22 Haziran 2011 Çarşamba

YSK neden 10 Haziran'da veto etmedi?

Yüksek Seçim Kurulu, Hatip Dicle ile ilgili kararını açıkladı.
Diyarbakır'dan bağımsız seçilen Dicle'nin milletvekili olma şartlarını taşımadığına karar verdi.
Eskilerin "Ba'du harabul Basra..." yani "Basra harap olduktan sonra..." dedikleri durumla karşı karşıyayız.
YSK özerk bir kurum.
Verdiği kararın itiraz mercii de yok...
Karar hukuki olarak şüphe taşımayacak kadar doğru.
Anayasa'nın 76'ncı maddesi milletvekili seçilme şartlarını ortaya koyuyor.
Şu iki hali de vekil seçilmeye engel görüyor:
"...taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar..."
"...terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar..."
Dicle'nin, terör suçu nedeniyle aldığı 1 yıl 8 aylık cezasının 22 Mart 2011'de Yargıtay tarafından onanmış olması, onu net şekilde vekil olmaktan alıkoyuyor.
Sorun, YSK'nın adaylığı veto etmesi gerekirken riske girmeyip, mazbatasını aldıktan sonra vekilliğini düşürmesinden kaynaklanıyor.

Tamamen hukuki olan bir karar, bu nedenle siyasi karar algısına neden oluyor.
Aslında olayın seyri oldukça kafa karıştırıcı...
Dicle'nin cezası 22 Mart 2011'de Yargıtay'da onaylanıyor.
Yargıtay onayladığı dosyayı, davanın görüldüğü ilk derece mahkemeye yeniden gönderiyor.
Mahkemenin dosya üzerindeki işlemlerini tamamlayıp, Adli Sicil Müdürlüğü'ne göndermesi ve kayıtlara girmesi gerekiyor.
Ancak bu süreç halen tamamlanabilmiş değil.
Dolayısıyla Dicle vekillik başvurusu yaparken, sabıka kaydında bu suç görülmüyor.
Dicle de verdiği beyanlarda bu kararı bildirmiyor.
YSK bu nedenle mart ayında yaşanan aday krizinde onu veto etmiyor.
Ancak YSK'nın, kararın varlığını seçimden birkaç gün önce öğrendiği anlaşılıyor.
YSK, 10 Haziran'da Dicle'den karar ile ilgili savunma istiyor.
Aslında YSK'nın o an Dicle'nin adaylığını düşürmesi gerekiyor.
Sanırım seçimlerden iki gün önce böyle bir kararın gerilimi yeniden yükseltmesinden ve ikinci kez patlayacak olayların seçime etki etmesinden endişe ettiler.
KCK sanığı tutuklu Dicle, bu arada vekillik mazbatasını aldırdı.
Yani kağıt üzerinde "vekil" oldu.
YSK işte bu aşamada Dicle'yi vekillikten düşürdü.
Bazı hukukçular haklı olarak, "YSK'nın adayları veto etme hakkı var ama vekilleri düşürme hakkı yok. Bu yetki TBMM Genel Kurulu'nda" diyorlar.
Sonuç olarak, Dicle kendisi hakkındaki kararı gizleyerek; YSK da seçim öncesi cezayı fark ettiği halde vetoyu geciktirerek bugünkü tablonun oluşmasını sağladı.
Dicle kararı ile KCK tutuklusu diğer sanıkların durumlarını birbirine karıştırmamak gerek.
Onlar tahliye edilmeseler bile "dokunulmazlığı olmayan tutuklu vekil" olacaklar.
Tahliye edilmeme ihtimalleri bilindiği halde aday gösterilen isimler için bugün "Bir bardak suda koparılmaya çalışılan fırtına" sizi yanıltmasın.
Ne devlet acze ne de hukukun üstünlüğü tehdit ve şantaja esir düşmeli.
Asıl o zaman YSK'nın haksız yere kendisini düşürdüğü siyasallaşma algısı ortaya çıkar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder