2 Ağustos 2011 Salı

İsveç’te komutanları kim atar?

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Günü, önem sırasına göre sıralanan haberleri teşrih masasına yatırarak sorgulayayım dedim…


YAŞ toplantısındaki yeni oturma düzeni açık ara önde gidiyordu…

Gerçekten de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, YAŞ toplantısında masanın başına ‘ortaksız’ tek başına oturması, 1982 anayasasına göre Genelkurmay Başkanı’nın başbakana karşı sadece ‘sorumlu’ olduğu Türkiye için, yeni bir açılımın simgesel işareti olarak hem olumlu, hem de önemliydi…



Birinci Cumhuriyet’in 12 Eylül hukuku ile verniklenen askeri zihniyeti, siyasal rejim ve mevzuat olarak egemenliğini sürdürmeye devam ederken, ‘internet andıcı’ davasında emir-komuta zincirinin suç işleme konusunda ortak hareket ettiği yolundaki ifadeler de, nasıl bir ülkede yaşadığımızı en anlamak istemeyenin bile gözüne sokuyordu… İnternet andıcı davasında savcı tarafından istenen tutuklama kararı henüz sonuca bağlanmamıştı ama son ifadeler ışığında tutuklama kararı sürpriz sayılmamalıydı…


Hanımefendi hoşlanmamış

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Bu hanımefendi, “fetihçi zihniyete destek çıkmamız beklenmesin” diyerek, zımnen 27 Nisan muhtırasını desteklemiş bulunan hanımefendi.

Biraz sinirli bir hanımefendi...

Ne zaman bir tartışma programına çıksa, arkasından, “Hanım yine çıldırdı” şeklinde yorumlar yaptıran hanımefendi.

İstikbalde kurulmasından korktuğu “sivil vesayet” konusunda bir kamyon laf ederken, “askeri vesayet” konusunda ağzını açmayan, ağzını açsa bile mırın kırın eden hanımefendi.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Uygurlar ve Kürdler

2 Ağustos 2011 Salı
Son zamanlarda haklı olarak iç gelişmeler üzerine yoğunlaşdığımız için olacak akrabâlarımızı ihmâl ediyor gibiyiz. Meselâ Doğu Türkistan’da 30 Temmuz günü patlak veren olaylar pek de ilgimizi çekmedi. Doğu Türkistan’a Çinliler Sinkiyang diyorlar. Yeni fethedilmiş eyâlet demekmiş. Çin’in en kuzey doğusunda yer alan 1.6 milyon kilometrekarelik muazzam bir ülke. Bütün Çin’in yüzölçümü 9.572.419 kilometrekare ve nüfûsu ise 1.35 milyar. Doğu Türkistan/Sinkiyang’da 17 milyon insan yaşıyor ki bunlardan dokuz milyonu Uygur Türkü, 1,25 milyonu Kazak Türkü ve ayrıca daha ufak başka Türk kökenli gruplar da var. Çinli nüfûs ise yaklaşık altıbuçuk milyon kadar. Doğu Türkistan’da son derece zengin petrol ve doğalgaz yatakları var. İşte bu Doğu Türkistan’ın Kâşgar Şehri’nda geçen Cumartesi 20 ölü ve 38 yaralıyla sonuçlanan kanlı olaylar cereyân etdi. Gelen bilgiler eksik ve sansürlü de olsa anlaşılan, bağımsızlık yanlısı bir Uygur örgütüne mensub kişilerin Çinliler üzerine girişdiği sûikasd teşebbüsleri ve bu arada kendilerinden de zâyiât verilmiş olduğu. Uygurlar üzerindeki kültürel baskı o kadar ki talebelerin namaz kılıp oruç tutması bile yasak!

Bardağı taşıran damla: internet andıcı

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in istifa ettiği, kuvvet komutanlarının da 'mış' gibi yaptığı ayrılma kararında 'internet andıcı iddianamesi'nin bardağı taşıran damla olduğu söyleniyor.

Aynı fikirdeyim ama tersinden, hükümetin sabrının taştığı nokta orası bence. Hatta istifalar için, iddianamenin etkisini kırma ve kamuoyunun ilgisinden kaçırma operasyonu bile denebilir. Uçuk bir komplo teorisi diye düşünebilirsiniz. Benim de ilk duyduğumda ağzımdan, "Yok daha neler?" cümlesi döküldü. Ancak iddianameye göz atınca "Neden olmasın?" çizgisine geldim.

Fert başına gelir niye Türkiye'de Suriye'nin üç katı?

Arap Baharı'nın etkisiyle sarsılan Suriye'de rejim karşıtı gösteriler beş aydır durulmuyor. Görgü tanıklarına göre, pazar günü tank destekli ordu birliklerince gerçekleştirilen operasyonlarda, çoğu Hama'da olmak üzere 120'den fazla kişi öldü. Son olaylar üzerine, Türkiye tekrar harekete geçti ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün Suriye'yi sert bir şekilde uyardı.
Gül, "Ramazan ayının ruhuna uygun bir şekilde, sükûnetin sağlanması ve köklü reformların gerçekleştirileceğine dair halkın ikna edilmesi beklenirken, tam aksine ramazan ayına daha kanlı bir ortamda girilmesi asla kabul edilebilecek ve sessiz kalınabilecek bir gelişme değildir" dedi. Devletin zirvesinden yapılan bu açıklamanın ardından, Türkiye'nin, Suriye'deki olaylara müdahil olabileceği ileri sürülüyor.

Okan'a şaşırdım

Okan Bayülgen ile ayaküstü muhabbet ediyorduk.
Birden çığlık atarak hopladı.
Çok fena oldu Okan… Farkında olmadan salyangoza basmıştı.
Hayvanın üzerinde kabuğu yoktu.
Okan'ın basmasıyla ters döndü.
Eşi ile birlikte seferber oldu Okan.
Önce hayvanı çevirdiler.
Sonra bir süre kabuğunu aradılar.
Okan çok kötü oldu.
Bir ileri bir geri yürüdü. "Bunu nasıl yaptım… Ben bunu nasıl yaptı?" diye söylenerek… Kendine kızıyordu.

Askerimizi sevelim!

Ramazan'ın ilk günü, temmuz sıcağında askerde tuttuğum oruçları hatırladım.

Askerliğimi Erzincan'da kısa dönem yaptım. Mamak Askerî Cezaevi'nden yeni çıkmıştım. Aynı hâkî renk, aynı kurşunî duvarlar, aynı sloganlar; ama bana 59. Topçu Tugayı cennet gibi gelmişti. Daha başında telaşla gün saymaya başlayan tertiplerimle, Mamak tecrübesiyle sakin, sabırlı ve barışçı ilişkiler kurmuştum. Sabah içtimaına, dipçik numarası 229 olan M 1 tüfeğinin namlusuna bir papatya yerleştirerek çıkardım. Yemekler aşçıya göre değişir; genellikle yenilecek durumda olurdu. Dostluklar sıcaktı. Hafta sonu izinlerinde bir kahvede lavaş ve tulum peyniri ile kahvaltı yapmak inanılmazdı.
Askerlikte neredeyse kuraldır. Bölüğünüzün içinde mutlaka kafanızın uyuştuğu sıkı arkadaşlar bulursunuz; aynı zamanda hoşlanmadığınız tiplerle birlikte yaşamak zorunda kalırsınız. Bölüğümüzde şirretliği ile herkese boyun eğdirmiş biri vardı. Yemek ve kantin kuyruğunda sıraya riayet etmez, mutfak nöbetlerinde elini bir şeye sürmezdi. Bulaşmadığı ve sindirmediği kimse neredeyse kalmamıştı. Kolay lokma gördüğü beni, galiba sonlara bırakmıştı.

Olağanlaşan, olağanüstü durum..

Dünyanın her ülkesinde, ordunun en tepedeki dört komutanının ayni anda istifası, olaydır. Burkina Faso'da bu iş olsa, Türkiye'ye haber olarak ulaşır ve yayınlanır mesela..
Hafta sonu bu olağanüstü durumu biz yaşadık.. Ve de çok olağan yaşadık. İşin güzel yanı bu..
Bana bakmayın.. Ben cuma öğle gazeteden çıktıktan sonra, Üçüncü Dünya Savaşı çıksa, geri dönmem, yazımı değiştirmem.. Dünya benim yorumum olmadan da iki gün yolunu bulabilir..
Bu ülkenin en çok satan gazetesinin en çok okunan yazarlarından Ertuğrul Özkök, gazeteden öneri gelmesine rağmen, yazısını değiştirme gereği görmediğini köşesinde açıkladı.

Askeri vesayet ve Ergenekon

İnternet Andıcı iddianamesini hazırlayan Savcı Cihan Kansız, "TSK değil, Ergenekon yargılanıyor" dese de, aslında yargılanan "cumhuriyeti koruma kollama" zihniyetidir. İnternet Andıcı'nı ya da İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nı, "Ergenekon" başlığı altına koymak mümkün değil. Balyoz veyahut Sarıkız/ Ayışığı gibi darbe girişimleri Ergenekoncuların işiydi diyebilir miyiz? Ortaya çıkan, bütün fişleme belgeleri ya da Jandarma bünyesinde kurulan Cumhuriyet Çalışma Grubu ve işlevi, 28 Şubat sürecinde rastladığımız Batı Çalışma Grubu faaliyetlerinin bir devamı mahiyetinde değil mi? Şemdin Sakık'ın "itiraf"larına eklenen kara propaganda malzemesi, bize, internet sitelerinin yürüttüğü psikolojik harekâtı hatırlatmıyor mu? Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Aczmendiler, irtica paranoyasını güçlendirmek için kullanılmıştı. Danıştay saldırısı da farklı bir amaç gütmüyordu. Ümraniye bombaları ortaya çıkana kadar suikastçı Alparslan Aslan "Allah'ın askeri" olarak takdim edilmedi mi?

Özel Harekât sahneye çıkarken-3

Terörle mücadelede en kritik dönemde çekip giden Genelkurmay Başkanı, sorumluluk duygusu taşımadığını da gösterdi.
Kucağımıza onlarca şehit düşerken, yeni krizler üreterek bir darbe de onlar vurmak istedi.
Memleketi ve şehitlerimizi, kendi bürokratik iktidar ve otoriteleri yanında zerre kadar düşünmediklerini gösterdiler.
Ne oldu?
Komuta kademesi şekillendi ve devlet daha demokratik, daha güvenli ve daha sorunsuz bir şekilde yoluna devam ediyor.
Biz terörle mücadelede yeni sivil dönem enstrümanlarına dönelim.
Bu dönemin en önemli özelliği şudur:
Bu zamana kadar sivil otoritenin kontrolü dışındaki TSK tekelinde yürütülen teröristle silahlı mücadele, bundan sonra sivil otoritenin şekillendirdiği güvenlik unsurlarıyla yürütülecek.
Dolayısıyla bundan sonra yaşanabilecek fahiş hatalar ve başarısızlıklar karşısında hükümet birinci derecede muhatap ve sorumlu durumdadır.

Her şeyi yeniden düşünmek

 
Hiçbir kurumun itibarı zedelenmemeli..

TSK’nın itibarını zedeleyenler, kurumun zırhına bürünüp, hukuk dışı işler çeviren çetecilerdi aslında.. Basın onları eleştirirken, onların suç ortakları, bunu TSK’ya yönelik bir yıpratma kampanyası gibi göstermeye çalışıyordu.

Koşaner de aynı yanlışı yaptı..

Olan oldu. Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanıdır..

TSK, Yargıdaki dosyalarla ilgili istenen bilgi ve belgeleri bir an önce vermelidir.. Ve yargı da durumu sür’atle değerlendirip, en azından bu işle doğrudan ilgisi bulunmayan isimleri, en azından tutuksuz yargılamak üzere serbest bırakmalıdır..

Bu iş bir kan davasına, kör döğüşüne dönmemeli.

Genelkurmay “Yazıcıoğlu cinayeti”ne el atmalıdır!

 
Önce; geçen yıl bugünlerde anlattığım bir “hikâye”yi hatırlatmak istiyorum.
Ölümlerin “çan çalarak” ilan edildiği bir ülke varmış.
Çan bir defa çalındığında, “halktan biri” ölmüştür.
“İki defa” çalındığında, halk içinden tanınmış, “eşraftan biri” ölmüştür.
“Üç defa” çalındığında, “saray çevresi”nden, yani “bürokrasiden biri” ölmüştür.
“Dört defa” üst üste çalındığında ise “kral” ölmüştür.
Günün birinde yine bir çan sesi duyulur. İnsanlar, biri öldü sanırlar.
Peşinden hemen ikincisi... “Oo, ölen eşraftan biriymiş, kim acaba?” der halk...
Peşinden üçüncü vuruş... İnsanlar iyice meraklanmış, “saraydan kim öldü” diye...
Dördüncü çan sesi geldiğinde ise insanlar “kral öldü” heyecanıyla kilisenin etrafında toplanmaya başlamışlar.
Ama o da ne!

Silahlı Kuvvetlerimiz

Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet kumandanının emekliliklerini istemeleri; pek rastlanır bir olay değildi.
Zaten kuvvet kumandanlarının emekliliklerinin gelmiş olduğunun dile getirilmesi ve emekliliklerini mi istedikleri yoksa istifa mı ettikleri konusunu pek anlayamamış olsam da; ortaya çıkan "durum" başta Ankara olmak üzere ülkemizi en azından 24 saat sarstı. "Acaba bunun arkasından ne gelecek" sorusu; kimilerini endişeye sevk ederken; kimileri de "bundan bir şey çıkmaz"ın rahatlığı içindeydi. Doğrusu ben böyle bir rahatlık içinde olanlardan biriydim ama "komutanlarımızın" (kendilerince nedenleri olsa bile) böyle bir toplu harekete mecbur kalmalarına üzüldüm...

Önce Suriye sonra Türkiye

Suriye'de bir iç çatışma yaşanıyor. Bu ülkedeki olayları izleyenlerin büyük bölümü; Beşşar Esat yönetimini suçluyor.
Hükümetin; halkın üzerine tanklarla gittiği; masum sivilleri katlettiği yazılıyor, söyleniyor.
Ama bir de bu işin öbür yüzü var:
Suriye yollarını kesen, karakollara ve asker kışlalarına saldıran elleri silahlı çeteler hiç konuşulmuyor.
ABD, İngiltere, Almanya, Fransa Beşşar Esat yönetimini suçluyor.
Batılı devletlerden hiçbirisi; ülkenin yasal hükümetine savaş açan Suriyeli teröristleri gündeme getirmiyor.
Hatta bu terör grupları; "sıradan insanlar" gibi gösteriliyor. Bizim hükümet de mezhep gayretiyle Suriye’ye yükleniyor.
Esat yönetimine karşı silahlı mü

Koşaner ve suç örgütü kavramı


Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner veda mesajında ‘’Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bir suç örgütü gibi gösterme çabalarından’’ rahatsızlığını dile getirmişti.
Çabada bulunan da herhalde ‘’yargıyı kullanan’’ hükümetti.
SABAH Gazetesi dün meşhur ‘’Bilgi Destek Planı’’ ile ‘’Eylem Planı’’nın 5 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğuna ilişkin belgeleri açıkladı.
Yani dönemin Genelkurmay Başkanları olan Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’un emir ve onayları doğrultusunda hazırlanmış bu belgeler.
Siyasete doğrudan müdahaleyi içeren bu belgeler suç mahiyetinde olduğu için sorumlularının bir kısmı yargı önünde hesap veriyor, sanıklar arasına yenileri de katıldı.
Bu gelişmeye bakarak Koşaner’e acı gerçeği söylemek lazım: Emir-komuta zinciri içinde en tepeden başlayan bir programla yetkisini aşan, siyasete müdahaleye kalkışan her kurum suç örgütü mahiyeti kazanır.

Erdoğan 10 gün önce Koşaner'e, "İstifa et" dedi!

TSK'daki istifa krizi Orgeneral Necdet Özel'in atanmasıyla büyük oranda aşıldı. Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'i istifaya sürükleyen nedenlerin çoğu basına yansıdı. Koşaner'in aylar öncesinden lojman tutmasından, Ergenekon sanığı subayların terfisinde ısrar etmesine kadar yazılan haberlerin önemli bölümü doğruydu. Eksik olan, fotoğrafın çerçeveye oturmasına engel puzzle'ın parçasını da biz aktaralım. Evet, Koşaner ve 3 kuvvet komutanı emekliliklerini istediler ama kendilerini istifa sürecine taşıyan asıl süreç yaklaşık 10 gün önce Başbakanlık konutunda yapılan Erdoğan/Koşaner görüşmesinde yaşandı.
Ergenekon ve Balyoz sürecinde askere yapılan gözaltı ve tutuklamaların kendisi ve komuta heyetini derinden üzdüğünü söyleyen Koşaner, Başbakan'a, "Bu durumu kabullenemeyiz" restini çekti.
Erdoğan'ın cevap vermesini dahi beklemeyen Koşaner, "Hakkında dava açıldı diye terfi ettirilmeyen komutanlarımızın durumunu ne kuvvet komutanlarıma, ne de aşağıdaki askerlerime anlatabilirim" dedi.
Başbakan Erdoğan'ın Koşaner'e yanıtı çok sert oldu;
"Sizin göreviniz sivil iradenin aldığı kararları uygulamak olduğu kadar, bu kararları da emriniz altındakilere anlatmaktır. Anlatamam ne demek? Anlatamıyorsanız, anlatanlar gelir!"
Koşaner, Başbakan'ın, "Yürütemiyorsanız, istifa edin" anlamına gelen bu sözlerine hiç yanıt vermez ama bu diyalogu kuvvet komutanlarıyla paylaşır.

Birinci Cumhuriyet bitti mi?

2 Ağustos 2011 Salı
Henüz askeri şura başlamamıştı, baktım borsa toparlanıyor, dolar da geriliyor...

Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanının istifası piyasanın pek de umurunda değil...

Askeri bürokrasinin konumundan ziyade, kendi halkını katleden Suriye rejimine karşı İngiltere Dışişleri Bakanı’nın ‘askeri operasyondan’ söz etmesi, Türkiye’yi de fazlasıyla etkileyeceği için çok daha fazla ilgimi çekti...

Gazetelere geri döndüm...

Erdoğan, iki hafta önce CHP’ye boyun eğseydi...

2 Ağustos 2011 Salı

Birkaç hafta önce tansiyonu bugünkünden daha az olmayan bir tartışma daha yaşanmıştı. Ergenekon sanığı milletvekillerinin Meclis’e girememeleri ana muhalefet partisini yemin boykotuna götüren bir krize yol açmıştı. CHP, bir ölçüde TSK’nın bugün yaptığını andıran bir tepkiyle Meclis çalışmalarından istifa etmişti.

İstenen neydi? Hükümetin bir telefonla, yargıya talimat verip iki kişiyi serbest bıraktırması.

Bugün de istenen budur.
Bir telefonla paşalar bırakılsın, ardından terfileri mümkün olabilsin ve her şey eskisi gibi devam etsin. Meclis’teki krizde söz konusu olan 2 CHP’li 5 BDP’li vekildi. TSK’da ise terfi sırası geldiği halde tutuklu bulunan 17 general-amiral var.

Görevleri, işleri, itham edildikleri suçlar farklı da olsa “prensip” itibariyle birbirinin benzeri iki olay.
Erdoğan o gün CHP’nin tepkisine boyun eğip, yargıya baskı yapmak veya Silivri’den seçilenleri kurtarmak yolunu seçmedi. Bugün de askerin tepkisine ve bu tepkinin yol açacağı muhtemel risklere boyun eğmedi.

Beni yanıltan general

2 Ağustos 2011 Salı
Bu yazı biraz tekrar olacak...

Daha doğrusu, “self plagiarism” yapacağım... “Kendimden aşıracağım” yani.

Buyrun:

Henüz 2000’li yılların başı... Harp Akademileri’ndeki ünlü “Yaşar Büyükanıt söylevi”, darbe sever medyamızda ve dar ideolojik çevrelerde büyük yankı yaratmıştı.

Hilmi Özkök’ten sonra Genelkurmay Başkanı olacak bu “delişmen paşa” neler de söylüyordu böyle?

Küresellik olgusuna dümdüz gidiyordu.

Uyum yasalarını eleştiriyor, örtük cümlelerle “AB sürecine” verip veriştiriyordu.

Dahası, iktidar partisine karşı mesafeliydi ve kurduğu her cümlenin içine özenle “irtica” sözcüğünü yerleştiriyordu.

Daha çok şehit verdirtecekler!

YAŞ-MAŞ herkes konuşuyor ama Van Başkale'de yine üç şehit verdik. Ergenekon-PKK terör ittifakından bu millet artık bıktı... Fakat hala bu ahtapot bitmiş değil...
Bundan böyle nasıl bir Türkiye'nin olacağını dün yazdım. Şimdilik istedikleri kadar çekişme yaratsınlar,sonuç değişmeyecek... Yeni Türkiye'de sivil otorite emredecek, askerler hizaya geçecek...
Ama bu geçiş sürecinde Ergenekon boş durmayacak... Bu memleketin daha çok şehit vermesi ve bir toplumsal kaos ortamının oluşması için Ergenekon tam gaz çalışıyor. Mesela terörle mücadele sürecinde polis ve jandarma artık ortak hareket edecek...
Fakat aldığım çok sağlam bilgilere göre Ergenekon'un yaşayan aktif hücreleri terörle mücadele için gerekli kriptoları ilgili Emniyet Terörle Mücadele birimlerine vermemeye yahut verirse de koordinatlarını değiştirerek vermeye kararlı. Alenen direniyorlar... Vatan savunması için zorunlu bu kriptoları "Polise taviz vermeyiz" kurumsal taassubuyla kendi ellerinde muhafaza etmeye kalkıyorlar...
Halen sivil hükümetin emrine direnebileceklerini sanıyorlar...
Bunların derdi "Vatan ve millet" değil, "Makam ve imtiyaz"...