Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), hükümetin verdiği direktifler doğrultusunda Abdullah Öcalan’la ve PKK’yla görüşmeler yaptığı bilinen bir “sır”dı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, devletin ilgili kurumları görüşebilir, diyerek dolaylı biçimde görüşmelerin varlığını ifade etmişti.
Terör örgütleriyle bu tür görüşmeleri ilk kez Türkiye yapıyor değil. İngiltere’nin IRA’yla, İspanya’nın da ETA’yla benzeri görüşmeler yaptığı, sonrasında müzakere aşamasına geçildiği biliniyor. Bu bakımdan Türkiye’nin de aynı yöntemi kullanması şaşırtıcı değil.
Gizlilik ilkesi
16 Eylül 2011 Cuma
Müzakere-mücadele
MİT-PKK görüşmesinin ses kayıtlarını yayınlayarak Erdoğan'ı "bitirmeyi" ya da ona "göz dağı verme"yi amaçlayanların avuçlarını yaladıkları çok çabuk belli oldu.
Tıpkı referandum öncesi "Hükümet PKK'yla görüşüyor" çıkışını yaparak evet oylarını düşürmeyi hedefleyenler gibi bu defakiler de hayal kırıklığına uğradılar. Aklı başında herkes "Ne var bunda? Biz zaten görüşüldüğünü biliyorduk" dedi ve geçti gitti.
Hükümeti yıpratmak için bu tip tezgâhlardan medet umanların zaafı, kamuoyunun sağduyusunu hafife almaları. Oysa hükümet bu sağduyuyu "içinden" tanıyor. Attığı her adımda halkın nabzını elinde tutmayı başarıyor.
Tıpkı referandum öncesi "Hükümet PKK'yla görüşüyor" çıkışını yaparak evet oylarını düşürmeyi hedefleyenler gibi bu defakiler de hayal kırıklığına uğradılar. Aklı başında herkes "Ne var bunda? Biz zaten görüşüldüğünü biliyorduk" dedi ve geçti gitti.
Hükümeti yıpratmak için bu tip tezgâhlardan medet umanların zaafı, kamuoyunun sağduyusunu hafife almaları. Oysa hükümet bu sağduyuyu "içinden" tanıyor. Attığı her adımda halkın nabzını elinde tutmayı başarıyor.
Darbeci kim?
Türkiye’deki Ergenekon ve Balyoz davalarında, sanıklar, çete kurarak, hükümeti yıkmak girişimi ile yargılanıyor. Gerçi Oda.tv iddianamesinde, kitaplardan, haber tartışmalarından başka bir delil yok ama orada da “yorum yaparak siyaseti etkilemek” suç gibi gösteriliyor!
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ise alenen Tunus, Libya, Mısır ve Suriye hükümetlerini devirmek için çalışıyor. Hatta, Libya’da isyancıları Türkiye’den giden özel harekatçıların eğittiği de sanki bir başarı imiş gibi takdim ediliyor. Herkes takdir eder ki hükümetin bilgisi olmadan, emekli de olsa Libya’ya hiçbir özel harekatçı gidemezdi! Zaten isyancılara parayı üç ayrı uçakla gönderdiklerini de itiraf ettiler!
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ise alenen Tunus, Libya, Mısır ve Suriye hükümetlerini devirmek için çalışıyor. Hatta, Libya’da isyancıları Türkiye’den giden özel harekatçıların eğittiği de sanki bir başarı imiş gibi takdim ediliyor. Herkes takdir eder ki hükümetin bilgisi olmadan, emekli de olsa Libya’ya hiçbir özel harekatçı gidemezdi! Zaten isyancılara parayı üç ayrı uçakla gönderdiklerini de itiraf ettiler!
Kana petrol karışınca Libya’ya leş kargaları üşüştü
Yağmaya hücum!..
Bir gazetenin başığı aynen şu şekildeydi dün: “Yes you can!”
Utanmadan gaz veriyorlar bir de...
“Evet yapabilirsin!”
Yapamazsan da “no problem”, yaptırırız be abi!
İsyan nedir, nasıl çıkarılır, kimlerle işbirliği yapılır bir bir anlatır, baktık hâlâ “rolü”nün ne olduğunu kavrayamamışsın, bir de provasını yaptırırız; kostümlü, kostümsüz... Bize hepsi uyar!
Dünkü gazetelere bakılırsa, uymuş da zar: Libyalı muhalifleri Türk özel harekâtçılar eğitiyormuş. “Hedef” ülkeye “gazeteci” kılığında sızdıktan sonra, “isyancı adayları”nın “koç” luğuna başlamışlar:
Teknik, taktik...
Bir gazetenin başığı aynen şu şekildeydi dün: “Yes you can!”
Utanmadan gaz veriyorlar bir de...
“Evet yapabilirsin!”
Yapamazsan da “no problem”, yaptırırız be abi!
İsyan nedir, nasıl çıkarılır, kimlerle işbirliği yapılır bir bir anlatır, baktık hâlâ “rolü”nün ne olduğunu kavrayamamışsın, bir de provasını yaptırırız; kostümlü, kostümsüz... Bize hepsi uyar!
Dünkü gazetelere bakılırsa, uymuş da zar: Libyalı muhalifleri Türk özel harekâtçılar eğitiyormuş. “Hedef” ülkeye “gazeteci” kılığında sızdıktan sonra, “isyancı adayları”nın “koç” luğuna başlamışlar:
Teknik, taktik...
Avrupalıların kafa yapıları acaba değişebilir mi?
Ulusların kendi dışlarındaki milletleri kategorize etmeleri de zemine ve zamana göre değişiyor.
Komünizmin veya Sovyet Kızıl Ordusu'nun kapitalist dünyayı tehdit ettiği Soğuk Savaş döneminde Batı Avrupalılar Türkleri
"Hür Dünya'nın sınır bekçileri" olarak görürlerdi.
Türklerin dinleri, gelenekleri falan önemli değildi.
"Askeri demokrasi"nin varlığı da önemsizdi.
Türkler Kore Savaşı'nda komünizme karşı mücadele eden silah arkadaşlarıydı.
Eğer 1970'lerin sonunda dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "Onlar ortak biz pazar olacağız" içerikli sabit görüşü olmasaydı, Türkiye de 1980'lere Yunanistan'la birlikte AB üyesi olarak girebilirdi.
Bugün ise Batı Avrupalılar Türkleri "Farklı kültüre sahip Müslümanlar" olarak görüyorlar.
Komünizmin veya Sovyet Kızıl Ordusu'nun kapitalist dünyayı tehdit ettiği Soğuk Savaş döneminde Batı Avrupalılar Türkleri
"Hür Dünya'nın sınır bekçileri" olarak görürlerdi.
Türklerin dinleri, gelenekleri falan önemli değildi.
"Askeri demokrasi"nin varlığı da önemsizdi.
Türkler Kore Savaşı'nda komünizme karşı mücadele eden silah arkadaşlarıydı.
Eğer 1970'lerin sonunda dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "Onlar ortak biz pazar olacağız" içerikli sabit görüşü olmasaydı, Türkiye de 1980'lere Yunanistan'la birlikte AB üyesi olarak girebilirdi.
Bugün ise Batı Avrupalılar Türkleri "Farklı kültüre sahip Müslümanlar" olarak görüyorlar.
MİT, dünyayı nasıl okuyor?
16 Eylül 2011 Cuma
Gündemin arasında kaynayıp gitmiş gibi görünse de, MİT-PKK görüşmesi olarak kamuoyuna yansıyan kayıt, uzun süre tartışılacak gibi. Henüz, bahse konu kaydın ve ondan ortaya dökülen metnin doğruluğuna dair bir bilgimiz yok. Metinde kopukluklar, hatta tuhaf karşılanacak sözler var. Ama geneline baktığınızda böyle bir konuşma, adı geçen taraflar eliyle gerçekleşmiş izlenimi veriyor.
Buraya kadar bir sorun yok. Terörle mücadele zorlu bir süreç ve esasen bu sürecin belki de en mayınlı alanlarından birisi bu tür müzakerelerin yürütülmesi. Dolayısıyla bu meseleyi niçin müzakere ettiğimizi değil, nasıl müzakere ettiğimizi tartışmak çok daha akıllıca olur. Türkiye, terörle mücadele ederken, karşısındaki sorunun kaynağı, nasıl bir yönde gelişebileceği, bunun siyasal, toplumsal, hatta uluslararası maliyetlerinin ne olabileceği konusunda yeterince kafa yormadı. Meselenin ‘Bunlar bir avuç eşkıyadır, devlet bunlara boyun eğmez’ şeklinde ele alınması, yahut TRT bültenlerine sıkça konulan ‘Örgütte çözülmeler başladı, ha bitti ha bitiyor’ haberleriyle yansıtılması, bize gerçekten pahalıya mal oldu.
İstihbarat zafiyeti
Gündemin arasında kaynayıp gitmiş gibi görünse de, MİT-PKK görüşmesi olarak kamuoyuna yansıyan kayıt, uzun süre tartışılacak gibi. Henüz, bahse konu kaydın ve ondan ortaya dökülen metnin doğruluğuna dair bir bilgimiz yok. Metinde kopukluklar, hatta tuhaf karşılanacak sözler var. Ama geneline baktığınızda böyle bir konuşma, adı geçen taraflar eliyle gerçekleşmiş izlenimi veriyor.
Buraya kadar bir sorun yok. Terörle mücadele zorlu bir süreç ve esasen bu sürecin belki de en mayınlı alanlarından birisi bu tür müzakerelerin yürütülmesi. Dolayısıyla bu meseleyi niçin müzakere ettiğimizi değil, nasıl müzakere ettiğimizi tartışmak çok daha akıllıca olur. Türkiye, terörle mücadele ederken, karşısındaki sorunun kaynağı, nasıl bir yönde gelişebileceği, bunun siyasal, toplumsal, hatta uluslararası maliyetlerinin ne olabileceği konusunda yeterince kafa yormadı. Meselenin ‘Bunlar bir avuç eşkıyadır, devlet bunlara boyun eğmez’ şeklinde ele alınması, yahut TRT bültenlerine sıkça konulan ‘Örgütte çözülmeler başladı, ha bitti ha bitiyor’ haberleriyle yansıtılması, bize gerçekten pahalıya mal oldu.
İstihbarat zafiyeti
PKK ve MİT
Benim anladığım sadece çözüme yönelik güçlü ve kararlı bir iradenin mevcudiyeti. Türkiye'nin terör sorununu çözmek üzere iş başında risk alan siyasetçiler var.
Daha ötesi risk alan devlet adamlarının önü, hükümet tarafından sonuna kadar açılıyor. Hakan Fidan'ın MİT Müsteşar Yardımcısı görevinde iken PKK'nın lider kadrosundan Sabri Ok ve Zübeyir Aydar ile yaptığı görüşmenin, daha ötesinde konuşulan konuların başka bir anlamı var mı?
Hükümetin onayı ve talimatıyla, devlet adına Abdullah Öcalan'la görüşmeler yürütüldüğü zaten biliniyordu. Benzer görüşmelerin PKK'nın lider kadrosu ile Avrupa'da sürdürüldüğü, hatta İmralı ile PKK'lılar arasında devlet kontrolünde haberleşmenin sağlandığı ve bunlardan altıncısına, 2010 yılının başlarında Başbakan'ı temsilen Hakan Fidan'ın da katıldığı toplantının dinleme kayıtlarından anlaşılıyor. Konuşulanları öğrenince sorulacak soru çok basit: 'Eee, ne olmuş?'
Daha ötesi risk alan devlet adamlarının önü, hükümet tarafından sonuna kadar açılıyor. Hakan Fidan'ın MİT Müsteşar Yardımcısı görevinde iken PKK'nın lider kadrosundan Sabri Ok ve Zübeyir Aydar ile yaptığı görüşmenin, daha ötesinde konuşulan konuların başka bir anlamı var mı?
Hükümetin onayı ve talimatıyla, devlet adına Abdullah Öcalan'la görüşmeler yürütüldüğü zaten biliniyordu. Benzer görüşmelerin PKK'nın lider kadrosu ile Avrupa'da sürdürüldüğü, hatta İmralı ile PKK'lılar arasında devlet kontrolünde haberleşmenin sağlandığı ve bunlardan altıncısına, 2010 yılının başlarında Başbakan'ı temsilen Hakan Fidan'ın da katıldığı toplantının dinleme kayıtlarından anlaşılıyor. Konuşulanları öğrenince sorulacak soru çok basit: 'Eee, ne olmuş?'
Kılıçdaroğlu'nun kıvıramadığı şey nedir?!...
16 Eylül 2011 Cuma
PKK ile MİT arasında yapıldığı iddia edilen görüşmeye ait ses kaydı internete düştü ya... 'Tamam' dedim, 'şimdi gayrı-yandaş abiler ve ablalar iktidara o biçim giydirecekler..'
Tahmin ettiğim gibi olmadı... Üç beş ulusalcının miyavlaması dışında fazlaca ses çıkmadı.. Ama eminim ki, bundan bir kaç sene önce böyle birşey olsaydı ortalığı ayağa kaldırırlardı...
Bunun bir kaç sebebi var... 'Kürt sorunu' ifadesini kullananı dahi vatan haini ilan etmek, PKK ve terör üzerinden sürekli iktidarı dövmek bir işe yaramadı...
Neticede ultra-ulusalcı Kemalist anlayış artık hiç bir şekilde itibar görmüyor bu toplumda... En marjinal fikirler dahi, her şey tartışılabiliyor...
Bunun yanısıra bir de 'yüz' lazım ortalığı velveleye verebilmek için!...
PKK ile MİT arasında yapıldığı iddia edilen görüşmeye ait ses kaydı internete düştü ya... 'Tamam' dedim, 'şimdi gayrı-yandaş abiler ve ablalar iktidara o biçim giydirecekler..'
Tahmin ettiğim gibi olmadı... Üç beş ulusalcının miyavlaması dışında fazlaca ses çıkmadı.. Ama eminim ki, bundan bir kaç sene önce böyle birşey olsaydı ortalığı ayağa kaldırırlardı...
Bunun bir kaç sebebi var... 'Kürt sorunu' ifadesini kullananı dahi vatan haini ilan etmek, PKK ve terör üzerinden sürekli iktidarı dövmek bir işe yaramadı...
Neticede ultra-ulusalcı Kemalist anlayış artık hiç bir şekilde itibar görmüyor bu toplumda... En marjinal fikirler dahi, her şey tartışılabiliyor...
Bunun yanısıra bir de 'yüz' lazım ortalığı velveleye verebilmek için!...
Kuşkularımı sizlerle paylaşıyorum
16 Eylül 2011 Cuma
Devletin dünyanın bir yerinde PKK’lı bilinen kişilerle görüşmesinin kayıtları internet sitesine düştüğü andan itibaren kafamı en fazla kurcalayan konu şu: “Hakan Fidan o görüşmeye gittiğinde Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı mıydı, yoksa MİT’te müsteşar olmadan önceki ilk basamak olan Emre Taner’in yardımcılığına geçmiş miydi?”
Önemsiz mi gördünüz? Öyleyse dinleyin:
Ses kaydını dinlemek yerine metni okumayı, bunun için de Taraf gazetesini tercih ettim. Arşivimde de Taraf versiyonu bulunuyor. Taraf’ın iki yazarı metne eşlik etmek üzere aynı gün birer yorum yazmışlar; onlar da arşivimde...
Devletin dünyanın bir yerinde PKK’lı bilinen kişilerle görüşmesinin kayıtları internet sitesine düştüğü andan itibaren kafamı en fazla kurcalayan konu şu: “Hakan Fidan o görüşmeye gittiğinde Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı mıydı, yoksa MİT’te müsteşar olmadan önceki ilk basamak olan Emre Taner’in yardımcılığına geçmiş miydi?”
Önemsiz mi gördünüz? Öyleyse dinleyin:
Ses kaydını dinlemek yerine metni okumayı, bunun için de Taraf gazetesini tercih ettim. Arşivimde de Taraf versiyonu bulunuyor. Taraf’ın iki yazarı metne eşlik etmek üzere aynı gün birer yorum yazmışlar; onlar da arşivimde...
Hakan Fidan ve “Sayın Öcalan” meselesi!..
Birkaç hükümet önde gelenine “Hakan Fidan’ın ne kadar iyi bir seçim olduğu ortaya çıktı” deyince kuvvetli onaylar almıştık.
Sayın Hakan Fidan, MİT Müsteşarı oldu olalı, özellikle “PKK terörüyle mücadele” alanındaki “istihbarat” zafiyetimiz önemli ölçüde giderildi.
Artık sık sık, filanca karakola saldırı hazırlığının tespit edildiği ve bu tespitler doğrultusunda alınan tedbirler sayesinde eylemin önüne geçildiği yönünde haberler ulaşıyor.
MİT’in istihbarat alanındaki zafiyetinin büyük ölçüde ortadan kalkması, bu alanda zaten iyi olan Emniyet İstihbarat’a ek motivasyon sağlıyor ve zaaflarıyla gündem işgal eden Askeri İstihbarat da bu “koordinasyon içindeki yarıştan” geri kalmamaya çalışıyor.
Sayın Hakan Fidan, MİT Müsteşarı oldu olalı, özellikle “PKK terörüyle mücadele” alanındaki “istihbarat” zafiyetimiz önemli ölçüde giderildi.
Artık sık sık, filanca karakola saldırı hazırlığının tespit edildiği ve bu tespitler doğrultusunda alınan tedbirler sayesinde eylemin önüne geçildiği yönünde haberler ulaşıyor.
MİT’in istihbarat alanındaki zafiyetinin büyük ölçüde ortadan kalkması, bu alanda zaten iyi olan Emniyet İstihbarat’a ek motivasyon sağlıyor ve zaaflarıyla gündem işgal eden Askeri İstihbarat da bu “koordinasyon içindeki yarıştan” geri kalmamaya çalışıyor.
Barcelona değil, Trabzon!..
Milli takım dahil, son yıllarda bir Türk takımının bu kadar mükemmel bir futbol oynadığını görmedim.. Hatta bir dünya takımını da görmedim..
Futbol deyince, hemen herkesin aklına Barcelona geliyor. Bitmez tükenmez paslar yaparak rakibi, bu arada benim gibi anlamsız pas seyretmekten hoşlanmayan seyirciyi de bıktıran Barcelona..
Trabzon, maçın ikinci yarısında o Barcelona'yı da gölgeleyen bir futbol ortaya koydu..
Mucizeydi.. Neden?..
Futbol deyince, hemen herkesin aklına Barcelona geliyor. Bitmez tükenmez paslar yaparak rakibi, bu arada benim gibi anlamsız pas seyretmekten hoşlanmayan seyirciyi de bıktıran Barcelona..
Trabzon, maçın ikinci yarısında o Barcelona'yı da gölgeleyen bir futbol ortaya koydu..
Mucizeydi.. Neden?..
Başbakan laikliği savundu: Başımıza taş yağacak
Başbakan Erdoğan'ın Mısır'da yaptığı açıklama, "Bunu da gördüm ya...
Artık ölsem de gam yemem" dedirtecek cinsten...
Ben "geleceği de düşünen" her "akıllı"
Müslüman'ın, laikliği savunması gerektiğini defalarca yazdım.
Dindar insanların yönettiği TV kanalları da dahil olmak üzere, her yerde bu fikrimi açıkça savundum.
Tabii burada kastettiğim, Kemalistlerin ordu merkezli bir vesayet rejimini kurmak veayakta tutabilmek için halka dayattığı "otoriter laiklik" değil. Ben "özgürlükçü laiklikten" bahsediyorum.
***
Geleceği düşünen, akıllı Müslüman:
1) İslam'ın farklı biçimlerde yaşandığını bilir. Allah, Kuran ve Peygamber aynı olsa da, örneğin Suudi Arabistan'daki Vahabi İslam'ı ile İran'daki Şii İslam'ı farklıdır.
2) Değişik dinlerden insanların aynı ülkeyi, aynı devleti paylaşmalarını normal karşılar. Saflık arayışının bir tür ırkçılık olduğunu düşünür.
Artık ölsem de gam yemem" dedirtecek cinsten...
Ben "geleceği de düşünen" her "akıllı"
Müslüman'ın, laikliği savunması gerektiğini defalarca yazdım.
Dindar insanların yönettiği TV kanalları da dahil olmak üzere, her yerde bu fikrimi açıkça savundum.
Tabii burada kastettiğim, Kemalistlerin ordu merkezli bir vesayet rejimini kurmak veayakta tutabilmek için halka dayattığı "otoriter laiklik" değil. Ben "özgürlükçü laiklikten" bahsediyorum.
***
Geleceği düşünen, akıllı Müslüman:
1) İslam'ın farklı biçimlerde yaşandığını bilir. Allah, Kuran ve Peygamber aynı olsa da, örneğin Suudi Arabistan'daki Vahabi İslam'ı ile İran'daki Şii İslam'ı farklıdır.
2) Değişik dinlerden insanların aynı ülkeyi, aynı devleti paylaşmalarını normal karşılar. Saflık arayışının bir tür ırkçılık olduğunu düşünür.
15 Eylül 2011 Perşembe
Dünya için gelecek tahminleri !
16 Eylül 2011 Cuma 03:00
Dünya ekonomisinin büyüme temposunun yavaşladığı artık giderek görülür hale gelmekte. Temmuzda ABD ve Avrupa'da bazı veriler biraz yukarıya dönmüş de olsa, ağustos ve eylülde Atlantiğin her iki yanında da ekonomik gidişata güven zayıfladı. Hem hane halkı hem de şirketler güvensizlik sergiledikçe, finansal piyasalardaki dalgalanma reel ekonomiyi artan dozda etkilemekte. Ağustos ayında ABD'de siyasilerin son ana kadar gerekenleri yapamaması ve ülke ratinginin düşmesi önemli negatif etki yaratırken, Avrupa'da ise siyasilerin bir türlü çözüm üretememeleri temel sorun haline geldi. Türkiye gözlüğü ile bakıldığı zaman Avrupa ABD'den daha büyük bir risk oluşturuyor.
2011 yılının yarısının da geçilmiş olması ile 2011 ve 2012 için reel büyüme tahminleri ortalığa dökülmekte. Aşağıda reel büyüme, tüketici enflasyonu ve cari denge konusunda dünyanın en büyük ekonomileri için bir tahmin seti bulacaksınız.
DZ Bank iktisatçıları dünya genelinin 2010 yılında yüzde 4.9 büyüdükten sonra 2011 yılında 3.7 ve 2012 yılında da yüzde 3.8 kadar büyüyeceğini, yani yavaşlayacağını düşünüyorlar.
2011'de Japonya, İtalya , İspanya gibi ülkelerin yüzde 1 bile büyüyemeyeceği tahmin ediliyor. Bu da borç sürdürebilme sorununu daha da büyütüyor.
Tüketici fiyatlarına dönüldüğünde Çin ve İngiltere'de enflasyonda yükselme beklendiği tablodan görülebiliyor. Çin büyümesi yavaşlarken, ABD'de de büyümede yavaşlama gerçekleşecek olması Çin'in dış talebini ve ihracatını önemli ölçüde kötü etkileyecek. Çin iç taleple büyümeye döndüğünden ve parasını da biraz değerlendirğinden büyük ekonomiler arasında Çin'in enflasyon rekortmeni olacağı tahmin edilmekte. Japonya ise uzun zamandır negatif enflasyon yaşıyor.
Dünya ekonomisinin büyüme temposunun yavaşladığı artık giderek görülür hale gelmekte. Temmuzda ABD ve Avrupa'da bazı veriler biraz yukarıya dönmüş de olsa, ağustos ve eylülde Atlantiğin her iki yanında da ekonomik gidişata güven zayıfladı. Hem hane halkı hem de şirketler güvensizlik sergiledikçe, finansal piyasalardaki dalgalanma reel ekonomiyi artan dozda etkilemekte. Ağustos ayında ABD'de siyasilerin son ana kadar gerekenleri yapamaması ve ülke ratinginin düşmesi önemli negatif etki yaratırken, Avrupa'da ise siyasilerin bir türlü çözüm üretememeleri temel sorun haline geldi. Türkiye gözlüğü ile bakıldığı zaman Avrupa ABD'den daha büyük bir risk oluşturuyor.
2011 yılının yarısının da geçilmiş olması ile 2011 ve 2012 için reel büyüme tahminleri ortalığa dökülmekte. Aşağıda reel büyüme, tüketici enflasyonu ve cari denge konusunda dünyanın en büyük ekonomileri için bir tahmin seti bulacaksınız.
DZ Bank iktisatçıları dünya genelinin 2010 yılında yüzde 4.9 büyüdükten sonra 2011 yılında 3.7 ve 2012 yılında da yüzde 3.8 kadar büyüyeceğini, yani yavaşlayacağını düşünüyorlar.
2011'de Japonya, İtalya , İspanya gibi ülkelerin yüzde 1 bile büyüyemeyeceği tahmin ediliyor. Bu da borç sürdürebilme sorununu daha da büyütüyor.
Tüketici fiyatlarına dönüldüğünde Çin ve İngiltere'de enflasyonda yükselme beklendiği tablodan görülebiliyor. Çin büyümesi yavaşlarken, ABD'de de büyümede yavaşlama gerçekleşecek olması Çin'in dış talebini ve ihracatını önemli ölçüde kötü etkileyecek. Çin iç taleple büyümeye döndüğünden ve parasını da biraz değerlendirğinden büyük ekonomiler arasında Çin'in enflasyon rekortmeni olacağı tahmin edilmekte. Japonya ise uzun zamandır negatif enflasyon yaşıyor.
Erdoğan-Sarkozy savaşı
Başbakan Erdoğan, halk hareketleri sonucunda yönetimleri değişen Kuzey Afrika'daki Arap ülkelerine geziye çıktı. Bu gezinin iç politik hesaplara dayalı olmadığı da anlaşıldı. Çünkü Başbakan Erdoğan'ın bu gezisi Avrupa Birliği ülkelerini korkutmuş gözüküyor. Fransa Devlet Başkanı Sarkozy, Türkiye'nin önünü kesmek için hemen harekete geçti ve yanına İngiltere Başbakanı David Cameron'u alarak Libya'daki geçici yönetimi ziyarete gitti.
Anlaşılıyor ki Sarkozy, Türkiye'nin sadece Ortadoğu'da değil Kuzey Afrika'da da belirleyici ülke konumuna gelmesinden korkuyor.
SAKIZ ÇİĞNEYECEK
Anlaşılıyor ki Sarkozy, Türkiye'nin sadece Ortadoğu'da değil Kuzey Afrika'da da belirleyici ülke konumuna gelmesinden korkuyor.
SAKIZ ÇİĞNEYECEK
Ankara'nın amblemi yoktur ve olamaz
Uzun süredir tartışılan bir konudur:
Ankara'nın amblemi ne olmalı?
Bürokrasi bunun "Hitit güneşi" olmasına karar vermişti, halkın temsilcileri olan belediyeciler de ille "camili mamili" bir şey istiyorlar. Kavga çıktı.
Oysa Ankara'nın, benzetmek gibi olmasın, oranlamak için söylüyorum, "katedral" düzeyinde bir tek camii var, hem çok parlak bir mimari ürünü değil, hem de yeni, 1940 tarihli (türbeyi falan saymıyorum.) Bürokrat cenazeleri oradan kaldırılır, hani İstanbul'da burjuva cenazelerinin Şişli'den, entellektüel cenazelerinin de Teşvikiye'den kaldırılmaları gibi!...
Ankara deyince akla cami gelmiyor.
Çünkü Ankara "çakma" bir başkenttir.
Doksan yıl öncesine kadar sıradan bir bozkır kasabasıydı. Görkemli bir geçmişi yoktur.
Ankara deyince akla "kalesi" malesi de gelmiyor. Turistik olmasına turistik ama "yeni Ankara'yı" simgeler yanı yok.
Ankara'nın amblemi ne olmalı?
Bürokrasi bunun "Hitit güneşi" olmasına karar vermişti, halkın temsilcileri olan belediyeciler de ille "camili mamili" bir şey istiyorlar. Kavga çıktı.
Oysa Ankara'nın, benzetmek gibi olmasın, oranlamak için söylüyorum, "katedral" düzeyinde bir tek camii var, hem çok parlak bir mimari ürünü değil, hem de yeni, 1940 tarihli (türbeyi falan saymıyorum.) Bürokrat cenazeleri oradan kaldırılır, hani İstanbul'da burjuva cenazelerinin Şişli'den, entellektüel cenazelerinin de Teşvikiye'den kaldırılmaları gibi!...
Ankara deyince akla cami gelmiyor.
Çünkü Ankara "çakma" bir başkenttir.
Doksan yıl öncesine kadar sıradan bir bozkır kasabasıydı. Görkemli bir geçmişi yoktur.
Ankara deyince akla "kalesi" malesi de gelmiyor. Turistik olmasına turistik ama "yeni Ankara'yı" simgeler yanı yok.
Erdoğan’a verilen gazın ölçüsü...
Başbakan Erdoğan’ın Mısır-Tunus-Libya gezisi elbette önemli. 11 Eylül ve Arap Baharı, Türkiye’nin doğu ve batıdaki ‘borsa değeri’ni arttırdı. Ama abartmamak şartıyla...
Başbakan Erdoğan’ın Mısır-Tunus-Libya’yı kapsayan Arap Baharı turu elbette önemli.
Altı çizilmesi gereken bir gezi.
Arap dünyasına açılmanın, başta ekonomik ve siyasal açılardan olmak üzere Türkiye’ye birçok yararı var.
Arap âlemiyle ilişkilerinin gelişmesi, Türkiye’nin Batı’yla, Amerika’yla, Avrupa’yla ilişkilerini de olumlu etkiler.
Şöyle söylemek mümkün:
Doğu’ya açılan pencerelerin çoğalması, Türkiye’nin Batı nezdinde de daha çok ağırlık kazanmasını sağlar.
Türkiye böyle bir ülke.
Hem Doğu’ya hem Batı’ya eşzamanlı bakabiliyor.
Bir başka deyişle:
İlle de Batı, ille de Doğu değil!
İkisi, Türkiye açısından birbirinin alternatifi değil çünkü. Böyle bir saplantı, Türkiye’yi çıkmaza sürükler.
Türkiye bu nedenle ABD’den, AB’den vazgeçmeden Arap ve İslam âlemiyle de, Rusya’sıyla da, Çin’iyle de ilişki modellerini oluşturup her yöndeki yürüyüşünü devam ettirmek zorunda.
Ettiriyor da...
Başbakan Erdoğan’ın Mısır-Tunus-Libya’yı kapsayan Arap Baharı turu elbette önemli.
Altı çizilmesi gereken bir gezi.
Arap dünyasına açılmanın, başta ekonomik ve siyasal açılardan olmak üzere Türkiye’ye birçok yararı var.
Arap âlemiyle ilişkilerinin gelişmesi, Türkiye’nin Batı’yla, Amerika’yla, Avrupa’yla ilişkilerini de olumlu etkiler.
Şöyle söylemek mümkün:
Doğu’ya açılan pencerelerin çoğalması, Türkiye’nin Batı nezdinde de daha çok ağırlık kazanmasını sağlar.
Türkiye böyle bir ülke.
Hem Doğu’ya hem Batı’ya eşzamanlı bakabiliyor.
Bir başka deyişle:
İlle de Batı, ille de Doğu değil!
İkisi, Türkiye açısından birbirinin alternatifi değil çünkü. Böyle bir saplantı, Türkiye’yi çıkmaza sürükler.
Türkiye bu nedenle ABD’den, AB’den vazgeçmeden Arap ve İslam âlemiyle de, Rusya’sıyla da, Çin’iyle de ilişki modellerini oluşturup her yöndeki yürüyüşünü devam ettirmek zorunda.
Ettiriyor da...
MOSSAD MİT’in neresinde?
16 Eylül 2011 Cuma
Ehud Barak, MİT Müsteşarı Hakan Fidan için, “İran ajanıdır, tehlikeli bir adamdır, ben uyarmış olayım da...” kabilinden bir açıklama yapmıştı.
Sonra da, “bazı önemli sırlar”dan bahsetmişti.
Barak’a göre bu “bazı önemli sırlar” her an İran’ın eline geçebilirdi.
Hemen tahmin ettiniz:
Barak, örtük cümlelerle, üç ülkenin (Amerika, İsrail ve Türkiye) istihbarat örgütleri arasında vakti zamanında “kurulmuş bulunan” ortaklığa, bu ortaklığın önemine işaret ediyordu.
Bence soru şu olmalı:
Ehud Barak, MİT Müsteşarı Hakan Fidan için, “İran ajanıdır, tehlikeli bir adamdır, ben uyarmış olayım da...” kabilinden bir açıklama yapmıştı.
Sonra da, “bazı önemli sırlar”dan bahsetmişti.
Barak’a göre bu “bazı önemli sırlar” her an İran’ın eline geçebilirdi.
Hemen tahmin ettiniz:
Barak, örtük cümlelerle, üç ülkenin (Amerika, İsrail ve Türkiye) istihbarat örgütleri arasında vakti zamanında “kurulmuş bulunan” ortaklığa, bu ortaklığın önemine işaret ediyordu.
Bence soru şu olmalı:
Kürt sorununa farklı bir bakış
Türkiye bölgede yıldızı parlayan bir ülke.. Ekonomisi, savunması, hukuk düzeni giderek güçleniyor..
Bölgede kaybeden taraf İsrail..
Türkiye İslam birliğini, adaleti, barışı ve özgürlüğü savunmak durumunda ve başarısı buna bağlı..
Peki PKK ne yapıyor, ya da BDP, KCK?. Rüzgara karşı yürümeye çalışıyor..
Oysa Türkiye Kürtler, Kürtler Türkiye için bir şans olabilir. Kürt sorununu barışçı ve kalıcı bir şekilde çözen bir Türkiye, benzer sorunların yaşandığı ülkeler için bir model oluşturacaktır..
Türkiye’yi arkasına alan Kürtler ise bu başarının ortağı olacak. Bölgedeki, Kürt oluşumları için güçlü bir model olacaktır..
Türklerin ve Kürtlerin birbirine karşı kazanacak bir zaferleri yok aslında. Birlikte kazanacakları tek bir zafer var..
Bölgede kaybeden taraf İsrail..
Türkiye İslam birliğini, adaleti, barışı ve özgürlüğü savunmak durumunda ve başarısı buna bağlı..
Peki PKK ne yapıyor, ya da BDP, KCK?. Rüzgara karşı yürümeye çalışıyor..
Oysa Türkiye Kürtler, Kürtler Türkiye için bir şans olabilir. Kürt sorununu barışçı ve kalıcı bir şekilde çözen bir Türkiye, benzer sorunların yaşandığı ülkeler için bir model oluşturacaktır..
Türkiye’yi arkasına alan Kürtler ise bu başarının ortağı olacak. Bölgedeki, Kürt oluşumları için güçlü bir model olacaktır..
Türklerin ve Kürtlerin birbirine karşı kazanacak bir zaferleri yok aslında. Birlikte kazanacakları tek bir zafer var..
10 Eylül 2011 Cumartesi
Hurma ağacı gibi uzun, sarışın ve al yanaklı
11 Eylül 2011 Pazar
Bir iki gün önce, Avrupa Kıtası’nı diklemesine keserek, iyice Kuzey’e, Baltık Denizi kıyısındaki İsveç’in başkenti Stockholm’e geldim.
İki gün ya kaldım ya kalmadım, bu sefer İsveç’i Doğu’dan Batı’ya enlemesine keserek Stockholm’den Göteborg’a, dolayısıyla Baltık Denizi’nden Kuzey Denizi’ne geçtim.
Türkçede kısa süreli konukluğa ‘ateş almaya mı geldin’ denir...
Bir iki gün önce, Avrupa Kıtası’nı diklemesine keserek, iyice Kuzey’e, Baltık Denizi kıyısındaki İsveç’in başkenti Stockholm’e geldim.
İki gün ya kaldım ya kalmadım, bu sefer İsveç’i Doğu’dan Batı’ya enlemesine keserek Stockholm’den Göteborg’a, dolayısıyla Baltık Denizi’nden Kuzey Denizi’ne geçtim.
Türkçede kısa süreli konukluğa ‘ateş almaya mı geldin’ denir...
Rakı masasında Kur'an tefsiri olur mu?
11 Eylül 2011 Pazar
Tarih okumalarında öyle karakterlerle karşılaşırsınız ki ne anlam ifade ettiğini o an için anlamazsınız. Ömer Rıza Doğrul da işte benim için öyle bir kişilik. Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un damadı olan Mason Ömer Rıza, Atatürk dönemindeki ilk cesur Kur'an tefsirlerinden birini hem de rakı masalarında kaleme aldı. Yayınladığı Selamet dergisinde İslam inancıyla Cumhuriyet ideolojisinin özdeş olduğunu ispata çalıştı. Ama yine de İstiklal Mahkemeleri'nin hışmına uğramaktan kurtulamadı
Tarih okumalarında öyle karakterlerle karşılaşırsınız ki ne anlam ifade ettiğini o an için anlamazsınız. Ömer Rıza Doğrul da işte benim için öyle bir kişilik. Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un damadı olan Mason Ömer Rıza, Atatürk dönemindeki ilk cesur Kur'an tefsirlerinden birini hem de rakı masalarında kaleme aldı. Yayınladığı Selamet dergisinde İslam inancıyla Cumhuriyet ideolojisinin özdeş olduğunu ispata çalıştı. Ama yine de İstiklal Mahkemeleri'nin hışmına uğramaktan kurtulamadı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)