Biri (mustafi olanı), Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilecek Orgeneral Atilla Işık’ın istifasını “onurlu ve şerefli bir davranış” olarak niteliyor...
Türkiye’nin böyle davranışlara çok ihtiyacı varmış...
Diğeri (fırsattan istifade Genel Başkanlık koltuğuna oturanı) asker atamalarındaki teamülleri savunuyor.
Öteden beri askerlerin terfilerinde ve emekli sistemlerinde teamülleri varmış... Kurumları kurum yapan da bu teamüllermiş... Bu teamüllere siyasetin çok fazla burnunu sokmaması gerekiyormuş...
Birincisinin adı Deniz Baykal...
İkincisinin adı Kemal Kılıçdaroğlu...
Mustafi olanı bir kenara ayıralım...
Bitmiş bir siyasetçidir...
Denedi. Başaramadı... “Asker ve yargı üzerinden siyaset yapmanın” bedelini ödedi. Hem kendisi ödedi, hem Türkiye’ye ödetti. Yeniden Genel Başkan olmak için apartta bekliyor, memleketi Antalya’da güç ve enerji topluyor. Ama geçmiş ola... Yeniden Genel Başkan olsa bile CHP’nin makus talihi değişmeyecektir.
Meselemiz diğeriyle...
Kılıçdaroğlu’yla yani...
Bilindiği üzere, “mustafi olan”ın zaaflarından istifade ederek, daha doğrusu “yenilikçi ve değişimci” bir portre çizerek “tercih edilecek adaylar” listesinin ilk sırasına oturmuştu.
Ekstradan bir numarası yoktu.
Her geçen gün, bunu teyit yeni bir demeci ve eylemiyle çıkıyor karşımıza.
Mustafi olandan farklı bir şey söylemiyor.
İkisi de aynı.
İkisi de devlet alanını tahkim ediyor.
İkisi de demokrasinin “başımıza gelmiş en kötü şey” olduğuna inanıyor.
İkisi de darbelerin masuniyetini savunuyor.
Siyaset yapmak, devletin söylediklerini tekrarlamak ve yeni hiçbir şey üretmemekse, en kralını Baykal yapıyordu.
Türkiye’nin böyle davranışlara çok ihtiyacı varmış...
Diğeri (fırsattan istifade Genel Başkanlık koltuğuna oturanı) asker atamalarındaki teamülleri savunuyor.
Öteden beri askerlerin terfilerinde ve emekli sistemlerinde teamülleri varmış... Kurumları kurum yapan da bu teamüllermiş... Bu teamüllere siyasetin çok fazla burnunu sokmaması gerekiyormuş...
Birincisinin adı Deniz Baykal...
İkincisinin adı Kemal Kılıçdaroğlu...
Mustafi olanı bir kenara ayıralım...
Bitmiş bir siyasetçidir...
Denedi. Başaramadı... “Asker ve yargı üzerinden siyaset yapmanın” bedelini ödedi. Hem kendisi ödedi, hem Türkiye’ye ödetti. Yeniden Genel Başkan olmak için apartta bekliyor, memleketi Antalya’da güç ve enerji topluyor. Ama geçmiş ola... Yeniden Genel Başkan olsa bile CHP’nin makus talihi değişmeyecektir.
Meselemiz diğeriyle...
Kılıçdaroğlu’yla yani...
Bilindiği üzere, “mustafi olan”ın zaaflarından istifade ederek, daha doğrusu “yenilikçi ve değişimci” bir portre çizerek “tercih edilecek adaylar” listesinin ilk sırasına oturmuştu.
Ekstradan bir numarası yoktu.
Her geçen gün, bunu teyit yeni bir demeci ve eylemiyle çıkıyor karşımıza.
Mustafi olandan farklı bir şey söylemiyor.
İkisi de aynı.
İkisi de devlet alanını tahkim ediyor.
İkisi de demokrasinin “başımıza gelmiş en kötü şey” olduğuna inanıyor.
İkisi de darbelerin masuniyetini savunuyor.
Siyaset yapmak, devletin söylediklerini tekrarlamak ve yeni hiçbir şey üretmemekse, en kralını Baykal yapıyordu.