2 Ağustos 2010 Pazartesi

Ezan Çiçeği

Siz, hiç Ezan Çiçeği gördünüz mü? On yıl öncesine kadar ben de görmemiştim.
Edremit'te hemen her evin bahçesini Ezan Çiçeği süsler.
Güneş battıktan biraz sonra açarlar.
Sabahtan akşama kadar çiçekler tomurcuk haline gelirler. Güneş batınca tomurcuğun tepesindeki kilitte hareketlilik başlayınca ben ve torunlarım hemen o tomurcuğa yöneliriz.
Üç saniye içinde açıldığını görür ve onu videoya kaydederken hemen ötekileri de hareketlenir ve bizim gözlerimiz çiçek bahçesinde hangisini takip edeceğini şaşırır.
On dakikaya kalmaz bahçenin her tarafında güller arasında sapsarı renkli Ezan Çiçeği de renk cümbüşüne katılır.
Tabiat mektebinde eğitimimi devam ettiriyorum.
Yanımda en az yedi bin kitapla dolaşıyorum.
Eskiden üç yüz deveyle taşınamayan kitaplar şimdi bilgisayarın diskinde beş yüz devenin taşıyamayacağı kitabı taşıyor.
Tabiat mektebinin sayfaları daha fazla diyemem.
Her bir yaprak, her çiçek bize binlerce şey söyler.
Söyler ama ağaçlar kalem olsa yedi deniz mürekkep olsa Allah'ın kelamını yazmaya yetmez" buyurmuş Rabbimiz.

Köyde ninelerin tabiat anadan öğrendiği renk uyumuyla işledikleri kanaviçeler, batı pazarlarında binlerce dolara satılıyor.
Renk cümbüşü dağlar, o köylü ninenin meslek edindirme atölyesidir.
Ayın ışığında eğirdikleri yünleri güneşin ışığında dokurlardı.
Her yaprak, boya yapma katalogu gibidir.
"Benim kökümde şu renkte boya vardır" derler.
Meyveli ağaçlar boyunlarını eğip gelen geçene "Buyur, istediğin kadar al" derken meyve vermenin insana tevazu yüklediğini, ilim adamının mütevazi olmayanının aslında film adamı olduğunu bize öğretir.
Şair, "Mazharı feyz olamaz düşmeyicek hake nebat
Mütevazi olanı rahmeti Rahman büyütür" demiş.
Yani, toprağa düşmeyen tane veya çekirdek boy atıp, büyüyemez.
Taneler mütevazi bir şekilde yere yüz sürünce Rahman olan Allah'ın rahmetiyle taneler büyür.
Rüzgarın şiddeti, kuraklık, dağ ağaçlarının ümitlerini kıramaz.
Hatta kuraklığın hüküm sürdüğü senelerde tohumlarının sayısı artar da neslinin devamını garantiye alır.
Akıllı bir Müslüman da zamanın getirdiği hüzün ve gam rüzgarlarına boyun eğmediği gibi azmine, şevkine, gayretine hız verir.
Tıpkı ülkenin en sıkıntılı zamanlarında en değerli insanların çıktığı gibi.
Dağların arkasında tan yerinin ağarmasıyla Müslümanların sabah namazı için kalkmaları, tan yerine değil, tan yerini yaratan Allah'a kıyam durmadır.
Arkadaşınıza siz el uzattığınızda o sizin elinize diken batırsa ondan el ayak çekmeyin.
Gül, bize ders veriyor ve "Beni koklamaya gelen bülbülün ben bağrından dikenlerimle kan akıtırken o bana daha fazla yaklaşıyor" der.
Havadan nem kaparak hayatını sürdüren otlar ve ağaçlar vardırlar.
Kıtlık yıllarında yağmurlar yağmadığı zamanlarda Rabbim, aylarca poyraz rüzgarı gönderir de ekinler nemini rüzgardan kaparlar ve köylüler de "Bu yıl, poyraz ekmeği yedik" derler.
Otlar, ekinler gibi ol da alimlerin sözlerinden nem kapmaya bak.
Demirin, havadan nem kapıp paslandığı gibi kayalardan daha katı kalbin de havadan nem kaparak paslanıp dostlarla sevgi akımını kesmesin.
Güneşin batışıyla açan Ezan Çiçeği'nin güneş doğmadan solduğunu gördüm ve ömrümüzün bir çiçek gibi açıp solacağını anladım da ağzımız kapanmadan, ahiret şafağı üzerimize doğmadan çiçekler gibi karşılıksız vermeyi öğrendim.
Bence, meyvesiz ağaç yoktur.
"Meyveli ağaca bakılır, meyvesiz ağaç yakılır" demişler ama asırlardır yaşayan ağaçlar meyvesiz ağaçlardır.
İki bin yaşında olduğunu üniversitenin tespit ettiği ardıç ağacını gördüm.
Meyvesiz değildi.
Dibinde bir küçük köyü serinletecek gölgesi vardı.
Bir koyun sürüsünün tamamı onun gölgesinde güneşin hararetini savuşturuyorlardı.
Koyunlar da ağaca karşı görevlerini yerine getiriyorlar ve ona kuvvet yiyeceği olarak kığılarını bırakıp gidiyorlar.
Meyveli diye bildiğiniz ağaçlardan bin yıl yaşayanını gördünüz mü?
Üniversitenin "altı yüz yaşındadır" diye rapor verdiği çınar ağacı serin su, derin toprak içinde binlerce insanımızın ciğerlerindeki kiri pası yıkamıştır.
Tevazudan baş eğen meyvelerin beşiğini rüzgar sallayıverirken, başı dik duran çam ağaçlarının dallarında şarkı söyleyen ağustos böcekleri koro halinde Allah'ı zikrederken ağaçlar böceklere sahne oluveriyorlar.
Meyve ağaçlarındaki korukların tatlanmak için zamana ihtiyaçları olduğu gibi, "Koruk sabırla helva olur/tatlanır" dendiği gibi insanın da ilim sahibi olması ve başını ilim isteyenlere eğmesi ve onların gönül gıdalarını vermesi için sabıra ihtiyaçları vardır.
Allah'ın tabiat kitabıyla Şeriat kitabı Kur'an'a hoşça bakın.
Siz de hoş şeyler göreceksiniz.
Hoşça kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder