11 Ekim 2011 Salı

Bıçaklanmış kanlı çıplak kız bedeni

11 Ekim 2011 Salı
Kaymakamlık Yazıişleri Müdürü ve bir yüzbaşının da aralarında bulunduğu 28 kişinin Mardin’de 2002 yılında yedi ay boyunca sürekli tecavüz ettiği 12 yaşındaki N.Ç.’yi hatırlıyor musunuz?

Olayın ortaya çıkmasıyla N.Ç.’yi pazarladığı öne sürülen iki kadın ve 25 erkek tutuklanmıştı.

Davanın ilk duruşması 24 Şubat 2003 yılında yapıldı.

Aynı yılın altıncı ayından sonra davada hiç tutuklu kalmamıştı...

Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise ancak sekiz yıl sonra, Şubat 2011’de karar verdi.

13 sanığı, ‘15 yaşından küçük çocuğun ırzına geçtikleri’ gerekçesiyle alt sınırdan beş yıl hapisle cezalandıran mahkeme, altıda bir oranında iyi hal indirimi yaparak, cezayı dört yıl iki ay olarak belirledi.

Bu adamın sonu kötü olacak!

Bütün gücünü Türkiye karşıtlığına yöneltmiş. Seçim hazırlıklarını, dış politikasını, Avrupa Birliği'nin geleceğine ilişkin perspektifini hatta ekonomi politikalarını Türkiye'yi tecrit etmeye, sindirmeye, Avrupa'nın dışına itmeye adamış. Avrupa ne ki, Türkiye'yi mümkünse Ortadoğu'dan, Balkanlar'dan, Kafkaslardan hatta Orta Asya'dan çıkarmak için yoğun çaba sarfediyor.

Söylem ile eylem -1

11 Ekim 2011 Salı

Hükümetin 'Komşularla sıfır problem' söylemine yönelik eleştiriler çoğalınca ve Esad'ın CHP heyetine söylediklerini Cumhuriyet Gazetesi yayınlayınca Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 12 meslektaşımızı davet ederek eleştirilere yanıt vermiş. Meslektaşlarımız bu sohbetin detaylarını kendi köşelerinde anlattılar. Herkesin üzerinde özellikle durduğu konu Suriye-Türkiye ilişkileri. Çünkü Suriye; Türkiye'nin dış politikasının yani 'Komşularla sıfır sorun' ilkesinin test edildiği yerdir.
Gelin birlikte bakalım.

Facebook’taki erozyon!

Kuveyt’ten Suna Durmaz: “Bildiğiniz gibi teknoloji çift taraflı bir silâhtır. Hayra kullanıldığı zaman hayır, şerre kullanıldığı zaman şer getirir.

Doğrusu, 2 yıldır facebook’a üye olup olmama konusunda düşünüp durdum. Sonra, her gün Risale-i Nur’dan bir vecize koymak, yazılarımı paylaşmak, Arap âleminde olup biten son olayları yorumlamak için bir hizmet ve iletişim aracı düşüncesiyle üye oldum. Üye olunca baktım ki, nice kapalı genç hanımlar poz poz resimlerini koymuşlar. Tek olarak yüz güzelliklerini, şıklıklarını gösterir şekilde adeta bir resim panosu yapmışlar. Çok rahatsız oldum. İlla bir resim gerekiyorsa (ki, hiç gerekli değil) tanıtım amaçlı vesikalık resim yeterlidir diye düşünüyorum. Kadının kaşının gözünün güzelliğini gösteren resimler oraya uygun mudur? Konuyu fıkhî olarak ele alır mısınız?”

Müslümanlarla Kürt sorunu ve Kürtçe eğitim!

Bir Müslüman, Cemal Uşak özeleştiri yapıyor: “Kendine mümin diyen kişiler, farklı dillerin ve kimliklerin özgürlüğünü kabul etmeli ve bu özgürlüğün temini için elinden geleni yapmalıdır. Dindarlar bu sorumluluğu yerine getiremediler.”

Dayan İsa, tarihe geçebilirsin

11 Ekim 2011 Salı
İsa kim?
Kim olacak? CHP Mersin milletvekili Sayın İsa Gök...

Kendisi “samimi” bir insandır, yarenlik eder gibi konuşur, dilinin ayarı ve mesafesi yoktur, aklına gelen ilk şeyi söyler, delikanlıdır, sözünün nereye gideceğini hesap etmez; her sözü ve davranışıyla Kurtlar Vadisi repliğini hatırlatır.

Hiç ağlayan başbakan görmemiştim...

Çok özlemişiz değil mi? Uygarca yaklaşımları, hislerini saklamamayı çok özlemişiz. Bu hafta sonu yayınlanan iki resim kamuoyunu çok etkiledi. Bunlardan biri Başbakan’ın annesi için döktüğü gözyaşı idi. Sizleri bilemem ancak ben şimdiye kadar kamuoyunun önünde ağlayan hiçbir liderimizi görmedim. Gözyaşı dökmek, ağlamak neredeyse ayıp görülürdü. Neredeyse bir nevi zayıflık gibi algılanırdı.

9 Ekim 2011 Pazar

Gibi yapıcılar

Ferhan Şensoy'la uzun süredir aramız bozuk, yıllar oldu görüşmeyeli ama çocuğun bazı "hasletlerini" de inkâr edemem.
Ferhan kurduğu topluluğa "Ortaoyuncular" adını vermişti, bu özentili bir abartmaydı (çünkü oynadıkları ortaoyunu değildi) ama kendi tiyatro anlayışını tanımlamak için çok yerinde bir deyimle "gibi yapanlar" terimini kullanır.
Genç kuşakların hiç tanımadıkları Bertolt Brecht estetiğine göre, sahnede sergilenenin gerçek yaşam değil bir oyun olduğu seyirciye her öğeyle hatırlatılır, buna oyun tarzı olduğu kadar dekor, kostüm ve ışık da dahildir.

Bu fotoğraftan zevk alana muhalif değil kalpsiz denir

Tayyip Erdoğan’ın annesinin arkasından döktüğü gözyaşları bile yumuşatmaya yetmedi kimi yürekleri...
Bu ülkenin Başbakanı, en acılı gününde, bu ülkenin hiç de azımsanmayacak sayıdaki vatandaşından (bakın internet sitelerine, sosyal paylaşım alanlarına) neredeyse “oh olsun”a varan, “insanlık dışı”  tepkiler almaya devam ediyorsa, elbette şapkasını önüne alıp düşünmeli:
Ne oldu da bu insanlar  “kalp”lerini devreden çıkarabildi!
Ama...
Hepimizin, birini siyaseten yaptıklarından ötürü, yasalarla belirlenen sınır çerçevesinde en ağır sözlerle eleştirme hakkımızın olması...

Beşar Esad dün Gemlik’te miydi?

10 Ekim 2011 Pazartesi
Ortadoğu’daki ‘Kürt Sorunu’ alev alev yanarak çözülmeyi bekliyor.

İki aydır yakınları ve avukatlarıyla görüştürülmemesini protesto etmek ve Abdullah Öcalan’a destek vermek amacıyla Bursa’nın Gemlik ilçesinde dün yapılması planlanan yürüyüşe katılmak için Diyarbakır ve diğer illerden yola çıkmaya hazırlanan BDP’lilere izin verilmedi.

İki milyonu Kürt kökenli olmak üzere 20 milyon nüfuslu Suriye’de ise Kürtlerin çoğunlukta olduğu Kamışlı kasabasında, evini basan maskeli ve silahlı saldırganlar tarafından öldürülen ‘Kürt Geleceği Akımı Partisi’nin Batı ile ilişkilerin geliştirilmesini savunan lideri Meşal El Tammo’nun cenaze törenine ise 100 binden fazla kişi katıldı.

Tokmağın adı PKK!

Kürt meselesinde mahalle baskısını siyasal oryantalistler veya liberaller icra ediyor. Bu baskı devlete yönelik. Devleti ve hükümeti adeta PKK ve siyasi erkiyle masaya oturması ve pazarlık yapması için telkin altında tutuyorlar. Şamar oğlanına çeviriyorlar. Neden? Bunun iki nedeni olabilir. Bir, dünya görüşlerinden kaynaklanabilir. İşin ideolojik yönüne bakmayarak sadece siyasi yönüyle ilgili olabilirler. Wilson gibi ahlaki zeminden koparak pekala seçici de davranabilirler. İkincisi de, bunu yabancıların hesabına isteyebilirler. Zira Churchill’in dediği gibi Türkiye’nin 250 kilo sınırında tutulması gerekmektedir.

Doların ateşi söner mi?

Hafta içinde dolar yeni rekorlara imza attı.İki liraya dayandı. Sadece lira değil, dünya paraları da dolar karşısında değer yitirdi.


Euro/dolar paritesi 1,31’lere indi.
Başta Yunanistan olmak üzere İspanya, İtalya ve Belçika gibi ülkelerin borçlarını ödeyemeyeceklerine yönelik korkular,
Derecelendirme kuruluşu Moody’sin İtalya’nın kredi notunu üç kademe birden indirmesi,
Avro Bölgesi’ndeki borç krizinin bankacılık sektörüne yayılacağına ilişkin endişeler,
Bu bağlamda Belçika-Fransız ortaklığı olan Dexia Bank hakkında çıkan olumsuz haberler,
Küresel ekonominin durgunluğa girmesi halinde emtia ve hisse senedi fiyatlarının düşeceğini hesaplayan yatırımcıların bunları elden çıkararak nakde dönmesi,
ABD Merkez Bankası FED’in parasal genişleme politikasını sürdürmemesi,
Doların rezerv para özelliğini koruması,

Sen devam et Rutkay Aziz!

Sen devam et, sinemanın sadece “barış sanatı” olduğunu sanmaya.. Öyle aktarmaya..
Sinema üzerinden halkın inançlarının nasıl değiştirilmeye çalışıldığını görmezden gelip, sen devam et, “barış sanatı” söylemine..
Sen devam et, 1970’li yılların teröristi Ertuğrul Kürkçü’nün milletvekili olabilmesi için destek vermeye..
“Barış” de..
Ama eline silah alanları destekle..
Sen devam et, Rutkay Aziz..
Barış ve silah... Barış ve anarşi... Barış ve devletin askerine silahla karşı koyma..
Yan yana gelmesi mümkün olmayan bu kavramları, bir araya getir Rutkay Aziz..
Sen devam et bu söylemine Rutkay Aziz..
Destekleyecek başka bir aday bulamamışçasına, Ertuğrul Kürkçü’nün milletvekili seçilmesine destek ol..
Sonra “barış”dan bahset..

8 Ekim 2011 Cumartesi

O dediğin ibrişim kuşak

Başbakana acılı gününde başsağlığı dilemekten bile çekinir olduk, basının iti kopuğu "yağcı" diye üstümüze saldırır...
Aslında Türk basınının bazı soytarılıklarına bayılırım: Paris'in en ücra banliyösünde beş araba ateşe verilir, manşeti basarlar: "Paris yanıyor!"... Çatalca'nın köyünde aç ve uyuz bir kurt görülüp kovalanır, başlık hazırdır: "İstanbul'a kurt indi!"
Fıkrası bile var, hani doktorlar iktidarsızlık çeken erkeklere tavsiye ediyorlarmış, çırılçıplak soyunun, oranıza bir gazete serin... Çünkü basın herşeyi büyütür!
Şimdi de "68 kuşağı" hortlamış.

"Örgütlü sosyalist"in emekçiliği

Her yanımız BDP-PKK ekseninin kımıltılarıyla dolu.
Farklı bir konu yazmak için odaklandığım anda öyle gelişmeler yaşanıyor ki, temas etmeden geçmek mümkün değil.
Hele "ben örgütlü bir sosyalistim" diyen şu "barış güvercini" Sırrı Süreyya...
Çorlu'da katıldığı toplantıyı polislerin kayda almasına bozulmuş efendi.
"Buradaki emekçi emniyet güçlerine bir şey demiyoruz ama emniyet müdürü ve kaymakam bunun hesabını ödeyecek" diye utanmadan tehdit sallıyor.

Bu Kürtler o Kürtler değilmiş

Ya da şöyle açıklayalım:

PKK’lılarla, PKK sempatizanlarıyla irtibatımız çoktan kesilmişti..


Siyasi yapılanma zannettiğimiz BDP meğer bir başkası değilmiş..


Her iki yapılanmada en az Fransız başkanı Sarkozy kadar, İsrail başkanı Netenyahu kadar Türkiye düşmanı çıktılar..

Sadece Edirne’de değil, artık G.Afrika’da da Selimiye var

Önceki günkü gazetelerde; “teknoloji dünyasının efsane ismi, iPod, iPhone, iPad ve MAC bilgisayarları”nın altında imzası bulunan Steve Jobs’un, 56 yaşında “pankreas kanseri”nden öldüğü haber verilirken deniliyordu ki;

“Hayatın en büyük icadı”na yenildi... Çünkü Steve Jobs öyle diyordu; “Hayatın en büyük buluşu, belki de ölümdür.”


Steve Jobs hakkında yazılanlardan bazıları şöyleydi:

3. Selim’den Tayyip Erdoğan’a

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın anası Tenzile Hanımefendi Hakk’a yürüdü. 
Allah rahmet etsin.
Çok iyi biliyorum ki; bütün analarla birlikte şimdi o da cennettedir.
Haberlerdeki görüntülerine bakıyorum da karşımda tam bir Türk anası...
Kıyafeti ile, duruşu ile, sevecen tavrı ile, içtenliği ile...
Lakin, "şunkar bolıp uçtu"
Yani; kuş olup uçtu gitti.
2009 yılında ben de anamı  yitirmiştim.
O zaman sanki kör olduğumu sandım. "Anamı Yitirdim Bulan Olamaz" diye de ağıdımsı bir yazı kaleme aldım. 
Boşuna mı söylüyor rahmetli Zeki Müren:
"Ana başta tac imiş
Her derde ilac imiş
Bir evlat bey olsa da 
Anaya muhtac imiş."
SAĞ İKEN

Totaliter devletin varisi: KCK

İttihatçılıktan kemalizme, oradan KCK’ya bir yol var mı? Ya da, “ben totalitarizmden vazgeçmem!” oyunu…

Türkiye Cumhuriyeti 1950’ye kadar totaliter bir devletti, her şeyi kontrol eder ve yönlendirirdi. 1950’de çok partili hayata geçince bu sistem resmen ortadan kalktı, fiilen şöyle veya böyle devam eden unsurlar oldu.


Meclis seçimle gelmişti. Ondan çıkan hükümet de öyle. Siyasetin alanı, totaliterlikten sıyrıldı. 1960 darbesine kadar!

Helikopterin sökülen parçaları

Muhsin Başkan'ı sevenlerin bir kısmı, samimiyetle suikast iddiasında ısrar ediyorlar. Israrın ötesinde adeta temenni ediyorlar.

Belki biraz da bu suikast tartışmaları ile onun aziz hatırasını daha diri tutuyorlar. Bir helikopterin içinde sıradan bir ölümü ona yakıştırmak yerine, her türlü hayal gücünü kışkırtan suikast tartışmalarının gizemine sığınıp teselli buluyorlar. Muhsin Başkan'ın kaybı çok erkendi. Hepimiz hazırlıksız yakalandık. Hele bu kadar hızlı, bu kadar iddialı ve dolu dolu yaşarken.