İsrail Hükümeti Mavi Marmara'ya yaşattıkları yüzünden Türkiye'den özür dileyecek mi? Olayda hayatını kaybeden dokuz Türk için tazminat ödeyecek mi? En temel ihtiyaç maddelerinden mahrum bıraktığı Gazze'ye yıllardır uyguladığı ambargoyu kaldıracak mı?
Gelen haberlere bakılırsa İsrail yumuşamaktaymış... Hükümetin küçük ortağının lideri "Özür dilerseniz ortaklığı bozmam" garantisi vermiş. BM Komisyonu tarafından hazırlanan raporun yayımlanmasından önce 'özür dilemek' niyetindeymiş hükümet...
26 Temmuz 2011 Salı
Varlığım Türk varlığına armağan olmasın, bana lazım
Kürt politikacısı Bengi Yıldız ortaya bir laf attı, Marmara depremi gibi sarsıntı yarattı. "Ankara'ya vergi vermeyiz ama devletten yardım isteriz" sözü üzerine Türkler küfür ettiler, Kürtler'in de gerçekçi olmayanları belki sevinmişlerdir...
Uçuk kaçık özlemleri tartışırken birkaç önemli gelişmeyi atladık. Hayır, liglerin ertelenmesi falan gibi "lumpen üzecek havadisler" değil.
Uçuk kaçık özlemleri tartışırken birkaç önemli gelişmeyi atladık. Hayır, liglerin ertelenmesi falan gibi "lumpen üzecek havadisler" değil.
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Erbakan ve otomobil maceramız
01.03.2011, ZAMAN
Başbakan Tayyip Erdoğan bir süre önce ülkemizin öndegelen işadamlarına hitap ederken, "Hani bizim yerli otomobilimiz?" diye sordu ve "Sizlerden tamamen kendi mühendislik çabalarımızın ürünü bir otomobil üretmenizi bekliyorum." ricasında bulundu.
Başbakan Tayyip Erdoğan bir süre önce ülkemizin öndegelen işadamlarına hitap ederken, "Hani bizim yerli otomobilimiz?" diye sordu ve "Sizlerden tamamen kendi mühendislik çabalarımızın ürünü bir otomobil üretmenizi bekliyorum." ricasında bulundu.
Yıl 2011. Türkiye'de her marka otomobil var, ama bir teki bile kendi markamız değil...
Önceki gün kaybettiğimiz Prof. Necmettin Erbakan'ın henüz genç bir bilim adamıyken tavsiyeleri dinlenseydi, bu alandaki utanılası eksikliğimiz çoktan ortadan kalkmış olurdu. Hem de tam 50 yıl önce...
Sabancı Üniversitesi'nden Prof. Cemil Koçak 27 Mayıs (1960) darbesi sonrasında kurulan Bakanlar Kurulu'nun tutanaklarını yayımladı. Yapı Kredi Yayınları (YKY) arasında çıkan iki ciltlik kitapta pek çok ilginç ayrıntı yer alıyor da, benim ilgimi en fazla Necmettin Erbakan'ın davet edildiği oturumda konuşulanlar çekmişti. Okuduklarımı Kulis'e yansıtmıştım da...
Türkiye'de sadece geçen yıl 1 milyona yakın (930 bin) motorlu araç trafiğe katıldı; toplam araç sayısı 15 milyonun üzerinde... Oysa 1961 yılında bu rakam 84 bindi ve bunlardan yalnızca 38 bini otomobildi. Eğer Erbakan'ın dedikleri istikametinde bir sanayi politikası izlenmiş olsaydı, benzer durumdaki Japonya, Kore ve Brezilya gibi kendi markasını üreten ülkelerden biri de biz olabilirdik...
Erbakan 4 Mart 1961 tarihli Bakanlar Kurulu (BK) toplantısına katılmış. O zaman İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) motorlar kürsüsünde doçent... Toplantıya iki Milli Birlik Komitesi üyesi de meraktan girmiş: Sıtkı Ulay ile Sami Küçük... O sırada 30'lu yaşlarını sürdüren genç Erbakan, karşısındakilere, önce ülke sanayiinin genel durumuna dair görüşlerini anlatmış, sonra da otomobil üretimi projesini aktarmış...
O yıllarda Türkiye'ye otomobil ithali yasak, trafikteki araçlar bedelsiz ithalat yoluyla sokulanlar... Ancak gümrük kapılarının daha fazla kapalı tutulamayacağını askerler de görüyor. Dövizin kıt olduğu ortamda yabancı markalar yerine yerli üretimin mi daha makul olabileceği üzerinde kafa yoruluyor.
Önceki gün kaybettiğimiz Prof. Necmettin Erbakan'ın henüz genç bir bilim adamıyken tavsiyeleri dinlenseydi, bu alandaki utanılası eksikliğimiz çoktan ortadan kalkmış olurdu. Hem de tam 50 yıl önce...
Sabancı Üniversitesi'nden Prof. Cemil Koçak 27 Mayıs (1960) darbesi sonrasında kurulan Bakanlar Kurulu'nun tutanaklarını yayımladı. Yapı Kredi Yayınları (YKY) arasında çıkan iki ciltlik kitapta pek çok ilginç ayrıntı yer alıyor da, benim ilgimi en fazla Necmettin Erbakan'ın davet edildiği oturumda konuşulanlar çekmişti. Okuduklarımı Kulis'e yansıtmıştım da...
Türkiye'de sadece geçen yıl 1 milyona yakın (930 bin) motorlu araç trafiğe katıldı; toplam araç sayısı 15 milyonun üzerinde... Oysa 1961 yılında bu rakam 84 bindi ve bunlardan yalnızca 38 bini otomobildi. Eğer Erbakan'ın dedikleri istikametinde bir sanayi politikası izlenmiş olsaydı, benzer durumdaki Japonya, Kore ve Brezilya gibi kendi markasını üreten ülkelerden biri de biz olabilirdik...
Erbakan 4 Mart 1961 tarihli Bakanlar Kurulu (BK) toplantısına katılmış. O zaman İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) motorlar kürsüsünde doçent... Toplantıya iki Milli Birlik Komitesi üyesi de meraktan girmiş: Sıtkı Ulay ile Sami Küçük... O sırada 30'lu yaşlarını sürdüren genç Erbakan, karşısındakilere, önce ülke sanayiinin genel durumuna dair görüşlerini anlatmış, sonra da otomobil üretimi projesini aktarmış...
O yıllarda Türkiye'ye otomobil ithali yasak, trafikteki araçlar bedelsiz ithalat yoluyla sokulanlar... Ancak gümrük kapılarının daha fazla kapalı tutulamayacağını askerler de görüyor. Dövizin kıt olduğu ortamda yabancı markalar yerine yerli üretimin mi daha makul olabileceği üzerinde kafa yoruluyor.
Türk malı otoya evet satın alırken hayır
Çatısı altında yer alan 900'den fazla Otomotiv Yetkili Satıcısını temsil eden OYDER'in, yılın ilk 6 ayına yönelik olarak Türkiye çapında bini aşkın müşteriyle gerçekleştirdiği "Otomotiv Müşteri Profili" araştırmasında, yerli otomobil sorusu da unutulmamış. Yeni araç satın alan müşteriler, "Türkiye'nin yerli marka yaratma çabasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, yüzde 60 gibi bir oranda "Evet, doğru buluyorum" yanıtını vermiş. Ancak, yerli marka otomobili satın alırım diyenlerin oranı ise yüzde 16 gibi küçük bir oranda kalmış.
Fenerbahçe küme düştüğünde...
Önce aklınızdaki tüm bilgileri, sezgileri, kanaatleri bir kenara koyun. Haklıyı/haksızı, suçluyu/suçsuzu bırakın.
Ne hiddetlenin Aziz Yıldırım’a ne de onun için ağlayın.
Şekip Mosturoğlu’nu yüzünü bile hatırlamayın.
Cemil Turan’ın sadece “emekli süper topçu” olarak bilindiği günlerdeki gibi bihaber ve masum olun.
Gözaltılar, telefon çözümleri, çantalar, karanlık adamlar, hepsi silinsin hafızanızdan. Silinsin ki, aklınızın önüne geçmesin.
Şimdi sıkı durun:
Tıpkı o müthiş Pazartesi sabahı gibi, bir uyanmışsınız; Fenerbahçe küme düşmüş!
“Eyvah” mı?..
Hiç merak etmeyin!
Ne hiddetlenin Aziz Yıldırım’a ne de onun için ağlayın.
Şekip Mosturoğlu’nu yüzünü bile hatırlamayın.
Cemil Turan’ın sadece “emekli süper topçu” olarak bilindiği günlerdeki gibi bihaber ve masum olun.
Gözaltılar, telefon çözümleri, çantalar, karanlık adamlar, hepsi silinsin hafızanızdan. Silinsin ki, aklınızın önüne geçmesin.
Şimdi sıkı durun:
Tıpkı o müthiş Pazartesi sabahı gibi, bir uyanmışsınız; Fenerbahçe küme düşmüş!
“Eyvah” mı?..
Hiç merak etmeyin!
Fransız Lejyonu’ndan Türkiye terörüne..
Çok önemli bir gözlem geldi, tam 25 yıldır Fransa’da yaşayan ve 10 yıl “Fransa Yabancı Lejyoner Birliği”nde görev yapmış bir okuyucumuzdan.. Halit Karan’ın yazdıklarını çoğumuz görüyor, fark ediyoruz ama bu kadar deneyimli ve “çağdaş dünyanın en bilinen profesyonel asker birliği”nden gelen gözlemler olayı çok daha net anlatıyor.
Açılım artı...
Evet, "Açılım" kaçınılmaz. Çünkü devlet adına çok yanlışlar yapılmış.
Açılım bu devlet açığını kapatmak için şart. AK parti, başından beri, devlet adına yapılan yanlışları gidermek gibi bir gayretin içine girdi, bu da Kürtler nezdinde önemli karşılık buldu. Bugün, Doğu ve Güneydoğu'da oyların ortalama yüzde 52'si AK Parti'ye verilmiş durumda. "Kürtler adına" siyaset yaptığını iddia eden ekip ise oyların sadece yüzde 30'unu alabilmiş.
Ama;
- Dağda silahlı grup duruyor, meşru silahlı kuvvetlerle çatışıyor, pusu kuruyor ve can alıyor.
- Dağ, ülke içinde terör estiriyor. Adam kaçırıyor, sokakta infaz yapıyor, yurt, dershane bombalıyor.
- Hakkari, Şırnak, Yüksekova gibi ülke topraklarında, örtülü bir kurtarılmış bölge statüsü hükümferma...
- KCK diye bir yeraltı yapılanması gerçekleşmiş.
- Diyarbakır'da DTK şapkası altında bir grup, fiilen özerklik ilan ediyor.
- Büyük şehirler dahil tüm ülkede sokaklar ateşe verilebiliyor.
En kötüsü, cür'et büyüyor.
Hiçbir açılım tatmin etmiyor, aksine her açılım hamlesinin ardından daha uzlaşmaz bir adım atılıyor.
Ne yapacaksınız?
Kimin eli kimin cebinde?..
Galiba çok yerinde bir tabir. Sıklıkla, beğenerek kullandığım bir ifade olmasa da burada gerekli oluyor sanırım. On üç yuvaya ateş düştü de bütün Türkiye sathı kavruldu. Yanan sadece on üç anne yüreği miydi... on üç anne en başta... on üç baba... on üç evlat... on üç eş... kardeş.... amca... dayı... ağabey ve dahası... Yanan, kavur kavur kavrulan Türkiye’nin ta kendisi oldu... Kürdüyle Türkü, Çerkezi, Abazası, Gürcüsü oldu... Türkiye’nin içi yandı, feryadı kürenin öbür ucundan duyuldu. Ana yüreği gibi yananı var mı acaba... On üç körpe yavrunun on üç anası göz yaşını içine akıttı da ahları sadırları delercesine yaktı geçti, Kaf Dağına ulaştı... Şimdi bakıyorum. Seyrediyorum. Türkiye ile birlikte gözlüyorum. İri siyah arabalar ardı ardına vızır vızır işliyor. Devasa binalara çabuklukla giren çıkanlar artıyor da artıyor. Toplantı ardına toplantı...birbirini kovalıyor. Nedir, kimdir, nasıl oldudan öte ne yapılacağının tartışması zihin haritalarını zorluyor. On üç ocağa düşen ateş cayır cayır yakmaya...yaktıkça yıkmaya...devam ediyor. |
PKK’nın doludizgin gidişi
Silvan saldırısı İmralı-PKK-DTK-BDP cephesindeki ilişkiler konusunda yeni soru işaretlerine yol açtı. Bu cephede söylenenlerle yapılanların birbirini tutmaması, “cepheyi kim yönetiyor” sorusunu gündeme getirdi. Öcalan’ın açıklamalarına karşın Silvan saldırısı “iyi terörist, kötü terörist” oyunu mu oynanıyor, sorusunu akıllara takılı bıraktı.
Çelişkiler
Çelişkiler
Avustralyalılar medyadan tasfiye oluyor galiba...
"Hayrola, bizi Avrupa ve Amerika'dan tasfiye harekâtı mı başladı?" diye soruyor Rupert Murdoch'un medya imparatorluğunun temelini teşkil eden Avustralya'dan dostları...
İmparatorluğu dipten sarsılan imparator ise, karar almada yaşadığı üç günlük tereddüdün kendisini de parmaklıklar ardına götürüp götürmeyeceği endişesini yaşıyor...
Bilmeyenlere hatırlatayım: İngiltere'nin The Times ve Sunday Times ile Sun gazetelerinin patronu olan Murdoch aslında Avustralya kökenli... Babasından devraldığı küçük gazeteyi ülkesinde büyüttükten sonra İngiltere'ye yelken açtı. Oradan da ABD'ye... New York Post onun, Fox televizyonu da; ülkenin en çok satan gazetesi Wall Street Journal'i de kısa süre önce satın aldı.
Bilmeyenlere hatırlatayım: İngiltere'nin The Times ve Sunday Times ile Sun gazetelerinin patronu olan Murdoch aslında Avustralya kökenli... Babasından devraldığı küçük gazeteyi ülkesinde büyüttükten sonra İngiltere'ye yelken açtı. Oradan da ABD'ye... New York Post onun, Fox televizyonu da; ülkenin en çok satan gazetesi Wall Street Journal'i de kısa süre önce satın aldı.
Morali bozulan çekilsin!
PKK'nın homojen bir örgüt olmadığı, tıpkı IRA, Almanlar'ın RAF ve İtalyan Kızıl Tugaylar gibi derin unsurlarla iç içe geçtiği gün gibi gerçektir.
İtalyan başbakanlarından Aldo Moro'nun kaçırılışı ve öldürülüşü Kızıl Tugaylar örgütünce şaşkınlıkla karşılanmıştı.
Zira İtalyan askeri istihbarat servisi SID unsurları devredeydi.
Dış yardımlar alsa bile, devlet içi derin unsurlara dayanmayan hiçbir terör örgütünün serpilip boy atması mümkün değildir.
Tablo, PKK'nın çoktan bölündüğünü gösteriyor
Hep unutulursa!
19 Temmuz 2011 Salı
Oku Gülay Bacı, oku ve öğren!..
Oku Gülay Bacı, oku ve öğren!..
“İslam ortak paydası, Kürt sorununa çare olabilir mi?..”TSK’nın akıl almaz ihmallerinden dolayı 13 vatan evlâdını kurban verdiğimiz yönündeki iddiaların ayyuka çıktığı gün, bu başlık altında yazmış Gülay Göktürk...
“İslam ortak paydası, Kürt sorununa çare olabilir mi?..”
Bizler, faşist terör örgütü PKK’yı lanetler, TSK’daki “ihmaller dizisi”ni sorgular ve sorumluların “cezalandırılmasını” talep ederken, Gülay Hanım “Ümmet”e ve “Ümmetçilere” saldırmayı stratejisine uygun bulmuş!..
Özetle...
“Ümmetçilik işe yaramaz” diyor...
“Müslümanlar Kardeştir” ilahi hükmünün “geçersiz” (!) olduğu iddiasında bulunuyor...
Bu topraklarda “İslam”ı hakim kılmanın “Irk temelli” çatışmalara son vereceğini savunanlara sert çıkıyor.
Gülay Hanım’ın “Sübyancıların da hakları vardır. Ve devlet sübyancılara da hizmet vermelidir” görüşünü savunacak denli “Libera-Laik” olduğu malûmdur...
Bir de “ırkçı” imiş yeni öğrendik; “Ümmetçiliğin” dışlanması halinde geriye kalan tek seçeneğe; “Kürtçülüğe” destek vermesinden dolayı...
¥
Zor bir yazı...
Günlerdir yüreğim yanıyor.
13 askerimizin şehit olmasından sonra oturup, soğukkanlı bir yazı yazmam gerektiğini düşünüyorum ama ne soğukkanlı düşünebiliyorum ne de soğukkanlı bir analiz yapacak gücü bulabiliyorum.
Sittin senedir, soğukkanlı olmadığımı bilirim. Ancak, galiba yaşlandıkça daha duygusal oldum. Bazen köşe yazarlığıyla, öğretmenliğimi de karıştırıyorum...
Bugün, bu konunun analizine hiç girmeden, şunu söylemek istiyorum ki yüreğim başka şeyler söylüyor, kafam başka şeyler söylüyor. Ama işin doğrusu insanın, yüreğinin değil, kafasının sesini dile getirmesi. Beni bugünlerde bağışlarsanız, önümüzdeki dönemde içinde bulunduğumuz koşullar için, kafamın söylediklerini sizlerle paylaşırım.
Xxxxxxxxxxxxxx
Gündemimizdeki konular içimi sıkarken, bir de havanın sıcaklığı buna eklendi. Benim bildiğim, yaz aylarında İstanbul'da 7-8 gün çok sıcak geçerdi. Geçtiğimiz hafta, bu "kontenjanı"(!) daralttık zannediyordum. Ancak Meteoroloji, sıcaklıkların süreceğini söyleyince, epey moralim bozuldu. İstanbul dışında bazı olanaklarım olmasına karşın bu kentten kolayına kopamamam, benim bir hastalığım herhalde. Kısa bir süre için olsa bile...
13 askerimizin şehit olmasından sonra oturup, soğukkanlı bir yazı yazmam gerektiğini düşünüyorum ama ne soğukkanlı düşünebiliyorum ne de soğukkanlı bir analiz yapacak gücü bulabiliyorum.
Sittin senedir, soğukkanlı olmadığımı bilirim. Ancak, galiba yaşlandıkça daha duygusal oldum. Bazen köşe yazarlığıyla, öğretmenliğimi de karıştırıyorum...
Bugün, bu konunun analizine hiç girmeden, şunu söylemek istiyorum ki yüreğim başka şeyler söylüyor, kafam başka şeyler söylüyor. Ama işin doğrusu insanın, yüreğinin değil, kafasının sesini dile getirmesi. Beni bugünlerde bağışlarsanız, önümüzdeki dönemde içinde bulunduğumuz koşullar için, kafamın söylediklerini sizlerle paylaşırım.
Xxxxxxxxxxxxxx
Gündemimizdeki konular içimi sıkarken, bir de havanın sıcaklığı buna eklendi. Benim bildiğim, yaz aylarında İstanbul'da 7-8 gün çok sıcak geçerdi. Geçtiğimiz hafta, bu "kontenjanı"(!) daralttık zannediyordum. Ancak Meteoroloji, sıcaklıkların süreceğini söyleyince, epey moralim bozuldu. İstanbul dışında bazı olanaklarım olmasına karşın bu kentten kolayına kopamamam, benim bir hastalığım herhalde. Kısa bir süre için olsa bile...
Bu coğrafyada belki de çözümsüzlük çözümdür...
Özgürlükçü yeni Anayasa yapılabilecek bir sürecin PKK terörü tarafından sabote edilmesi doğal olarak hepimizi öfkelendirdi.
Bu noktada olayı aydınlatacak sorular sormak yerine, öfkemizi kendimizce sorumlu gördüğümüz odaklara yönlendiriyoruz.
Sorumlu tutulabilecek odaklar konusunda ise hiç sıkıntımız yok.
Tıpkı Latincedeki "Quot Homines Tot Sententiae" özdeyişinin tanımladığı gibi bir durum bu.
- Ne kadar insan varsa o kadar da soru vardır, şeklinde dilimize çevrilebilir bu Latincenin özdeyişi...
Öfkemizin hedefleri
Bu noktada olayı aydınlatacak sorular sormak yerine, öfkemizi kendimizce sorumlu gördüğümüz odaklara yönlendiriyoruz.
Sorumlu tutulabilecek odaklar konusunda ise hiç sıkıntımız yok.
Tıpkı Latincedeki "Quot Homines Tot Sententiae" özdeyişinin tanımladığı gibi bir durum bu.
- Ne kadar insan varsa o kadar da soru vardır, şeklinde dilimize çevrilebilir bu Latincenin özdeyişi...
Öfkemizin hedefleri
Genelkurmay açıklamaları, eşekler ve çuvallar
19 Temmuz 2011 Salı
Genelkurmay 13 askerimizin şehit olduğu facia hakkında idari inceleme başlatmış.
Ve bizden de bu idari incelemeleri ciddiye almamızı bekliyorlar.
Bizlerin ise bu idari incelemeleri ciddiye almamak için çok sayıda nedenimiz var.
Daha önce de askerimiz çok sayıda baskın yedi ama mesela ne Dağlıca, ne de Aktütün felaketlerinin “idari incelemelerinin” ne aşamada olduğunu hala bilemiyoruz.
Bu idari incelemeler galiba biraz idare etme esasıyla yapılıyor.
Kanıt da isterseniz, son faciadan sonra yaşananlara bir göz atalım.
Facianın yaşandığı bölge, alan bir idari incelemenin sağlıklı yapılabilmesi için hayati önemi haizdir.
Genelkurmay 13 askerimizin şehit olduğu facia hakkında idari inceleme başlatmış.
Ve bizden de bu idari incelemeleri ciddiye almamızı bekliyorlar.
Bizlerin ise bu idari incelemeleri ciddiye almamak için çok sayıda nedenimiz var.
Daha önce de askerimiz çok sayıda baskın yedi ama mesela ne Dağlıca, ne de Aktütün felaketlerinin “idari incelemelerinin” ne aşamada olduğunu hala bilemiyoruz.
Bu idari incelemeler galiba biraz idare etme esasıyla yapılıyor.
Kanıt da isterseniz, son faciadan sonra yaşananlara bir göz atalım.
Facianın yaşandığı bölge, alan bir idari incelemenin sağlıklı yapılabilmesi için hayati önemi haizdir.
Bir hazîn hikâye: TSK
19 Temmuz 2011 Salı
Bu ordu muhârebe edemez! Bir silahlı güç için varılabilecek en kötü noktalardan biri, görev için arâzîye gönderilmiş bir kıt’anın kendini savunmakdan âciz olmasıdır!
İşte bizim TSK’da olan tamı tamına budur!
Enternasyonal Somali Filosu’na üstelik sancak gemisi olarak fırkateyn yollarsınız Hind Okyanusu’nda karaya oturur, römork yedeğinde süklüm püklüm geri döner.
Kurduğunuz karakollar 27 yılda iki düzineden fazla baskın yer.
Baskın bir yana 450’şer kiloluk toplarını iki gün önceden karşı yamaca çıkarıp mevzîlendirirler, haberiniz olmaz.
Haberiniz olur, kumandanlarınız o bölgeden asker çekip bir de dâvetiye çıkararak Mehmedcikleri bile bile ölüme gönderirler.
Heronlarınızı doğru dürüst kullanamazsınız.
Bu ordu muhârebe edemez! Bir silahlı güç için varılabilecek en kötü noktalardan biri, görev için arâzîye gönderilmiş bir kıt’anın kendini savunmakdan âciz olmasıdır!
İşte bizim TSK’da olan tamı tamına budur!
Enternasyonal Somali Filosu’na üstelik sancak gemisi olarak fırkateyn yollarsınız Hind Okyanusu’nda karaya oturur, römork yedeğinde süklüm püklüm geri döner.
Kurduğunuz karakollar 27 yılda iki düzineden fazla baskın yer.
Baskın bir yana 450’şer kiloluk toplarını iki gün önceden karşı yamaca çıkarıp mevzîlendirirler, haberiniz olmaz.
Haberiniz olur, kumandanlarınız o bölgeden asker çekip bir de dâvetiye çıkararak Mehmedcikleri bile bile ölüme gönderirler.
Heronlarınızı doğru dürüst kullanamazsınız.
Terörü bitireni bitirirler (mi)!
Öcalan’n “Terörü bitirirsem beni bitirirler” dediği söylenir..
Öyle de oldu. “Terör bitsin” dedi ve bir el Apo’nun ipini çekti.. Çünki terörün devam etmesi gerek..
Bu el devletin içinde. Ergenekon ve Balyoz iddianamesi iyi incelenirse, bu elin nerede olduğu görülecektir.. Ve bu eli tutan başka eller de var.. ABD, İngiltere, Rusya, İsrail..
ABD bu konuda Ankara ile bir mutabakata varma noktasndayd ki, birileri sürece çomak soktu..
Apo artk devre dş.. BDP’liler, KCK’llar da dinlemiyor sanki Apo’yu. “Biji Apo” sloganlarn artk daha az duyacağz. Apo posterleri indirilecek..
“Kürt halknn özgürlük mücadelesi” denen şey birileri tarafndan ABD’den alnp İngiltere ve İsrail’e peşkeş çekiliyor sanki.. Birileri kan ve gözyaş aksn istiyor.. Birileri bizim, bu ülkenin çocuklarnn kanlar ve gözyaşlar üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmek istiyor..
Yine birileri bu kanl senaryoyu kulağa hoş gelen argümanlarla süslüyor.. Ve halk kendi celladn alkşlarcasna, üretilen örgüt ve liderlerin peşinden gidiyor.
Unutmamak gerekir ki, “ağuyu altn tas içre sunarlar, bal da onun suç ortağ”dr..
Unutmayalm ki, Kürtleri terörist ilan edip, en temel haklarna kavuşmalarn engelleyenlerle, Kürtleri haklarna kavuşmalar için onlara ayrlkç fikirler empoze eden, ellerine silah vererek onlar teröre sevk edenler ayn kişiler, ayn çevrelerdir..
Biz bunu daha önce sağ – sol kavgasnda, Alevi Sünni çatşmasnda da gördük..
Sağ ve sol kahvehaneler ayn silahlarla tarand. Ergenekonda, Balyozda bunu göreceksiniz..
CHP, MHP, BDP ya da İP arasnda fazla bir fark yok..
Öyle de oldu. “Terör bitsin” dedi ve bir el Apo’nun ipini çekti.. Çünki terörün devam etmesi gerek..
Bu el devletin içinde. Ergenekon ve Balyoz iddianamesi iyi incelenirse, bu elin nerede olduğu görülecektir.. Ve bu eli tutan başka eller de var.. ABD, İngiltere, Rusya, İsrail..
ABD bu konuda Ankara ile bir mutabakata varma noktasndayd ki, birileri sürece çomak soktu..
Apo artk devre dş.. BDP’liler, KCK’llar da dinlemiyor sanki Apo’yu. “Biji Apo” sloganlarn artk daha az duyacağz. Apo posterleri indirilecek..
“Kürt halknn özgürlük mücadelesi” denen şey birileri tarafndan ABD’den alnp İngiltere ve İsrail’e peşkeş çekiliyor sanki.. Birileri kan ve gözyaş aksn istiyor.. Birileri bizim, bu ülkenin çocuklarnn kanlar ve gözyaşlar üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmek istiyor..
Yine birileri bu kanl senaryoyu kulağa hoş gelen argümanlarla süslüyor.. Ve halk kendi celladn alkşlarcasna, üretilen örgüt ve liderlerin peşinden gidiyor.
Unutmamak gerekir ki, “ağuyu altn tas içre sunarlar, bal da onun suç ortağ”dr..
Unutmayalm ki, Kürtleri terörist ilan edip, en temel haklarna kavuşmalarn engelleyenlerle, Kürtleri haklarna kavuşmalar için onlara ayrlkç fikirler empoze eden, ellerine silah vererek onlar teröre sevk edenler ayn kişiler, ayn çevrelerdir..
Biz bunu daha önce sağ – sol kavgasnda, Alevi Sünni çatşmasnda da gördük..
Sağ ve sol kahvehaneler ayn silahlarla tarand. Ergenekonda, Balyozda bunu göreceksiniz..
CHP, MHP, BDP ya da İP arasnda fazla bir fark yok..
Öcalan bana ne söylemişti?
Şiddet, acı, öfke ve kinden başka bir işe yaramıyor. İnsani duyguları da, hayalleri de kirletiyor. Ve bir kazananı da yok bu kirli sürecin...
Yaklaşık 20 yıl önce 1993 baharında Abdullah Öcalan'ın basın toplantısı için Beyrut'a, oradan da Bekaa Vadisi'ne gitmiştim. Bir yandan şimdi Irak Cumhurbaşkanı olan Celal Talabani'yi ve bugünlerde dönmesi beklenen Kemal Burkay'ı görecek, öte yandan da Hasan Cemal, Cengiz Çandar gibi mesleğin duayenleriyle tarihi bir toplantıya tanıklık edecektim.
O günlerin güçlü lideri Turgut Özal'ın varlığı ve çözüm iradesi, bu basın toplantısından yeni bir "toplumsal barış" çıkacağı umudu veriyordu.
Yaklaşık 20 yıl önce 1993 baharında Abdullah Öcalan'ın basın toplantısı için Beyrut'a, oradan da Bekaa Vadisi'ne gitmiştim. Bir yandan şimdi Irak Cumhurbaşkanı olan Celal Talabani'yi ve bugünlerde dönmesi beklenen Kemal Burkay'ı görecek, öte yandan da Hasan Cemal, Cengiz Çandar gibi mesleğin duayenleriyle tarihi bir toplantıya tanıklık edecektim.
O günlerin güçlü lideri Turgut Özal'ın varlığı ve çözüm iradesi, bu basın toplantısından yeni bir "toplumsal barış" çıkacağı umudu veriyordu.
Her şeyi anlatan fotoğraf!
Önceki gün. Yer: Fatih Camii. Vefat eden Ensar Vakfı eski Başkanı Ahmet Şişman’ın cenaze namazı var. Namazda sürpriz iki isim.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Tayyip Erdoğan!
İkili sadece namaz kılmıyor, merhum Şişman’ın naaşına da omuz veriyor.
Güzel bir fotoğraf.
Eski bir dosta son görev yerine getiriliyor.
Tam bu noktada bir parantez açıp soralım.
Sahi, eski tanıdıklarının cenazesine katılıp naaşını taşıyan Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan aynı şeyi bu ülke için toprağa düşen Mehmetçikler için neden yapmadı?
Üstelik o törene katılmak ikisi için de vecibe, zira biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan!
Evet işin bam teli burasıdır.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Tayyip Erdoğan!
İkili sadece namaz kılmıyor, merhum Şişman’ın naaşına da omuz veriyor.
Güzel bir fotoğraf.
Eski bir dosta son görev yerine getiriliyor.
Tam bu noktada bir parantez açıp soralım.
Sahi, eski tanıdıklarının cenazesine katılıp naaşını taşıyan Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan aynı şeyi bu ülke için toprağa düşen Mehmetçikler için neden yapmadı?
Üstelik o törene katılmak ikisi için de vecibe, zira biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan!
Evet işin bam teli burasıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)