6 Ekim 2011 Perşembe

Öcalan’a hücre cezasını kim engelliyor?

LOS ANGELES
AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yalçın Akdoğan’ın Star’da yayınlanan röportajını ilgiyle okudum.
Özellikle KCK operasyonlarına ilişkin analizi içimi rahatlattı.
Başbakan Erdoğan’ın çevresinde olayları doğru okuyabilen ve PKK’yla ilgili ezberlerin dışına çıkan birisi olması önemli.
KCK iddianamelerinin ekleri aslında PKK’yı anlamak için bir hazine.
Orada binlerce sayfa tutan tapelerde hem telefon konuşmaları hem de KCK toplantıları var.
Dağdakilerle kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda da temel eksen “para”...
Sürekli paradan bahsediyorlar, sürekli el değiştiren, bir yerden bir yere aktarılırken belli yüzdeleri kırpılan para trafiği var.

Uyarı ve Tenkit

Bütün İslamî cemaatleri suçlamak aklımın köşesinden geçmez. Sahih itikad üzere olan, beş vakit namaz kılan, Kur'ana ve Sünnete sımsıkı bağlı bulunan, İslam ahlakı ile ahlaklı olan, Ümmet bütünlüğünü kabul eden, Ehl-i Sünnet ve cemaat dairesi içinde hizmet eden, din ile ticareti, din ile benliği birbirine karıştırmayan, ruhbanlarını erbab haline getirmeyen, ihlas ve istikametten ayrılmayan cemaatleri ve mensuplarını tenzih ederek, büyüklerinin ve mensuplarının ellerinden öperek, onların dışındaki bazılarını (olumlu olduğunu zan ve ümid ettiğim) bir hususta tenkit etmek istiyorum.

Sen de kimsin? Otur oturduğun yerde!..

Somali'nin Başkenti Mogadişu'da, Eğitim Bakanlığı'na yapılan bombalı saldırıda yetmişin üzerinde insan hayatını kaybetti. Bazı kaynaklar, sayının yüz otuz civarında olduğunu söylüyor. Haberler, Bakanlık önünde Türkiye'den burs kazananların listesinin açıklandığı anda bombanın patlatıldığını söylüyor.

Mogadişu, aslında ülkesine hakim olamayan, merkezi yönetim olamayan bir hükümetin Başkenti. Afrika gücüne bağlı askerler tarafından korunan bir hükümet.. Ülkenin geri kalanı u hükümetle savaşan grupların kontrolünde. Tıpkı Kabil gibi.

Erdoğan'ı İsrail'e şikâyet eden Türk subayları

Genel yayın yönetmenine ana avrat küfreden o köşe yazarı çocuk epey zorladı gitmedi.

Ablacığım denedi olmadı.

Ertuğrul Beyciğim birkaç kez yüklendi tutmadı.

Şu memlekette antisemitizm tartışması bir türlü neşvünema bulmadı.

Hülasa bu iş yürümedi.

Yürüseydi, belki Türkiye'yi antisemitizm üzerinden baskı altında tutabilirler, İsrail terör devleti de bu kadar saçmalamak zorunda kalmazdı.

Altın nereye?

06 Ekim 2011 Perşembe


Mark Williams, 'Uncontrolled risk: The Lessons of Lehman Brothers' adlı kitabın yazarı. 4 Ekim 2011 tarihinde de Financial Times gazetesinde 'Altınseverler dikkat edin, altın balonu sönüyor!' konulu uzun bir analiz yazdı. Tezini aşağıya alıyoruz. Tabii sorumluluk kabul etmeyiz, altın yatırımcısı kendi yatırım kararını kendisi verir. Yazılanı okuyun ve düşünün, sonra da kendi kararınızı kendiniz verin.
Son günlerde altının ons başına dolar fiyatının 300 dolar kadar aşağıya gelmesi ve dalgalanması olgusu, yazara göre, son yirmi senenin en büyük (kısa vadede) altın fiyatı düşüşü. Bu gelişme altının nerede ise on yıllık yükselme trendinin sona ermiş olabileceğini gündeme getiriyor. Çünkü altın fiyatında volatilite yani dalgalanma, yatırımcıları korkutup, talebi tahrip ediyor.1980 yılındaki, bundan önceki altın fiyatı zirvesinde, altın zirveden yüzde 60 düşüşle inmişti. Ondan sonraki yirmi yılda da altın tutmak ölü yatırım gibi görünmüştü. 2011 yılında, son dalgalanma ile sanki altın balonu gene sönmeye gidiyor.

Kürtler'in hiç mi suçu yok?

Pazartesi günü Taraf'ta Neşe Düzel'in Hasan Cemal ile "Kürt sorunu" üzerine yaptığı röportajda şu bölüm ilgimi çekti:
"PKK Baader-Meinhof çetesi değil. PKK, Kızıl Tugaylar değil. Toplumun içinde PKK. Yani PKK sadece PKK değil! PKK belediye demek, PKK sivil toplum demek... PKK oralarda gazete ve TV demek, siyaset demek. Kuzey İrlanda sorunundan farkı şu: Orada önce siyasi parti Sinn Fein kuruldu. Sonra onlar IRA'yı kurdular. Burada ise öncelik PKK'dır."
Yazı konum bu değil, esas önemli meseleye aşağıda geleceğim ama Hasan Cemal'in Sinn Fein ile ilgili görüşüne katılmıyorum.

Konu Kürtler olunca hepiniz CHP’lisiniz

6 Ekim 2011 Perşembe
1925’te, Şark Islahat Planı’nda, Kürtçe konuşmak yasak diyeceksin...

Vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananı cezalandıracaksın.

Olağan mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde asker ve sivil ‘yerli’ hakim (Kürt) görev yapmayacak diye tanımlayacaksın...

1925’te, TBMM Başkanı Abdülhalik Renda’nın Doğu Raporu’nda, ‘’Türkçe’yi hakim dil haline getirmek gerekir’’ diyeceksin...

5 Ekim 2011 Çarşamba

Darbe falan yokmuş, çünkü biz eşeğiz

Vay be, "balyoz gibi" bir açıklama yapmış adam, bu bir "hukuk dersi" oluyormuş. Aydın Doğan'ın adamları öyle yazıyorlar.
Bunlar bu kafada giderlerse Aydın Bey'e elinde kalan son malı da sattırıp onu tavukçuluğa, mukavva kutuculuğa ve yedek parçacılığa mahkûm edecekler galiba...
Açıklamayı yapan, "balyoz davasının" hâkimi.
Yaptığı açıklama değil, yazdığı bir "muhalefet şerhi" aslında.

Mecburi askerlik mecburen bitiyor

6 Ekim 2011 Perşembe
Birkaç gündür izliyorum, Türkiye ayağa kalkması gerekirken, sakin, adeta sus pus...
Hâlbuki mecburi askerlik mecburen sona ermekte...

Bugüne kadar, Türkiye’de ‘din ve vicdan’ anlayışı nedeniyle askerlik yapmak istemeyen ‘vicdani retçilerin’ yaşamını karartıyorlardı...

Neden mi?

Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bugüne kadar ‘vicdani ret’ konusundaki şikâyetleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ‘angarya yasağı’ ile ilgili dördüncü maddesi kapsamında değerlendiriyor ve ‘vicdani ret’ hakkını, ülkelerin inisiyatifine bırakıyordu...

Türkiye de bu inisiyatifi ‘vicdani retçi’ gençlerin aleyhine kullanıp, yaşamlarını karartıyordu...

***

Sizden pislik yapmanızı bekliyoruz

6 Ekim 2011 Perşembe
Diyor ki Osman Can, “Danıştay baskını, AK Parti kapatma davası, Hrant Dink ve Malatya cinayetleri gibi silahların hiçbiri Türkiye’deki sessiz devrimin kendi anayasal düzenini inşa etme yolunu kapatamadı...”

Daha açık konuşmak gerekirse, “yeni anayasa ihtiyacını” ortadan kaldırmak ve girişim sahiplerini caydırmak için, ellerinden gelen her pisliği yaptılar.

Peki, Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in riyasetinde yürüyen “yeni bir anayasa için uzlaşma” çabaları sonuç verecek mi?

Türk dış politikasında devrim

6 Ekim 2011 Perşembe
Osmanlı’nın çöküş yıllarından bu yana Türk dış politikasının temel özelliği realist ve faydacı olmasıdır. Aynı bağlamda Türkiye’nin gerçek gücü ile çıkarlarını korumak için ihtiyaç duyduğu güç arasında uçurum bulunduğundan, Türk diplomasisi daha çok büyük güçler arasındaki rekabeti istismar etmeye, sömürmeye dayalı olmuştur. Rusya’ya karşı İngiltere, İngiltere’ye karşı Almanya, Sovyetler’e karşı ABD’ye yaklaşmak örneklerinde olduğu gibi...

4 Ekim 2011 Salı

Zavallılık senfonisi

Aslında "kakofonisi" demek doğru olacaktı da, bazı okurlar anlamazlar diye çekindim, böylece ortaya zıt anlam çıktı.
Hayretle izliyorum: Yayınlarını yalan dolan, pislik ve iftira üzerine kurmuş, pek öyle "tıklaması mıklaması" da olmayan, kıytırık bir Internet sitesi... Gazete değil, televizyon değil, alt tarafı bir site... (Korkma Memduh, seninki değil, seninki kıskançlık ve uyuzluk üzerine kurulu.)
Buradan "yayın yapan" kara sakallı karanlık bir adam, eski Maocu (elbette!), yeni faşist... Televizyona yazdığı "faşo" dizileriyle tanınıyor... Her tarafı buram buram gizli örgüt kokuyor...
Burada ona buna "tohum atan", bu piyasada hiçbirimizin tanımadığı, gazeteci olduğu söylenen sıradan bir kadıncağız...

Besmele, hamdele, salvele

İlk üç maddesi, yeni anayasa görüşmelerinin en patırtı çıkaracak kısmı olacak gibi görünüyor; doğrusu 1982 Anayasası'nı yazanlar, sıkıntılı bir miras bırakmışlar.

Öyle bir üç madde ki, yok farzedilerek işe beyaz ve boş bir kâğıtla başlamak kabil olmuyor; bütün varlık sebebini üç maddeyi olduğu gibi muhafazaya adamış iki parti (CHP ve MHP) şu an Meclis'te temsil ediliyor. Birkaç ay boykot yaptıktan sonra "Kerhen ve lûtfen" Meclis'e dönen BDP ise muhtemelen bütün itirazlarını üç maddeye yöneltip her şeyden nem kapar alıngan ve kavgacı siyaset diliyle "Çok iyi-niyet gösterdik ama olmuyor" bahanesine sığınacak. İnşallah yanılırım.

Almanlar konu olunca

2011-10-05

Geçenlerde Barış Meclisinin bir toplantısına katılmak için Ahmet Türk ve Hasan Cemal’le birlikte THY ile Stuttgart’a gitmiştim..
Daha önce lacivert pasaportla İstanbul’daki Fransız konsolosluğuna başvurmuştum, Schengen vizesi için. AİHM’deki davalarımla ilgili görüşme yapmak için, üç haftalık vize vermişlerdi. Yıl 2009, durumu Ankara’daki Fransız elçiliğine ilettim, süreyi uzattılar.. Bu defa da 6 aylık vize vermişlerdi. Daha sonra 1 yıla çıkardılar. Vize almak da bir dert. Ben 40 yıldır Avrupa’ya gider gelirim. Hemen hemen, hem pasaportsuz kalmadım hem de vizesiz geçen pek zamanım olmamıştır. Ama yine de böyle davranıyorlar. O tarihten sonra ne zaman hangi AB ülkesine gitsem girişde yarım saatten fazla bekletiyorlar.. Bazan çıkışta da..

İyi ki doğmuşun Neyzen Baba

28 Ocak 1953... Beşiktaş'ta Sinan Paşa Camii avlusu tıklım tıkış dolu. Sırf orası mı? Cami avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarı'nı da doldurmuş halde.
Tuhaf bir 'Profili' var cemaatin. Üst düzey bürokratlar, anlı şanlı profesörler, siyasiler, sporcular, sanatçıların yanı sıra çoğu ipten kazıktan kurtulma tipler, hane-i berduşlar, ayakta durmakta zorlanan alkolikler. Çünkü cenazesi kalkan herkesten biraz, herkeste de ondan biraz olan bir adam., Neyzen Tevfik'tir.

Tanıtalım onu

Sızlanmayı bırakalım da genç kuşaklara ucundan acuk olsun tanıtalım Neyzen Baba'yı. Derler ki; henüz 7-8 yaşlarındayken eşkıyanın çarşıda götürdüğü insan başlarını görmesiyle bağlantılı olarak sara nöbetleri başlamıştır.
Ailesinin yaşadığı Urla'da usta bir neyzenden nota bilgileri alarak kendini geliştirir.
İleride şairliğini de etkileyecek olan Mehmet Akif Ersoy'la tanışır, Farsça öğrenir.
İzmir idadisinde bir süre okuyarak bitirmeden ayrılır. Bir süre sonra İstanbul'a yerleşir ve Galata Mevlevihanesi'ne devam eder. 1902 yılında Bektaşi Dervişi olur Neyzen baba. Usta bir neyzendir lakin hiciv ve taşlamalarıyla ünlenir.
1946'da, basın yararına düzenlenen bir konserde çalar. Yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüler. 1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik'in eserlerini, onun gözetimi altında, Azâb-ı Mukaddes adı ile kitaplaştırır. 1951 yılında "Onu Affettim" adlı bir filmde önemli bir rolde gözükür. 1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesi yapılır.

2 Neyzen Tevfik anısı

PKK, BDP, KCK ve devlet

Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP'nin) yemin edip, TBMM'de yerini alması umut yaratırken, İstanbul, Diyarbakır ve G. Antep'te başlayan KCK tutuklamaları, olumlu havayı dağıttı. Demek, kutuplaşma ve tırmanma sürecek.
KCK, Murat Karayılan başkanlığında faaliyet gösteren illegal bir yapı. Dolayısıyla, mecburen, savcılar takibata geçiyor. Ama galiba ipin ucu kaçıyor. BDP'liler arasındaki her konuşma, KCK talimatı gibi değerlendiriliyor.

Bayrağı önce Silvan’a dikelim

5 Ekim 2011 Çarşamba

MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin dünkü grup toplantısında Türk Bayrağı’nın Kandil’de dalgalanması gerektiğini söylemiş.
Sokaktaki insanın duygularına aracı olmuş çünkü Türkiye’de halk Kandil’in boşaltılması halinde Kürt meselesinin de,

PKK meselesinin de çözüleceğine inanıyor.

Almanlar bir şey yapıyor, ama ne?

5 Ekim 2011 Çarşamba

Bu günlerde önemli birinin ağzından “Alman” veya “Almanya” sözcüklerini duyunca dikkatim derhal o yöne yoğunlaşıyor. En son Başbakan Tayyip Erdoğan ‘Alman vakıfları’ ile ilgili bazı açıklamalarda bulundu. Ülkemizde faaliyet gösteren Alman vakıfları BDP’li belediyelere kredi ve hibe yoluyla kaynak aktarıyormuş...

Dağa mı çıkalım dağdan mı inelim?

5 Ekim 2011 Çarşamba
Aslında günün en muhteşem ve keyif veren haberi, Fizik Nobeli’nin evrenin artan hızla genişlediğini hesaplayan ‘evrenin kâşiflerine’ verilmesiydi... Ama ben iç çekerek kendi gündemimize geri döndüm.

***

İstanbul’a da sirayet eden KCK tutuklamaları... Gittikçe alevlenerek genişleyen ‘Alman Vakıfları’ tartışması...

Bu seferde kaza nedeniyle yitirdiğimiz dört gencecik polisimiz... Muhalefet partilerinin iktidarı hedef alan grup konuşmaları...

Freni boşalan cari açık ve dolar...

Evet, PKK'yı CHP azdırdı

Başbakan Erdoğan, bazı CHP'li belediyelerin bir Alman vakfı ile bağlantılı olarak PKK'ya maddi destek verdiğini iddia etti.
Yakında şöyle derse şaşırmayın:
- PKK'yı CHP kurdurdu.
- Abdullah Öcalan da aslında gizli CHP'lidir.
- Karakolları basanlar da PKK elbisesi giydirilmiş CHP'lilerdir.
- Zaten bu CHP, bu Cumhuriyet'i kurmasaydı PKK'nın ortaya çıkmasına gerek de olmazdı.

İŞTE CHP'NİN YAPTIKLARI