15 Haziran 2011 Çarşamba

BDP'de zafer ve dualizm

15/06/2011
Demirtaş, BDP dururken Öcalan ve PKK'yı muhatap gösteriyor. "BDP ne güne siyaset yapıyor" diye sormadan.

BDP’nin açılımı Barış ve Demokrasi Partisi. Selahattin Demirtaş, seçimlerin hemen ertesinde ‘barış’ı PKK ile Öcalan’a havale etti. BDP’ye ise sadece ‘demokrasi’yi bıraktı. Barış için doğrudan Öcalan ve PKK’nın, siyasal çözüm için de BDP’nin hükümetle muhatap olacağını söylüyor.
Bu dualist yaklaşımdan her şey çıkar da bir tek barış ve demokrasi çıkmaz. İktidar alternatifi bir sivil siyasetin çıkmasına ise hiç ihtimal veremiyorum.
Sol Blok adaylarının seçim başarısından sonra BDP’de haklı bir özgüven patlaması beklenirdi. Fakat kendine güveni gelmiş gibi konuşmuyor nedense sözcüleri.
Özgüveni artmış bir siyasi hareket, inisiyatifi başkasına kaptırmazdı. Kendisi dururken, Öcalan ve PKK’nın hemen muhatap alınmasını istemezdi. Halktan yeni aldığı temsil yetkisini başkalarına devretmez, kendi elini işin başında zayıflatmaz, daha ‘bismillah’ demeden sivil siyasetin içini boşaltmazdı.
Seçmeni sormaz mı şimdi Demirtaş’a, “Seni niye seçtik o zaman” diye. Barış ve demokrasiye katkı yapmak yerine çözüm sorumluluğunu başkalarına atmak için Meclis’e gönderildiklerini düşünmüyorlardır umarım.
Hiç alınmasınlar, açık konuşmak niyetindeyim. AK Parti’nin ulaştığı büyüklük, rakiplerinde komplekse yol açıyor. Korktuğum şey oluyor yani.
Selahattin Demirtaş, BDP dururken Öcalan ve PKK’yı muhatap gösteriyor hükümete. “BDP ne güne siyaset yapıyor” sorusunu aklına bile getirmeden hem de.
Halbuki mağlupların psikolojisini gözlemlemiyorum üzerlerinde. Kendilerini yenik saymıyorlar, aksine coşkun bir şekilde galibiyetlerini ilan ediyorlar ki haklarıdır.
Demokratik temsilin çeşitlenmesini, siyasetin çoğulcu bir yapıya kavuşmasını sevindirici buluyorum ben de. BDP’nin Meclis’teki varlığı, sivil siyaseti güçlendirecek bir kazanımdır. Fakat başarıya rağmen o garip psikolojiyi atamıyorlar üstlerinden.
Zaferlerini kutlarken, aldıkları oy oranından daha büyük laflar ediyorlar. O kadar az oyla bu kadar çok laf, gereksiz bir kompleksin dışavurumu değilse nedir?
Demirtaş, aldıkları sonuç için “Muazzam ve tarihi bir zafer” diyor. Bir başarı kazandıkları muhakkak. Ama 2007 genel seçimlerine kıyasla sağladıkları oy artışı yüzde 1’in bile altında. Aldıkları oyların toplamı, 50 milyon oy içinde 2 buçuk milyonu biraz aşıyor. Elde ettikleri toplam sandalye sayısı ise 550 sandalyeden 36’sı. Şunu da hesaba katın yalnız; buna sosyalist Türk soluyla girdikleri ittifakın hissesi de dahil. BDP namı hesabına safi bir başarı değil bu sonuç.
Sorun, bu başarıya orantısız bir anlam yüklemelerinde. Diyarbakır’dan seçilen Altan Tan’ın zafer cümlesi, “Ana muhalefet partisi biz olduk” şeklinde. Selahattin Demirtaş, onun bu zaferden anladığının da ötesine geçiyor. “Bütün sorunların çözüm anahtarı, Sol Blok hareketinde. Bu hareket iktidara yürüyor” diyor.
Aldıkları temsil yetkisinden daha fazla söz hakkı talep ediyorlar. Yeni anayasa için uzlaşı aranırken, temsil yetkileri nispetinde bir söz hakkıyla yetinmeyecekleri bugünden belli.
Güneydoğu mitinglerinde CHP ile MHP’ye yol verip şov fırsatı sağladılar. AK Parti’ye karşı ikisini de desteklediler. Ama AK Parti’yi durdurmaya muvaffak olamadılar yine de. BDP’nin hayal kırıklığı sanırım burada. AK Parti oylarını çoğalttığı halde Meclis’teki temsil oranı azaldı. Kaybettiği sandalye sayısı bile BDP’yi teselli etmeye yetmiyor olmalı.
Oylarındaki artışın ittifaka rağmen yüzde 1’e ulaşmaması da bu psikolojide etkili bir faktör gibi görünüyor. Çünkü bu oran, BDP’ye demokratik özerkliğin onaylandığını ya da kabul gördüğünü söyleme imkânı vermiyor.
Ne olursa olsun, AK Parti’nin sorumluluğu, rakiplerinin gizli bir umutsuz mağlup psikolojisiyle halka küsüp demokrasiden uzaklaşmalarına mani olmaktır.
Demokrasimizin bekası açısından, Başbakan’ın umut kırıcı değil teşvik edici bir siyaset izlemesi büyük önem taşıyor.
AK Parti’nin diyalog kanallarını açık tutarak, muhalefetin egosunu arada bir okşayarak, alçakgönüllü bir iktidar duruşunu koruyarak sivil siyasetin erdemlerini her fırsatta hatırlatıp demokrasiyi sevdirmesi şart.
BDP’yi sivil siyasetten soğutmamak için iştah açıcı hamleler içeren bir Meclis’e ısındırma paketi bile düşünmeli AK Parti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder