10 Eylül 2011 Cumartesi

Murphy'nin savaş kuralları

Saldırganlığını artıran PKK'ya karşı topyekûn savaş ilan edildi.

Kandil'i bombalıyoruz. İran o zaptedilmez denilen dağa kara harekâtı başlattı. Başarılı olursa arkasından muhtemelen biz de gideriz. İsrail'e kapalı bir dille de olsa "güreş istiyorsan gel güreşelim" diye meydan okuyoruz. Ben uzaktan ve ufaktan mehter sesleri duymaya başladım.
Pazar günü hayatın daha aydınlık yüzüne bakıyoruz ya; savaş üzerine mizah yazıları ararken bu konuda da Murphy yasaları olduğunu keşfettim. Her alanda üretilmiş Murphy yasalarının kökeni neymiş biliyor musunuz?

Goldman Sachs hakkındaki gerçekler

'2050 yılında Türkiye dünyanın 17'nci ekonomisi'
2009 yılı Eylül ayında uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs'tan gelen bir açıklamaya göre; 2050 yılında Türkiye dünyanın 17'nci ve Avrupa'nın sekizinci büyük ekonomisi olacak. Banka'ya göre, "Türkiye'nin gayri safi yurtiçi hasıla büyüklüğü 2050'de 6 trilyon dolara ulaşacak. 2008 sonu itibarıyla 730 milyon dolar olan milli gelirin yaklaşık 10 kat artacağı öngörülüyor. Kuruluşun projeksiyonuna göre Türkiye 2050'de Japonya, Almanya ve Fransa'yı geçerek dünyanın dokuzuncu büyük ekonomisi olacak".

'Türkiye'de sat, Rusya'da al'

11 Eylül eylemi

11 Eylül 2011 Pazar
Eylül 2001’de ikiz kulelere yapılan saldırıdan hemen sonra, katıldığım bir televizyon programında, eylemin teröristler tarafından yapılmış olamayacağını, daha büyük bir mücadelenin başlangıcı olduğunu söylemiştim. Bu kanıya varırken yaptığım analizi paylaşmak istiyorum.
Eylem amatör bir grubun yapamayacağı kadar karmaşıktı ve hiçbir engelle karşılaşmasalar bile bunu gerçekleştirmelerinin mümkün olmadığını düşündüm. Ayrıca eylemde dört uçak kullanılmıştı ve hepsinde başarılı olunması ihtiamaller hesabına aykırıydı. Gençliğimde ihtimaller hesabı üzerinde çok çalıştığım için olaylara bir de bu açıdan bakıyordum.

Hangi PKK?

11 Eylül 2011 Pazar
Sadece Hükümet değil, Öcalan’ın bile çözüm konusunda umutlu olduğu bir dönemde (Temmuz ayı) terör örgütü KCK’nın Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Cemil Bayık, Öcalan ile görüşmeleri “taktik ve oyalama” olarak nitelendirdi. Bayık’a göre “Kürt halkı ve Öcalan bu şekilde oyalanmak isteniyor”du. Doğrusu ya Öcalan’ın yanılabileceği veya oyalanabileceği iddiası PKK için çok radikal bir yenilikti... Oysa Öcalan görüşmelerden bir hayli umutluydu ve PKK’nın eylemsizliğe devam etmesini talep ediyordu. PKK, Öcalan’ı dinlemedi ve gözü dönmüşcesine önüne gelen her yere saldırdı. İşçi kaçırdı, şantiye bastı, top oynayan polisleri taradı, onlarca asker ve polisi şehit etti ve daha nicesi.... Sanki birileri düğmeye bastı ve örgüt yayından boşanmışcasına ateş kusmaya başladı. Kimin düğmeye bastığını kesin olarak bilemiyoruz, fakat bu kişinin Öcalan olmadığı kesin...

Rosenbergler ölmemeli... mi?

Sizin "balıkçı" olarak tanıdığınız sakallı şair Orhan Alkaya çok eski arkadaşımızdır.
Bizim gibi altmışında heves edip sakal bırakanlardan değildir, bildik bileli sakallıdır.
Orhan'ın dizinin yeni bölümünde oynamaması dedikodulara yol açtı, acaba yapımcıyla kavga edip ayrılmış mıydı? (Bu tür saçmalıklar eğitimi ve beğenisi kıt ev kadınlarına yönelik mükemmel reklam oluyor, Internet'te sitecilik eden çocuklara da ekmek çıkıyor: Balıkçı öldü mü, Ali Kaptan kaldı mı, Caroline geneleve düştü mü?)
Alkaya, bu dizi serüvenini "tadında bırakmak" gerektiğini açıklamış (dizici esnafında hiç rastlanmayan bir meziyet), üstelik işi başından aşkınmış, şu sıralar Şehir Tiyatroları'nda "Rosenbergler Ölmemeli" adlı oyunu sahneye koymaktaymış...

Dünya on yıl önce kökten değişti

11 Eylül 2011 Pazar
Takvim yapraklarının birinin diğerinden fazla bir farkı yoktur; ancak bugün, 11 Eylül, dünyanın gidişini derinden etkileyen bir olayla tarihe geçecek...

Daha doğrusu geçti bile...

On yıl önce bugün, içi yolcu dolu iki uçak New York semalarına girdi ve ‘İkiz Kuleler’ diye bilinen kentin en yüksek iki binasına çarptı. Dünyayı sarsacak eylemler olarak planlanmış diğer iki uçaktan biri Pentagon binasını hedef aldı, diğeri ise Pensilvanya üzerinde düşürüldü.

Eylemleri, emirlerini El-Kaide lideri Üsame bin Laden’den aldığı söylenen 19 genç gerçekleştirdi. Değişik ülkelerden, farklı ortamlarda yetişmiş 19 genci birbirine bağlayan tek unsur üzerinde durulmakta o gün bugündür: İslâm... 11 Eylül eylemleri yüzünden, çok geniş bir coğrafyanın ortak paydası olan inanç sistemi ile o inanca bağlı insanlar ‘tehlike’ olarak görülüyor.

PKK’nın imamı yoktur yarin imanı

10 Eylül 2011 Cumartesi

Cuma’yı beğenmedinizse olsun varsın; size başka seçenekler sunalım. Cumartesiye ne buyrulur?” diyen, PKK’nın kurduğu Anadolu Din Adamları Derneği’nin (ADA-DER) başkanı Übeydullah Özmen, Ramazan’ın daha ilk günü, Bodrum’da, eşinin dışında bir hatun kişiyle el ele-diz dize-biz bize- kime ne denecek bir biçimde havluyu ele vermiş! Paçayı diyemiyorum çünkü mayosunun paçası yok! Übeydullah Baba diye de bilinen, BDP’yle sarmaş dolaş olan ADA-DER başkanı, sivil direnişin en has örneklerini, eşini ve çocuklarını Ankara’da bırakıp bir başka hanımla kaldığı otelin havuzunda ya da deniz kıyısında kumların üstünde yaşamış.

BDP’nin İslamiyet’e karşı bir kuruluş olmadığını kanıtlamak, partiye dinine bağlı kişilerin oylarını devşirmek amacıyla kurulan dernek, PKK’nın omuz verdiği sivil direnişlere katılır sık sık. BDP’nin Kürt tabanı, ADA-DER’den söz ederken, “ha şu bizim imamlar derneği” der; Cuma yerine Cumartesiyi sunmasına pek bir anlam veremez, Kürtçe ezan, Kürtçe namaz, Kürtçe hutbe gibi “fetvaları” karşısındaysa şaşırıp kalmasına rağmen gıkını çıkaramaz, boynunu büküp susar, çünkü korku Kandil’i bekler!

9 Eylül 2011 Cuma

Yeni zenginlik mi yoksa yeni fakirlik mi daha zordur?

Her konuya maydanoz olan İngiliz albaya sormuşlar,
- Fransızca biliyor musunuz?
Bunu sorana tepeden bakıp, gülümsemiş,
- Fransızca bilmem ama aksanım çok iyidir!
Hiç bilmedikleri konularda aksanlarının iyi olduğunu düşündükleri için görüş açıklayanlara sizler de rastlamaz mısınız?
Bunların bir bölümüne "Sınıf atlayıcılar" deniliyor.
İngilizcede "Social Climber" denilen bu kesim, birtakım nesnelerle kendilerini özdeşleştirerek, yeni kimliklerini vurgulamaya çalışırlar.
Mesela "Şarap" bu nesnelerden birisidir.

Şarap uzmanları
Kendilerinin şarap konusunda "Degüstatör" konumuna geldiklerini söyleyen bu sınıf atlayıcılardan bir grubu, ünlü bir reklamcı evine davet etmişti.
Bizim ucuz kırmızı şarapları "Château Petrus" şişelerine doldurup bunlara ikram etmiş.
Bunlar da şarapları yudumladıktan sonra "Bu şarap varken başkası içilmez ki" diyerek beğenilerini seslendirmişler.

Hamas politikası da mezhep bağından mı?

Geçen hafta CHP’de Genel Başkan’a yakın bir Alevi ile sohbet ettik. Kılıçdaroğlu’ndan yakındı.
“Mezhepçi görüntü vermemek için o kadar hassas davranıyor ki, onun yüzünden parti içinde Aleviler eski ağırlıklarını kaybetti” dedi.
MYK içinde sadece iki Alevi kaldığını söyledi:
“Eskiden yönetimin asgari yüzde 30’unu Aleviler oluştururdu. Şimdi bu oran yüzde 10’lara düştü. Parti tarihinde MYK içinde bu kadar az Alevi üye olmamıştı” diye dert yandı.

Tehlikeli söylem

10 Eylül 2011 Cumartesi 
Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 'Alevi olan Esad'ı destekleyen Şii İran'a'' çattı. Önceki gün ise Hüseyin Çelik benzer ve paralel mantığı iç politikaya yönelik olarak kullandı ve 'Alevi Kılıçdaroğlu'nu'', 'Alevi Esad'a'' sahip çıkmakla suçladı. Sayın Kılıç açıklamasını yaparken Milli Eğitim Bakanlığı Alevilik, Nuseyrilik ve Caferilik'in bu yıldan itibaren Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında okutulacağını ilan ediyordu. Sayın Kılıç 'Alevi CHP' ve Esad'a böyle baktığına göre bakalım okul kitaplarında neler anlatılacak?
Dönelim konumuza.

Bu kadar yanlış fazla

10 Eylül 2011 Cumartesi
Şu sıralarda en sık yaptığım, “Allahım, ne olur aklıma mukayyet ol” diye dua etmek... Siyasi atışmaları işittikçe aklımın başımdan gidebileceği endişesine kapılıyorum. O sözleri saf edenler, birbiriyle dalaşırken yanlış yerde paçaya saldıranlar, pek aklı başında görünmüyor gözüme...

Konuyu açayım:

Bir zamanlar maziye bakma

Bu adamların niçin "kurtuluş savaşı edebiyatından" başka bir şey yapamadıklarını hiç merak etmediniz mi? Plan nanay, proje nanay, varsa yoksa vatan millet Sakarya, Dumlupınar geldik sana, yüz sürmeye toprağına... Kamutay bugün doğdu ve saltanatı boğdu...
Bu adamlar derken, bürokrasi yanlısı, kendine sosyaldemokrat süsü vermeye hevesli muhalefet yani... Malum gazeteler, malum parti...
Satacak başka malları yok da ondan!

Savaş bulutları ve AKP iktidarının Türkiye ile savaşı!

“Arap Baharı”, İsrail’in çıkarına değil midir? Suriye’deki rejim çökerse, ülke iç kargaşa sonucu bölünürse, bundan İsrail’in çıkar yok mudur? Dolayısıyla Arap Baharı’nı destekleyen AKP iktidarı, aslında İsrail’i desteklemiş olmuyor mu?
Hem Türkiye, füze kalkanını kimin çıkarı için kabul etti? İran füzelerine karşı yine İsrail’i korumak için değil mi?
Bu soruları sorduk ama Tayyip Erdoğan, bütün yaptıklarının İsrail’i korumak anlamına geldiğini örtmek için, “Kılıçdaroğlu İsrail’in avukatlığını yapmasın” diyerek işin içinden çıktı!

Olanların anlamı

10 Eylül 2011 Cumartesi
İsrail’le ilişkilerimiz tartışma konusu ve bunun Mavi Marmara gemisindeki olaylardan kaynaklandığı söyleniyor. Siyaseti güncel olaylarla değerlendirmek, söylenen ve yapılanlardan sonuç çıkarmak yerine dünyayı yönlendiren güçlerin politikalarının ne olduğunu anlamaya çalışmak daha faydalı olabilir.
17 Şubat 1991’de Yeni Yüzyıl Dergisi’nde çıkan söyleşimden bir bölümü aktarmak istiyorum. İsrail’in olaylarda nasıl bir rol oynayabileceği hakkındaki bir soruya şu cevabı veriyorum ve sözlerim gardiyan ve çoban ara başlığıyla yayınlanıyor.

Bu ülkeden ne istiyorsunuz Kemal Bey?

10 Eylül 2011 Cumartesi
Stratejistler ve terör uzmanları diyor ki, “İktidar ve muhalefet tersleşmesi bu üslupla devam ederse, ne terör sorunu halledilir, ne de İsrail konusunda bir mesafe alınır.”

Ben tercüme edeyim:

Demek istiyorlar ki, “Bu CHP’yle hiçbir sorun çözülmez.”

Bu CHP’yle, geçmişte, hiçbir konuda hiçbir olumlu iyileştirme sağlanamadı çünkü...

Ne demokratikleşmede mesafe alınabildi, ne “asker sorunu” çözülebildi, ne de serbest piyasa uygulamaları hayata geçirilebildi.

Hatırlayalım: “Serbest piyasaya bağlı bir demokratikleşme” tezinin izini sürdüklerini öne sürenler (örneğin Baykal’ın CHP’si), sürekli bir “engelleyici unsur” olarak çıktılar parlamentonun karşısına.

Darbeleri savundular...

Muhtıralara omuz verdiler.

28 Şubat’taki soygunlara göz yumdular.

6 Eylül 2011 Salı

Asker locası

Üst katta otururlar, meclise tepeden bakarlar, konuşmalara karışamazlar ama varlıklarıyla "ağırlıklarını koyarlardı"...
Ağırlık da ağırlıktı ha, Faruk Gürler'in "göbekli heybetini" hatırlar mısınız? Herkes İlker Başbuğ misali "tığ gibi" olamazdı ki...
Mecliste asker locası...
Daha doğrusu, depo çavuşunun ya da bölük yazıcısının gelip de oturum izleyecek hali yok ya, komutan locası.
Açılışlara da gelirlerdi, önemli oturumlara da. Hele hele cumhurbaşkanı seçimine...
Beğenmeyecekleri bir gelişme olursa Damokles'in kılıcını balkondan genel kurul salonuna doğru şöyle bir sallamak için!
Sonra meclis başkanlığı bir de bakmış ki, dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir meclisinde kuvvet komutanları ve genelkurmay başkanı için böyle özel bir dinleyici locası yok!
Basın locası var, yabancı diplomatlar locası var, bazı monarşilerde "kraliyet ailesi" locası var, özel olarak asker locası hiçbir ülkede yok.

Türkiye, İsrail ve...

07 Eylül 2011 Çarşamba 03:00
Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri gergin. Olağanüstü ya da mucize bir gelişme olmazsa bu gerginlik giderek tırmanacaktır. İsraillilerin genetik, ideolojik ve sosyolojik karakterini bilenler Tel Aviv'in böyle bir tırmandırmadan haz alacağını bilirler. Çünkü bölgede hatta dünyada herkese kafa tutan İsrailliler Türklerin kendilerine kafa tutmasını asla kabullenmezler, kabullenemezler. Kabullenirlerse bu onların psikolojik çöküşü olur.

Vicdan ile cüzdan arasına sıkışan dünya düzeni

7 Eylül 2011 Çarşamba
Karşısında yalnızca Türkiye varmış gibi davranıyor İsrail; fena halde yanılıyor. Türkiye’den yükselen ses coğrafyanın hemen her köşesinden işitiliyor ve dikkate alınıyor...
Yukarıdaki cümleyi ‘İsrail’in adını anarak başlattım, ancak siz sözcüğü başka ülkelerin isimlerini yazarak da okuyabilirsiniz. Türkiye, bugün, kendi çıkarlarını geri plana itebilecek kadar ‘insanlığın vicdanı’ istikametinde hareket etmeye çalışan bir ülke olarak algılanıyor.

Bugün de büyük çapta geçerliliğini sürdüren dünya düzeni 2. Dünya Savaşı sonrasında oluştu. Bu sistemin hemen her alanda kurumsal bir temsilcisi var. Birleşmiş Milletler (BM) bunlar arasında ismi en bilineni; ancak güvenlikten maliyeye uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteren pek çok uluslararası kurum, devletler tarafından kabul edilmiş nice ortak uygulama, insanlığa çok pahalıya mal olmuş büyük savaş sonrasında oluşturulan aynı düzenin eseri...

Kürtler’in ruh hali

7 Eylül 2011 Çarşamba
PKK veya BDP’yi ayırmadan Kürt Hareketi’ne destek veren kesimlerin ortak kanısı ne yazık ki, bu iş silahla çözülür noktasında.

Kürtlük adına yapılan insanlık dışı kimi eylemler karşısında sessiz kalabilmelerinin nedeni bu. Rövanşçı bir ruh haliyle yaklaşıyorlar gelişmelere...

Tunceli’de kocasının halı saha maçını seyreden öğretmen Dilay Turan Kerman’ın kurşunlara hedef olmasını, ‘’Onlar da zamanında bizim kızlarımızı öldürdü’’ diyerek haklı görebiliyorlar. PKK’nın ‘’Son Kürt İsyanı’’nın temsilcisi olduğunu, PKK sayesinde Kürtlerin farkındalıklarının ortaya çıktığını biliyorlar. Açıkça söylemeseler de, Kuzey Irak, Suriye, İran ve Türkiye coğrafyasını temel alan bir Kürt Federe Devleti peşindeler.

Ortadoğu’da taşların yerinden oynadığı bir dönemde bu hedefin ulaşılabilir olduğuna inanıyorlar. Bunun için de silahı tek yol olarak görüyorlar.

Haklılar.

Arda'ya ikinci ve son mektup

Sevgili Arda, önceki gün akşam, eline tutuşturulmuş kâğıttan -belli ki, senin geleceğini ve kariyerini senden çok düşünen uzak görüşlü büyüklerinin kaleme almış olduğunu tahmin ettiğim- "Beni bu işlere karıştırmayın" mesajını okurken, acı acı gülümsedim.

"Sen futbolcusun aslanım; neyine gerek gümüşlü zurna?" diye bir güzel azarlamış olmalılar seni. Anlayışla karşılıyorum, kınamıyorum, istihzâ etmiyorum. Samimi düşüncelerini açıkladın; doğru ve insânî şeyler söyledin. Belki maç yorgunluğu ile kelimeleri bir araya getirirken maksadını aşmış şeyler de vardı ama niyetin güzeldi, hâlisti, art niyet taşımıyordu ama artık öğrenmiş olmalısın; Türkiye'de fikir sahibi olmanın bir bedeli vardır ve sen bu bedelin nereye kadar uzanabileceğini kısa zamanda hissederek âcil bir açıklamayla işin önünü çeviriverdin. Artık sadece önündeki maçlara bakacaksın futbolcu tâbiriyle! İyi olur, öyle yap.