönüne bakmayarak sadece siyasi yönüyle ilgili olabilirler. Wilson gibi ahlaki zeminden koparak pekala seçici de davranabilirler. İkincisi de, bunu yabancıların hesabına isteyebilirler. Zira Churchill’in dediği gibi Türkiye’nin 250 kilo sınırında tutulması gerekmektedir.

Sen devam et Rutkay Aziz!

Sen devam et, sinemanın sadece “barış sanatı” olduğunu sanmaya.. Öyle aktarmaya..
Sinema üzerinden halkın inançlarının nasıl değiştirilmeye çalışıldığını görmezden gelip, sen devam et, “barış sanatı” söylemine..
Sen devam et, 1970’li yılların teröristi Ertuğrul Kürkçü’nün milletvekili olabilmesi için destek vermeye..
“Barış” de..
Ama eline silah alanları destekle..
Sen devam et, Rutkay Aziz..
Barış ve silah... Barış ve anarşi... Barış ve devletin askerine silahla karşı koyma..
Yan yana gelmesi mümkün olmayan bu kavramları, bir araya getir Rutkay Aziz..
Sen devam et bu söylemine Rutkay Aziz..
Destekleyecek başka bir aday bulamamışçasına, Ertuğrul Kürkçü’nün milletvekili seçilmesine destek ol..
Sonra “barış”dan bahset..

8 Ekim 2011 Cumartesi

Bu Kürtler o Kürtler değilmiş

Ya da şöyle açıklayalım:

PKK’lılarla, PKK sempatizanlarıyla irtibatımız çoktan kesilmişti..


Siyasi yapılanma zannettiğimiz BDP meğer bir başkası değilmiş..


Her iki yapılanmada en az Fransız başkanı Sarkozy kadar, İsrail başkanı Netenyahu kadar Türkiye düşmanı çıktılar..

Sadece Edirne’de değil, artık G.Afrika’da da Selimiye var

Önceki günkü gazetelerde; “teknoloji dünyasının efsane ismi, iPod, iPhone, iPad ve MAC bilgisayarları”nın altında imzası bulunan Steve Jobs’un, 56 yaşında “pankreas kanseri”nden öldüğü haber verilirken deniliyordu ki;

“Hayatın en büyük icadı”na yenildi... Çünkü Steve Jobs öyle diyordu; “Hayatın en büyük buluşu, belki de ölümdür.”


Steve Jobs hakkında yazılanlardan bazıları şöyleydi:

Totaliter devletin varisi: KCK

İttihatçılıktan kemalizme, oradan KCK’ya bir yol var mı? Ya da, “ben totalitarizmden vazgeçmem!” oyunu…

Türkiye Cumhuriyeti 1950’ye kadar totaliter bir devletti, her şeyi kontrol eder ve yönlendirirdi. 1950’de çok partili hayata geçince bu sistem resmen ortadan kalktı, fiilen şöyle veya böyle devam eden unsurlar oldu.


Meclis seçimle gelmişti. Ondan çıkan hükümet de öyle. Siyasetin alanı, totaliterlikten sıyrıldı. 1960 darbesine kadar!

Ölüm asude bir bahar ülkesidir

Erdoğan ve ailesine... Yaşamaktan yorulmadınız mı? Ölüm olmasaydı, hayatın ne anlamı olurdu? Ölüm bir yokoluş ya da yolun sonu değil ki! “Ölüm asude bir bahar ülkesidir birinde.” Öte yandan “Ölüm güzel olmasaydı, ölür müydü peygamber?” Hem “Gideninler memnun olmalı ki, dönen yok seferinden.” Herkes memnun olmasa da bu seferden, bu zorunlu bir süreçtir. Önümüzde Kurban Bayramı var. Kurban (Allah’a yakınlaşma eylemi) ölümü sorgulamak ve hayatı soğurmaktır. Başbakan’ın annesinin vefatını konuşuyoruz. Her gün şehit cenazeleri, ölümle sonuçlanan şiddet eylemleri. Ve cenaze sahiplerinin çığlıkları..

Topyekûn savaş

Bana kalırsa terör de dövizdeki yükseliş de Türkiye’ye karşı savaş açan birtakım odakların işi.

Hem Euro havzasında, hem de ABD’de kriz var diyeceksiniz, sonra da, global krizden en az etkilenen bir ülke olarak sizin paranız aynı dönemde %30 dolayında değer kaybedecek. Bunun bir anlamı var mı?
Merkez Bankası döviz satarak bu çabaları zor boşa çıkartır.. Onlarda bu para ve bizde bu istikamet varken, bu işler bugünden yarına, kolayca çözülecek işler değil. Bu konuda özel yetkili bir savcılığın bu işi soruşturması gerek..
Birileri Merkez Bankası’nın pilini bitirmek istiyor gibi sanki. Erdoğan’ın batıya kafa tutmasının arkasında Merkez Bankası’ndaki döviz stoğunun olduğunu düşünüyor olabilir..
Dövizdeki, özellikle de Amerikan Doları’ndaki yükselişi ile Euro’daki yükseliş arasındaki farkın da makul bir açıklaması yok..

Afrika’yı sömürenler, gözleri pırlanta ışıldayanlardır!

Güney Afrika’da bulunduğumuz süre içinde, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın görüşmelerini ve çeşitli plâtformlarda yaptığı konuşmaları, herhalde “haber”lerimizden okumuşsunuzdur...

Dün de; Başbakan Tayyip Erdoğan ve dolayısıyla Türkiye’nin yürüttüğü “aktif dış politika”nın dünyadaki yankılarını anlatmaya çalıştım.
Bugün de, Güney Afrika ile ilgili “gözlem” ve “intiba”larımı aktarmak istiyorum.
HÂLÂ “BEYAZ’LAR EGEMEN!
¥ Dün de ifade etmeye çalıştığım gibi, Güney Afrika, çok ilginç bir ülke... Her şeyden önce, “3 ayrı başkenti” var... İkamet ettiğimiz Pretoria, “Yürütme” başkenti... Cape Town “Yasama”nın, Bloemfontein ise “Yargı”nın başkenti.

7 Ekim 2011 Cuma

Bu kriz kapitalizmin krizidir

Bakmayın doların ve euronun yükselmesine, batıyorlar.. Bu paraların karşılıkları yok. Nazım Ekren’in, Adım grubun sohbetindeki deyişi ile “karşılık mı dediğiniz, bir galon boya ve iki top kağıt, hepsi bu”. Bu kriz sadece Amerika’nın ve AB’nin değil, kapitalizmin krizidir.. Bu kriz ülkeleri de şirketleri de bireyleri de az ya da çok bir şekilde etkileyecektir..

6 Ekim 2011 Perşembe

Öcalan’a hücre cezasını kim engelliyor?

LOS ANGELES
AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yalçın Akdoğan’ın Star’da yayınlanan röportajını ilgiyle okudum.
Özellikle KCK operasyonlarına ilişkin analizi içimi rahatlattı.
Başbakan Erdoğan’ın çevresinde olayları doğru okuyabilen ve PKK’yla ilgili ezberlerin dışına çıkan birisi olması önemli.
KCK iddianamelerinin ekleri aslında PKK’yı anlamak için bir hazine.
Orada binlerce sayfa tutan tapelerde hem telefon konuşmaları hem de KCK toplantıları var.
Dağdakilerle kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda da temel eksen “para”...
Sürekli paradan bahsediyorlar, sürekli el değiştiren, bir yerden bir yere aktarılırken belli yüzdeleri kırpılan para trafiği var.

4 Ekim 2011 Salı

Almanlar konu olunca

2011-10-05

Geçenlerde Barış Meclisinin bir toplantısına katılmak için Ahmet Türk ve Hasan Cemal’le birlikte THY ile Stuttgart’a gitmiştim..
Daha önce lacivert pasaportla İstanbul’daki Fransız konsolosluğuna başvurmuştum, Schengen vizesi için. AİHM’deki davalarımla ilgili görüşme yapmak için, üç haftalık vize vermişlerdi. Yıl 2009, durumu Ankara’daki Fransız elçiliğine ilettim, süreyi uzattılar.. Bu defa da 6 aylık vize vermişlerdi. Daha sonra 1 yıla çıkardılar. Vize almak da bir dert. Ben 40 yıldır Avrupa’ya gider gelirim. Hemen hemen, hem pasaportsuz kalmadım hem de vizesiz geçen pek zamanım olmamıştır. Ama yine de böyle davranıyorlar. O tarihten sonra ne zaman hangi AB ülkesine gitsem girişde yarım saatten fazla bekletiyorlar.. Bazan çıkışta da..

16 Eylül 2011 Cuma

Hakan Fidan ve “Sayın Öcalan” meselesi!..

Birkaç hükümet önde gelenine “Hakan Fidan’ın ne kadar iyi bir seçim olduğu ortaya çıktı” deyince kuvvetli onaylar almıştık.
Sayın Hakan Fidan, MİT Müsteşarı oldu olalı, özellikle “PKK terörüyle mücadele” alanındaki “istihbarat” zafiyetimiz önemli ölçüde giderildi.
Artık sık sık, filanca karakola saldırı hazırlığının tespit edildiği ve bu tespitler doğrultusunda alınan tedbirler sayesinde eylemin önüne geçildiği yönünde haberler ulaşıyor.
MİT’in istihbarat alanındaki zafiyetinin büyük ölçüde ortadan kalkması, bu alanda zaten iyi olan Emniyet İstihbarat’a ek motivasyon sağlıyor ve zaaflarıyla gündem işgal eden Askeri İstihbarat da bu “koordinasyon içindeki yarıştan” geri kalmamaya çalışıyor.

15 Eylül 2011 Perşembe

Kürt sorununa farklı bir bakış

Türkiye bölgede yıldızı parlayan bir ülke.. Ekonomisi, savunması, hukuk düzeni giderek güçleniyor..
Bölgede kaybeden taraf İsrail..
Türkiye İslam birliğini, adaleti, barışı ve özgürlüğü savunmak durumunda ve başarısı buna bağlı..
Peki PKK ne yapıyor, ya da BDP, KCK?. Rüzgara karşı yürümeye çalışıyor..
Oysa Türkiye Kürtler, Kürtler Türkiye için bir şans olabilir. Kürt sorununu barışçı ve kalıcı bir şekilde çözen bir Türkiye, benzer sorunların yaşandığı ülkeler için bir model oluşturacaktır..
Türkiye’yi arkasına alan Kürtler ise bu başarının ortağı olacak. Bölgedeki, Kürt oluşumları için güçlü bir model olacaktır..
Türklerin ve Kürtlerin birbirine karşı kazanacak bir zaferleri yok aslında. Birlikte kazanacakları tek bir zafer var..

10 Eylül 2011 Cumartesi

11 Eylül dolmaları... Yiyenlere afiyet olsun!

Bugün 11 Eylül 2011...

“İkiz Kuleler’e saldırı”nın, yani “11 Eylül tezgâhı”nın 10. yılı... “Bin yıl yaşayacak” denilen 28 Şubat nasıl ki birkaç yıl sonra “havası alınmış balon” gibi sönmüş ve “bumburuşuk” olmuştur, 11 Eylül 2001’deki “İkiz Kuleler” olayının bir “tezgâh” olduğu da gözler önüne serilmiştir... 28 Şubat; “Türk derin devleti”nin bir operasyonu idi... 11 Eylül olayı da “ABD derin devleti”nin tezgâhıdır.
4 BİN YAHUDİ NEREDE?

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Şimdi sıra kimde!


Libya halkı Kaddafi diktatörlüğünden kurtuldu. Bu Ramazan iki bayramı birlikte kutlayacaklar.. Kronolojik olarak sırada Yemen var ve ardından Suriye.. İki bayram arasında iki devrim.. Bu gerçek olur mu bilmiyorum, ama mümkün. Kurban Bayramı’na daha 3 ay var. 6-9 Kasım’a kadar bu iş sürer mi bilmiyorum.. İran sanırım artık gerçeği görmeye başladı. Suriye’de yaşananlar İran için bile artık savunulamaz düzeyde.. Esad bütün kredisini tüketti.. Artık çok geç. Bir şekilde yakalanacak ve eğer o zamana kadar hayatta kalmayı başarırsa, o da Lahey’de hakim karşısına çıkacak ve ülkesinde işlenen cinayetlerin ve yolsuzlukların hesabını verecek.. Bütün darbeciler, diktatörler ve terör örgütlerinin şefleri aynı yanlışı yapıyor.. Esad da onlardan biri.. Keşke Ürdün kralı da sıranın kendisine gelmeden yapması gerekenleri görüp yapsa.

Ha PKK, ha KCK ve BDP...

Yok birbirlerinden farkı! Bilenler bilir... “Mantık”ta, “yargıya ulaşma”nın ya da “ulaşılan yargının doğruluğunun ispatlanması”nın iki yolu vardır!.. “Tümevarım... Tümdengelim.” Tümevarım; gözlenen “tek tek olgular”dan yola çıkarak “genel yargılar”a ulaşma yöntemidir... Bir başka deyişle; tümevarım, özelden genele giden bir akıl yürütme türüdür. Tümdengelim ise; gerek akıl, gerekse gözlem ve deney yoluyla elde edilmiş genel bir “yargı”yı, ayrı ayrı olaylara uygulamaktır... Başka bir deyişle; “özelin bilgisini, genel yargılardan çıkarmak”tır. Meselâ, şu örnek: “Toplumsal değişmenin çok hızlı olduğu dönemlerde suç oranı artar. İstanbul’un toplumsal değişme hızı çok fazladır. O halde İstanbul’da suç oranı artar.” Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi tümdengelim yöntemi, bize yeni bir bilgi vermez.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Karanlığın en koyu anı...

Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Kemal ve zeval noktası zirvede buluşur.

Bakmayın yakın planda birçok şeyin kötüye gider gibi gözüktüğüne.. İyi şeyler de oluyor..
PKK yanlış yaptı, güvenlik güçleri hazırlıklarını tamamlamadan onları üzerine çekmeyi denedi, halkı kışkırtacaklardı. Bir gün sonra MGK vardı. Başbakan cuma günü Somali’ye gidecekti.. Elde bir istihbarat vardı, onu değerlendirmek istediler ama sonuçta kendi oyunlarına geldiler..
Asıl operasyon bayramdan sonra.. Bu ani gelişme, PKK için bir gece baskınına döndü.. Ve süreç erken başladı.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Erdoğan, “bombalama” emrini niye erkene aldı?


Bazı köşe yazarları, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son çıkışlarını yorumlarken, ondaki “sert”leşmenin sebeplerini sorguluyorlar... Soruyorlar: Bir “demokrat” iken, niye “şahin” kesildi?.. Bence; Erdoğan’daki bu “tavır değişikliği”ni anlayabilmek için, ilk önce “Erdoğan’ı tanımak” gerekir...
Benim tanıdığım Erdoğan;
“Son derece duygusal” bir insandır...
Hem de, “aşırı duygusal!”
Ama aynı zamanda;
“Mükemmeliyetçi”dir!..
İster ki;
Her şey “düzgün” olsun, her şey “rayında” yürüsün!.. Hiçbir işte “aksaklık” olsun istemez... Sorunları “yığmak” veya “ötelemek” yerine, “anında çözmeyi” sever!..
Bunun için de;
“Kendinden bile fedakârlık” yapar!..
Oturmaz!.. Durup, dinlenmez!..
Nerede bir “sorun” varsa, onu çözmeye koşar!
İşte, “yaradılış”ından kaynaklanan bu özellikleri itibariyle de; “her sorunu çözmeyi, her yangını söndürmeyi, her gözyaşını silmeyi ve her yükü omuzlamayı” kendine “görev” edinmiştir!
Dedim ya;

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Burası Müslüman Türk toprağı

 
IKEA Bayrampaşa’dan, bu yazıyı kaleme aldığım saatte daha açıklama gelmemişti. Dolayısıyla bendeki son bilgi, IKEA’da namaz kılmak isteyen bir müşteriye, orada çalışan bir görevlinin, “burası İsveç toprağı. Burada ne mescid olur ne de namaz kılınır” şeklinde.. Sorulmuş soruya verilmiş bu cevabın en hafif tabirle “cehalet” ürünü olduğunu söylemem lazım. Zira bir ülkenin, başka bir ülke üzerindeki toprağı, açtığı mağaza ile değil elçilik binasının sınırları ile ölçülür. Neyse bu işin başka bir tarafı.. Biri Ümraniye gibi biri Esenler-Bayrampaşa gibi muhafazakâr-mütedeyyin nüfusun yoğun olduğu semtlerde mağazaları olan IKEA’nın kurumsal tavrı bu. “Bize alışverişe gelen kişilerin ibadeti ile ilgilenmiyoruz”.