16 Temmuz 2011 Cumartesi

El bombası ormanı yakar mı?

16 Temmuz 2011 Cumartesi
Önce, siyasi analizleri bir yana bırakarak, hepimizin yüreğini kavuran 13 çocuğumuzun nasıl şehit düştüğüne baktım...

Resmi açıklamalara göre, Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde geçen Cumartesi günü kaçırılan iki asker ve bir sağlık görevlisinin kurtarılması için başlatılan operasyon kapsamında, Silvan Jandarma Taktik Komando Alay Komutanlığı’na bağlı bir birlik, Silvan İlçesi’nin Dolapdere ve Kulp İlçesi’nin Küplü köyleri arasında arama tarama faaliyetinde bulunmaktaydı...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Milliyet ve Vatan, Doğan Grubu'na geri döner mi?

CHP İl Genel Meclisi Üyesi Yahya Göktaş'ın Milliyet ve Vatan gazetelerinin birinci sayfasından alenen 'sahtekardır' şeklinde yaftalanmasının Karacan ve Demirören arasında ciddi bir krizin yaşandığını yazmıştım önceki günkü yazımda.
Çünkü Londra'da olan Ali Karacan'ın hem çok yakın dostu, hem de Number One TV'den ortağı olan Yahya Göktaş hakkında yapılan bu son derece kritik açıklamadan habersiz olması ortağı Demirören'le arasında bir büyük krizin olduğunun işaretiydi. Öğrendiğim kadarıyla Ali Karacan, kendisinin imzası yani onayı alınmadan yapılan bu açıklamanın, neden ve nasıl yapıldığını öğrenmek için yardımcılarını daha gelmeden talimatlandırmış. Sanırım bugün İstanbul'a geldikten sonra da dananın kuyruğu kopacak!
Kanımca bu ortaklık bundan sonra zor yürür.
Demirören tarafına yakın kaynaklarımdan gelen bilgiler de bu tahminimi doğrular nitelikte.
Ancak, hukuk danışmanlarından söz konusu ortaklığın bir an evvel sonlandırılması yönünde çalışma yapmasını isteyen Erdoğan Demirören'in bunu öyle çok kolay başarabileceğine de inanmıyorum.
Çünkü öğrendiğim kadarıyla her iki tarafın ortaklık paydası yarı yarıya!
Yani DK Gazetecilik'te hisselerin yüzde 50'si Karacanlar'a, diğer yüzde 50'si ise Demirörenler'e ait!
Hal böyle olunca da kimin devre dışı kalacağı, kimin Milliyet ve Vatan gazetelerinde patronluğa devam edeceğini tahmin etmek oldukça zor oluyor.

PKK süreci tahrip etti

12 Haziran seçimlerinden sonra oluşan atmosfer içinde başta yeni anayasa olmak üzere Kürt sorunu da dahil birçok temel sorunun siyasal ve toplumsal uzlaşmayla çözülebileceği beklentisi artmıştı. Tutuklu milletvekilleri nedeniyle başgösteren yemin sorunu ise TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in öncülüğünde çözüm sürecine girmişti. CHP iktidar partisiyle vardığı mutabakat sonucu yemin etti. BDP de AKP yetkilileriyle bir araya geldi. Bu görüşmelerden bir mutabakat çıkmadı ama BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş her fırsatta yüz yüze konuşmanın ve diyaloğun önemine işaret ederek bu temasın önemini vurguladı. “Konuşmak sataşmaktan iyidir” diyen Demirtaş, sadece barış ve demokrasi için uğraştıklarını da vurgulamıştı.

PKK’nın tahrip edici etkisi

Arkadaşım Kanellos

Ne zaman Sindaghma Meydanı'nda bir arbede olsa yüreğim ağzıma geliyor:
Acaba Kanellos'a bir şey oldu mu? Ne zaman olayları televizyonda seyretsem içim hop ediyor hop kalkıyor, aman başına bir şey gelmesin o kargaşada...
Kanellos, yani Tarçın.
Ona Noykanikos diyenler de varmış, Lukariskas diyenler de. Arkadaşımız Emin Özmen olayların göbeğinden bildiriyor, birlikte resim de çektirmişler.
Kanellos'la birlikte Grande Bretagne Oteli'nde kalmışlığımız vardır...
Yani hanımla biz içeride, o dışarıda, kapının dibinde. Hep orada takılır. Ara sıra gider meydanda bir tur atar, döner yatar.
Kanellos yaşlı bir köpek.

Kanlı kara bir hançer gibi...

15 Temmuz 2011 Cuma
Yazıyı bitirmiş, çoktan gazeteye geçmiştim... Kanlı kara bir hançer gibi yüreğimizi deşen haberler çok sonra geldi... Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Başta şehit ailelerinin olmak üzere hepimizin başı sağ olsun... Bu korkunç saldırının amaçlarını, nasıl gerçekleştiğini, niye gerçekleştiğini uzun uzun inceleyeceğiz daha sonra...

***

Bari bu defa kıvırmayın

15 Temmuz 2011 Cuma

Bakın ne oluyor? Artık kendisinden “dürüst siyaset” beklediğimiz kıymetli Kemal Kılıçdaroğlu, “Başbakan’ın adamı” ilan ettiği Hasan Dağcı’yı, cami arazisine rezidans yapmakla suçluyor.

Bunu yaparken, “peşkeş” tadı vermeyi ihmal etmiyor tabii.

İddiayı okuyunca şunu anlıyoruz:

Başbakan, cami için tahsis edilmiş kamu arazisini Hasan Dağcı’ya peşkeş çekmiştir.

Dağcı da tutup, amaç dışı bir inşaata girişerek, “peşkeş”i usulsüzlükle taçlandırmış ve (muhtemelen) tatlı paralar kazanmıştır ya da kazanacaktır.

Dosya siyaseti yapan Kılıçdaroğlu, grup toplantısında, “köy köy dolaşarak Başbakan’ı şikayet edeceğini”, nasıl olur da cami arsasına rezidans yaptırdığını dillendireceğini söyledi.

Dün Hasan Dağcı çıktı konuştu.

Yeni MHP

Seçim öncesinin büyük depremlerinden bugüne kalan izlerden biri: İstanbul eski Ülkü Ocakları Başkanı Erdem Karakoç hâlâ cezaevinde.

Diyarbakır'da 6 Temmuz'da yapılan MHP mitingi için 'provokasyon hazırlığı' iddiaları gündeme bomba gibi düşmüş ve tutuklananlar olmuştu. Hadise sadece o günlerde MHP'nin içine düştüğü bunalımın derinliğini yansıtıyordu. Kaset operasyonları MHP'yi sarsmış, geyik muhabbetlerine dönen kestirme çözümler ayağa düşmüştü. Diyarbakır mitinginde sıkılacak birkaç merminin MHP'yi kuyudan çıkartacağı tarzında boşboğazlıklar, bu provokasyon iddiasının yegane mesnedi olmuştu. Erdem Karakoç'un cezaevinde olması, teknik takibe takılan bu gevezeliklerin eseri. Başka bir iddia veya delil mevcut değil. Yeni MHP'yi konuşmaya başlamak için bu dosyanın da bir an önce kapanması lâzım.
MHP, seçim sonrasında önüne çıkan ilk fırsatı değerlendirerek kendisine farklı bir kulvar oluşturmayı başardı. Keskin ve isabetli bir dönüş. CHP'nin ve BDP'nin yemin protestosunun içini boşaltıp anlamsız hale getiren, MHP'nin bu eyleme katılmaması oldu. Şayet MHP de, diğerleriyle birlikte protestoya katılsaydı AK Parti çok zor durumda kalırdı. MHP cumhurbaşkanlığı seçimindeki 367 desteğine benzeyen, kritik anlamda sonucu belirleyen bu hamlesi ile siyasetin akış istikametini değiştirdi. MHP bir yandan CHP ve özellikle BDP'yi açığa düşürdü, öbür taraftan kendisini emniyetli bir yere taşıdı. Yaralarını saracağı, hasarı onaracağı ve yeni bir strateji oluşturabileceği bir yer.

Kanlı pusu ve gelecek

15 Temmuz 2011 Cuma
CHP’nin anlamsız, saçma, zaman kaybettiren ve de ülkeyi boşu boşuna geren yemin krizi çözüldü. Ancak öyle anlaşılıyor ki BDP üzerinden devam eden görüşmeler kolayca sonuç vermeyecek’ diye başlayan bir yazının başında dona kaldım bir süre.

Ekranlara birdenbire can yakıcı, ateş gibi bir haber düşüyor: ‘Diyarbakır Silvan’da çatışma. 13 şehit ve 7 yaralı.’

Ankara’da baş döndürücü bir trafik var ve özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’la MİT Müsteşarı Hakan Fidan arasındaki dikkat çekiyor. Ardından Genelkurmay Başkanı da bu görüşmeye katıldı.

Oysa gün içinde gelen bir başka haber, Türkiye’nin barışa doğru adım atacağının umutlarını bir kez daha yeşertmişti. PKK’dan kopan 14 örgüt mensubu güvenlik güçlerine teslim olmuştu ve güvenlik güçleri bu tür olayların artacağına işaret ediyordu.

Silvan’dan gelen haber, son zamanların en kanlı saldırısına işaret ediyor. Kısa bir zaman önce ortaya çıkan kaçırma olayları, sürecin daha da sertleşeceğine işaret ediyordu. Ancak bugünkü hadise tüm bunların çok ötesinde.

***

Yıldırım Demirören’i gazete patronluğu mu kurtardı?

Tayfur Havutçu tutuklandı. Serdal Adalı tutuklandı. Niçin mi? Beşiktaş’ın kazandığı kupa finalinde şike yaptıkları iddiası için.
Tayfur Havutçu kim?
Beşiktaş’ın teknik direktörü.
Peki ya Serdal Adalı?
Futbol şube sorumlusu!
Peki böylesi görevlerde olan iki isim şike yapar da Başkanın, yani Yıldırım Demirören’in haberi olmaz mı?
O Tayfur ki Yıldırım Demirören sayesinde camiadan gelen tepkilere rağmen teknik patron yapıldı.
Hem Tayfur Havutçu şike yaptı ise, yani birilerine menfaat sağladı ise onu cebinden mi karşılayacaktı?
Yıldırım Demirören gibi Beşiktaş camiasında uçan sineklere bile hükmeden  güçlü bir Başkan’a rağmen bunlar olur mu, olabilir mi?
Mümkün değil!
Peki o zaman  soralım,Yıldırım Bey bu soruşturmanın herhangi bir yerinde niye yok?
Yoksa, Milliyet ve Vatan gibi etkili iki gazetenin patronu olduğu için mi?
Hayır, somut bir delil ve ispat olmaksızın Yıldırım Bey’i suçluyor değilim altını çizmek istediğim, büyük bir kuşkunun varlığıdır.

Blöf değil reel politik

Bir yanda Avrupa Birliği'ni bakanlık haline getirmek, diğer yanda "İlişkileri dondururuz" demek...

Ne demek bu?

Ahmet Davutoğlu'nun "AB ile ilişkiler tıkanır, donar" ifadesi, bazı çevrelerden tepkiler aldı. Blöf gibi, tehdit gibi yorumlandı.

Oysa ne blöftü, ne tehditti, Kıbrıs için çözüm iradesiydi, apaçık bir uyarıydı, reel politik hatırlatması idi.

Davutoğlu önce Kıbrıs'a gitti, Derviş Eroğlu ile birlikte, Rumlar'la toprak ve mülkiyet konuları dahil her konuyu görüşmeye hazır olduğumuzu, bu yıl sonuna kadar çözüm bulunabileceğini ve yılbaşında referanduma gidilebileceğini açıkladı.

O zaman bu acil çözüm talebi karşısında şaşkınlık yaşanmıştı; acaba bazı tavizler verilmesi için hazırlık mı yapılıyor kaygıları dile getirilmişti.

Şimdi tam tersi duygular seslendiriliyor:

- AB'yi gözden mi çıkardık?

Oysa, Kıbrıs'taki açıklamalar içinde şu da vardı:

12 Temmuz 2011 Salı

Sağlıklı tatilin sırrı; süt, kavun, karpuz

Sıcaklar arttıkça artıyor. İnsan kelimenin tam anlamıyla, durduk yerde adeta eriyor. Tabi, erirken de bir dolu hayati değere sahip organizma kimyasallarını kaybediyor. O kimyasallar kaybolunca da, değişik fonksiyon bozuklukları ortaya çıkıyor.
İster inanın ister inanmayın, eğer organizmanın kaybettiği kimyasalları belirli bir sürede yerine koymazsak, başımıza bir dolu dert alıyoruz. Mesela, proteinin temel taşları olan ve adına aminoasit denen kimyasallardan bazılarını (Özellikle tehlikeli güneş ışınlarının olduğu yaz günleri) besi yoluyla almazsak, hormon düzenimiz bozulur, güzelim tatil günümüz başa dert hale gelirmiş.
NEDEN YOĞURT VE AYRAN?

Federasyon top dolaştırıyor, hata yapıyor

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın adı skandala karışınca, IMF mahkeme sonucunu beklemeden istifa eden başkanın istifasını kabul etti ve yerine yeni başkanını seçti.
Şimdi durum ne? Strauss-Kahn büyük olasılıkla komplo kurbanı ve suçsuz. Ne olacak şimdi? IMF niye mahkeme sonucunu beklemedi diye suçlayacak mıyız?

Yoksa "Aferin IMF'ye, kişilerin değil kurumların önemli olduğunu gösterdi. Bazen kurumların itibarını korumak adına kurunun yanında yaşın da yanmasına göz yummak lazımmış mı?" diyeceğiz.

İbrahim Akın için birkaç vuruş

13 Temmuz 2011 Çarşamba
Hayatımın azımsanmayacak bir bölümünü genç futbolcuların öykülerini yazma peşinde geçirdim. Sonra gün geldi, bu işin artık heyecan vermeyeceğini düşündüm. Başka heyecanlar, başka arayışlar peşine düştüm. Kendi kendimi de 'Artık öyküsü ilginç gelen futbolcu yok' diye avuttum.
Aynı şekilde futbola olan ilgim de yok olma derecesinde azaldı. Mehmet Ağar'ın şeref tribününde ağırlandığı, futbolcuların Sedat Peker'in hediyesi kol saatleriyle, arabalarla dolaştığı bir dünya kaldırabileceğimden daha kirli göründü gözüme.

Siyasi nakıs teşebbüs fiilinin müeyyidesi itibarsızlıktır

Başbakan Erdoğan dünkü AK Parti grup toplantısında CHP'nin TBMM'yi boykot sürecini eleştirirken özetle şunları söyledi:
"-Dün Danıştay'a yönelik kanlı saldırıyı siyasi çıkar için kullanmaya heveslenenler, olayın üstüne gidilmesi durumunda açığa düştüler. Aynı çevreler, Sivas olaylarını, Çorum'u, K.Maraş'ı aydınlatacak hukuk süreçlerini de engellediler. Sivas olaylarını bir istismar malzemesi olarak kullananların, bugün
- AK Parti'yi çetelerle mücadelede yalnız bırakmaları son derece manidardır.
Bu çevreler yalnız bırakmakla kalmadılar, Silivri'ye giderek sanıkların yanında oturdular. Genel Merkez'den Silivri'ye tünel oluşturdular. CHP'nin söz konusu Ergenekon olunca milli iradeyi hatırlamasının ne kadar samimiyetle bağdaştığını sizin takdirinize bırakıyorum."

Atatürk, Abdülhamid ve Erdoğan

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Mustafa Kemal ve Abdülhamid’den sonra en çok suikast girişimine hedef olan kişinin Tayyip Erdoğan” olduğunu vurguladı, önceki gece TRT Haber’de yayınlanan Büyük Takip Programı.

Doğal çünkü tarih atılımcı, yenilikçi ve yasadışı örgütlerle mücadele eden birçok önderin, her zaman karanlık güçlerin hedefinde olduğunu öğretir bize. Bu listeye rahmetli Bülent Ecevit’i ve Turgut Özal’ı da ekleyebiliriz.

Tayyip Erdoğan’a yönelik ilk ciddi suikast girişimi, oğlu Bilal Erdoğan’ın düğünü sırasında gerçekleştirilmek istenir. İtalyan Başbakanı Berlusconi’nin de katıldığı düğünün seçilme nedeni, suikastın uluslararası alanda da ses getirmesini sağlamaktır. Ancak suikastçılar, istihbarat birimlerince eyleme geçemeden yakalanır.

Atabeyler Çetesi olarak ün salan, aralarında asker kökenli üyelerin de bulunduğu çapulcular, “ülke yönetiminin kötüye gittiği” gerekçesiyle Erdoğan’ı öldürmeye hazırlanırken ele geçirilir. Ankara Emniyet Müdürlüğü, çeteye yönelik operasyonlar sırasında başbakanın evinin krokisini, yüklü miktarda patlayıcı ve çok sayıda silah bulur.

Tey tey tey tey tey

Türkçe'nin ilk "etimoloji çalıştayı" başlıyormuş... Maşallah. Biri Fransızca, öteki Çağatayca mıdır nedir iki kelimeyle iyi yerden başlamış Türkçe çalışmaları. Hayırlı olsun.
Futbola "ayaktopu", basketbola "sepettopu" karşılıklarını bile bulmayı iş edinmiş anlı şanlı Türk Dil Kurumu, "etimoloji" terimine her nedense "kökenbilim" lafını uyduramamış. Ya da basın hamşoları bilememişler. Okurlarının Fransızca terimleri daha iyi anladığını düşünüyor olmalılar.
Çalıştay sonunda bir de "tam teşekküllü sözlük" yayınlanacakmış, tam teşekküllü hastane gibi bir şey! Müteşekkil olsun.

Meydan boş değil

-Kocaman'ın "Maçlarımızı Cüneyt Tanman izlesin ve o karar versin" şeklindeki çağrısıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Cüneyt'i seçmesinin nedeni; Galatasaraylı olması...
Ben yorumcu olarak geçen sene, "Şu maçları birlikte izleyelim, bu maçları birlikte izleyelim" demedim mi? Aykut Kocaman da "Bu federasyondaki Galatasaraylı, yani Fenerbahçe'nin en büyük rakibi Galatasaray'ın yıllar yılı kaptanlığını yapmış Cüneyt Tanman, benim maçlarımı izlesin. Baksın bakalım; şike şüphesi var mı, yok mu?" Bu söylenebilecek bir laf...
Bu teklifin sebebi, 'Bu yapılsın' değil. 'Ben o kadar eminim' anlamında söylüyor o lafı... Yoksa, onun hukuksal bakımdan bir sonuç vermeyeceğini biliyor.

Osmanlı’da bilim niye gelişmedi?

YEMİN krizinin çözülmesi hiç olmazsa AKP ile CHP arasında anayasa yapımını kolaylaştıracak bir yumuşama sağlamalıydı değil mi? Ama öyle gözükmüyor maalesef.
On yıl süren Menderes-İnönü kavgasında bile “siyasette bahar havası” denilen dönemler az değildi; karşılıklı iltifatlar, nezaket ziyaretleri falan...
Bakalım bugün BDP ile görüşme nasıl olacak?
Geçen elli yılda siyasi olgunluğumuz ne kadar gelişmiş; ayrı bir yazı konusu.
Bugün okuyucum Ali Kılınç’ın bana yönelttiği bir soruyu ben de size yöneltiyorum:
“450 yıllık ‘Osmanlı Medrese Sistemi’nden bir tek bilim adamı çıkmamıştır, bir tek bilimsel buluş yapılmamıştır. Bunun sebepleri nelerdir?”
Evet, size göre nedir?

Çikiletâ

Oo merhaba yeğenim, hoş geldin sen, safâlar getirdin, oğlum Yaşar, tâze vekilimize iskemle getir, bana bir bol köpüklü gayfe pişirttir, arkadaşlara da sor ki ne içerler? Çayı boşver, demliğin dibi kaldı zaten; lâfımın sizce pek gıymatı yoktur emme ben yine de şöyle yağı yerinde buzlu ve tuzlu bir ayran tavsiye ederim şahsan. Yornuğunuzu alır, dizinize fer, zihninize küşâyiş, batnınıza cilâ verir.

Böyle Süper Kupa olur mu?

Futbol Federasyonu, Türk spor tarihinin en büyük skandalına seyirci kalmayı tercih etti.

"Deliller kendilerine ulaşmadığı" bahanesiyle "sıcak patatesi" ellerine almadılar.

Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Süper Lig'in normal şekilde başlayacağını ve Fenerbahçe ile Beşiktaş'ın 21 Temmuz'da Süper Kupa finalini oynayacağını belirtti.

Peki, bu nasıl bir Süper Kupa Finali olacak?

İddialar ve medyaya saçılan deliller inanılmaz.

Fenerbahçe'nin lig şampiyonu olabilmek için en az, son 5 maçında şike yaptığı ifade ediliyor.

Başkan Aziz Yıldırım ve bu iddiaların merkezinde yer alan isimler tutuklandı.

Beşiktaş'ın da Türkiye Kupası final maçında rakip takımın oyuncusuna para verdiği ve gol atmamasını sağladığı kaydediliyor.