2 Ağustos 2010 Pazartesi

GENELKURMAY BAŞKANI’NIZI NASIL ARZU EDERSİNİZ?


Ordunun başındaki isim değişiyor ya, yine mintaksla canım mintaksla sezonu açıldı…
Bir başka deyişle Genelkurmay Başkanı yarıştırmaca… Karpuz seçer gibi şöyle hafiften yoklamaca; hangisi daha asker gibi asker?
Hilmi Özkök fazla “demokratik” ve “anlayışlı” çıktı…
“Ordu göreve” diye pankart açtılar darbe yapmadı…
En romantiğinden (Yakamoz), en aksiyonvarisine (Balyoz) darbe seçenekleri sundular…
“Hiçbiri” şıkkını işaretledi…
Üzdü insanları, gitti…
Yerine “kodu mu oturtan” tezahüratları arasında Yaşar Büyükanıt verelim dediler…
Ara gazı olarak da, “Atatürk dünyanın en nazik insanıydı ama gerekince o da kodu mu oturturdu” diye yazdılar…
Büyükanıt geldi, “Özde – sözde” olayına girdi, e muhtıra bile verdi…
Tam omuzlara alınmak üzereydi ki… Dolmabahçe’de Başbakan ile baş başa iki satır sohbet edince onun da kredisi bitti…
Şimdi AKP işbirlikçisi olmaktan yargılanıyor…

Neyse ki yerine, “daha sert olduğu kaydedilen” İlker Başbuğ geldi ve yüreklere yine su serpildi…
Macera filmi gibi geçti onun dönemi…
Elinden geldiği kadar Ergenekonculara sahip çıkmaya çalıştı…
“Boru” dedi, “kâğıt parçası” dedi, yeri geldi kamuflajı çekip firkateynin üstüne çıktı…
Ama istenen sonuç yine hasıl olmadı kimileri için…
Sayılı gün çabuk geçti, artık o da şafak saymaya başladı…
Şimdi Işık Koşaner kontenjanından mintakslıyor kimileri.
Gazete haberlerinin satır aralarında “değerlendirmeleri yapılıyor”, “belirtiliyor” ifadeleri boy göstermeye başladı…
“Başbuğ ‘a göre laiklik konusunda daha katı tutum alacağı değerlendirmeleri yapılıyor.”
“Demokratik açılımlara sıcak olduğu ancak açılımların ayrılıkçı söylemler üretmesinden kaygılı olduğu belirtiliyor.”
Falan filan…
Tüm bu muhabbetin altında hangi saiklerin yattığını memlekette yaşayan herkes biliyor aslında:
Hükümete muhtırayı çakar mı, Kürtlere kodu mu oturtur mu?
Wall Street Journal Gazetesi’nin analisti ise şöyle demiş yorumunda.
“Ordu, AKP’nin onu bloke etme gerekçesi bulamaması için Koşaner’i pamuklara sarıp sarmaladı.”
Aynı haber bize, Koşaner’in iki senedir “tamamen sessiz kaldığını” da hatırlatıyor.
Peki Koşaner pamuklar içinde ve sessiz geçirdiği bu iki seneden önce neler demişti?
Benim en iyi hatırladığım 2008’de, Kara Kuvvetleri Komutanı (KKK) olurken yaptığı konuşma.
O zaman okuyunca “Annecim!” demiştim, şimdi bir kez daha baktım da az bile demişim.
İşte size iki örnek.
“Bireysel kalmak ve ulus devlet yapısına zarar vermemek kaydıyla, kültürel zenginliklerin yaşanması için yapılan düzenlemeler, daha fazla demokrasi söylemleriyle toplumsal talepler haline getirilip, siyasal alana götürülmeye çalışılmamalı.”
Tercüme edeyim müsaadenizle: Kürtçe folklor oynayabilirsiniz, çocuklar sokakta Kürtçe misket oynayabilir, hatta evinizde Kürtçe bile konuşabilirsiniz. Ama demokrasi bahanesiyle daha fazlasını istemeye kalkmayın yoksa fena olur…
Yine aynı konuşmadan bir alıntı:
“Küresel güçler tarafından kurgulanan ve ülke içi bazı medya, bazı akademik ve sermaye çevreleri ile sivil toplum örgütleri içinde yuvalanan post-modern bir tabakanın oluşturduğu propaganda ve etki ağı ulusal birlik ve güvenlik parametrelerinin zayıflatılması yönündeki gayretlerini sürdürmektedirler.”
Tercüme edeyim (böyle uçuk bir savunma doktrini nasıl anlatılırsa artık): Türk ordusu post-modernizm’e savaş açmıştır. Pardon, içimize yuvalanan post-modernizm’e savaş açmıştır. Çünkü post-modernizm ulusal devletimizin güvenliğini tehdit etmektedir…
Bu ne demek yahu, dediğiniz duyar gibiyim.
Gerçekten şaka gibi!
Post-modernizm ne bir ideoloji, ne de bir doktrin.
Tarif et desem, kolay kolay kimse edemez.
Çünkü “yeni” olan farklı şeyleri ifade eden bir felsefe post-modernizm.
Gezegenin hiçbir yerinde post-modernizm’i iktidara getirmek için örgütlenmiş kitleler filan yok.
Ama yeni Genelkurmay Başkanı, iki sene evvel, “içimize yuvalanmış” post-modernist’lere karşı mücadele çağrısı yapmıştı işte.
Aman bize ne canım, Orhan Pamuk düşünsün deyip teselli arayanlar olabilir içinizde.
Ben öyle diyemiyorum valla.
Çünkü bir “felsefe”ye savaş açan bir orduya sahip olmak beni acayip tedirgin ediyor.
Onun için yeni dönemde yine eskisi gibi, “Asker siyasete bulaşmasın” tartışmalarının sürmesine bile razıyım.
Bir de, “Asker felsefeden elini çeksin” diye yazmak zorunda kalmayalım da…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder