8 Ekim 2011 Cumartesi

Erdoğan’ın Suriye’ye bakışı değişti, iyi de oldu

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’in haberine göre Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Eylül başında kabul ettiği CHP heyetine “Ben değişmedim, Tayyip Erdoğan değişti” demiş. Haksız sayılmaz. Ama onun bu tespiti doğru diye Ankara’nın son dönemde geliştirmeye çalıştığı Suriye politikasının “yanlış” olduğunu söylemek yanlış olacaktır.

Arda’yı anlayamadım!

Bugün kıtanın tüm milli takımlarını La Liga’ya/Premier Lig’e koysanız zirve yarışı yapabilecek 3 ulusal ekip çıkacaktır: İspanya, Hollanda ve dün geceki rakibimiz

Bugün kıtanın tüm milli takımlarını La Liga’ya/Premier Lig’e koysanız zirve yarışı yapabilecek 3 ulusal ekip çıkacaktır: İspanya, Hollanda ve dün geceki rakibimiz Almanya... 6 Bayern Münihlinin bir arada olmasının da yardımıyla müthiş bir kulüp takımı havası yakalamışlar, bir akordeon gibi açılıp aynı estetikte kapanabiliyorlar. Üstelik oyuncu havuzları da harika: İlk 11’lerinde 10 Şampiyonlar Ligi oyuncusu var, bizdeyse 6 futbolcu Avrupa’nın hiçbir kupasında yok. Dolayısıyla (dün gece bu maçı izlememiş ama) bugün bu skoru gazetelerden gören hiçbir Dünyalı, “vay be” demeyecek; Almanya’nın Türkiye’yi (ya da İspanya-Hollanda dışındaki 50 Avrupalı’yı) deplasmanda yenmesine şaşırmayacaklardır...

Muhatap aranıyorsa, biraz yakına bakalım

8 Ekim 2011 Cumartesi
KCK’ kısa adıyla anılan oluşum, PKK’nın sivil siyaset yürüten Kürt politikacıları yakından takip ve denetlesin diye oluşturduğu bir örgütmüş; en yaygın tanımıyla “PKK’nın kent örgütlenmesi” deniyor... Kendi hiyerarşisi içerisinde en tepede Murat Karayılan bulunuyormuş... Bazılarını BDP’ye veya BDP’li belediyelere ait binalarda gerçekleştirdikleri toplantılarında eylem planları yapıyormuş KCK üyeleri...

Mahalle olmayınca baskısı da olmaz

Söyleyin bakalım, "nikâhsız bir birliktelikten" doğmuş olmak hoşunuza gider miydi? Türkçe'ye tercüme edelim: Piç olmak ister miydiniz?
Ve de doğar doğmaz yabancı bir aileye evlatlık verilmek, yani bırakılmak, terkedilmek, sokağa değilse bile...
Sizi evlat edinen ailenin Hagopyan soyadını taşıması ne kadar "kanınıza dokunurdu" acaba? Gerçek babanızın adı Abdülfettah.

Tarihi hesaplaşma

8 Ekim 2011 Cumartesi
Yaşadığımız büyük bir çelişki, içinde bulunduğumuz durumu ve geleceği anlamamıza yardımcı olacaktır. Çin komünist bir rejimle yönetilmektedir ve komünizm işçi sınıfının sömürülmesine ve emperyalizme karşı mücadele eder. Herhangi bir ideolojide ufak tefek sapmalar olabilir ama onun emrettiklerinin tam tersini yapmak anlaşılamaz. Çin büyük ölçüde tasarruf yapmakta ve bunu küresel sermayenin emrine vermektedir. İşçiler yarattıkları değerin sadece yarısını alarak tarihte görülmemiş bir sömürüye katlanmaktadır. Ayrıca dünyaya ihraç edilen ucuz Çin mallarıyla rekabet etmek için diğer ülkelerde de ücretler düşük tutulmaktadır. Yani Çin sadece kendi işçilerinin değil tüm dünyadaki işçilerin sömürülmesini sağlamaktadır. Şu soruya cevap aramalıyız. Çinli yöneticiler, kendi çıkarları için, temsil ettikleri ideolojinin tam karşıtı olan bir sisteme izin mi vermektedirler yoksa onların da bir hesabı var mı?

Afrika’yı sömürenler, gözleri pırlanta ışıldayanlardır!

Güney Afrika’da bulunduğumuz süre içinde, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın görüşmelerini ve çeşitli plâtformlarda yaptığı konuşmaları, herhalde “haber”lerimizden okumuşsunuzdur...

Dün de; Başbakan Tayyip Erdoğan ve dolayısıyla Türkiye’nin yürüttüğü “aktif dış politika”nın dünyadaki yankılarını anlatmaya çalıştım.
Bugün de, Güney Afrika ile ilgili “gözlem” ve “intiba”larımı aktarmak istiyorum.
HÂLÂ “BEYAZ’LAR EGEMEN!
¥ Dün de ifade etmeye çalıştığım gibi, Güney Afrika, çok ilginç bir ülke... Her şeyden önce, “3 ayrı başkenti” var... İkamet ettiğimiz Pretoria, “Yürütme” başkenti... Cape Town “Yasama”nın, Bloemfontein ise “Yargı”nın başkenti.

Fatih Altaylı ne zaman istifa edecek?

08 Ekim 2011 Cumartesi


Sabahtan beri karşımda, gazete demeye dilim varmayan Habertürk duruyor. Sürmanşetinde insanlık ayıbı, vahşet pornosu, dev bir fotoğraf! Fotoğrafta bir kadın. Ölen bir kadın. Sırtında dev bir bıçakla, kan revan içinde yatan, çıplak bir kadın. Gözler kapanmış, dudaklar morarmış, her tarafı kesik içinde... Böyle bir şiddet, böyle bir gözü dönmüşlük, böyle bir canilik yok, diye haykırıyorum ama nafile! Var! Öylece karşımda duruyor! Sadece bu kadının insan görünümlü canavar kocasının caniliği değil üstelik. O caniliği bizim hepimizin üzerine fırlatıp atan bir kağıt parçası olan Habertürk ve hala kendine gazeteci diyebilen bir Fatih Altaylı duruyor karşımda! İnsanlığımdan utanıyorum!
***

O fotoğrafı kıskandım!

‘Nasıl bir toplum olduk biz?’ sorusunu günlük muhakemelerimde hep sorarım kendime.
Toplumu eleştirirken, çuvaldızı kendime iğneyi onlara batırma esasını kabul ederek tabii ki.
İnsanlardaki vahşet, tecavüz iştahı milletin yere göğe sığdıramadığı dizilere yansıyor.
Bir bakıyorsunuz Fatmagül birinciliğe oturmuş; peşinden Kurtlar Vadisi kovalıyor.
Bir tarafta tecavüze uğrayan bir mağdur üzerinden sözde sanat adına kadının kimlik sömürüsü; öte tarafta akan oluk oluk kan öldürülen onlarca insan.
İzlemem... İzlettirmem de!

7 Ekim 2011 Cuma

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: ‘Çık açıkla’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Afrika’dan dönerken, CHP’li belediyelerin yabancı vakıflardan aldıkları paraları PKK’ya aktardıkları yönündeki iddiasını sürdürdü.
Erdoğan’ın bu konudaki sözleri şöyle:
“Kim, hangi kuruluştan nasıl bir kredi almış, hangi vakıftan ne almış? Bunlar bellidir. Ana muhalefet partisinin genel başkanı da belediyelerini arasın. Siz nereden ne aldınız ne almadınız soruştursun. Bu ortaya çıkacaktır. Bu kurum ve kuruluşlar aynı zamanda istikamet belirliyorlar. Bunu hangi müteahhit firmaya vereceksin, ondan sonra bu işin muvazaa kısmı başlıyor. CHP kendisine çeki-düzen versin. Gidişleri iyi değil.”

Suriye zor mesele

7 Ekim 2011 Cuma
Dün bıraktığımız yerden devam edelim. Suriye meselesi giderek daha hassas bir noktaya geliyor; dolayısıyla da Türkiye, bu konuda artık çok daha dikkatli hareket etmek zorunda.

Kuşkusuz Türkiye, bu coğrafyada sıradan bir ülke olarak yer almıyor. Dahası atacağı adımları, izleyeceği politikaları, kendi tarihsel derinliğini, geçmişten gelen ve devam eden ortaklıkları dikkate alarak şekillendirmek zorunda. Güncel dayatmaların ya da günü birlik tepkilerin yönlendireceği bir ülke olmadığımızı sık sık unutuyoruz.

İsyan! Sessizlerin öfkesi başkentleri kuşatacak..

"Halkı satıp bankaları kurtardılar, Wall Street'i işgal edin" sloganlarını ve sessizlerin öfkesini artık bütün Batı başkentlerde duyacağız. New York'ta günlerdir devam eden, toplumun bütün kesimlerinin katıldığı gösterileri küçümseyenler yanılacak. Zamanla ABD'nin diğer kentlerine, Avrupa başkentlerine sıçrayacak protestoların giderek ciddi sosyal krizlere yol açacağını şimdiden görmek zorundayız.

Davut'un 3 çocuğu varmış!

Davut Güloğlu ile Ece Erken'in evlenecekleri söyleniyordu ama ayrıldılar.
Ayrılıktan sonra türlü dedikodular çıktı.
Kimi, Karadenizli Davut'un Ece'yi dövdüğünü söyledi, kimi de Davut'un Ece'yi aldattığını!
Ancak dün beni arayan eski bir dostum, ilginç gerçeği telefonda anlattı.
Şöyle söyledi:

Telefonlarını değil, biraz da Kürtlerin kalbini dinleyin

El Kaide’nin 11 Eylül 2001 günü gerçekleştirdiği terör saldırısının şokunun etkisiyle ABD’de şuna benzer sorular sorulur olmuştu: “Uydu aracılığıyla, dünyanın herhangi bir köşesinde araba kullanan herhangi birinin kolundaki saati bile okuyabilen bizler nasıl oldu da bu saldırıyı önceden öğrenemedik, engelleyemedik?”

Bu kriz kapitalizmin krizidir

Bakmayın doların ve euronun yükselmesine, batıyorlar.. Bu paraların karşılıkları yok. Nazım Ekren’in, Adım grubun sohbetindeki deyişi ile “karşılık mı dediğiniz, bir galon boya ve iki top kağıt, hepsi bu”. Bu kriz sadece Amerika’nın ve AB’nin değil, kapitalizmin krizidir.. Bu kriz ülkeleri de şirketleri de bireyleri de az ya da çok bir şekilde etkileyecektir..

İşte, Ahmet Hakan'a yol!

Ben bir soru soruyorum. Soruyu sorduğum kişi ise Genelkurmay gibi son derece kritik bir kurumda bir dönem başkanlık yapmış İlker Başbuğ...
Diyorum ki Sayın Başbuğ'a:
"Sayın Paşa... Oda TV İddianamesi'nin ek klasörlerinde yer alan bir telefon görüşmesinde sizinle ilgili inanılmaz bir iddia yer alıyor. Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan Coşkun'un iddiasına göre, onun askerlikten muaf tutulmasıyla ilgili bizzat benimle yaşadığı tartışmalarda siz alenen kendisine taraf olmuşsunuz! Sözcünüz bizzat beyefendiyi aramış. 'Size sahip çıkmak için Genelkurmay Başkanımızdan talimat aldık' demiş. Doğru mu Sayın Başbuğ bu iddialar? Eğer doğruysa bunun nedenini lütfen bize açıklar mısınız? Söyler misiniz, askerliği ile ilgili son derece muammalı bir geçmişi olan, askeri dille kendisini 'çürük' diye anabileceğimiz bu arkadaşa acaba nereden icap etti bu sahiplik etme ihtiyacı?"

Vetonun anlamı

07 Ekim 2011 Cuma

'Veto' Latince kökenli bir sözcük ve 'İtirazım var' anlamında kullanılırmış. Günümüzde ise 'Veto' sözcüğü genel olarak BM Güvenlik Konseyi'ndeki oylamalarla gündeme gelmektedir. Nitekim önceki gün yapılan oylamada Rusya ve Çin, Batılı ülkelerin Esad yönetimine karşı hazırladıkları karar tasarısını veto ettiler. Haberi mutlaka okumuş ya da duymuşsunuzdur. Şimdi gelin birlikte haberin anlam ve detaylarına bakalım.

1- 'Veto' hakkı BM Güvenlik Konseyi'nde 5 ülkeye tanınmıştır. Başbakan Erdoğan'ın deyimiyle bu garip uygulamanın ortadan kaldırılması için bu ülkelerin onayı gerekiyor. Yani dünya sonsuza dek bu ülkelerin veto 'rahmeti' ile yaşamak zorunda!
2- Ruslar veto kullanma konusunda rekor kırmış. Sovyetler döneminde 118 kez veto hakkını kullanan Ruslar 1990'dan sonra bu hakkı yalnızca 2 kez kullanmış. Ama asıl sürpriz Amerikalılarda çünkü onlar 77 kez veto kullanmış ve bunun 60 kadarını İsrail için yapmış. Geri kalanı da Güney Afrika ve Rodezya'daki ırkçı yönetimleri kollamak için. 1945'ten bu yana İngilizler 32, Fransızlar 18 ve Çinliler yalnızca 5 kez veto hakkını kullanmış.
3- Ancak Suriye ile ilgili son oylamada en önemli konu Çin ve Rusya'nın ortak hareket edip 'Emperyalist ve Sömürgeci' ülke Fransa, ABD, İngiltere, Almanya ve Portekiz'in hazırladığı karar tasarısını birlikte veto etmesidir. Çin, bundan 29 yıl önce yani 1972'de yine Ortadoğu ile ilgili bir konuda Sovyetler Birliği ile birlikte ortak veto hakkını kullanmıştır. Bu nedenle önceki günkü vetonun çok farklı bir anlamı var. Demek ki bütün siyasal ve ekonomik verileriyle Rusya ve Çin, Batılı ülkelerin uluslararası politikalarından çok rahatsız ve birlikte karşı koymanın gereğine inanıyor. Bu verilerin ne olduğunu merak edenler biraz araştırsın. Ancak şu kadarını söyleyebilirim: Sudan'ın parçalanmasından, Libya'nın işgal edilmesinden ve Batılı ülkelerin Afrika ve Ortadoğu'daki pis oyunlarından en çok zarar gören ülke dünyanın ikinci güçlü ekonomisine sahip Çin'dir. Ruslar ise Batılı ülkelerin Ortadoğu politikalarından ve özellikle Füze Kalkanı Projesi'nden çok tedirgin. Batılıların Ortadoğu politikalarının hedefi Suriye ve İran olduğunu bilen Moskova bu iki ülkeye destek vererek kendi çıkarını kollamaya çalışıyor. İran'a nükleer program konusunda yardım eden Rusların yakında Suriye'ye de Füze Kalkanı Projesine karşı füze verirse kimse şaşırmasın.
4- Gelelim veto hakkı olmayan ancak karar tasarısına karşı olduğu için çekimser oy kullanan diğer ülkelere. Bunlar Lübnan, Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan. Bir Arap ülkesi Lübnan'ı bir yana bırakırsak geri kalan üç ülkenin ne denli önemli ve anlamlı olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Güney Afrika, Başbakan Erdoğan'ın iki gün önce ziyaret ettiği ve oradan Suriye'ye sert eleştiriler yaptığı ülke. Uluslararası politikada Mandela'dan dolayı Güney Afrika'nın önem ve değerini bilmeyen yok. Brezilya ise Türkiye ile birlikte bir yıl önce İran karşıtı bir karar tasarısına karşı 'hayır' oyu kullanmıştı. Brezilya birçok nedenden dolayı Latin Amerika'nın da en önemli ülkesidir. Birçok nedenden dolayı çok önemli olan bir diğer ülke Hindistan'ı ve Asya dengelerindeki yerini burada anlatmanın bir anlamı yok.
İşte yukarda özetlemeye çalıştığım bu kısa notlardan dolayı ABD ve müttefikleri şimdi çok sinirli. Çaresiz kalan ya da öyle görünmek isteyen ABD'nin Dışişleri Bakanı Clinton bakın dün ne diyordu:
'Bazı ülkeler Suriye'ye yönelik baskılarını artırarak sürdürecek. Biz de onlarla işbirliği yapacağız'.'
Amerikalılar bunu hep yapar ama sonunda işbirliği yapıp bu ülkeleri ve onların yöneticilerini yarı yolda bırakıp kaçarlar. Tıpkı Irak ve Afganistan'da olacağı gibi. Tıpkı yıllardır kendilerine hizmet eden İran Şahı, Menderes, Saddam, Mübarek, Bin Ali, Kaddafi ve diğerlerine yaptıkları gibi.

Kısır döngüleri kıran insanlar olmasaydı...

Steve Jobs gibi insanlar olmasaydı, aslında hayat bir kısır döngü olmaktan ileriye gidemezdi.
Eğer 15'inci yüzyılda yaşasaydım bu cümleyi "Gutenberg gibi insanlar olmasaydı, aslında hayat bir kısır döngü olmaktan ileriye gidemezdi" şeklinde yazardım herhalde...
Bu kısır döngüyü kanıtlayacak o kadar çok durum var ki...
Mesela saatlerin ekim sonunda yine bir saat geriye alınacağı açıklandı.
Kim bilir kaç yıldır saatlerimizi her baharın başında bir saat ileriye ve her sonbaharın sonunda bir saat geriye alıyoruz.

Bir de bu vardı, değil mi?

7 Ekim 2011 Cuma

KCK soruşturması, Kürt meselesi, CHP’de pırtlayan liderlik sorunu, Soner Yalçın’ın “en seksi erkek” ilan edilmesi, hepsi tamam da, bizim bir de Nobel gündemimiz vardı, değil mi?

Bu yıl ödül, İsveçli şair Tomas Tranströmer’e gitti.

Daha doğrusu ödül, yedinci kez, ata yurdu olan İsveç’te kaldı.

Tomas Tranströmer’i tanımıyorum.

Ördek ile sazan

Fransa'nın ünlü bir mizah gazetesi vardır, "Le Canard Enchaine"... Haftalık bir gazetedir bu. Mizah gazetesidir ama bizim gecekondu oğlanlarının lumpen dergileri gibi karikatür değil, yazı ağırlıklıdır. Genelev kuyruğunda bekleyen lise öğrencilerine değil, okuması yazması düzgün aydınlara seslenir.
Yarım yamalak Fransızca öğrenmiş birçok Türk aydını, Le Canard Enchaine'nin "zincirli ördek" anlamına geldiğini sanır. "Parisler'de falan" bulunmuş haybeciler dahil. Bunlar yerli yersiz bu tür yayın organlarının isimlerini "zikredip" ne kadar kültürlü olduklarını göstermeye çalışırlar.
Oysa "canard", Fransız argosunda "gazete" anlamına gelir.

Küskünler kahvesi

Dün burada "konuk ettiğimiz" yargıç var ya... Hani, darbecilikten yargılanan "koskoca paşaları" falan salıvermeyi düşünen yargıç... O da koskoca bir ağırceza reisi...
Hani canım diyordu ki darbeciler darbeci sayılamazlar çünkü yaptıkları plan "tasarım aşamasında" kalmış, kuvveden fiile çıkmamış. Üstelik emekliye ayrılan arkadaşlarının yerine yenilerini almamışlar, cuntayı tazelememişler.
Cuntanın tazesi makbul. Bayat balık gibi bayat cuntanın da hiç kıymeti yok. Herhalde cezai ehliyeti de yok!