24 Ağustos 2011 Çarşamba

Çekici erkek olmanın 5 yolu


Yurdumun en iyi erkek dergisi Esquire'ın elebaşı, sevgili arkadaşım Okan Can Yantır, her Çarşamba GÜNAYDIN'da erkek sayfası hazırlıyor.
Ben de zevkle okuyorum, çünkü Okan işini çok iyi biliyor.
Üstelik kendisi kadın dünyasından fazlasıyla haberdar bir karşı cins.
Dünkü sayfasında 'Daha Çekici Erkek Olmanın 5 Yolu'nu yazmış Okan.
Özetle; "Kendinize güvenin, güzel giyinin, bedeninize iyi bakın, okuyun ve esprili olun" buyuruyor.
İyi de yetmez Okancığım, yetmez paşam.

UEFA Fener'i söndürdü!


25.08.2011

TFF: "Gerek F.Bahçe'nin ağır disiplin yaptırımları gerekse federasyonumuzun yani ülkemizin maruz kalabileceği disiplin yaptırımları göz önünde bulundurularak, F.Bahçe Avrupa'dan men edilmiştir."

Fenerbahçe'nin Avrupa serüveni dün akşam sona erdi. UEFA Başmüfettişi Cornu'nun İstanbul'a gelmesi ve Soruşturma Savcısı Mehmet Berk ile görüşmesi sürecin keskin virajıydı. Hafife alınan bu gelişmenin ardından lastik dün patladı ve UEFA noktayı koydu: "Fenerbahçe Avrupa'ya gelmesin.. Aksi takdirde Türkiye Futbol Federasyonu da, Fenerbahçe de ağır ceza alabilir." Türk futbolunun 8 yıl men cezasıyla karşı karşıya kaldığı sürecin ardından Türkiye Futbol Federasyonu akşam saatlerinde Türkiye'ye gerçeği açıkladı:

İŞTE O TARİHİ AÇIKLAMA
UEFA, 23 Ağustos 2011'de Türkiye Futbol Federasyonuna gönderdiği yazıda, ülkemizde sürmekte olan şike soruşturması çerçevesinde, Fenerbahçe Spor Kulübünün bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan çekilme kararı vermesi gerektiğini, kulüp bu yola gitmeyecek olursa Türkiye Futbol Federasyonunun Fenerbahçe'yi 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men etmesi gerektiğini, bu iki yoldan herhangi birisi benimsenmeyecek olursa UEFA'nın kendi disiplin soruşturmasını başlatabileceğini ve Türkiye Futbol Federasyonu, yani ülkemiz aleyhine disiplin yaptırımları uygulama yoluna gideceğini bildirmiştir.

Generaller de öfkelenir...


25 Ağustos 2011 Perşembe

Şaşkınlık sürüyor. Genelkurmay Başkanlığı’ndan emekli Org. Işık Koşaner’in bir iç değerlendirme toplantısında yaptığı iddia edilen konuşma şaşkınlığa sebep oldu. Söyledikleri yanlış olduğu için değil, TSK mensuplarından işitmeye alışık olmadığımız türden bir özeleştiri olduğu için bu şaşkınlık...

O şaşkınlığı yaşayanlardan biriyim. İlk gün gözlerime inanamadım ve yalanlanmasını bekledim. Metnin manşetlere çekildiği dün de ilgilisinden ses çıkmayınca, şaşkınlığımın yerini sevinç aldı.

İtiraz etmeden önce neden sevindiğimi anlatmama müsaade edin...

Bir gazete, dün, Org. Koşaner’in ‘özeleştiri’ mahiyetindeki tespitlerini şu ara başlıklarla sundu okurlarına: “Kontrolsüz mayın döşedik... / Emir komuta birliği zaten yok... / Tim komutanım mevziden kaçarsa... / Kendi erimizi alnından vurduk... / Karakollar hatalı, Hantepe de öyle... / Halimiz tam bir kepazelik...”

Hayli ileri eleştiriler bunlar... Daha önceleri, bundan daha yumuşak eleştirileri dillendirenleri mahkemeye sevk ediyordu TSK... Genelkurmay Başkanlığı internet sitesi, daha masum eleştirilere kurum adına verilen olağanüstü sert açıklamalarla dolu...

Somalili madenciler


25 Ağustos 2011 Perşembe

Bundan iki yılı aşkın bir süre önce, ‘Başbakanla trende sohbet’ başlıklı yazımda, hızlı trenin Ankara-Eskişehir etabından izlenimler yazmıştım

Yazının ilk satırları şöyleydi:

“Ve hızlı tren yola koyuluyor...

Yirmi yıl önce öğrenciyken, Fransa’da büyük sürat yapan ‘hızlı tren’ ile Dijon’a bir gösteri seferinin yolcusu olarak gittiğimi hala anımsıyorum...

Hızlı tren beni sadece Ankara’dan Eskişehir’e değil, otuz yıl önceki o günlere de götürdü.”

Aynı yazının sonu ise şöyleydi:

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la hızlı tren seyahatinde demiryollarındaki modernleşme atılımlarını, Nisan başındaki G-20 toplantısını ve seçimin hemen ertesinde yapacağını söylediği anayasa değişiminin kapsamını da konuştuk.

Ama benim aklım...

Fazla bel bağlamayın demiştim


Kürt politikacıları, son derece yanlış bir yoldan gittikleri, başbakanla oturup çatır çatır pazarlık etmek yerine başbakana düşmanlık gütmeyi tercih ettikleri için, "yeni anayasayı etkileme güçlerini" kaybettiler.
Ne Apo kurtulacak, ne de federasyon olacak!
Arkadaşımız Zübeyde Yalçın'ın haberine göre, eski anayasanın ilk üç maddesi değişmeyecekmiş.
Yani "devletin Atatürk milliyetçiliğine bağlı olduğu" keyfiyeti aynen kalıyor!
Dil de Türkçe.

Atatürk 9 Kasım'da mı öldü?

Siz Muammer Kaddafi'yle uğraşadurun, benim önümde çok daha ilginç bir konu var. "Profesyonel" açıdan daha uygun düşerdi ama kasım ayını bekleyemeyeceğim, kimse kusura bakmasın.
Latife Hanım'ın kızkardeşinin torunu Mehmet Sadık Öke, Atatürk'ün 9 Kasım'da öldüğünü söylemiş. ("Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor" diyecekler bu yazıyı hiç zahmet edip okumasınlar.) Sayın Öke 44 yaşında. Bu iddia, birinci elden tanıklık değil, aile içinde konuşulanlardan ve herhalde Latife Hanım'ın kızkardeşi, anneannesi Vecihe Hanım'dan duyduğu bir şey...

Şimdi sıra kimde!


Libya halkı Kaddafi diktatörlüğünden kurtuldu. Bu Ramazan iki bayramı birlikte kutlayacaklar.. Kronolojik olarak sırada Yemen var ve ardından Suriye.. İki bayram arasında iki devrim.. Bu gerçek olur mu bilmiyorum, ama mümkün. Kurban Bayramı’na daha 3 ay var. 6-9 Kasım’a kadar bu iş sürer mi bilmiyorum.. İran sanırım artık gerçeği görmeye başladı. Suriye’de yaşananlar İran için bile artık savunulamaz düzeyde.. Esad bütün kredisini tüketti.. Artık çok geç. Bir şekilde yakalanacak ve eğer o zamana kadar hayatta kalmayı başarırsa, o da Lahey’de hakim karşısına çıkacak ve ülkesinde işlenen cinayetlerin ve yolsuzlukların hesabını verecek.. Bütün darbeciler, diktatörler ve terör örgütlerinin şefleri aynı yanlışı yapıyor.. Esad da onlardan biri.. Keşke Ürdün kralı da sıranın kendisine gelmeden yapması gerekenleri görüp yapsa.

Afrika, Arap Baharı ve Batı'nın sonbaharı!

Biafra diye bir ülke yok.
Oysa vardı. Karnı açlıktan davul gibi şişmiş siyahi çocukların, yüzünü kaplayan sinekleri kovamayacak kadar halsiz babaların, sütü kurumuş annelerin varlığını ilk öyle öğrenmiştik!
Çok iyi hatırlıyorum.
Ergenlik çağındaydım. Hüzün burcundaydım yani...
Her sabah gazetelerde çıkan "Biafra'da kıtlık" fotoğraflarına saatlerce bakar, haberleri son satırına kadar okurdum. Sonra geceleri o çocukların görüntüleri gözümün önünden gitmezdi. Okuduğum yazıların, kitapların hümanizma masalları bir türlü avutmazdı beni. Uyuyamazdım.

***

Kaddafi: ‘Türkleri sevmem...


MEHMET Barlas, Kaddafi ile ilk konuşan gazetecilerden biridir.
Belki de ilki...
Pazartesi gecesi Bodrum’da “kadim dostlar” buluşmuştuk.
O keyifli anlatımından alıntılar yansıtayım:
1970’lerin başıydı.
O zaman çalışmakta olduğum Cumhuriyet’in sahibi Nadir Nadi (merhum) beni çağırdı.
“Libya’ya gideceksin, Kaddafi’yle röportaj yapacaksın” dedi.
İdareden 800 dolar verdirtti.
Bu arada Ortadoğu’dan iki liderle daha konuşmak görevini de ekledi 800 dolarlık harcırahımın içine.
O iki liderle konuşmak hiç zor olmadı.
Kaddafi’ye gelince sonu gelmez beklentiler ve boş çıkan randevularla günler geçiyordu.
Bana -gerçekleşmese de- randevu sağlayan müsteşar ile tercümeleri yapması için anlaşmıştık.
Ama...

PKK'nın 'Şia' taşeronu olması Kürtçüleri üzer

Hükümet ve AK Parti cenahından gelen bazı açıklamalar üzerine düşünmek gerek. Örneğin BDP'ye karşı sert ve dışlayıcı tavır...
Bir başka pencereden bakıldığında, şu sıralar bir "fırsat" var. Anlatmaya çalışayım...
PKK'nın hegemonyası altındaki bir parti BDP... Son kertede Kandil'in dediğini yapıyorlar.
Ne zaman BDP'ye, "Kendini PKK'dan ayır" dense... Şöyle bir cevap geldi: "Bu bir işe yaramaz...
Çünkü tabanımız aynı..."

Ve UEFA duruma el koydu...

 24 Ağustos 2011

Takvim gazetesinde ilk yazım 11 Temmuz Pazartesi günü yayınlandı... Yazımın başlığı şuydu "UEFA DURUMA EL KOYABİLİR"...
Ve iki gün önce 22 Ağustos Pazartesi günü benim uyarımdan 6 hafta sonra UEFA DURUMA EL KOYDU!! Bakın o zaman ne yazmıştım o yazıda...
"UEFA DURUMA EL KOYABİLİR
Mehmet Ali Aydınlar ne yapacak?
Herkes şu an bu soruyu soruyor... Bir yönüyle bakarsanız şu an her şey Aydınlar'ın elinde ama başka yandan da bakarsanız Aydınlar'ın şu an elinde olan tek şey federasyon başkanlığındaki KENDİ GELECEĞİ...
Çünkü, eğer Aydınlar idare-i maslahat yaparsa, halk tabiriyle eyyam yaparsa, aman herkesi tatmin edeyim, durumu idare edeyim derse çok açıkça yazıyorum UEFA DURUMA EL KOYABİLİR...
TFF ne karar verirse versin son tahlilde enternasyonal karar verici UEFA'dır... Ve şu an UEFA yetkilileri doğrudan Türk emniyet ve adliye yetkilileriyle temas içinde.

Silahını bırakıp kaçan komutan!

Şayet Ahmet Kaya'nın "Abin bir gün dağdan döner /Sarılırsın yavrucuğum" dizesiyle anlattığı çocukların dağları bekleyen göz bebeklerini aklımdan çıkarabilsem...

Şayet şehit çocuklarının boynu bükük fotoğraflarına bakmayı becerebilsem...

Şayet Kürt ve Türk analarının o kar beyaz yaşmaklarını çözüp için için ağladığını bilmesem şu "Kürt sorunu" hakkında tek kelime etmem.

Dillerim lal olsun bir kelime söylersem!

Bu kadar "netameli" konu olmaz.

Geçenlerde "PKK'nın duyulmasını istemediği sözler" (18 Ağustos 2011, Yeni Şafak) başlıklı bir yazı yazdım, öyle mailler aldım ki şaştım kaldım.

Ha PKK, ha KCK ve BDP...

Yok birbirlerinden farkı! Bilenler bilir... “Mantık”ta, “yargıya ulaşma”nın ya da “ulaşılan yargının doğruluğunun ispatlanması”nın iki yolu vardır!.. “Tümevarım... Tümdengelim.” Tümevarım; gözlenen “tek tek olgular”dan yola çıkarak “genel yargılar”a ulaşma yöntemidir... Bir başka deyişle; tümevarım, özelden genele giden bir akıl yürütme türüdür. Tümdengelim ise; gerek akıl, gerekse gözlem ve deney yoluyla elde edilmiş genel bir “yargı”yı, ayrı ayrı olaylara uygulamaktır... Başka bir deyişle; “özelin bilgisini, genel yargılardan çıkarmak”tır. Meselâ, şu örnek: “Toplumsal değişmenin çok hızlı olduğu dönemlerde suç oranı artar. İstanbul’un toplumsal değişme hızı çok fazladır. O halde İstanbul’da suç oranı artar.” Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi tümdengelim yöntemi, bize yeni bir bilgi vermez.

İktidar alternatifi muhalefeti de AK Parti mi yaratmalıdır?

Vatikan Afrika'daki bir yamyam kabilesinin mensuplarını Katolik olmaya ikna etmek için bir misyoner göndermiş. Aradan geçen bir süre sonunda misyonerden gelen haberler kesilmiş.
Vatikan bu defa da misyoneri bulmakla görevli bir başka misyoneri göndermiş yamyam kabilesine.
İkinci misyoner kabilenin yaşadığı topraklara ulaşınca, kabilenin reisine gitmiş.
-Geçen yıl bir misyoner gelmişti kabilenize, şimdi nerede o, diye sormuş.
Yamyam kabilesinin reisi gülümsemiş,
-Çok nasihat vermeye başlayınca bıktık ve yedik onu, demiş.

Etkisiz medya ve muhalefet

Silivri’den çıkamıyor ki!

24 Ağustos 2011 Çarşamba
Dikkat ettim, kaç gündür Kemal Bey’in yapıp ettiklerini yazmıyorum.

Daha doğrusu, yazamıyorum.

Çünkü yok...

Kendini yazdırmayan bir siyasetçiyle karşı karşıyayız.

Kendini yazdırmadığı için de, “yok” sayılıyor, “etkisiz eleman” muamelesi görüyor.

Pardon, geçenlerde gündeme gelmişti.

Eleştirinin kutsallığı ve ordu düşmanlığı

24 Ağustos 2011 Çarşamba
Dün internete Genelkurmay eski Başkanı Org. Işık Koşaner’e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı düştü.
Ses kaydındaki konuşulan eleştirel konu başlıkları çok çarpıcıydı:

‘1. Her yere kontrolsüz mayın döşedik.

2. Emir komuta birliğini sağlayamıyoruz.

3. Çatışma anında tim komutanlarımız mevziiye silahını bırakıp kaçıyor.

4. Eğitim zafiyeti nedeniyle terörist diye masum erimizi kendimiz vurduk.

5. Sınır karakollarımız hatalı yapılmış, Hantepe de hatalı. Halimiz tam bir kepazelik.

6. İHA skandalında, teşkilat yapımızın yanlış olduğu anlaşıldı.

7. Terörle mücadelede hiç kimsenin talimatına ihtiyacımız yok.

8. Operasyonlarda artık son bir yıldır mantıklı iş yapmaya karar verdik.

9. Artık her şeyi yasal zemine oturtmak zorundayız. Herkesin gözü üzerimizde.

10. Elimizdeki teknik imkânları kullanamıyoruz, eğitim ve tatbikatımız zayıf.’

Aslında...

Genelkurmay'da 'Kepazelik durum'

24/08/2011
Böyle bir konuşmanın içeriği, kaydedilmesi, sızdırılması, internete düşmesine karşı 'kepazelik' hayli hafif bir kelime.

Dün eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in komutanlarla yaptığı ayrıntılı bir terör değerlendirmesini dinledim. Ayrıntılı derken bayağı bir ayrıntıdan bahsediyorum. Karakol baskınlarında askerin aldığı yanlış tutum, silahını bırakıp kaçan komutana olan kızgınlık, siviller ne derse desin Genelkurmay’ın terörle mücadelede kendi bildiğini okuyacağı, insansız hava araçlarının (İHA) hangi olaylarda nasıl kullanıldığı, saha denetimlerinin nasıl yapılacağı ve daha neler neler… Üstelik dinlediğim sıradan bir telefon konuşması değildi. Muhtemelen sadece general düzeyinde komutanlarla kozmik bir odada yapılan kritik ve resmi bir strateji konuşmasıydı. Kayıt muhtemelen ortam dinlemesi olarak odadaki biri tarafından yapılmıştı. Belki içinde biz sıradan dinleyenler için şaşırtıcı bir şey yoktu ancak terörle mücadelenin öbür ucu için (yani PKK) ‘askeriyede değişen taktikler’le ilgili pek çok ayrıntı mevcuttu. Üstelik bu kayıt kaydedilip sızdırılmakla kalmamış dünyada herkesin ulaşabileceği bir internet sitesinde yayımlanıyordu. Yani anlayacağınız dört dörtlük bir ‘vay anasına sayın seyirciler!’ durumu. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner kaydedilen bu gizli konuşmanın bir yerinde terörle mücadelede Türk ordusunu tarif ederken “Durumumuz kepazelik” diyordu. Böyle bir konuşmanın içeriğini, kaydedilmesini, sızdırılmasını yetmezmiş gibi bir sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmasını düşünürseniz ‘kepazelik’ hayli hafif bir kelime…
Neyse ki komşu bir ülke ile savaşta değiliz!
Karargâh elek olmuş haberimiz yok.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Mogadişu cehenneminden bildiriyorum


20 Ağustos 2011 Cumartesi
Uçak, Hint Okyanusu’nun tirşe rengi sularını yalayarak piste doğru alçalıyor...

Pistin çatlamış zemininde otlar bitmiş. Pistin yanı başında kırılmış bir uçak yatıyor.

Uçağımız duruyor. Resmi üniformalı çelimsiz görevliler ite kaka ineceğimiz merdiveni uçağa yaklaştırıyor.

İniyoruz.

***

Mimari planı çok yetersiz bir şantiye hissi veren havaalanına giriyoruz. İçerisi de dış görüntü gibi. Karmakarışık.

Burası bildiğimiz klasik havaalanlarıyla yakından ya da uzaktan ilgisi olan bir yer değil. Pasaport polisinin gişeleri, bilgisayarlar filan yok... Pasaportlar elden toplanıyor. Bize özenli davrandıkları için pasaportları ve valizleri arkamızdan kalacağımız yere göndereceklerini söyleyen birisi ile muhatap oluyoruz.

İnanmadığımızı görünce kimliğini gösteriyor, protokol şefi... Ama bir de kendisinin vali olduğunu söyleyen ama binaya girerken üstü aranan bir başkası daha var...

Neyse ki epey sonra valizler de pasaportlar da kaldığımız yere geliyor.

Bu Toplum Bu Kadar Ahlaksızlığı Kaldırmaz


20 AĞUSTOS 2011

Müstehcenlik konusunda artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Türkiye bu kadar ahlaksızlığı, edepsizliği, seks serbestliğini, seks provokasyonunu, seks terörünü, fuhşu kaldırmaz.

Bazı günlük gazeteler ve bazı tv'ler genelev yayın organı haline dönüşmüştür.

Bütün hürriyetlerin sınırı vardır.

Müstehcen yayın, seks terörü konusunda medyaya sınırlar konulmalıdır.

Biliyorum, yaygara kopartacaklar ve "Basın hürriyeti kısıtlanıyor, medya gemleniyor!..." diye feryat edeceklerdir.

Müstehcen yayınları kısıtlamak basın hürriyetinin ihlal edilmesi değildir.

Hiçbir gazetenin, tv'nin, derginin seks terörü yapmaya hakkı yoktur.

Müstehcen yayın yapanlar basın hürriyetini kötüye kullanan kötü niyetli kimselerdir.

Türkiye, halkının büyük kısmı Müslüman olan bir ülkedir. Bizim kültür yapımız bu kadar ahlaksızlığı, fuhşu, zinayı, müstehcen yayını, seks kışkırtıcılığını hazmetmez (sindirmez).

AB standartları dediler ve Ceza Kanunundan zina suçunu kaldırdılar.

Karanlığın en koyu anı...

Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Kemal ve zeval noktası zirvede buluşur.

Bakmayın yakın planda birçok şeyin kötüye gider gibi gözüktüğüne.. İyi şeyler de oluyor..
PKK yanlış yaptı, güvenlik güçleri hazırlıklarını tamamlamadan onları üzerine çekmeyi denedi, halkı kışkırtacaklardı. Bir gün sonra MGK vardı. Başbakan cuma günü Somali’ye gidecekti.. Elde bir istihbarat vardı, onu değerlendirmek istediler ama sonuçta kendi oyunlarına geldiler..
Asıl operasyon bayramdan sonra.. Bu ani gelişme, PKK için bir gece baskınına döndü.. Ve süreç erken başladı.